file_name
stringlengths 12
17
| text
stringlengths 845
38.4k
|
---|---|
2024_8041.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8041E. , 2024/10495K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1773 E., 2024/452 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/543 E., 2021/226K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile
İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde alt işveren Şirketler nezdinde
çalışmaktayken 02.04.2018 tarihinde 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) ile kadroya
geçirildiğini ve hâlen davalıya ait işyerinde kadrolu işçi olarak çalışmaya devam ettiğini, davacı ile davalı
Bakanlık arasında, davacın kadroya geçişi sırasında imzalanan bireysel iş sözleşmesinin 9 uncu maddesinde,
ücretinin brüt asgari ücretin 9660 oranında fazlası olarak belirlendiğini; ancak davalı Kurumun 01.01.2019
tarihinden itibaren sadece çerçeve toplu iş sözleşmesinde öngörülen 964 oranındaki zammı uygulayıp 060
oranındaki sözleşme zam oranını uygulamayarak eksik ücret ödediğini, buna bağlı olarak ikramiye ve ilave
tediye alacaklarının da eksik ödendiğini ileri sürerek fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, 696 sayılı KHK
kapsamında kadroya geçirildiğini, ücretinin toplu iş sözleşmesi hükümleri dikkate alınarak mevzuata uygun
biçimde belirlendiğini, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve bu nedenle ödenmeyen ücret alacağının
bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 696 sayılı KHK ile 375 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname'ye (375 sayılı KHK) eklenen geçici 23 üncü madde gereğince sürekli işçi
kadrosuna geçiş yaptığı, alacakların zamanaşımına uğramadığı, geçiş işlemleri tamamlanan işçilere
idarelerce uygulanmak üzere, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve 31.10.2020 tarihine
kadar uygulanacak olan toplu iş sözleşmesinin ücret, mali ve sosyal haklara ilişkin hükümlerinin
uygulanması gerektiği, dosya içeriğinde bulunan ücret bordrolarının incelenmesinden geçici 23 üncü madde
uyarınca 01.01.2018-30.06.2018 ve 01.07.2018-31.12.2018 tarihleri arasında geçerli olacak şekilde 904
oranında zam yapıldığı; ancak davacının 01.01.2019 tarihinden itibaren başlayan çalışma dönemi yönünden
belirsiz süreli iş sözleşmesinde öngörülen artış oranın uygulanmadığının anlaşıldığı, bu durumda davacının
fark ücret ve buna bağlı olarak fark ikramiye ve fark ilave tediye alacaklarına hak kazandığı, hükme elverişli
bilirkişi raporu ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı tarafından ödenmesi gereken ücret,
ikramiye ve ilave tediye alacaklarının eksik ödendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
ikramiye ve ilave tediye alacaklarının eksik ödendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; belirsiz alacak davası açılamayacağını, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi
gerektiğini, müvekkili Kurumun pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun
denetime elverişli olmayıp rapora karşı yaptıkları itirazların karşılanmadığını, müvekkili tarafından mevzuata
uygun biçimde uygulama yapıldığını, davacıya eksik ücret ödemesi yapıldığı iddiasının gerçeği
yansıtmadığını, zira toplu iş sözleşmesinde ücret zammına ilişkin olarak her dönem için 9064 oranında zam
yapılacağının ve bunun da bir önceki dönemde yer alan ücret üzerinden uygulanacağının belirtildiğini, işçinin
tâbi olduğu iş sözleşmesinde yer alan ücrete ilişkin hükümlere herhangi bir atıf yapılmadığını, iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünde de ücret zammı, ikramiye ve sosyal yardımlar hususunda
sözleşmenin eki sayılan (EK-A) toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiğini, ayrıca
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 36 ncı maddesinde; toplu iş sözleşmesinde aksi
belirtilmedikçe iş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı olamayacağının ve iş sözleşmelerinin toplu iş
sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümlerin alacağının düzenlendiğini,
davacının hiçbir hak ve alacağı bulunmadığını, kamu kurumu olan müvekkilinin harçtan muaf olduğu
hususunun gözetilmediğini, parasal değerler ve faizlerin türü ile başlangıç ve bitiş tarihleri, yargılama gideri
ve vekâlet ücreti ile harçların hesaplama tutarlarının hatalı belirlendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi
kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın belirsiz alacak davası olarak
açılmadığı, davacı işçinin kadroya geçişi aşamasında işverenle imzalanan iş sözleşmesinde açıkça asgari
ücretin 060 fazlasının ödeneceğinin kararlaştırıldığı, kadroya geçiş aşamasında işverenle imzalanan iş
sözleşmesinde asgari ücretin belli bir oranda fazlasının ödeneceği kararlaştırılmışsa sözü edilen kuralın, her
asgari ücret artış dönemi için işvereni bağlayacağı, bu nedenle iş sözleşmesinin açık hükmü gereği ücret
farkı ile diğer fark işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, ancak dava
tarihine kadar yapılan hesaplama üzerinden hüküm kurulmasının hatalı olduğu, zira arabuluculuk son
tutanak tarihi olan 23.07.2020 tarihi ile dava tarihi olan 14.09.2020 tarihi arasında kalan talep dönemi için
arabuluculuk dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin
(2) nci alt bendi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü
ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf başvurusundaki sebeplerle benzer sebepleri tekrar etmiş ve inceleme sırasında resen
gözetilmesi gereken sair nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna
başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 696 sayılı KAK kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen davacı işçinin, kadroya geçişte
düzenlenen belirsiz süreli iş sözleşmesi hükümlerine göre ücretinin tespiti ile buna bağlı olarak fark
alacaklarının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde.
3. Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve 2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
2. Somut uyuşmazlıkta sürekli işçi kadroya geçiş aşamasında işverenle imzalanan bireysel iş sözleşmesinin
“Ücret” başlıklı 9 uncu maddesinde “ İşçinin aylık Brüt ücreti; Asgari ücretin 9060 ı olup hafta tatili bu ücrete
dahildir. Ücret anlaşmalı bankaca açılacak olan hesaba işverence yatırılarak ödenir. Belirlenen ücrete;
haftalık çalışma süresi içerisinde bulunan ve gece çalışmalarına rastlayan sürelere ilişkin ücret dâhildir.
İşçinin ücrel zammı, ikramiye, sosyal yardımlar, çocuk, yemek, taşıt, yakacak, öğrenim, ..., hastalık,
evlenme, doğum, ölüm, sözleşmenin EK-A'sında bulunan toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre yürütülür.”
hükmü bulunmaktadır.
3. Şu hâlde davacı işçinin kadroya alınması ile birlikte işverenle imzalanan iş sözleşmesinde; açıkça her
dönem geçerli asgari ücretin belli bir oranı seviyesinde ücret ödeneceği öngörülmediğinden, bireysel iş
sözleşmesinin 9 uncu maddesinde asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlenen tutarın işçinin
kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler yönünden işvereni
ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmelidir. Buna göre davacının dava
konusu dönem bakımından bireysel iş sözleşmesinden kaynaklı fark işçilik alacağı bulunmamaktadır.
4. Belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeden davanın reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi
hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7886.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7886E. , 2024/10485K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1974 E., 2024/603 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/353 E., 2023/440 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7890.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7890E. , 2024/10489K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1980 E., 2024/609 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/359 E., 2023/446K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8039.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8039E. , 2024/10493K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1765 E., 2024/451 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/541 E., 2021/225K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile
İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde alt işveren Şirketler nezdinde
çalışmaktayken 02.04.2018 tarihinde 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) ile kadroya
geçirildiğini ve hâlen davalıya ait işyerinde kadrolu işçi olarak çalışmaya devam ettiğini, davacı ile davalı
Bakanlık arasında, davacın kadroya geçişi sırasında imzalanan bireysel iş sözleşmesinin 9 uncu maddesinde,
ücretinin brüt asgari ücretin Y660 oranında fazlası olarak belirlendiğini; ancak davalı Kurumun 01.01.2019
tarihinden itibaren sadece çerçeve toplu iş sözleşmesinde öngörülen 964 oranındaki zammı uygulayıp 060
oranındaki sözleşme zam oranını uygulamayarak eksik ücret ödediğini, buna bağlı olarak ikramiye ve ilave
tediye alacaklarının da eksik ödendiğini ileri sürerek fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, 696 sayılı KHK
kapsamında kadroya geçirildiğini, ücretinin toplu iş sözleşmesi hükümleri dikkate alınarak mevzuata uygun
biçimde belirlendiğini, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve bu nedenle ödenmeyen ücret alacağının
bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 696 sayılı KHK ile 375 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname'ye (375 sayılı KHK) eklenen geçici 23 üncü madde gereğince sürekli işçi
kadrosuna geçiş yaptığı, alacakların zamanaşımına uğramadığı, geçiş işlemleri tamamlanan işçilere
idarelerce uygulanmak üzere, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve 31.10.2020 tarihine
kadar uygulanacak olan toplu iş sözleşmesinin ücret, mali ve sosyal haklara ilişkin hükümlerinin
uygulanması gerektiği, dosya içeriğinde bulunan ücret bordrolarının incelenmesinden geçici 23 üncü madde
uyarınca 01.01.2018-30.06.2018 ve 01.07.2018-31.12.2018 tarihleri arasında geçerli olacak şekilde 904
oranında zam yapıldığı; ancak davacının 01.01.2019 tarihinden itibaren başlayan çalışma dönemi yönünden
belirsiz süreli iş sözleşmesinde öngörülen artış oranın uygulanmadığının anlaşıldığı, bu durumda davacının
fark ücret ve buna bağlı olarak fark ikramiye ve fark ilave tediye alacaklarına hak kazandığı, hükme elverişli
bilirkişi raporu ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı tarafından ödenmesi gereken ücret,
ikramiye ve ilave tediye alacaklarının eksik ödendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; belirsiz alacak davası açılamayacağını, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi
gerektiğini, müvekkili Kurumun pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun
denetime elverişli olmayıp rapora karşı yaptıkları itirazların karşılanmadığını, müvekkili tarafından mevzuata
uygun biçimde uygulama yapıldığını, davacıya eksik ücret ödemesi yapıldığı iddiasının gerçeği
yansıtmadığını, zira toplu iş sözleşmesinde ücret zammına ilişkin olarak her dönem için W4 oranında zam
yapılacağının ve bunun da bir önceki dönemde yer alan ücret üzerinden uygulanacağının belirtildiğini, işçinin
tâbi olduğu iş sözleşmesinde yer alan ücrete ilişkin hükümlere herhangi bir atıf yapılmadığını, iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünde de ücret zammı, ikramiye ve sosyal yardımlar hususunda
sözleşmenin eki sayılan (EK-A) toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiğini, ayrıca
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 36 ncı maddesinde; toplu iş sözleşmesinde aksi
belirtilmedikçe iş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı olamayacağının ve iş sözleşmelerinin toplu iş
sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümlerin alacağının düzenlendiğini,
davacının hiçbir hak ve alacağı bulunmadığını, kamu kurumu olan müvekkilinin harçtan muaf olduğu
hususunun gözetilmediğini, parasal değerler ve faizlerin türü ile başlangıç ve bitiş tarihleri, yargılama gideri
ve vekâlet ücreti ile harçların hesaplama tutarlarının hatalı belirlendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi
kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın belirsiz alacak davası olarak
açılmadığı, davacı işçinin kadroya geçişi aşamasında işverenle imzalanan iş sözleşmesinde açıkça asgari
ücretin “060 fazlasının ödeneceğinin kararlaştırıldığı, kadroya geçiş aşamasında işverenle imzalanan iş
sözleşmesinde asgari ücretin belli bir oranda fazlasının ödeneceği kararlaştırılmışsa sözü edilen kuralın, her
asgari ücret artış dönemi için işvereni bağlayacağı, bu nedenle iş sözleşmesinin açık hükmü gereği ücret
farkı ile diğer fark işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, ancak dava
tarihine kadar yapılan hesaplama üzerinden hüküm kurulmasının hatalı olduğu, zira arabuluculuk son
tutanak tarihi olan 23.07.2020 tarihi ile dava tarihi olan 14.09.2020 tarihi arasında kalan talep dönemi için
arabuluculuk dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin
(2) nci alt bendi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü
ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf başvurusundaki sebeplerle benzer sebepleri tekrar etmiş ve inceleme sırasında resen
gözetilmesi gereken sair nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna
başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 696 sayılı KAK kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen davacı işçinin, kadroya geçişte
düzenlenen belirsiz süreli iş sözleşmesi hükümlerine göre ücretinin tespiti ile buna bağlı olarak fark
alacaklarının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde.
3. Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve 2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
2. Somut uyuşmazlıkta sürekli işçi kadroya geçiş aşamasında işverenle imzalanan bireysel iş sözleşmesinin
“Ücret” başlıklı 9 uncu maddesinde “ İşçinin aylık Brüt ücreti; Asgari ücretin 9060 Iı olup hafta tatili bu ücrete
dahildir. Ücret anlaşmalı bankaca açılacak olan hesaba işverence yatırılarak ödenir. Belirlenen ücrete;
haftalık çalışma süresi içerisinde bulunan ve gece çalışmalarına rastlayan sürelere ilişkin ücret dâhildir.
İşçinin ücrel zammı, ikramiye, sosyal yardımlar, çocuk, yemek, taşıt, yakacak, öğrenim, ..., hastalık,
evlenme, doğum, ölüm, sözleşmenin EK-A'sında bulunan toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre yürütülür.”
hükmü bulunmaktadır.
3. Şu hâlde davacı işçinin kadroya alınması ile birlikte işverenle imzalanan iş sözleşmesinde; açıkça her
dönem geçerli asgari ücretin belli bir oranı seviyesinde ücret ödeneceği öngörülmediğinden, bireysel iş
sözleşmesinin 9 uncu maddesinde asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlenen tutarın işçinin
kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler yönünden işvereni
ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmelidir. Buna göre davacının dava
konusu dönem bakımından bireysel iş sözleşmesinden kaynaklı fark işçilik alacağı bulunmamaktadır.
4. Belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeden davanın reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi
hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7887.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7887E. , 2024/10486K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1981 E., 2024/610K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/360 E., 2023/447K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7888.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7888E. , 2024/10487K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1978 E., 2024/607 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/357 E., 2023/444K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7891.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7891€E. , 2024/10490K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1975 E., 2024/604 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/354 E., 2023/441K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7893.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7893E. , 2024/10492K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1979 E., 2024/608 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/358 E., 2023/445 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7892.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7892E. , 2024/10491kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1977 E., 2024/606 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 55. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/356 E., 2023/443K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; incelenmesine gerek görülen aşağıda belirtilen belgelerin, dava dosyası içerisinde ve UYAP ile
oluşturulan elektronik ortamda bulunmadığı belirlenmiştir.
Bu kapsamda davacının daha önce çalıştığı ve dosya kapsamında çalışma belgesi bulunan
işyeri/işyerlerinden davacının çalıştığı toplam sürenin, yaptığı işin mahiyetinin ve görev tanımının açık ve
tereddüte mahal bırakmayacak biçimde temin edilmesi ve ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumundan davacının
sigortalı hizmet cetveli ile hizmet cetvelinde yer alan işyeri/işyerlerini gösteren eklerin, işe giriş ve işten
ayrılış bildirgelerinin istenilerek gelecek cevabi yazı ve eklerinin dosyaya eklenmesi gerekmektedir .
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye
gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_6835.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/6835E. , 2024/10499K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1042 E., 2024/128K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/269 E., 2022/22K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece mahkemesi
hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre 08.09.2021 tarihinde imzalanan 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesindeki taban ücret uygulaması sebebiyle davacının bireysel iş sözleşmesinde belirlenen ücretinin,
asgari ücretle olan bağının 01.01.2021 tarihi itibarıyla kesildiği görülmekle; somut davadaki ücret tespitinin
ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarı ile
kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8462.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8462E. , 2024/10535K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/545 E., 2024/235 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8.
Hukuk Dairesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde hizmet alım sözleşmesi
kapsamında çalışmaktayken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) hükümlerine göre
02.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, davalı Bakanlık ile davacı arasında sürekli işçi
kadrosuna geçirilirken imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde asgari ücretin belirli bir oran fazlasının
davacının ücreti olarak öngörüldüğünü, sözleşme hükmüne göre ücretin her yıl asgari ücretin belirli bir oran
fazlası olarak belirlenmesi gerekmesine karşın sözleşmeye aykırı olarak davacının ücretinin asgari ücret
seviyesine çekilmek ve bu ücrete 964 oranında zam uygulanmak suretiyle eksik ödendiğini ileri sürerek
davacının eksik ödemeden kaynaklı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, kadroya geçiş sonrası
Yüksek Hakem Kurulu kararı ile uygulamaya konulan toplu iş sözleşmesi dikkate alınarak ücretin
belirlendiğini, hukuka aykırı bir uygulamanın söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 26. İş Mahkemesinin 20.12.2022 tarihli kararı ile; davacı ile davalı İdare arasında imzalanan belirsiz
süreli iş sözleşmesinin 7 nci maddesinde, davacının ücretinin asgari ücretin belirli bir oran fazlası olacağına
dair düzenleme olduğundan hareketle belirsiz süreli iş sözleşmesinin ve toplu iş sözleşmesinin ilgili
hükümleri uyarınca yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli kararı ile; kadroya geçiş sırasında
imzalanan sözleşmede davacının ücretinin asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlendiği,
hesaplamada 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KAK) geçici 23 üncü maddesi uyarınca
esas alınacak toplu iş sözleşmesi ve Türk Ağır Sanayi ve Kamu İşverenleri Sendikası ile Öz Sağlık ve Sosyal
Hizmet İşçileri Sendikası arasında 08.09.2021 tarihinde imzalanan 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Dairemizin 18.10.2023 tarihli kararı ile; 2022 yılı itibarıyla işçiye ödenmesi gereken ücret tespit edilirken
08.09.2021 imza tarihli ve 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 33 üncü
maddesine göre işçinin 31.12.2021 tarihindeki günlük çıplak brüt ücreti üzerine toplu iş sözleşmesinde
kararlaştırılan şekilde zamların yürütülmesi gerekmekte iken ücretin bireysel iş sözleşmesinde kararlaştırılan
asgari ücret oranı ile bağlantısının kesildiği göz önünde bulundurulmaksızın söz konusu zamlara iş
sözleşmesinde öngörülen asgari ücret oranına ilişkin zam miktarının eklenmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararı doğrultusunda dosyanın
bilirkişiye tevdi edildiği, tanzim edilen ek bilirkişi raporundaki hesaplamaların Yargıtay bozma kararına,
dosya kapsamına uygun ve gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacının 2018 yılı ücreti korunarak bu ücrete “4 oranında zam yapıldığını, ücretin
düşürülmesinin söz konusu olmadığını, davacı işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük brüt
ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin
uygulanmasını istemesinin mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacının 2022 yılına
ait ücretin bozmaya uygun şekilde tespiti ile buna göre fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının yeniden hesaplanmasına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması
ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun'un 1 vd.
maddeleri, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 696 sayılı KAK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve
2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır:
2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
"
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında temyiz edenin sıfatına göre bir isabetsizlik
bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise
yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8407.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8407E. , 2024/10473K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1330 E., 2024/1544 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/250 E., 2024/12 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8408.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8408 E. , 2024/10474K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1329 E., 2024/1543 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/249 E., 2024/11K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8460.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8460E. , 2024/10533K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/547 E., 2024/236 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8.
Hukuk Dairesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde hizmet alım sözleşmesi
kapsamında çalışmaktayken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) hükümlerine göre
02.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, davalı Bakanlık ile davacı arasında sürekli işçi
kadrosuna geçirilirken imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde asgari ücretin belirli bir oran fazlasının
davacının ücreti olarak öngörüldüğünü, sözleşme hükmüne göre ücretin her yıl asgari ücretin belirli bir oran
fazlası olarak belirlenmesi gerekmesine karşın sözleşmeye aykırı olarak davacının ücretinin asgari ücret
seviyesine çekilmek ve bu ücrete 904 oranında zam uygulanmak suretiyle eksik ödendiğini ileri sürerek
davacının eksik ödemeden kaynaklı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, kadroya geçiş sonrası
Yüksek Hakem Kurulu kararı ile uygulamaya konulan toplu iş sözleşmesi dikkate alınarak ücretin
belirlendiğini, hukuka aykırı bir uygulamanın söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 26. İş Mahkemesinin 20.12.2022 tarihli kararı ile; davacı ile davalı İdare arasında imzalanan belirsiz
süreli iş sözleşmesinin 7 nci maddesinde, davacının ücretinin asgari ücretin belirli bir oran fazlası olacağına
dair düzenleme olduğundan hareketle belirsiz süreli iş sözleşmesinin ve toplu iş sözleşmesinin ilgili
hükümleri uyarınca yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli kararı ile; kadroya geçiş sırasında
imzalanan sözleşmede davacının ücretinin asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlendiği,
hesaplamada 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KAK) geçici 23 üncü maddesi uyarınca
esas alınacak toplu iş sözleşmesi ve Türk Ağır Sanayi ve Kamu İşverenleri Sendikası ile Öz Sağlık ve Sosyal
Hizmet İşçileri Sendikası arasında 08.09.2021 tarihinde imzalanan 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Dairemizin 18.10.2023 tarihli kararı ile; 2022 yılı itibarıyla işçiye ödenmesi gereken ücret tespit edilirken
08.09.2021 imza tarihli ve 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 33 üncü
maddesine göre işçinin 31.12.2021 tarihindeki günlük çıplak brüt ücreti üzerine toplu iş sözleşmesinde
kararlaştırılan şekilde zamların yürütülmesi gerekmekte iken ücretin bireysel iş sözleşmesinde kararlaştırılan
asgari ücret oranı ile bağlantısının kesildiği göz önünde bulundurulmaksızın söz konusu zamlara iş
sözleşmesinde öngörülen asgari ücret oranına ilişkin zam miktarının eklenmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararı doğrultusunda dosyanın
bilirkişiye tevdi edildiği, tanzim edilen ek bilirkişi raporundaki hesaplamaların Yargıtay bozma kararına,
dosya kapsamına uygun ve gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacının 2018 yılı ücreti korunarak bu ücrete 4 oranında zam yapıldığını, ücretin
düşürülmesinin söz konusu olmadığını, davacı işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük brüt
ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin
uygulanmasını istemesinin mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacının 2022 yılına
ait ücretin bozmaya uygun şekilde tespiti ile buna göre fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının yeniden hesaplanmasına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması
ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun'un 1 vd.
maddeleri, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 696 sayılı KAK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve
2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır:
2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
"
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında temyiz edenin sıfatına göre bir isabetsizlik
bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise
yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8409.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8409E. , 2024/10475K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1328 E., 2024/1542 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/248 E., 2024/10K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8410.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8410E. , 2024/10476K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1334 E., 2024/1548 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/254 E., 2024/16K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8411.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8411E. , 2024/10477K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1333 E., 2024/1547 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/253 E., 2024/15 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8413.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8413E. , 2024/10479K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1331 E., 2024/1545 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/251 E., 2024/13K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8412.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8412E. , 2024/10478K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1332 E., 2024/1546 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/252 E., 2024/14 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta fazla çalışma ücreti alacağının yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun
şekilde ödenmediği iddiasının mevcut olduğu, hüküm altına alınan bu alacağın dönemsel özellik gösterdiği
ve kesinlik sınırını aşacak mahiyette ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı tarafından temyize konu edilen toplam miktar, Bölge
Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
2024_8516.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8516E. , 2024/12940K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
KARAR : Davacının istinaf başvurusunun esastan reddi, davalının istinaf başvurusunun kesinlikten reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf
başvurusunun esastan reddine; davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise İlk Derece Mahkemesi kararının
miktar itibarıyla kesin mahiyette olması sebebiyle kesinlikten reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı ... Hizmetler Bakanlığı ile dava dışı alt işverenler arasında
imzalanan hizmet alım sözleşmesine göre alt işveren işçisi olarak davalı Bakanlığa ait işyerinde belirsiz süreli
iş sözleşmesi ile çalışırken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KAK) kapsamında sürekli işçi
kadrosuna geçirildiğini, sürekli işçi kadrosuna geçirildikten sonra ücretinin düşürüldüğünü, bundan dolayı
ücret farkı, ikramiye farkı, ilave tediye farkı alacaklarının bulunduğunu ayrıca davacının pandemi döneminde
davalı Bakanlık tarafından yayımlanan Genelge çerçevesinde 7, 10 ve 15'er günlük nöbetler ile gece gündüz
yirmi dört saat kapalı sistem çalıştığını, bu çalışma şeklinde fazla çalışma yaptığını ve ulusal bayram ve
genel tatil günleri ile hafta tatili günlerinde çalıştığını, gece çalışması da yaptığını; ancak bu çalışmalara
ilişkin zamlı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacakları ile fazla
çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ve gece zammı ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ücret politikasının hukuka uygun olduğunu ve davacının ödenmeyen
alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının sürekli işçi kadrosuna geçiş
sürecinde imzalanan sözleşmede asgari ücretin belirli bir oran fazlasına yönelik bir düzenleme
bulunmadığından ücret farkı alacağına hak kazanamayacağı; ücret bordroları, puantaj kayıtları ile mevzuat
dikkate alınarak hazırlanan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda
bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; davacının çalıştığı Kurumun bakıma muhtaç kişilerden oluştuğunu, bu kişilerin 7/24 bakım
ihtiyaçlarının devam ettiğini, davacının günde 11, gece çalışmasında 7,5 ve yılda 270 saati aşan fazla
çalışmalarının ödenmediğini, pandemi döneminde 7, 10 ve 1'er günlük çalışmalarla aralıksız çalışmalarının
devam ettiğini ancak fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini,
hesaplamada mahsup işleminin hatalı yapıldığını, davacının ihale şartnamesine göre asgari ücretin belirli bir
oranda fazlası ile çalışırken aynı şartlar ile kadroya geçtiğini, buna rağmen ücretinin tek taraflı olarak davalı
Kurumca düşürüldüğünü, fark alacak taleplerinin reddinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi
kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
2. Davalı vekili; davacının fazla çalışma yaptığını kabul etmediklerini, fazla çalışma yaptığı kabul edilmiş olsa
dahi en fazla günlük üç saat fazla çalışma yapacağının kabulü gerektiğini, davacının hafta tatili ücretine de
hak kazanamadığını, diğer alacak kalemlerinin de eksiksiz ödendiğini belirterek davanın reddine karar
verilmek üzere İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
hak kazanamadığını, diğer alacak kalemlerinin de eksiksiz ödendiğini belirterek davanın reddine karar
verilmek üzere İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 02.04.2018 tarihinde
kadroya geçirildiği, kadroya geçiş sırasında imzalanan sözleşmede davacının ücretinin asgari ücretin belli bir
oranda fazlası olarak belirlenmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli ve denetime elverişli
olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı aleyhine hüküm altına
alınan alacak miktarının karar tarihi itibarıyla istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle de davalı
vekilinin istinaf başvurusunun kesinlikten reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçelere dayanarak ve resen dikkate alınacak nedenlerle
davanın kabulüne karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece
Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 696 sayılı KAK kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen davacı işçinin, kadroya geçişte
düzenlenen belirsiz süreli iş sözleşmesi hükümlerine göre ücretinin tespiti ile talep edilen fark alacaklarının
bulunup bulunmadığı ve fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ile gece zammı ücreti
alacaklarının ispatı ve hesaplanması hususundadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 696 sayılı KHK ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 23 üncü madde, 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 22, 32, 41, 42, 44, 46, 47 ve 68 inci maddeleri, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş
Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 696 sayılı KHK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve
2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı ilâmında şu şekilde açıklanmıştır:
2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz
itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 23. Maddesi Uyarınca İdarelerce Sürekli İşçi
Kadrolarına Geçirilen İşçilerin Ücret ile Diğer Mali ve Sosyal Haklarının Belirlenmesinde Esas Alınacak Toplu
İş Sözleşmesi'nde saat 20.00-06.00 arasında yapılan çalışmaların gece çalışması olduğu, güvenlik görevlileri
hariç bu saatlerde çalıştırılan işçilere ücretlerinin “510 zamlı ödeneceği düzenlenmiştir. Mahkemece hükme
esas alınan bilirkişi raporunda puantaj kayıtları ve diğer belgelere göre davacının gece zammı alacağının
hesaplanacağı bordrolar ile ödenen kısımlar varsa mahsup edileceği açıklandığı hâlde gece zammı alacağına
ilişkin herhangi bir hesaplama yapılmadığı görülmüştür.
3. Somut olayda, dosya içerisinde yer alan puantaj kayıtları, iş sözleşmesi, özlük dosyası ve tüm diğer
belgelere göre davacının bakım görevlisi olarak çalıştığı ve 24 saat esasına dayalı olarak çalıştığı günler
olduğu gibi 22.00-08.00 veya 21.00-09.00 saatleri arasında olacak şekilde gece vardiyasına denk gelen
çalışmalarının olduğu günlerin de bulunduğu sabit olup ilgili toplu iş sözleşmesi hükmü gereğince gece
zammı alacağına hak kazandığı açıktır. Bu itibarla davacı talebi de göz önünde bulundurularak 02.04.2018
tarihinden toplu iş sözleşmesinin sona erdiği 31.10.2020 tarihine kadar davacının gece çalışma dönemine
denk gelen ücretlerinin toplu iş sözleşmesi hükmü gereği W10 zamlı hesaplanarak ve bordrolarda yapılan
gece zammına ilişkin tahakkuklar varsa hesaplamada dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik
inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye
Mahkemesine gönderilmesine,
03.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7814.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7814E. , 2024/8971kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/45 E., 2023/380K.
KARAR : Ret
Taraflar arasında Mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz
incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacı Kurum vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı ...'ın dava dışı ...'ın iş yerinde hizmet akti ile
çalışmadığını, iş yerindeki çalışmalarının gerçek olmadığını, Kurum müfettişleri tarafından bu hususun
25.11.2009 tarih ve 93211/İnc/25 sayılı rapor ile tespit edildiğini, ilgili raporda, fiili çalışmaya dayanmayan
gerçek dışı sigortalılara kısa vadeli sigorta kollarından yapılan yardımların yasal faizi ile geri alınması
gerektiğinin tespitinin de yapıldığını, gerçek dışı çalışmaya dayanan ilgili eylemler ile ilgili dava dışı şahıslar
ile ilgili Savcılığı suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının da söz konusu iş yerinde gerçeğe aykırı sigortalı
olarak bildirildiği dönemler içerisinde kısa vadeli sigorta kollarından yararlandığını, davacı Kurum tarafından
davalıya ve ailesine 4.609,20 TL asıl alacak tutarında tedavi, ilaç gider ödemesinin yapıldığını, meydana
gelen Kurum zararını karşılamak amacıyla davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, ancak davalının söz
konusu takibe itiraz ettiğini, davalının itirazının haksız olduğunu, bu nedenle davalı tarafından ilgili takibe
haksız olarak yapılan itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalıya usulüne uygun meşruhatlı çağrı tebliğ edilmiş, taraf teşkili sağlanmış ve davalı duruşmaları takip
ederek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 15.03.2016 tarihli ve 2013/146 Esas, 2016/81
Karar sayılı kararıyla;
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.03.2021 tarihli ve 2020/11350 Esas, 2021/2554
Karar sayılı bozma kararında; dosya içindeki kayıt ve belgelerden; davalının, dava dışı ... ünvanlı iş yerindeki
çalışmalarının fiili olmadığının Kurum Müfettişinin 25.11.2009 tarihli raporu ile tespit edilmesi üzerine,
sigortalının bu iş yerindeki 26.10.2006-15.02.2007 tarihleri arasındaki hizmetlerinin iptal edilmesi üzerine,
01.10.2006-15.02.2007 döneminde davalı sigortalıya yapılan tedavi gideri ödemelerinin tahsili amacıyla
başlatılan icra takibine davalının itirazı üzerine takibin durduğundan bahisle iş bu davanın açıldığı,
Mahkemece, davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de söz konusu hüküm eksik araştırma ve
incelemeye dayalıdır.
Mahkemece, davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de söz konusu hüküm eksik araştırma ve
incelemeye dayalıdır.
Mahkemece, çalışmanın geçtiği iddia edilen işyerinden bildirimi bulunan bordrolu tanıkların yeteri kadarının
beyanlarına başvurulmalı, ilgili işyerinin hangi tarihten itibaren faal olduğu ile çalışma ruhsatı alıp almadığı
araştırılmalı, vergi kayıtları getirtilip incelenmeli, yapılan sigortalı bildirim ile işyerinin faaliyeti
karşılaştırılmalı, çalışmanın geçtiği iddia edilen işyerine komşu işyeri bordrolu tanıkları tespit edilip
beyanlarına başvurulmalı, varsa savcılık soruşturması ve devamında ceza dosyası irdelenmeli, böylelikle
uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep
birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekeceğinden bahisle
karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile talimat yolu ile dinlenilen bordro tanıkları tarafından
davalının işyerinde çalıştığı hususunda beyan verdikleri, celp edilen vergi dairesi kaydında 2004-2006
yıllarında faal bir işletmenin bulunduğu, iş kolu olarak bildirilen işler ile davalının çalıştığı işlerin birbirini
doğrular nitelikte olduğu, İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında dava dışı Erol Kocaman
yönünden beraat kararı verildiği de göz önüne alındığında; davalının çalışmasının gerçek olduğu, gerçek
nitelikteki çalışma nedeniyle, davacı Kurum tarafından yersiz ödeme yapılmadığı, davalının icra takibine
itirazının yerinde olduğuna kanaat edilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili; davanın kabulünün gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazının iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesi ile İcra
İflas Kanunu hükümleridir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk
kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf
yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân
bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek
nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna
uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
25.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7502.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7502E. , 2024/9058K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2714 E., 2024/308 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/172 E., 2021/262 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece
Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerine tahsis talep tarihi itibariyle bağlanması gereken 4/a
aylığının tespit edilmesini, bağlanması gereken 4/a aylığı ile bağlanan 4/b aylığı arasındaki farkın tespitini,
ödeme işlemi Kurum hatasından kaynaklandığı için sadece geriye yönelik beş yıllık ödemenin (Bağ-Kur aylığı
olarak ödenen) mahsup edilerek müvekkillerine iadesi gereken alacağın olup olmadığının belirlenmesini, var
ise ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsilini, Kurum tarafından
davacı ... hakkında tesis edilen 56270185- 855.02-E7722885 sayılı, diğer davacı ... hakkında tesis edilen
56270185-855.02-E.7711910 işlemlerinin iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Kurumca yapılan işlemin usul ve yasaya uygun olduğunu,
haksız ve hukuka aykırı olarak dava açıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Davanın kısmen kabulü ile,
1- Kurumun 4/1-a dan aylık bağlanması işleminde aykırılık olmadığının tespitine,
2- 4/1-a dan aylık bağlanması işlem nedeni ile Kurumca yapılan toplam ödeme nedeniyle,
a) Davacı ...'nın Kuruma 37.649,65 TL borçlu olduğunun tespitine, bu miktarı aşan Kurum talebinden
Kuruma borçlu olmadığının tespitine,
b) Davacı ...'nin Kuruma 19.674,03 TL borçlu olduğunun tespitine, bu miktarı aşan Kurum talebinden
Kuruma borçlu olmadığının tespitine,
3-Fazla ödemeler Kurum hatasından kaynaklandığından yersiz ödeme nedeniyle 96/1-b maddesi gereği
Kurumca tahsil işlemi yapılması gerektiğinin tespitine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda
bulunmuşlardır.
o a
bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde, bilirkişi raporunun yeterli olmadığını, fazla ödemelerin Kurumun
hatası nedeniyle gerçekleştiğini, davalı Kurum tarafından müvekkillerine ödenmesi gereken 4-a aylıklarının
toplu olarak ödendiğini ancak eksik ödendiğini ileri sürmüştür.
2. Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde, Kurumca yapılan işlemler karar gereğince de mevzuata uygun
olduğundan davanın tamamen reddi gerekmekte iken kısmen kabulünü kabul etmenin mümkün olmadığını,
davacıların 4/a aylıkları başlangıçtan itibaren bağlandığından Genel Müdürlük talimatı ile aylığın 5 yıl
öncesine ait manuel borç oluşturulduğunu ve faizsiz olarak talep edildiğini, 4/b kapsamında ödenen tüm
aylıklar için borç oluşturulduğunu, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili ve davalı Kurum vekilinin
istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesi ile benzer nedenlerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını
istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacılara 4/a kapsamında bağlanması gereken ölüm aylığının sehven 4/b kapsamında
bağlanan aylığın geriye dönük olarak iptal edilip edilmeyeceği ve bu nedenle borç çıkarılıp çıkarılamayacağı
hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup dosyada yer alan tüm bilgi
ve belgelerin incelenmesinde davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın
bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7722.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7722E. , 2024/9018kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/209 E., 2024/333 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adıyaman 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/436 E., 2023/62 K.
Taraflar arasındaki ölüm aylığı bağlanması, menfi tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, eşi üzerinden ölüm aylığı aldığını, babası üzerinden de
ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini, yapılan kesintilerin iadesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; Kurum tarafından yapılan işlemin yasa ve mevzuata uygun
olduğunu, iptalini gerektirir bir durumun söz konusu olmadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin eksik ve yetersiz inceleme neticesinde vermiş olduğu
karar usul ve Kanun'a aykırı olup verilen kararın istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak davanın kabulüne
karar verilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının babası üzerinden hak
sahipliği sıfatının eşinin vefat ettiği 19.06.2013 tarihinde kazanıldığı ve bu tarihte yürürlükte olan 5510 sayılı
Kanun'un 54 ncü maddesi gereğince davanın reddi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin
reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
m—-. e. 4...
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili özetle; kararın emsal yargı kararlarıyla çeliştiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini
belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıya çift ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 54 ncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve Kanun'a uygun olup davacı vekili tarafından
temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7894.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7894E. , 2024/9041kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/762 E., 2024/457 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/222 E., 2023/120 K.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edildiği, ilgili davalı vekili
tarafından yatırılması gereken toplam nispi temyiz harcının, kabul edilen miktarın binde 68,31'inin dörtte biri
oranında olduğunun gözetilmediği, dolayısıyla temyiz eden davalı yönünden nispi temyiz harcının eksik
yatırıldığı belirlenmiştir.
Temyiz eden davalının yargı harçlarından istisna veya muafiyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32 nci maddesi uyarınca; yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe
müteakip işlemler yapılmaz.
Bu itibarla;
1. Kararı veren Mahkeme tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366 ncı maddesi atfıyla
aynı Kanun'un 344 üncü maddesi uyarınca;
a) Temyiz harçlarının bir haftalık kesin süre içerisinde tamamlanması, aksi hâlde temyiz başvurusundan
vazgeçmiş sayılacağı hususunun başvurana yazılı olarak bildirilmesi,
b) Verilen kesin süre içinde temyiz harçları tamamlanmadığı takdirde temyiz başvurusunun yapılmamış
sayılmasına karar verilerek başvurana tebliğ edilmesi,
2. Verilen kesin süre içinde;
a) Temyiz harçlarının tamamlanması hâlinde,
b)Temyiz harçlarının tamamlanmaması sebebiyle temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına dair verilen
kararın tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde temyiz edilmesi durumunda ise temyiz harç ve giderleri de
yatırıldıktan sonra, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
25.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7826.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7826E. , 2024/9118kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2457 E., 2024/668 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/95 E., 2022/122K.
Dava, sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı
Kurum ve davalı Şirket vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye
Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı SGK vekili tarafından temyiz
edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen
raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava dosyası her ne kadar temyiz incelemesi için Dairemize gönderilmiş ise de aşağıda belirtilen hususlarda
noksan bulunduğu anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK'nın 81 inci maddesinin birinci fıkrasında “İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın
müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder.” ve 361 inci maddesinin birinci fıkrasında
“Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali
talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir.”
düzenlemeleri yer almaktadır.
Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın davalı ... vekili olarak görev yapan Av.... 'a
elektronik tebligat ile tebliğ edildiği; (3 Nisan 2024 tarihinde tebligat alanına başarılı olarak konulduğu, 8
Nisan 2024 tarihinde okundu sayıldığı), buna karşılık Av. ... tarafından 4 Nisan 2024 tarihinde UYAP
üzerinden gönderilen dilekçe ile “Yukarıda belirtilen dosya numarası ile görülmekte olan davayı; her ne
kadar davalı vekili olarak takip etmiş isek de müvekkil ile yapılan anlaşma gereği vekalet ilişkimiz sona
ermiştir. Dosyaya istifa dilekçesi sunulmuş ancak tebligat tarafımıza yapılmıştır. Bu yüzden gönderilen istinaf
kararının iade alınarak dosyaya vekalet sunan yeni vekile gönderilmesine ve UYAP kayıtlarından
çıkarılmamıza karar verilmesini talep ederiz” denildiği ve vekillikten istifa dilekçesinin ise 19 Temmuz 2022
tarihinde UYAP üzerinden Mahkeme dosyasına sunulduğu anlaşılmakla; Bölge Adliye Mahkemesi kararının
elektronik tebliğ suretiyle davalı asile tebliğ edilmesi, elektronik tebliğ suretiyle tebliğ yapılamaması halinde
ise davalı Şirketin adresi olan “Atatürk Mah. Bahariye Cad. No:7/3 .../... ” adresine tebliğ edilmesi, temyiz
için geçerli süre geçtikten sonra dosyanın tebligat parçaları da dosyaya eklendikten sonra temyiz incelemesi
için Daireye gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
26.09.2024 gününde oybirliğiyle karar verildi.
|
2024_8484.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/8484E. , 2024/9291kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/325 E., 2024/799 K.
KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/463 E., 2021/90 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen aksi Kurum işleminin
iptali ile çakışan sigortalılık nedeniyle iptal edilen 4/1-a çalışmalarının hizmet süresinden sayılması
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne
karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre,
temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin
kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 05.02.1988 tarihinde 4/a sigortalısı olarak çalışmaya
başladığını ancak sigortalılık süresinin Kurum kayıtlarında eksik göründüğünü, gerekli itirazlar yapılmasına
rağmen kayıtların düzeltilmediğini, hizmet döküm cetvelinde belli dönemlerde 4/b sigorta kolunda prim
tahakkuk ettiği görülse de bu kayıtların hatalı olduğunu, ekte sunulan iş bırakma yoklama fişinden de
anlaşılacağı üzere davacının ortaklığı bulunan ... Dekorasyon İnş. Tic. Ltd. Şti.'nin 2003 yılı Ocak ayından
itibaren gayri faal olduğunu, Kurumca davacının kayden ortak olarak görüldüğü dönemlerde 4/a
çalışmalarının iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, Kurum işleminin iptali ile 4/a sigortalılık
çalışmalarının hizmet süresinden sayılması gerektiğinin ve Kurum kayıtlarının buna göre düzeltilmesine
karar verilmesini istemiştir.
II.CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiğini, Kurum kayıtlarının tetkikinde
davalı şirketin 30.04.2005 tarihi itibari ile mükellefiyetinin resen terk ettirildiğini, yapılan işlemlerde usul ve
yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
HI.İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile davacının iptal edilen 4/1a kapsamındaki
sigortalılık sürelerinin hizmet sürelerinden sayılarak Kurum kayıtlarının bu şekilde düzeltilmesine, aksine
Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili
tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
B.İstinaf Sebepleri:
Davalı SGK Başkanlığı Vekilinin İstinaf Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf dilekçesinde; Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu, davanın
bilirkişi raporunun b bendi gözetilerek reddinin gerektiğini belirterek, hüküm kurmaya elverişli olmayan
Davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf dilekçesinde; Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu, davanın
bilirkişi raporunun b bendi gözetilerek reddinin gerektiğini belirterek, hüküm kurmaya elverişli olmayan
tanık beyanları ile usul ve yasaya aykırı verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.03.2023 tarih ve 2021/905 E.-2023/494 K. sayılı kararı ile dosya
kapsamındaki 31.08.2005 tarihli İş Bırakma Yoklama Fişinde, şirketin ortakları ... ve ... şirketin 2003 yılı
Ocak ayından itibaren gayri faal olduğunu beyan ettiklerinin belirtildiği, yine Mecidiyeköy Vergi Dairesi
Müdürlüğünün 16.11.2018 tarihli yazısı ile davacının ortağı olduğu ... Dekorasyon İnş. Tic. Ltd. Şti. ünvanlı
şirketin 30.04.2005 tarihi itibariyle mükellefiyetinin resen terkin ettirildiğinin tespit edildiğinin bildirildiği,
diğer yandan davacının iddialarına ilişkin olarak beyanlarına başvurulan davacı tanıklarının ortak mahiyetteki
ifadelerinde, ekonomik nedenlerle ve diğer ortağın rahatsızlanması üzerine davacının ortağı olduğu şirketin
bürosunu kapatarak 2002 yılında şirketin faaliyetlerine son verdiklerini ve davacının ekonomik nedenlerle
farklı işverenler yanında çalıştığını beyan ettikleri, bu durumda tanık beyanları da nazara alınarak davacının
ekonomik yönden geçimini sağladığı çalışmasının tespitinde, davacının limited şirket ortaklığı nedeni ile
zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı ile çakışan 506 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalarının baskın çalışma olarak
kabulü ile davacının iptal edilen 02.06.2003-10.03.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamındaki
(5510 sayılı Kanun 4/1-a) sigortalılık sürelerinin geçerli sayılarak, aksi yöndeki davalı Kurum işleminin
iptalinin gerektiği, bu kabule göre de 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 28.02.2011
tarihine kadar geçerli olan 53/1 inci maddesi kapsamında davacının 12.11.2008-11.01.2011 tarihleri
arasında önce başlayan Bağ-Kur (4/I-b) kapsamında sigortalı olması nedeni ile davalı Kurum işleminin bu
dönemler yönüyle yerinde olduğu gerekçeleriyle, İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak, davanın esası
hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davalı Kurumun istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 19.
İş Mahkemesinin 2018/463 Esas 2021/90 Karar sayılı 16.02.2021 tarihli kararının kaldırılmasına, davanın
kısmen kabulüne, davacının iptal edilen 02.06.2003-10.03.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun
kapsamındaki sigortalılık sürelerinin geçerli sayılarak Kurum kayıtlarının bu şekilde düzeltilmesine, aksine
Kurum işleminin iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı SGK Başkanlığı vekili
temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2. Daire kararında; "... Dosya kapsamından, davacının kurucu ortağı olduğu dava dışı ... Dekorasyon İnş.
Ltd. Şti. vergi kaydının 30.04.2005 tarihinde re'sen terkin ettirildiği, davacının şirket ortaklığının da bu
şekilde sona erdiği, 05.02.1988 tarihinde başlayan 4/a sigortalılığının, 02.06.2003-11.01.2011 tarihleri
arasında dava dışı başka işyerlerinde hizmet aktine dayalı olarak devam ettiği, çakışan bu dönemde baskın
sigortalılığının 4/a sigortalılığı olduğu anlaşılmakla, 01.10.2008 sonrası dönem yönünden de davacının 4/a
kapsamında sigortalı olduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu
belirtilerek, hüküm bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 06.05.2024 tarih ve 2024/325 E.-2024/799 K. sayılı kararı ile Yargıtay bozma
ilamına uyularak, davanın kabulüne, davalı Kurum işlemin iptali ile davacının iptal edilen 4/a kapsamındaki
sigortalılık sürelerinin geçerli sayılması gerektiğinin tespitine, karar verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı Vekilinin Temyiz Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı vekili; Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu, itirazlarının nazara alınmadığını
belirterek, usul ve yasaya aykırı verilen hükmün temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 02.06.2003-11.01.2011 tarihleri arasındaki 4/1-a sigortalılık statüsünden bildirilen
hizmetlerinin Kurumca zorunlu Bağ-Kur (Kanun'un 4/I-b) kapsamındaki sigortalığı ile çakışması nedeni ile
iptaline yönelik işlemin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri,
3.Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya
uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine
hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı SGK Başkanlığı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen
nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı SGK Başkanlığı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan
Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7845.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7845E. , 2024/12860K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta; 01.01.2023-31.12.2024 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesindeki
taban ücret uygulaması sebebiyle davacının bireysel iş sözleşmesinde belirlenen ücretinin, asgari ücretle
olan bağının 01.01.2023 tarihi itibarıyla kesildiği görülmekle; somut davadaki hükmün, ücret tespiti
bakımından temyiz kesinlik sınırını aşacak şekilde ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla
kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7844.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7844E. , 2024/12859K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta; 01.01.2023-31.12.2024 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesindeki
taban ücret uygulaması sebebiyle davacının bireysel iş sözleşmesinde belirlenen ücretinin, asgari ücretle
olan bağının 01.01.2023 tarihi itibarıyla kesildiği görülmekle; somut davadaki hükmün, ücret tespiti
bakımından temyiz kesinlik sınırını aşacak şekilde ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla
kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7599.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7599E. , 2024/8720K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/294 E., 2023/239 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen rücuen tazminat
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde, davalıya ait işyeri sigortalılarından ...'ın 22.06.2010 tarihinde
geçirdiği iş kazası sonucu “546 oranında sürekli iş göremez duruma girdiğini, sigortalı tarafından işveren
aleyhine açılan Bakırköy 20. İş Mahkemesinin 2013/255 E. sayılı dosyasında işverenin “070 kusurlu
olduğunun tespit edildiğini, Kurumca sigortalıya 192.574,85-TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığını,
24.223,69-TL geçici işgöremezlik ödeneği ödendiğini, 1.403,08-TL tedavi masrafı yapıldığını, toplam zararın
218.201,62-TL olduğunu beyanla, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak üzere şimdilik 109.100,81-
TL'nin tahsis-onay, sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2.Davacı Kurum vekili, 01/06/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini toplam 152.59,36 TL olarak artırmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde, dava konusu iş kazasının 22.06.2010 tarihinde meydana geldiğini, talep
edilen miktarların zamanaşımına uğradığını, iş kazasını kapsayan dönemde şirketin ... Sigorta A.Ş. nezdinde
işveren mali mesuliyet sigortası bulunduğunu, sigortalı tarafından davalı şirket aleyhine açılan maddi ve
manevi tazminat davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, kazanın sigortalının kendi dikkatsizliği ve
kusuru neticesinde gerçekleştiğini, müvekkili şirketin kazanın meydana gelmesinde kusur, ihmal veya
dikkatsizliğinin bulunmadığını, sigortalıya gerekli eğitimlerin verildiğini ve koruyucu malzemelerin teslim
edildiğini, maddi manevi tazminat davasında alınan kusur raporundaki kusur oranını kabul etmediklerini
beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.İhbar olunan sigorta şirketi dilekçesinde özetle; davalı adına tanzim edilmiş 12003197-5 no.lu
20.01.2010-20.01.2011 vadeli işveren mali sorumluluk sigorta poliçesi bulunduğunu, poliçeye göre iş
kazaları sonucunda vaki bulacak tazminat taleplerinin kişi başına toplam 100.000 $ limitle tazminata dahil
olduğunu, işveren aleyhine açılan tazminat davasında İstanbul 4. İcra Müdürlüğünün 2014/21828 Esas sayılı
dosyasına toplam 289.996,75-TL ödeme yapıldığını, azami tazminat ödendiğinden sigorta şirketinin başkaca
bir sorumluluğunun bulunmadığını beyan etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 11.10.2016
tarihli ve 2014/300 Esas, 2016/263 Karar sayılı ALAY; davaya konu olayla ilgili < olarak görülen tazminat
İL. a a a <a YY “Ye a a m İN a a
Mahkemenin 11.10.2016
tarihli ve 2014/300 Esas, 2016/263 Karar sayılı kararıyla, davaya konu olayla ilgili olarak görülen tazminat
davasında sigortalının W 30, davalı-işverenin “670 kusur oranına göre hesap yapıldığı, anılan dosyada alınan
kusur raporuna göre Mahkeme dosyasında hesap incelemesi yapıldığı ve buna göre rapor sonrası davacı
Kurumca 01.06.2016 tarihinde ibraz edilen ıslah dilekçesinin de göz önününe alındığı belirtilerek, davanın
kabulü ile 134.802.39 TL sürekli iş göremezlik gelirinin gelir onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte,16.874,81 TL geçici iş göremezlik ödemelerinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte, 982,16 TL tedavi giderinin sarf tarihi olan 13.08.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi kararının süresi içerisinde taraf vekillerinin istinafı üzerine Bölge Adliye
Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde
bulunmuştur.
2.Dairemizin 16.10.2019 tarihli ve 2017/1562 E. 2019/7491
K. sayılı kararıyla, dosya üzerinden bir kusur raporu alınması gerektiği, tazminat dosyasındaki kusur
raporunun hükme esas alınmasının isabetli bulunmadığı, ayrıca olayın oluş biçimine göre sigortalı kusurunun
daha fazla olması gerektiği de belirtilerek karar bozulmuştur.
B. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay bozma kararı doğrultusunda kusur raporu
alındığı, söz konusu iş kazasının meydana gelişindeki kusur oran ve aidiyetinin belirlenmesi için alınan
13.03.2023 tarihli kusur bilirkişi heyeti raporunda, davalı işveren ...nin 9660 oranında, kazalı sigortalının
“40 oranında kusurlu olduğunun değerlendirildiği, Mahkemece de 13.03.2023 havale tarihli bilirkişi
raporundaki kusur oranlarının benimsendiği, bu kusur oranlarına göre alınan 17.07.2023 havale tarihli
hesap raporunun da hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, öte yandan davacı vekilinin
05.09.2023 havale tarihli talep azaltım dilekçesi ile 115.544,91-TL sürekli iş göremezlik gelirinin gelir onay
tarihinden, 14.464,13.-TL geçici iş göremezlik ödemelerinin ödeme tarihlerinden, 841,85-TL tedavi giderinin
sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, davacı
vekilinin talep azaltım dilekçesinin ise sonradan talebin daraltılması mümkün olmadığından, talebin
daraltılması hususunun kısmen feragat olarak değerlendirildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile
115.544,91-TL ilk peşin sermaye değerli gelir alacağının onay tarihinden itibaren, 14.464,13- TL geçici iş
göremezlik ödeneği alacağının ödeme tarihlerinden itibaren, 841,85-TL tedavi gideri alacağının sarf
tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalı şirketten alınarak davacı Kuruma verilmesine,
fazlaya ilişkin istemin reddine
karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı SGK vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde, iş kazasının davalı işverenin gerekli iş güvenliği ve işçi sağlık,
tüzük ve yönetmeliklerine uygun güvenlik önlemlerine almamasından kaynaklandığını, sigortalıya yüklenen
kusur oranının fahiş olduğunu, talep azaltım dilekçesine göre davanın kabulü yerine kısmen kabulüne karar
verilerek Kurum aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderinin yüklenmesinin usul ve yasaya aykırı
olduğunu belirterek, kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri ile
2.5510 sayılı Kanun'un 21 inci ve 76 ncı maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya
uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine
hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan
kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
18.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7517.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7517E. , 2024/8788K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/378 E., 2022/96K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucunda,
Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne
dair verilen karar davalı ... tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesinin 1. fıkrasına göre karar tarihi itibariyle iş
mahkemelerinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları hariç miktar veya değeri bin
lirayı geçmeyen davalar hakkındaki nihai kararlar kesindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında,
HUMK'un 427 nci maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması
gerektiği belirtilmiştir.
1 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanunun
450 inci maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte
tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya
çıkmasını engellemek için, Hukuk Muhakemeleri Kanununda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.
Bu bağlamda 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3 üncü maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama
tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086
sayılı Kanunun 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454 üncü madde
hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça düzenlenmiştir.
16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanunun geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin
değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar
düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun,
temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği
tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
Temyiz kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır
malın veya alacağın değeri dikkate alınır.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın
tamamının gözetilmesi, tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik)
sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanununu Geçici 3 üncü maddesi gereğince 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 nci
maddesi hükmü gereğidir.
21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri
yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun" ve ayrıca 5236 sayılı Kanun; katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük
tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2022 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu'nun 427 nci maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 5.810,00 TL olarak değiştirmiştir.
e şş NAM İri A#MRKVRr 0 il are an benin
tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2022 yılı için 1086 sayıl Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu'nun 427 nci maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 5.810,00 TL olarak değiştirmiştir.
Dosya içeriğine göre temyiz eden davalı aleyhine hükmedilen tutar 2.509,73 TL olup temyize konu edilen
toplam miktar İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 5.810,00 TL'nin altında
kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı ...'in temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8591.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/8591€E. , 2024/8840K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/261 E., 2024/95 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hizmet tespiti
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi
kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul
kısmen reddine dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik,
süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin
kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının 21.10.2013 ile 24.05.2017 tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz olarak
çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Fer'i müdahil Kurum vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2018 tarihli ve 2017/276 Esas, 2018/329 Karar sayılı kararıyla davanın
kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından
istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 30.09.2021 tarihli ve 2018/2300 Esas, 2021/609 K. sayılı kararıyla davalı ve
fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı ve fer'i müdahil Kurum
vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Daire kararında; sair hususlar incelenmeksizin, hükmün HMK 297 üzerinde durulması gerektiği
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair karar
o ea. ene.
B. Ilk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair karar
verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı ve fer'i müdahil Kurum
vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz dilekçesinde; eksik araştırmaya dayalı hüküm kurulduğunu
belirterek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya
uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine
hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; fer'i müdahil Kurum ve davalı vekilleri tarafından temyiz
dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ve fer'i müdahil Kurum vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve
kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8551.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/8551€E. , 2024/8848K.
e
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/230 E., 2024/92 K.
KARAR : Davanın Kabulüne
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen Kurum işlemi iptali
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi
kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair
karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
1. DAVA
Davacı vekili; Kurum işleminin iptali ile davacıya babasının sigortalılığı nedeniyle 01.12.2015 tarihinden
itibaren ölüm sigortası kolundan aylık bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava
etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli ve 2020/74 Esas, 2021/208 Karar sayılı kararıyla; davanın
reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2021/2079 E. 2022/145 K. sayılı kararıyla davacı vekilinin
istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2.Daire kararında; eksik araştırma gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı Kurum vekili tarafından
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; eksik araştırmaya dayalı hüküm kurulduğunu belirterek İlk Derece
Mahkemesince verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Kurum işlemi iptali ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya
uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine
hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve Kanun'a uygun olan
kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7476.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7476E. , 2024/8728K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/223 E., 2021/225 K.
KARAR : Davanın Reddine
Taraflar arasında görülen Kurum işleminin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi
sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre,
temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin
kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin ... Mah. ... Cad. No:54 Bakırköy adresindeki bulunan
Şubesine 21.8.2013 tarihinde ... SGK Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezinin bildirge konulu .../5.8.2013 ve
12873370/... numaralı işlemleri tebliğ edilmiş olduğu, dava konusu işbu işlemlerin tebligat zarflarında
müvekkilinin ünvanı ve adresi yazılmasına rağmen bu işlemlerle müvekkil şirketin herhangi bir ilgisi
bulunmadığını, işlemlerim davacı ... Bilimleri Eğitim Yay. Tur. Hiz. A.Ş. yönünden iptal edilmesi gerektiğini;
dava konusu olan işyeri 2.8531.01.01. 1001803.034.02.49 sayılı işlem sureti belirtilen işyeri sicil
numarasının müvekkiline ait olmadığını, ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi
bildirge konulu B.13.2.SGK.4.34.10.01/13-
4/01.1001803.034say11112872985/05.08.2013ve12873370/05.08.013 numaralı işlemlerin davacı ... Bilimleri
Eğitim Yay. ve Turizm Hizmetleri A.Ş. yönünden durdurulmasını, SGK Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi
tarafından bildirge konulu B.13.2.SGK.4.34.10.01/13-4/01.1001803.034 sayılı e ve
128.73.370/0508.2013 numaralı işlemlerin davacı ... Bilimleri Eğitim Yayıncılık ve Turizm Hizmetleri
yönünden iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen cevap dilekçesi sunmamış, aşamalardaki
beyanında asıl davanın reddini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 19.01.2016
tarihli ve 2013/628 Esas 2016/6 Karar sayılı kararıyla davanın Kurum işleminin yerinde olması nedeniyle
reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 23.09.2020 tarih ve 2019/3879 Esas 2020/4779 Karar sayılı bozma ilamında; 1001803.34 sicil
no'lu, dersane işyerinin davacı ... Bilimleri Eğitim Yay. ve Tur. Hizm. Ltd. Şti. tarafından dava dışı ... Özel
Eğitim Hizmetleri Ltd. Şti.'den 02.02.2006 tarihli devir sözleşmesiyle devraldığı belirtilmekle birlikte devir
sözleşmesinin dosya kapsamına alınmadan eksik inceleme ve değerlendirmeye göre hüküm kurulduğu,
Mahkemece, Kurumun 22.12.2006 tarihli genel denetim raporunun ek-1 kayıt inceleme tutanağı başlıklı
kısmının 5.6 no'lu maddesinde de bir fotokopisinin tutanak ekine eklendiği, belirtilen söz konusu devir
sözleşmesinin davalı Kurumdan celbi ile devir sözleşmesi incelenmek suretiyle devir olgusunun
a W 4. ge Le A ee 89 e A AL LA a.
kısmının 5.6 no'lu maddesinde de bir fotokopisinin tutanak ekine eklendiği, belirtilen söz konusu devir
sözleşmesinin davalı Kurumdan celbi ile devir sözleşmesi incelenmek suretiyle devir olgusunun
değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, karar bozulmuştur.
B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 02.02.2006 tarihli Dershane Devir sözleşmesi
dosya içine alınarak anılan devir sözleşmesi değerlendirildiğinde, dava dışı Özel... ... Dershanesinin davalı
... Bilimleri Eği. Yay. Tur. A.Ş.'ye devir edildiği ve devir olgusunun var olduğu, sözleşmenin devir unsurlarını
taşıdığı, bu itibarla SGK Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından raporda tespit edilen aylık ek prim ve
belgelerinin davacı ... Bilimleri Eğitim Yay. Tur. Hiz. A.Ş.'den talep edilmesinde 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı
maddesi ve 89 maddeleri ve SGİY'nin 112/8 bendi uyarınca yapılan işlemde yasaya aykırı bir durum
olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili
tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili devir sözleşmesi ile personel devrinin olmadığını belirterek kararın temyizen bozulmasını
talep etmiştir.
2.Davalı Kurum vekili, Kurum lehine 610 tazminata hükmedilmemesinin hatalı olduğunu belirterek kararı
temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin atfı ile 1086 sayılı Kanun'un 428,
439 uncu maddeleri,
2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86 ıncı ve 89 uncu maddesi
hükümleridir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası
atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci
maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk
kurallarının somut olaya uygulanmasında temyiz nedenlerine göre bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya
uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine
hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını
gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
Tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan mahkeme kararının ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7746.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7746E. , 2024/8721kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/113 E., 2021/180 K.
KARAR : Karar verilmesine yer olmadığına
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen haczin kaldırılması
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davan konusuz
kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eşi muris ...'in Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borcu nedeniyle
Kurum tarafından davacının murisi adına Kocaeli ili, İzmit ilçesi Tapu Müdürlüğünde kayıtlı ... Mahallesi 354
ada, 37 no.lu parselde bulunan 8 no.lu bağımsız bölüm üzerine haciz konulduğunu; bu taşınmazın
müvekkilinin çocuk ve torunları ile birlikte yaşadığı taşınmaz olduğunu, murisin borcu karşılayacak başkaca
gayri menkulleri olmasına rağmen hacizde tertip ilkesi gözetilmeksizin müvekkilinin barınma hakkına saldırı
niteliğindeki haciz ve satış işlemlerinin durdurulmasını ve tedbiren satış işlemlerinin durdurulmasına karar
verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafın usulüne uygun tebligat yapılmadığına dair iddialarının
yerinde olmadığını, davacının gelir ve aylıklarının kesilmesi işleminin 6183 sayılı Kanun'un 71 inci maddesine
uygun olarak yapıldığını, davacının meskeniyet iddiasının ve haczin kaldırılmasına ilişkin taleplerinin yerinde
olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 22.06.2018 tarihli 2018/58 Esas 2018/170 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü
ile davacının murisi ... adına kayıtlı İzmit ... Mah. 354 ada 37 parsel sayılı taşınmazda bulunan 8 no.lu
bağımsız bölüm üzerine Sigorta İl Müdürlüğünün 15.03.2004 tarih ve 34135 sayılı yazısı ile konulan haczin
kaldırılmasına karar verilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusu hakkında, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar
verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından
temyiz isteminde bulunulmuştur.
2.Dairemizin, 07.04.2021 tarihli ve2020/4359 E. 2021/4866 K. sayılı kararıyla murisin, mirasını
reddetmeyen başkaca mirasçı olup olmadığının araştırılması gerektiği,dava dilekçesinde bahse konu ve
20.03.2012 tarihinde usulsüz tebliğ edildiği iddia olunan 2003/705 sayılı ödeme emri ile 25 takip dosyasının
birleştirilmesi ile aynı tarihte davacıya tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptaline yönelik bir dava bulunup
A © a YY a YY © Y '
20.03.2012 tarihinde usulsüz tebliğ edildiği iddia olunan 2003/705 sayılı ödeme emri ile 25 takip dosyasının
birleştirilmesi ile aynı tarihte davacıya tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptaline yönelik bir dava bulunup
bulunmadığının araştırılması ve davacının dava dilekçesinde belirttiği hacze konu ödeme emrinin usulsüz
tebliğ iddiası üzerinde de durulmak suretiyle bu iddianın da irdelenmesi, davacıya gönderilen ödeme emrinin
iptaline yönelik bir davanın bulunmadığının anlaşılması halinde ise, eldeki davanın sadece haline münasip ev
üzerindeki haczin kaldırılması istemine yönelik olup olmadığı hususunda davacı tarafın beyanı da alınmak
suretiyle dava konusu istemin belirlenmesi gerektiği, ayrıca mahcuz gayrimenkulün değer tespiti yönünden
de, davacının sosyal ve ekonomik durumu ile haciz konulan bağımsız bölümde ikamet edip etmediği
hususları kolluk vasıtasıyla, davacı adına başka mesken niteliğinde taşınmaz olup olmadığı hususu da Tapu
ve Kadastro Genel Müdürlüğü vasıtasıyla araştırılmalı, haczedilen evin haline münasip ev olup olmadığının
tespiti ile içinde emlakçılık yapan kişilerin bulunduğu bilirkişilerden mahcuzun bulunduğu yer ve konumlarını
irdeler şekilde ve emsal konumda olan taşınmazların satışları hakkında da araştırma yapılmak suretiyle
mahcuzun değerini irdeleyen rapor alınarak, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde aileyi oluşturan
kişiler dikkate alındığında haline münasip evi alabileceği değerin tespit edilmesi gerektiği belirtilerek karar
bozulmuştur.
B.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin 01.07.2021 tarihli
duruşmada, müvekkilinin borcun tamamını ödediğini ve davanın konusuz kaldığını beyan etmesi üzerine
Mahkemece yazılan müzekkereye Sosyal Güvenlik Kurumunun 09.07.2021 tarih ve E-88699458-206.16.99-
27728578 sayılı cevabi yazısında; ..., ... sicil sayılı dosyada işlem gören işyeri işvereni ... Kereste ve
Ambalaj ...'in ödenmeyen prim borçlarından dolayı mirasçı ...'in 7256 sayılı Kanun kapsamında yapılandırma
müracaatında bulunduğu ve borcun tamamını ödediği, davanın konusuz kaldığının belirtildiği ve
yapılandırma formu ile ödemeye ilişkin belgelerin yazı ekinde gönderildiği, her ne kadar davalı kurum
tarafından davacının murisi adına kayıtlı Kocaeli ili, İzmit ilçesi, ... Mahallesi, 354 ada, 37 parselde bulunan
8 no.lu bağımsız bölüm üzerine haciz konulmuş ise de, söz konusu prim borcunun davacı tarafından
ödendiği Sosyal Güvenlik Kurumunun 09.07.2021 tarih ve E-88699458-206.16.99-27728578 sayılı cevabi
yazısından anlaşıldığından davanın konusuz kaldığı ancak dava tarihi itibariyle davacının dava açmakta haklı
olduğu anlaşılmakla, davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle,
dava konusuz kaldığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, davacı
taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, davacının 7256 sayılı Kanun kapsamındaki yapılandırma kapsamında ödeme yapması
nedeniyle konusuz kaldığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine
karşın Mahkemece davacının davasını açmakta haklı olduğu gerekçesiyle davacı taraf lehine vekalet ücreti
ve yargılama giderine hükmetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, Mahkemece verilen bu kararda haklılığın
ortaya konulmasının mümkün olmadığını belirterek kararı temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taşınmaz üzerine konulan haczin meskeniyet olması nedeniyle iptaline karar verilmesi istemine
ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri, 200 ve 202 nci maddeleri,
2-6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 70/1-11 maddesi hükümleri
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Kurum vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki
temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 7256 sayılı Kanun kapsamında yapılan yapılandırma sonucu işbu davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla,
anılan Kanun'un 3 üncü maddesinin 13 üncü bendi (ç) alt bendinde düzenlenen; "Bu Kanun hükümlerinden
yararlanılmak üzere vazgeçilen davalarda verilen kararlar ile hükmedilen yargılama gideri, avukatlık ücreti
ve fer'ileri talep edilmez ve bu alacaklar için icra takibi yapılamaz. Vazgeçme tarihinden önce ödenmiş olan
yargılama giderleri ve avukatlık ücretleri geri alınmaz." düzenlemesi gereği taraflar lehine ya da aleyhine
yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi
usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un
370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı Kurum vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazının kabulü ile
İlk Derece Mahkemesi hükmünün
1-3 üncü bendinin tamamen silinmesine,
2-4 üncü bendinin silinerek yerine,"Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kendi üstlerinde bırakılmasına"
ibarelerinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7965.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7965E. , 2024/10521kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1034 E., 2024/682 K.
KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tavşanlı İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/225 E., 2022/47K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine
karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten
ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
1. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye Kömür İşletmeleri ( TKİ) Genel Müdürlüğüne bağlı
linyit kömür üretiminde faaliyet gösteren ... Elektrik Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ (... Şirketi) çalışanı
olduğunu, en başından beri davalının asıl işçisi olmasına rağmen muvazaalı olarak alt işveren işçisiymiş gibi
gösterilerek haklarının kısıtlandığını, toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanması gerektiğini, davacının
işyerinde imzalanan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan sendikaya üye olduğunu ileri sürerek ilave tediye
alacağı, ücret farkı alacağı, toplu iş sözleşmesi ikramiyesi alacağı, prim alacağı, kömür yardımı alacağı,
bedelsiz yemek iaşe bedeli alacağı, sabun ve aydınlatma bedeli alacağı, koruyucu malzeme ve giyim bedeli,
sosyal yardım zammı, kuru katık bedeli ve vardiya zammı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini
talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'i ve husumet itirazında bulunduklarını, müvekkilinin işi
anahtar teslim iş olarak verdiğini, ihale makamı olan Kurumun herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını,
çalışanların emir ve talimatları ihaleyi alan firmadan aldıklarını, davacının Kurum işçisi olmadığını ve
Kurumun tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanmak istediğine dair bir talebi bulunmadığını
savunarak davanın reddini istemiştir.
2. İhbar olunan ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde, zamanaşımı def'inde bulunduklarını müvekkilinin İdare
tarafından açılan ihaleleri kazanarak kömür üretim işi yaptığını, davalı ile müvekkili Şirket arasındaki ilişkinin
ihale usulü ile hizmet alımı işi olduğunu ve muvazaanın söz konusu olmadığını, davacının müvekkili Şirket
çalışanı olduğunu, davacının Maden-İş Sendikası ile müvekkili arasında imzalanmış olan toplu iş sözleşmesi
hükümlerinden yararlandığını ve herhangi bir hak kaybının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini
isteniştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının Maden-İş Sendikasına üye
olduğu, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun sabit olduğu, davalı Kuruma yazılan
müzekkere cevabında davacının sendika üyeliğinin davalı Kuruma bildirilmediğinin, Maden-İş Sendikasına
yazılan müzekkere cevabında ise işçinin sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi usulünün
uygulanmadığının belirtildiği, buna göre davacının sendika üyeliğinin davalı Kuruma bildirilmediğinin
anlaşıldığı gerekçesiyle davacının toplu iş sözleşmesinden ... alacak taleplerinin reddine; ancak davacı 6772
sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212
anlaşıldığı gerekçesiyle davacının toplu iş sözleşmesinden ... alacak taleplerinin reddine; ancak davacı 6772
sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212
Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun (6772 sayılı Kanun) gereği ilave tediye
alacağına hak kazandığından dava konusu ilave tediye alacağının hüküm altına alınmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda
bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; toplu iş sözleşmesi imza tarihinde işyerinde örgütlü Maden-İş Sendikasına üye olan
müvekkilinin toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fark ücret alacaklarının reddinin yasal dayanaktan yoksun
olduğunu, toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmak için imza tarihinde işyerinde örgütlü sendikaya
üye olmanın yeterli olduğunu, İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde belirtilen yüksek yargı kararlarının hatalı
yorumlandığını, üyeliğin işverene bildirimi yükümlülüğünün imza tarihinde sendika üyesi olmayan ancak
sonradan üye olan işçiler için olduğunu, aynı işyerinde çalışan işçilerin toplu iş sözleşmesi farkları da dâhil
tüm haklarını aldıklarını, müvekkilinin ücretinden sendika aidatı kesildiğini ve davalı Kurumun bu durumu
bildiğini, vekâlet ücretinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması
istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
2. Davalı vekili; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, işverenin asıl işverene göre gerek kullanılan teknoloji
gerekse araç ve gereçler bakımından daha üstün olması gerektiğinin söylenemeyeceğini, bu nedenle
muvazaa tespitini kabul etmediklerini, davacının ilave tediye ücretine hak kazanamadığını hesabın da hatalı
olduğunu, fiilen çalışılan günlere göre kıstelyevm hesabı yapılması gerektiğini, brüt ücret üzerinden karar
verilmesinin hatalı olduğunu, faiz talebi ile faiz başlangıç tarihleri ve faiz türlerinin hukuka aykırı olduğunu,
harç, yargılama giderleri, arabuluculuk ücreti ve vekâlet ücreti bakımından aleyhe olan kısımları kabul
etmediklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar
verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamına göre davalı
Kurumun hizmetin yürütülmesine ilişkin teknolojik imkânları, araç, gereç ve ekipmanları itibarıyla alt
işverenden daha üstün durumda olduğu, asıl işin alt işverene verilebilmesinin en önemli şartının verilen işin,
işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerden olması şeklinde belirlenebileceği ancak
somut uyuşmazlık bakımından 4857 sayılı İş Kanunu'na (4857 sayılı Kanun) uygun bir asıl işveren alt
işveren ilişkisi kurulmadığından davacının başlangıçtan itibaren TKİ Genel Müdürlüğü işçisi olarak kabulünün
doğru olduğu, buna göre İlk Derece Mahkemesinin ilave tediye alacağının kabulüne dair kararının isabetli
bulunduğu, davacının toplu iş sözleşmesinden yararlandırılması talebi yönünden ise Yargıtay 9. Hukuk
Dairesinin 23.06.2021 tarihli ve 2021/6396 Esas, 2021/10706 Karar sayılı ilâmının dikkate alınması
gerektiği, dosya kapsamına göre davacının sendika üyeliğinin Kuruma bildirilmediğinin anlaşıldığı, bu
nedenle toplu iş sözleşmesinden yararlanmasının mümkün olmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun
denetime elverişli olduğu, 30.06.2016 ödeme tarihli ilave tediye alacağının zamanaşımına uğradığı ve bunun
İlk Derece Mahkemesince gözetildiği, alacağa hükmedilen faiz, faiz başlangıç tarihleri ve hükmün fer'i
sonuçlarına ilişkin harç, yargılama gideri ve vekâlet ücreti düzenlemeleri ile alacağın brüt olarak hüküm
altına alınması konularında isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının
esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak
in nlen dn müslimin sn ane seminer annanadı manik ln Üreme nemle sn si Üsmünmendi Bü German sisi ammÜünesmnm Ünen mn mim enler sen
viLdaUali Kaiuiililidol VE YdvVdiliii CUUIie RKdidi VCİİHMCDEİ İSLİM ME LLİPIYIZ yululld Ud gvulliluşLul,
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı ile talep konusu alacakların hesabına
esas alınacak ücret ile hesaplama yöntemi, dava türü, zamanaşımı, faiz, yargılama gideri ve vekâlet ücreti
noktalarındadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve
371 inci maddesi.
2. 6100 sayılı Kanun'un 107 ve 109 uncu maddeleri, 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin yedi ve sekizinci
fıkraları ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesi ile 146 ila 161 inci maddeleri, karar tarihinde yürürlükte bulunan
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi.
3. 6772 sayılı Kanun'un 1 ve 2 nci maddeleri aşağıdaki şekildedir:
"Madde 1 - Umumi, mülhak ve hususi bütçeli dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin
yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller, 3460 ve
3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık
ve müesseselerinde müstahdem olanlardan İş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde
çalışmakta olan ve İş Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere,
ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkakları tutarında ilave tediye yapılır. (1)(4)
Madde 2 - Birinci maddede sözü geçen işçilerden maden işletmelerinin munhasıran yeraltı işlerinde
çalışanlarına bu işlerde çalıştıkları müddetle mütenasip olarak her yıl için ayrıca birer aylık istihkakları
tutarında bir ilave tediye daha yapılır.(4)
4. Dairemizin 15.09.2021 tarihli ve 2021/7688 Esas, 2021/11983 Karar sayılı; 23.02.2022 tarihli ve
2022/1773 Esas, 2022/2225 Karar sayılı ilâmları.
5. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 10.11.2016 tarihli ve 2016/26170 Esas, 2016/25527 Karar
sayılı ilâmı.
6. Dairemizin 27.10.2021 tarihli ve 2021/10852 Esas, 2021/15039 Karar sayılı ilâmında zamanaşımı def'ine
ilişkin Dairece benimsenen ilkeler şu şekilde ifade edilmiştir:
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun
kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece
onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme
niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir
hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil,
istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü
görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu,
yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu
ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri
sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir
engel bulunmamaktadır.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr
olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı
nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı
tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava
konusu yapılan miktar için kesilir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda
yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 371/2 ve 319. maddeler uyarınca
ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı
definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan
zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa)
zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun uygulandığı dönemde
süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi
gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra
ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK.
04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70.K.)...."
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıda yer alan paragrafların kapsamı dışındaki
temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta ilave tediye alacağına ilişkin dava, 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde
düzenlenen kısmi alacak davası türünde açılmış ve sonuçlandırılmıştır. İlk Derece Mahkemesince hükme esas
alınan bilirkişi raporunda, ilave tediye alacağı bakımından davaya karşı ileri sürülen zamanaşımı def'i dikkate
alınarak hesaplama yapılmıştır. Bundan sonra alacak miktarı ıslah yoluyla artırılmış, davalı Kurum vekili
tarafından ise davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesine karşı kanuni süresinde zamanaşımı def'i ileri
sürülmüştür. İlk Derece Mahkemesince ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı def'i sadece 30.06.2016 tarihi
bakımından dikkate alınmış, Bölge Adliye Mahkemesince ise Bakanlar Kurulu kararı gereğince muacceliyet
tarihinin 26.12.2016 tarihi olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi değerlendirmesinin yerinde olduğu
başkaca zamanaşımına uğrayan alacak olmadığı değerlendirilmiştir. Ne var ki varılan sonuç hatalıdır.
3. Şöyle ki; Bakanlar Kurulunun 11.01.2016 tarihli ve 2016/8372 Karar sayılı kararında; 6772 sayılı
Kanun'un 1 inci maddesine göre ilave tediye ödemesinin ilk yarısının 29.01.2016 tarihinde ve diğer yarısının
30.06.2016 tarihinde, 2 nci maddesine göre yapılacak ilave tediye ödemesinin tamamının 26.12.2016
tarihinde; Bakanlar Kurulunun 22.08.2016 tarihli ve 2016/9120 Karar sayılı kararında ise 6772 sayılı
Kanun'un 3 üncü maddesine göre ilave tediye ödemesinin ilk yarısının 09.09.2016 tarihinde ve diğer
yarısının 26.12.2016 tarihinde yapılacağı belirtilmiştir. Buna göre Bakanlar Kurulu kararında yer alan
"Kanunun 2 nci maddesine göre maden işletmelerinin münhasıran yer altı işlerinde çalışanlara yapılacak
ilave tediyenin tamamının 26.12.2016 tarihinde" şeklindeki ifade, maden işletmelerinin münhasıran yeraltı
işlerinde çalışanlarına yapılacak ek ilave tediye ödemesine ilişkindir. Dolayısıyla kararın, İlgili Hukuk kısmının
(6) numaralı paragrafında açıklanan Dairece benimsenen ilkeler de dikkate alınarak, zamanaşımı def'inin
değerlendirilmesi için bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye
Mahkemesine gönderilmesine,
an nam anama :nı es ie mW A ,0000 eş ge
|
2024_8461.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8461E. , 2024/10534K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/549 E., 2024/237 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8.
Hukuk Dairesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde hizmet alım sözleşmesi
kapsamında çalışmaktayken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) hükümlerine göre
02.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, davalı Bakanlık ile davacı arasında sürekli işçi
kadrosuna geçirilirken imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde asgari ücretin belirli bir oran fazlasının
davacının ücreti olarak öngörüldüğünü, sözleşme hükmüne göre ücretin her yıl asgari ücretin belirli bir oran
fazlası olarak belirlenmesi gerekmesine karşın sözleşmeye aykırı olarak davacının ücretinin asgari ücret
seviyesine çekilmek ve bu ücrete 964 oranında zam uygulanmak suretiyle eksik ödendiğini ileri sürerek
davacının eksik ödemeden kaynaklı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, kadroya geçiş sonrası
Yüksek Hakem Kurulu kararı ile uygulamaya konulan toplu iş sözleşmesi dikkate alınarak ücretin
belirlendiğini, hukuka aykırı bir uygulamanın söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 26. İş Mahkemesinin 20.12.2022 tarihli kararı ile; davacı ile davalı İdare arasında imzalanan belirsiz
süreli iş sözleşmesinin 7 nci maddesinde, davacının ücretinin asgari ücretin belirli bir oran fazlası olacağına
dair düzenleme olduğundan hareketle belirsiz süreli iş sözleşmesinin ve toplu iş sözleşmesinin ilgili
hükümleri uyarınca yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli kararı ile; kadroya geçiş sırasında
imzalanan sözleşmede davacının ücretinin asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlendiği,
hesaplamada 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KAK) geçici 23 üncü maddesi uyarınca
esas alınacak toplu iş sözleşmesi ve Türk Ağır Sanayi ve Kamu İşverenleri Sendikası ile Öz Sağlık ve Sosyal
Hizmet İşçileri Sendikası arasında 08.09.2021 tarihinde imzalanan 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Dairemizin 18.10.2023 tarihli kararı ile; 2022 yılı itibarıyla işçiye ödenmesi gereken ücret tespit edilirken
08.09.2021 imza tarihli ve 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 33 üncü
maddesine göre işçinin 31.12.2021 tarihindeki günlük çıplak brüt ücreti üzerine toplu iş sözleşmesinde
kararlaştırılan şekilde zamların yürütülmesi gerekmekte iken ücretin bireysel iş sözleşmesinde kararlaştırılan
asgari ücret oranı ile bağlantısının kesildiği göz önünde bulundurulmaksızın söz konusu zamlara iş
sözleşmesinde öngörülen asgari ücret oranına ilişkin zam miktarının eklenmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararı doğrultusunda dosyanın
bilirkişiye tevdi edildiği, tanzim edilen ek bilirkişi raporundaki hesaplamaların Yargıtay bozma kararına,
dosya kapsamına uygun ve gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacının 2018 yılı ücreti korunarak bu ücrete “4 oranında zam yapıldığını, ücretin
düşürülmesinin söz konusu olmadığını, davacı işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük brüt
ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin
uygulanmasını istemesinin mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacının 2022 yılına
ait ücretin bozmaya uygun şekilde tespiti ile buna göre fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının yeniden hesaplanmasına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması
ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun'un 1 vd.
maddeleri, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 696 sayılı KAK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve
2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır:
2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
"
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında temyiz edenin sıfatına göre bir isabetsizlik
bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise
yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8488.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8488E. , 2024/10537K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/541 E., 2024/233 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8.
Hukuk Dairesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde hizmet alım sözleşmesi
kapsamında çalışmaktayken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) hükümlerine göre
02.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, davalı Bakanlık ile davacı arasında sürekli işçi
kadrosuna geçirilirken imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde asgari ücretin belirli bir oran fazlasının
davacının ücreti olarak öngörüldüğünü, sözleşme hükmüne göre ücretin her yıl asgari ücretin belirli bir oran
fazlası olarak belirlenmesi gerekmesine karşın sözleşmeye aykırı olarak davacının ücretinin asgari ücret
seviyesine çekilmek ve bu ücrete 904 oranında zam uygulanmak suretiyle eksik ödendiğini ileri sürerek
davacının eksik ödemeden kaynaklı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, kadroya geçiş sonrası
Yüksek Hakem Kurulu kararı ile uygulamaya konulan toplu iş sözleşmesi dikkate alınarak ücretin
belirlendiğini, hukuka aykırı bir uygulamanın söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 26. İş Mahkemesinin 20.12.2022 tarihli kararı ile; davacı ile davalı İdare arasında imzalanan belirsiz
süreli iş sözleşmesinin 7 nci maddesinde, davacının ücretinin asgari ücretin belirli bir oran fazlası olacağına
dair düzenleme olduğundan hareketle belirsiz süreli iş sözleşmesinin ve toplu iş sözleşmesinin ilgili
hükümleri uyarınca yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli kararı ile; kadroya geçiş sırasında
imzalanan sözleşmede davacının ücretinin asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlendiği,
hesaplamada 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KAK) geçici 23 üncü maddesi uyarınca
esas alınacak toplu iş sözleşmesi ve Türk Ağır Sanayi ve Kamu İşverenleri Sendikası ile Öz Sağlık ve Sosyal
Hizmet İşçileri Sendikası arasında 08.09.2021 tarihinde imzalanan 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Dairemizin 18.10.2023 tarihli kararı ile; 2022 yılı itibarıyla işçiye ödenmesi gereken ücret tespit edilirken
08.09.2021 imza tarihli ve 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 33 üncü
maddesine göre işçinin 31.12.2021 tarihindeki günlük çıplak brüt ücreti üzerine toplu iş sözleşmesinde
kararlaştırılan şekilde zamların yürütülmesi gerekmekte iken ücretin bireysel iş sözleşmesinde kararlaştırılan
asgari ücret oranı ile bağlantısının kesildiği göz önünde bulundurulmaksızın söz konusu zamlara iş
sözleşmesinde öngörülen asgari ücret oranına ilişkin zam miktarının eklenmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararı doğrultusunda dosyanın
bilirkişiye tevdi edildiği, tanzim edilen ek bilirkişi raporundaki hesaplamaların Yargıtay bozma kararına,
dosya kapsamına uygun ve gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacının 2018 yılı ücreti korunarak bu ücrete 4 oranında zam yapıldığını, ücretin
düşürülmesinin söz konusu olmadığını, davacı işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük brüt
ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin
uygulanmasını istemesinin mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacının 2022 yılına
ait ücretin bozmaya uygun şekilde tespiti ile buna göre fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının yeniden hesaplanmasına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması
ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun'un 1 vd.
maddeleri, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 696 sayılı KAK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve
2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır:
2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
"
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında temyiz edenin sıfatına göre bir isabetsizlik
bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise
yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8463.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8463E. , 2024/10536K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/543 E., 2024/234 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8.
Hukuk Dairesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı işyerinde hizmet alım sözleşmesi
kapsamında çalışmaktayken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) hükümlerine göre
02.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, davalı Bakanlık ile davacı arasında sürekli işçi
kadrosuna geçirilirken imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde asgari ücretin belirli bir oran fazlasının
davacının ücreti olarak öngörüldüğünü, sözleşme hükmüne göre ücretin her yıl asgari ücretin belirli bir oran
fazlası olarak belirlenmesi gerekmesine karşın sözleşmeye aykırı olarak davacının ücretinin asgari ücret
seviyesine çekilmek ve bu ücrete 904 oranında zam uygulanmak suretiyle eksik ödendiğini ileri sürerek
davacının eksik ödemeden kaynaklı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, kadroya geçiş sonrası
Yüksek Hakem Kurulu kararı ile uygulamaya konulan toplu iş sözleşmesi dikkate alınarak ücretin
belirlendiğini, hukuka aykırı bir uygulamanın söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 26. İş Mahkemesinin 20.12.2022 tarihli kararı ile; davacı ile davalı İdare arasında imzalanan belirsiz
süreli iş sözleşmesinin 7 nci maddesinde, davacının ücretinin asgari ücretin belirli bir oran fazlası olacağına
dair düzenleme olduğundan hareketle belirsiz süreli iş sözleşmesinin ve toplu iş sözleşmesinin ilgili
hükümleri uyarınca yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli kararı ile; kadroya geçiş sırasında
imzalanan sözleşmede davacının ücretinin asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak belirlendiği,
hesaplamada 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KAK) geçici 23 üncü maddesi uyarınca
esas alınacak toplu iş sözleşmesi ve Türk Ağır Sanayi ve Kamu İşverenleri Sendikası ile Öz Sağlık ve Sosyal
Hizmet İşçileri Sendikası arasında 08.09.2021 tarihinde imzalanan 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığı, fark ücretin arabuluculuk başvuru tarihi de dikkate
alınarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Dairemizin 18.10.2023 tarihli kararı ile; 2022 yılı itibarıyla işçiye ödenmesi gereken ücret tespit edilirken
08.09.2021 imza tarihli ve 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 33 üncü
maddesine göre işçinin 31.12.2021 tarihindeki günlük çıplak brüt ücreti üzerine toplu iş sözleşmesinde
kararlaştırılan şekilde zamların yürütülmesi gerekmekte iken ücretin bireysel iş sözleşmesinde kararlaştırılan
asgari ücret oranı ile bağlantısının kesildiği göz önünde bulundurulmaksızın söz konusu zamlara iş
sözleşmesinde öngörülen asgari ücret oranına ilişkin zam miktarının eklenmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararı doğrultusunda dosyanın
bilirkişiye tevdi edildiği, tanzim edilen ek bilirkişi raporundaki hesaplamaların Yargıtay bozma kararına,
dosya kapsamına uygun ve gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacının 2018 yılı ücreti korunarak bu ücrete 4 oranında zam yapıldığını, ücretin
düşürülmesinin söz konusu olmadığını, davacı işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük brüt
ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin
uygulanmasını istemesinin mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacının 2022 yılına
ait ücretin bozmaya uygun şekilde tespiti ile buna göre fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye
alacaklarının yeniden hesaplanmasına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri, 696 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK'ya eklenen
geçici 23 üncü madde, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması
ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun'un 1 vd.
maddeleri, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi.
3. 696 sayılı KAK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş
sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve
2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır:
2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde
sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş
sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş
öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde,
bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler
yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer
taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine
yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin
ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir.
"
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında temyiz edenin sıfatına göre bir isabetsizlik
bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise
yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler
kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8513.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8513E. , 2024/10590K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1931 E., 2024/1159 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 20. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/287 E., 2022/135 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun reddine
karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta; 01.01.2021-31.12.2022 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesindeki
taban ücret uygulaması sebebiyle davacının bireysel iş sözleşmesinde belirlenen ücretinin, asgari ücretle
olan bağının 01.01.2021 tarihi itibarıyla kesildiği görülmekle; somut davadaki ücret tespitinin ileriye yönelik
bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla
kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8613.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8613E. , 2024/10598K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/293 E., 2024/741 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/759 E., 2023/856 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta; 01.01.2023-31.12.2024 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesindeki
taban ücret uygulaması sebebiyle davacının bireysel iş sözleşmesinde belirlenen ücretinin, asgari ücretle
olan bağının 01.01.2023 tarihi itibarıyla kesildiği görülmekle; somut davadaki hükmün, ücret tespiti
bakımından temyiz kesinlik sınırını aşacak şekilde ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla
kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7782.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7782E. , 2024/10555K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/292 E., 2024/649 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/343 E., 2023/381 K.
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı ...
bakımından husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, diğer davalı bakımından ise davanın kabulüne
karar verilmiştir.
Kararın davalı ... İş Sendikası vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince
başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... İş Sendikası vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre,
temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne
karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler
incelenip gereği düşünüldü:
1. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Sendika tarafından grev kararı alınmış ve grevin uygulanacağı tarih
bildirilmişse de, bildirilen tarihte grevin başlamadığını, grev kararının fiilen uygulanmadığını belirterek ve
dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle grevin durdurulmasına, grev kararının uygulamaya konulmadığının tespiti
ile yetkinin düştüğünün tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı... vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini talep etmiştir.
2. Davalı Liman İş Sendikası vekili cevap vermemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; grev kararının alınması, alınan grev
kararının uygulanması ya da uygulanmaması durumlarında davalı Bakanlığın yaptığı bir işlem olmadığı için
davalı Bakanlığın davada taraf sıfatı bulunmadığı; uygulanacağının bildirildiği tarihte grevin başlamadığı,
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 60 ıncı maddesinin dördüncü
fıkrası gereğince yetki belgesinin hükmü kalmayacağı gerekçesiyle davalı ... bakımından husumet yokluğu
nedeniyle davanın reddine, diğer davalı bakımından ise davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Liman İş Sendikası vekili
istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... İş Sendikası vekili; 6356 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin dördüncü fıkrasında hükmünün açık
olması karşısında sendikanın yetkisinin düşmesi için mahkeme kararına ihtiyaç olmadığını, bu nedenle
hukuki yarar bulunmamasına rağmen davanın açıldığını, davalı işveren tarafından davalı Sendikanın toplu iş
sözleşmesi yapma yetkisinin düşmesi amacıyla başından beri sürecin planlandığını, toplu iş sözleşmesi
LYA AA A Am A A e Şİ İN Ne As ğe A RAL A İsg.
hukuki yarar bulunmamasına rağmen davanın açıldığını, davalı işveren tarafından davalı Sendikanın toplu iş
sözleşmesi yapma yetkisinin düşmesi amacıyla başından beri sürecin planlandığını, toplu iş sözleşmesi
bağıtlama hakkının kullanılmasının engellenmesi karşısında kötüniyetli ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde
dava açan davacı işverene yönelik yaptırım kararı verilmesi gerekirken kötüniyetli ve dürüstlük kuralına
aykırı şekilde açılan davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmemesinin hatalı olduğunu
belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uygulanacağının bildirildiği tarihte
grevin başlamadığı, 6356 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin dördüncü fıkrası gereğince yetki belgesinin
hükmü kalmayacağı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... İş Sendikası vekili
temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Liman İş Sendikası vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının
bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, işçi sendikasının yetkisinin düştüğünün tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6356 sayılı Kanun'un “Grevin tanımı” kenar başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“(1) İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli
ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için
verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denir.
(2) Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde, işçilerin ekonomik ve sosyal
durumları ile çalışma şartlarını korumak veya geliştirmek amacıyla, bu Kanun hükümlerine uygun olarak
yapılan greve kanuni grev denir.
(3) Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışıdır.”
2. 6356 sayılı Kanun'un “Kanuni grev ve lokavt kararının alınması ve uygulamaya konulması” kenar başlıklı
60 ıncı maddesi şöyledir:
“(1) Grev kararı, 50 nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen uyuşmazlık tutanağının tebliği tarihinden
itibaren altmış gün içinde alınabilir ve bu süre içerisinde altı iş günü önceden karşı tarafa bildirilecek tarihte
uygulamaya konulabilir. Bu süre içerisinde, grev kararının alınmaması veya uygulanacağı tarihin karşı tarafa
bildirilmemesi hâlinde toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi düşer.
(2) Uyuşmazlığın tarafı olan işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren, grev kararının kendisine
tebliğinden itibaren altmış gün içinde lokavt kararı alabilir ve bu süre içerisinde altı iş günü önceden karşı
tarafa bildirilecek tarihte uygulamaya koyabilir.
(3) Grev ve lokavt kararları, kararı alan tarafça işyeri veya işyerlerinde derhâl ilan edilir.
(4) Bildirilen tarihte başlamayan grev ... veya lokavt düşer. Süresi içinde grev kararı uygulamaya
konulmamışsa ve alınmış bir lokavt kararı da yoksa veya lokavt da süresi içinde uygulamaya konulmamışsa
yetki belgesinin hükmü kalmaz.
(5) Grev ve lokavt kararlarının uygulanacağı tarih, kararı alan tarafça karşı tarafa tebliğ edilmek üzere
notere ve bir örneği de görevli makama tevdi edilir. Uygulama tarihi, kararı alan tarafça ayrıca işyeri veya
işyerlerinde derhâl ilan edilir.
(6) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 22/10/2014 tarihli ve E.: 2013/1, K.: 2014/161 sayılı Kararı ile.)
(7) Kanuni grev kararı alınan bir uyuşmazlıkta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı uyuşmazlığın çözümü için
bizzat arabuluculuk yapabileceği gibi bir kişiyi de arabulucu olarak görevlendirebilir.”
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Liman-İş Sendikası
vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte
görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7833.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/7833E. , 2024/10556K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/460 E., 2024/839 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/521 E., 2023/944 K.
Taraflar arasındaki delege seçimlerinin iptali ile sendika şube genel kurulunun iptali istemine ilişkin davada
yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davaların kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Genel kurul dışında yapılan delege seçimlerinin iptali istemine ilişkin dava bakımından Bölge Adliye
Mahkemesi kararı temyiz edilmiş ise de 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme
Kanunu'nun (4688 sayılı Kanun) 43 üncü maddesi atfı ile uygulanması gereken 6356 sayılı Sendikalar ve
Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, genel kurul dışında
yapılan delege seçimlerine yapılan itirazların, mahkemece kesin olarak karara bağlanacağı ve mahkemece
verilen kararlara karşı temyiz yolunun kapalı bulunduğu açık olarak ifade edilmiştir. Bu itibarla delege
seçimlerinin iptali davası bakımından 6356 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Genel kurulun iptali davası bakımından; Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz
edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda
temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten
sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; kendisinin Ankara 1 No.lu şube başkan adayı olduğunu, 30.10.2022 tarihli
şube genel kurulunun Tüzük ve kanunlara aykırı olarak yapıldığını, tüm şube üyelerinin e-mail ve cep
telefonları kayıtlı olduğu hâlde üyelere, Genel Kurul toplantı bilgisinin verilmediğini, web sitesinde ilan
edilmediğini, mesaj ve cep telefonlarına SMS gönderilmediğini, böylece Genel Kurul ve Genel Kurul delege
belirleme işleminin üyelerden açıkça gizlendiğini, delegelerin Tüzük'e aykırı şekilde belirlendiğini, Genel
Kurul daveti, faaliyet ve denetim raporlarının delegelere gönderilmediğini belirterek ve dilekçesinde yazılı
diğer sebeplerle 30.10.2022 tarihinde gerçekleştirilen Bem-Bir-Sen Ankara 1 No.lu Şubesi 7. Olağan Genel
Kurulunun iptaline, kayyım tayinine, hukuka aykırı olarak belirlenen delegelerin iptal edilmesine karar
verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre içinde dava açılmadığını, davacının sendika üyesi,
şube genel kurul delegesi ve başkan adayı olduğunu, Şube Genel Kurul kararına imza attıktan sonra genel
kurul ve bu kurulda alınan kararların iptalini istemesinin kötüniyetli olduğunu, aynı şekilde davacının delege
seçimlerinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğünü, ancak kendisinin de delege seçilip genel kurula
katıldığını, delege seçimlerinin Tüzük'e uygun yapıldığını, itiraz olmadığını ve kesinleştiğini belirterek ve
dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini talep etmiştir.
2. Dâhili davalı cevap vermemiştir.
... 1117 mma ARILI amam
2. Dahili davalı cevap vermemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; delege seçimlerinin iptali davası
bakımından; delege adaylık başvuru ilanı, ilanın askıda kaldığı ve indirildiği, kesinleşen delegelik listelerinin
ilanı ve askıdan indirilmesine dair tutanak örneklerinde söz konusu ilanların hangi işyerine ait olduğu, kaç
adaylık veya kesinleşen delegelik bulunduğu, ilanın nerede yapıldığı ve bazı tutanaklarda tarih
bulunmadığının görüldüğü, her bir işyeri için seçilmesi gereken delegelik sayısı kadar, işyerlerinden delegelik
başvurusunun kayda alındığı, bu kota dolduktan sonra yeni başvuru alınmayarak, Delege Seçim
Yönetmeliği'nin 7 nci maddesinin son fıkrasındaki "Delege seçimlerinde, belirlenen delege sayısından fazla
aday olmaması halinde seçim yapılmaz." düzenlemesi, ibraz olunan ve her bir işyeri için delege aday isim ve
seçilmişliklerinin gösterildiği tutanak örneklerinde alınan oy miktarının bulunmaması da dikkate alındığında,
işyerlerinde delege seçim işlemi yapılmamış olduğu hususunun sabit olduğu, her iki yan tanıklarınca da
beyan edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile delege seçimlerinin iptaline; genel kurulun iptali davası
bakımından; gerek genel kurul toplantısının yer, gün, saatinin toplantı tarihinden önce süresinde delegelere
bildirilmediği, gerekse iki genel kurul arasındaki döneme ilişkin faaliyet ve hesap raporu ile denetim
raporlarının delegelere ulaştırılmadığı, genel kurul salonunda bu raporlar okunsa bile incelemeye yeterli
vakit bulunmaması nedeniyle yönetim ve denetim kurullarının faaliyetlerinin ibra edilip edilmemesi
yönünden delegelerin sağlıklı iradesi oluşmayacağı, toplantı için yeterli sayıya ulaşıldığının yoklama yapılarak
tespit edilmesi hâlinde genel kurul açılacağı, davalı tarafça sunulan divan tutanağında divan heyeti için
kimlerin aday olduğu, kaç önerge verildiği, yapılan oylamanın oybirliği ile mi oy çokluğu ile mi kabul edildiği
belirtilmeyip, çoğunluğun sağlandığı belirtilen genel kurul toplantısında en az 5 kişiden oluşması gereken
divan heyeti için önerge, adaylık ve seçim işleminin nasıl yapıldığı ve oy verme işlemi ile seçilmelerinin nasıl
olduğunun divan tutanağından belli olmadığı gibi, divan heyetinin 3 kişiden oluşmasının da tüzük hükmüne
aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile şube genel kurulunun iptaline ve şubeye kayyım tayinine karar
verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; hak düşürücü süre içinde dava açılmadığını, davacının sendika üyesi, şube
genel kurul delegesi ve başkan adayı olduğunu, şube genel kurul kararına imza attıktan sonra genel kurul
ve bu kurulda alınan kararların iptalini istemesinin kötüniyetli olduğunu, aynı şekilde davacının delege
seçimlerinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğünü, ancak kendisinin de delege seçilip genel kurula
katıldığını, delege seçimlerinin Tüzük'e uygun yapıldığını, itiraz olmadığını ve kesinleştiğini belirterek ve
dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamındaki tanık anlatımları
ile bilgi ve belgelere göre, delege seçimlerinin Tüzük ve yönetmelik hükümlerindeki usule göre yapılmadığı,
esasen demokratik esaslara uygun bir seçim yapıldığının da ileri sürülüp kanıtlanmadığı, diğer taraftan genel
kurula katılacak delegelere toplantının usulüne uygun bildirildiğinin, gündem, faaliyet hesap ve denetim
raporlarının toplantıdan önce usulünce ulaştırılıp bilgilendirme yükümünün yerine getirildiğinin de
kanıtlanamadığı; Genel Kurulda yapılmayan delege seçimlerine ilişkin İlk Derece Mahkemesi tarafından
verilen kararlar mahiyeti itibarıyla kesinlikte kaldığından bu hususta esasa ilişkin istinaf incelemesi
yapılamadığı, öte yandan delege seçiminin kesin olarak İlk Derece Mahkemesi tarafından iptalinin ise genel
kurulun oluşumunun da sakatlanmasına neden olduğundan Genel Kurulun iptalinin bu nedenle yerinde
olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; cevap ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak
ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kurul dışında yapılan delege seçimlerinin iptali ile sendika şube genel kurulunun iptali
istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4688 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi atfı ile uygulanan 6356 sayılı Kanun'un “Seçimlere itiraz” kenar
başlıklı 15 inci maddesi şöyledir:
“(1) Genel kurulda yapılan organ ve delege seçimlerinin devamı sırasında yapılan işlemlere ilişkin olarak
seçim sonuç tutanaklarının düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde yapılacak itirazlar hâkim tarafından
aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. İtiraz süresinin geçmesi ve itirazların karara
bağlanmasından hemen sonra hâkim, 14 üncü madde hükümlerine göre kesin sonuçları ilan eder ve ilgili
kuruluş veya şubesine bildirir.
(2) Bakanlık veya kuruluş ya da şubesinin üye ve delegeleri; kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak
genel kurul ve seçim yapılması veya seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük ya da kanuna aykırı
uygulama iddiasıyla, bu işlemlerin veya genel kurulun iptali için genel kurul tarihinden itibaren bir ay
içerisinde dava açabilir. Dava basit yargılama usulüne göre iki ay içerisinde sonuçlandırılır. (Ek cümle:
12/10/2017-7036/30 md.) Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir
ay içinde kararını verir. (Değişik cümle: 12/10/2017-7036/30 md.) Bu karara karşı temyiz yoluna
başvurulması hâlinde Yargıtayca on beş gün içinde kesin olarak karar verilir.
(3) Genel kurulun veya genel kurulda yapılan organ seçiminin iptaline karar verildiği takdirde mahkeme;
genel kurulu kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa zamanda toplamak, seçimleri yapmak ve yeni
yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere, 4721 sayılı Kanun hükümleri
gereğince bir veya üç kayyım tayin eder ve görev sürelerini belirler.”
3. 6356 sayılı Kanun'un “Genel kurul dışında yapılan delege seçimi” kenar başlıklı 16 ncı maddesi de
şöyledir:
“(1) Genel kurul dışında yapılan delege seçimleri üyeler tarafından serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve
döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılır.
(2) Genel kurul dışında yapılan delege seçimlerine seçim sonuçlarının ilanından sonra iki gün içinde
yapılacak itirazlar, mahkeme tarafından kesin olarak karara bağlanır. Delege seçiminin mahkeme tarafından
iptal edilmesi hâlinde, seçimler on beş gün içinde yenilenir.”
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Genel kurulun iptali davası bakımından; temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve
savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin
nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve
kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını
gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Delege seçimlerinin iptaline ilişkin dava bakımından davalı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2. Sendika şube genel kurulunun iptali istemine ilişkin dava bakımından temyiz olunan Bölge Adliye
Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8017.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8017E. , 2024/10570K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 51. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1016 E., 2023/1413.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/113E., 2023/127 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 26.02.2024
tarihli ve 2024/179 Esas, 2024/3636 Karar sayılı ilâmı ile; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf
başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece
Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararı kesin olarak
verilmesine karşın temyiz incelenmesi yapılıp kararın bozulmasının hatalı olduğunu belirterek Daire kararının
kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacı vekili tarafından kararın maddi hataya dayandığı gerekçesi ile ortadan kaldırılması istenilmiş olmakla;
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Hükmün tashihi"
kenar başlıklı 304 üncü maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir :
" (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan
birinin talebi üzerine düzeltilebilir. ... "
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 7 nci
maddesinin üçüncü fıkrası gereğince 6100 sayılı Kanun'un kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş
mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.
6100 sayılı Kanun'da ise karar düzeltme kanun yolu düzenlemesine yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Dosya içeriğine göre Dairemizce temyiz incelemesi sonucunda verilen kararda maddi hata saptanamadığı
gibi maddi hataya dayandığı ileri sürülen hususun hukuki değerlendirmeye ilişkin olduğu ve 7036 sayılı
Kanun'un 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca iş mahkemelerinin kararları ile ilgili Yargıtay kararlarına
karşı karar düzeltme istenemeyeceği de dikkate alınarak davacı vekilinin dilekçesinin reddine karar verilmesi
gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinin REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_8619.pdf | 9. Hukuk Dairesi 2024/8619E. , 2024/10599K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3028 E., 2024/1070 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 64. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/94 E., 2023/274 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesinc davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun kabulü ile
İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda
gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta; 01.01.2023-31.12.2024 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesindeki
taban ücret uygulaması sebebiyle davacının bireysel iş sözleşmesinde belirlenen ücretinin, asgari ücretle
olan bağının 01.01.2023 tarihi itibarıyla kesildiği görülmekle; somut davadaki hükmün, ücret tespiti
bakımından temyiz kesinlik sınırını aşacak şekilde ileriye yönelik bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla
kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7598.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7598E. , 2024/7992K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2022/284 E., 2024/190 K.
KARAR : Ret
Taraflar arasında görülen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda,
Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya
üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra
dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yıllarca davalı ... Başkanlığında çalıştığını, çalışmaları
sırasında prime esas ücretlerinin SGK'ya eksik bildirilerek eksik yatırıldığını, müvekkilinin kullanmadığı halde
izin gösterilmek suretiyle ücretlerinin düşük olarak yansıtıldığını, prime esas alınması gereken kalemlerin
eksik alınarak eksik bildirimde bulunulması nedeniyle müvekkilinin emeklilik durumunda yapılacak olan ve
yapılan tahsiste emekli maaşının önemli oranda düşüşe maruz kaldığını, belirlenecek olan zararın yani hesap
edilecek peşin sermaye değerinin ilk tahsisin yapıldığı andan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; eksik prim borçlarının 5510 sayılı Kanun'a göre 10 yıllık
zamanaşımına tabi olduğunu, prim borçlarına ve hizmet tespiti davalarına ilişkin 506 sayılı Kanun'da
zamanaşımının 5 yıl olarak uygulandığını, 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinde ve 506 sayılı Kanun'da
eksik bildirime ilişkin dava zamanaşımının 5 yıl olduğunun belirtildiğini, tüm bu zamanaşımlarının tek tek
göz önüne bulundurulmasını talep ettiklerini, davacının dava dilekçesinde ... Belediyesinin düzenlemiş
oldugu bordrolar ile SGK'ya yapılan bildirimler arasında fark olduğunu belirttiğini, arada iddia edildigi gibi
işçi aleyhine herhangi bir fark bulunmamakta olduğunu, işçinin almış oldugu sosyal yardımların bir kısmının
506 sayılı ve 5510 sayılı Kanun'a göre prime esas kazanca dahil olmadığını, işçilerin günlük yevmiyelerinin
Toplu iş Sözleşmesi ile belirlenmis olduğunu bu yevmiyeler üzerinden ve bunun üzerine eklenen bazı sosyal
yardımlar üzerinden SGK'ya bildirimde bulunulduğunu, 5510 sayılı Kanun'un tanımlar başlıklı 3 üncü
maddesin 28 inci bendinde 'peşin sermaye degeri: Kurumca, bu Kanun'un ilgili maddelerinde belirtilen
giderlerin yaş, kesilme ihtimali ve Kurumca belirlenecek iskonto oranı dikkate alinarak hesaplanan tutarı'
olarak tanımlandığını, pesin sermaye değerlemesinin bu dava tarzına uyarlanmasının mümkün olmadığını,
emekli işçinin maaşında iddia edildigi gibi ... Belediyesinin primleri eksik yatırmasından kaynaklanan bir
düşüklük varsa bu durumun peşin değerleme ile giderilemeyeceğini, emekli işçinin primlerinde bir eksiklik
varsa, bunun düzeltilmesi için gecmişe dönük zamanaşımına uğramış primler için SGK'ya ek ödeme
yapılması gerektiğini, emekli aylığı bağlanırken nelerin dikkate alındığının SGK'nın 2011/58 sayılı
genelgesinde açıkça anlatıldığını, açıklanan nedenler ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı SGK vekili cevap dilekeçsi ile özetle; söz konusu davanın alacak davası olduğunu, böyle bir
zarardan Kurumlarının sorumlu olmadığını, dava konusu bakımından hak düşürücü sürenin dolduğunu,
hukuki mesnetten yoksun bu davanın bir tespit davası olmadığını, emekli aylıklarının peşin sermaye
değerinin talebine ilişkin olduğunu, peşin sermaye değerinin SGK'nın iş kazası, meslek hastalığı, veya adli
vak'a nedeniyle sigortalılarına ya da sigortalıların hak sahibi mirasçılarına bağlanan aylıkların sorumlu
kişilere rücu edilmesi için PDF yaşam tablosuna göre yaşamı boyunca ödenecek aylıkların toplamını
hesapladığı güne göre ifade edildiğini, bu davalar dışında böyle bir hesabın yapılıp tüm aylıkların peşinen
kişilere rücu edilmesi için PDF yaşam tablosuna göre yaşamı boyunca ödenecek aylıkların toplamını
hesapladığı güne göre ifade edildiğini, bu davalar dışında böyle bir hesabın yapılıp tüm aylıkların peşinen
istenmesinin hukuken mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29.12.2015 tarihli ve 2012/402 E. 2015/690 K. sayılı kararıyla davanın reddine
karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 21. Hukuk (kapatılan) Dairesinin 12.02.2018 tarihli 2016/12473 Esas, 2018/1575 K. sayılı
ilamında; davacının davalı Belediyeden hizmetinin bildiriimeye başlandığı tarihten itibaren tüm çalışma
dönemine ilişkin olarak ek aylık prim ve hizmet belgelerinin verilip verilmediğini araştırarak prime esas
kazancın gerçek tutarı üzerinden davalı Kuruma bildirilip bildirilmediğinin belirlenmesi ile eğer tüm çalışma
dönemine ilişkin olarak eksiklik giderilmiş ise bu hususta davacının beyanı da alınarak davanın konusuz kalıp
kalmayacağı göz önünde bulundurulduktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek
karar bozulmuştur.
B. İkinci Bozma Kararı
1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 14.03.2019 tarihli ve 2018/172 E. 2019/162 K. sayılı kararıyla konusuz
kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davalılar vekilleri
tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 21. Hukuk (kapatılan) Dairesinin 09.06.2020 tarihli 2019/3536 E., 2020/2130 K. sayılı ilamında;
dosya kapsamında davanın konusuz kaldığına dair bilgiye belge bulunmadığı halde sadece davacı taraf ve
tanık beyanlarına itibarla karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Üçüncü Bozma Kararı
1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 04.11.2021 tarihli ve 2020/388 E. 2021/606 K. sayılı kararıyla konusuz
kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş, karara karşı davacı vekili
tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2.Dairemizin 14.03.2022 tarihli 2022/706 E. 2022/35041 K. sayılı ilamında bozma gereğinin yerine
getirilmediği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar;
Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı ile belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz
isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının prime esas ücretlerinin davalı Kuruma eksik bildirildiğini,
Mahkemece verilen kararın maddi gerçeği yansıtmadığını, eksik inceleme sonucu karar verildiğini beyanla
kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının prime esas kazancının davalı işveren tarafından eksik bildirilmesi iddiası ile hesap
edilecek peşin sermaye değerinin ilk tahsisin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili
istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmasına
devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428 inci maddesi, 438 inci
maddesinin 7, 8, 9 uncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin
2 nci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk
kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf
yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân
bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın
bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
|
2024_7606.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7606E. , 2024/7980K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2800 E., 2023/2441 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/77 E., 2023/78K.
Taraflar arasındaki (1) gün süre ile sigortalı çalıştığının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda
İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın fer'i müdahil SGK vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil SGK vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz
şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
1. DAVA
Davacı asil dava dilekçesinde, davalı işverene ait işyerinde 24.06.2006 tarihinde 1 gün süre ile yeraltında
kömür madencisi olarak çalıştığını, bu çalışmasının Kuruma bildirilmediğini beyanla, 24.06.2006 tarihinde 1
gün süre çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalılar tarafça davaya cevap verilmediği görülmüştür.
2.Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili, davacının belirttiği tarihlerde ... - ... İnş. A.Ş. ortaklığına ait işyerinde
28 günlük çalışmasının bulunduğunu, Kurum kayıtları resmi yazılı belge vasfında belgeler olup, kayıtların
aksi yönde iddiaların aynı nitelikte belgelerle desteklenmesi ve ispatlanması gerektiğini beyanla, davanın
reddini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının
davalı şirkete ait ... sicil numaralı işyeri ... Pazarlama San. Tic. Ltd. Şti. inde 24.06.2006 tarihinde dönem
asgari ücretle çalışması sebebiyle sigortalılık başlangıcının 24.06.2006 tarihi olduğunun tespitine,
çalışmalarının birleştirilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil SGK vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Feri müdahil Kurum vekili , tanık beyanlarının davacının iddialarını destekleyebilecek kesinlikte ve net
ifadeler olmadığını, tanık beyanlarının yazılı delilleri desteklemediğini, yetersiz tanık anlatımlarına dayalı
hüküm kurulduğunu, tanık beyanlarının resmi yazılı belgeler karşısında yeterli ispat gücüne sahip
olmadığını, davanın ispatlanamadığını, eksik inceleme sonucu karar verildiğini beyanla, ilk derece
mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile fer'i müdahil SGK vekilinin istinaf
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile fer'i müdahil SGK vekilinin istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde feri müdahil SGK vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Fer'i müdahil SGK vekili, istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 24.06.2006 tarihinde (1) gün süre ile sigortalı çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri.
2.506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 2 nci, 6 ncı, 9 uncu, 79 uncu, 108 inci madde hükümleridir.
Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda o
kimsenin Kanunun belirlediği biçimde (506 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 4/a
maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı
Kanun'un 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve
2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak
çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
3. Değerlendirme
1. 506 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde; “sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler” işveren olarak
tanımlanmıştır. “Çalıştıran” olgusu, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve
hizmet akdini düzenleyen “işvereni” ifade etmektedir. Hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin
nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmada, kısacası, davanın
sübutu ve verilen kararın infazı açısından, işverenin kim olduğunun bilinmesinde yasal zorunluluk vardır bu
nedenle, sigortalının taraf olduğu hizmet akdinin hangi işverenler tarafından düzenlenmiş olduğu tespit
edilip, hizmet tespitine yönelik davanın, anılan Yasanın 79/10 uncu maddesine göre sigortalıyı fiilen
çalıştıran işverenlere yöneltmesi gerekir.
2.Somut olayda, davacı adına 24.06.2006 tarihli işe giriş bildirgesinin "... sicil ... Kömür İşl. Pz. Ltd. Şti. -
Soma Şubesi" tarafından verildiği, davanın, işveren olarak ... Paz. San. Tic. Ltd. Şti. ne yöneltildiği, öte
yandan davacı adına Kurum tarafından gönderilen hizmet döküm cetveli arkasındaki işverenlerin sicil ve
ünvanlarının yer aldığı işveren listesinde ... sicil no.lu işyeri karşısında ... Paz. San. Tic. Ltd. Şti. nin adının
yer aldığı, öte yandan Mahkemece ... Kömür İşl. Pz. Ltd. Şti ile... Paz. San. Tic. Ltd. Şti. arasında herhangi
hukuki ilişkinin olup olmadığı (asıl işveren-alt işveren, işletmeyi devreden- işletmeyi devir alan vs.),
davacının işverenin hangi şirket olduğu hususunun belirlenmediği, öte yandan anılan sicil no.lu ... Paz. San.
Tic. Ltd. Şti. unvanı ile verilmiş 2006 yılına ait aylık prim hizmet bildirgelerinin dosyaya alındığı, ancak
anılan şirketin ... sicil no.lu işyerine ilişkin iş yeri tescil bilgilerinin dosya kapsamına alınmadığı, böylelikle
davacının çalışma iddiasında bulunduğu işyerinin hangi işverene ait olduğu doalayısıyla hangi işveren
nezdinde çalıştığı belirlenmeden eksik incelemeye dayalı şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
3.Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında; Mahkemece, bu kapsamda ... Paz. San. Tic. Ltd. Şti.
ile ... Kömür İşl. Pz. Ltd. Şti. arasında bir hukuki ilişki bulunup bulunmadığı da araştırılarak, davacının
gerçek işvereni belirlenmeli, HMK. 124 üncü maddesi dikkate alınmak suretiyle, gerçek işverene karşı
husumet yönetilmeli, işverenin göstereceği bütün deliller toplanmalı, davacının da beyanı alınmak suretiyle,
işverenin hangi adresli işyerinde, kimlerle birlikte, ne iş yaptığı hususu da sorulmalı, belirlenecek işverene
ait işyerinin tescil bilgileri ile dönem bordroları celbedilmeli, dava konusu dönemdeki bordrolu çalışanların
beyanlarına başvurulmalı, bordro tanığının bulunmaması halinde, emniyet, SGK, vergi ve belediye
aracılığıyla yöntemince komşu işyeri sahipleri ile kayda geçen çalışanları tespit edilerek, çalışma ve vergi
kayıtları getirtilerek beyanlarına başvurulmalı, böylelikle uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve
duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek
varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve
araştırma sonucu hüküm verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7483.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7483E. , 2024/7993K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2250 E., 2023/1898 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/585 E., 2021/34 K.
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince davanın
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davalı Kurum vekilince istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davalı Kurum vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz
şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hakimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'ın ... Bağ-Kur nosu ile 09.05.1991 tarihinde Bağ-Kur'lu
sigortalı kapsamında çalışmaya başladığını iddia ederek, davacının 16.02.2001-24.07.2008 arası isteğe bağlı
sigortalılığın sayılması ile Kuruma başvuru tarihi olan 12.10.2017 itibariyle emekliliğe hak kazandığının
tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili son duruşma celsesinde taleplerinin emekli aylığının
bağlanmasına yönelik olduğunu belirtmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'ın ... 4/b numaralı sigortalı dosyası incelendiğinde,
davacı tarafından Kuruma karşı yatırmış olduğu primlerin 16.02.2001- 24.07.2008 arası isteğe bağlı
sigortalılığa sayılmasına ilişkin herhangi bir başvuru yapılmadığını savunarak bu sebeple davanın usulden
reddine karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yasal düzenleme gereği talep tarihinde
51 yaş ve 25 yıl 1 ay 4 gün sigortalılık süresi mevcut olduğundan emeklilik şartlarını sağladığının kabulü ile
davacının 12.10.2017 tarihli başvurusunu takip eden ay başı olan 01.11.2017 tarihinden itibaren yaşlılık
aylığına hak kazandığının, yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava açılmadan önce Kuruma başvurulması gerektiğini
davacının bu yolu izlemediğini, bilirkişi raporlarındaki çelişkilerin giderilmesini gerektiğini iddia ederek
kararın kaldırılması talebiyle istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine
karar verilmiştir.
.2 ammmnasaşban
karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını
istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının Kuruma başvuru tarihinde yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı noktasında
toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi
ve belgelerin incelenmesinde verilen hükmün yerinde olduğu anlaşılmakla davalı Kurum vekilinin temyiz
dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7594.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7594E. , 2024/8031kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1999 E., 2023/3414 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/215 E., 2022/301 K.
Taraflar arasındaki iş kazasının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece
Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 22.11.2012 tarihinde Erzincan ... köyü mevkinde mesleği gereği
ölçüm yaparken kayalıklarda düştüğünü ve kalçasını sakatladığını, müvekkilinin olayın sıcaklığı ile çalışmaya
devam ettiğini, daha sonraki süreçte müvekkilinin ağrılarının arttığını ve Erzincan Devlet Hastanesine
başvurduğunu, bu hastanede yapılan tedavi sonucunda müvekkilinin maluliyetinin 24 olarak tespit
edildiğini, müvekkilinin iş kazası geçirmesi nedeniyle ortaya çıkan maluliyet sebebi ile davalı Kuruma
başvurduğunu, ancak Kurum tarafından müvekkilinin geçirdiği kazanın iş kazası olarak nitelendirilmediğini
beyanla 22.11.2012 tarihinde gerçekleşen kazanın iş kazası olduğunun tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın müvekkili şirkette çalıştığı 4 sene boyunca herhangi
bir iş kazası yaşanmadığını, davacı tarafın iş kazası iddiası hakkında çalıştığı süre içerisinde herhangi bir
beyanı olmadığını, iddia ettiği şekilde düştüğü tarihten sonra veya bu tarihe yakın tarihlerde herhangi bir
doktor raporu vb. belgenin müvekkil şirkete sunulmadığını, davacının çalışma süresi içerisinde sunmuş
olduğu raporların hiçbirinde iş kazasına ilişkin bir beyan yer almadığını, tüm raporlarda vak'aların “hastalık”
olarak tanımlandığını, hiçbir şekilde davacının iş kazası iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı
bir iş kazasına uğramış olsaydı dahi müvekkili şirkete atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını,
davacı tarafın iş ilişkisi sona erdikten 4 yıl sonra hiçbir temele dayanmayan ve haksız iddiaları ile müvekkili
şirkete işbu davayı yöneltmesinin menfaat elde etmeye yönelik haksız ve kötü niyetli olduğunu beyanla
davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Kurum tarafından davaya cevap verilmemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kabulü ile davacının
22.11.2012 tarihinde geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
a m 0. a YY a a a a a “m a 7
B. İstinaf Sebepleri
1. Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde, kararın hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, davacının iş akdi
sona erdirildikten yaklaşık 4 yıl sonra bu dava açıldığını, davacının sağlık sorununun tümüyle fizyolojik
rahatsızlık içerdiğini, nitekim iş kazası nedeniyle doktora giden birinin sağlık raporunda geçirdiği iş
kazasından bahsedilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, olayın iş kazası niteliğini taşımaması
gerektiğini ileri sürülmüştür.
2. Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde, kararın hatalı ve gerekçesiz olduğunu, tanık olan kişilerin kesin
olarak olayı gören kişi olmadıklarını, yalnızca bir tanık olayı gördüğünü beyan etmiş ise de, davacının
köylüsü olan bu tanığın ifadesinin de dava dilekçesindeki davacı beyanları ile çeliştiğini, 4 sene boyunca ve
sonuçta “024 engel yaratacak bir rahatsızlıkla yaşayan bir kişinin iddia edilen olay neticesi bunlara maruz
kalması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin İstanbul Anadolu 29.
İş Mahkemesi'nin 11.04.2022 tarihli, 2020/215 Esas - 2022/301 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden
hukuka uygun bulunduğundan davalı şirket vekilinin ve davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun 6100
sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde
bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri, istinaf dilekçeleri ile benzer nedenlerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını
istemişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 22.11.2012 tarihinde maruz kaldığı kazanın iş kazası olduğunun tespiti istemine
ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi
ve belgelerin incelenmesinde davalılar vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın
bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7792.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/7792E. , 2024/8387K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1751 E., 2024/378K.
KARAR : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Yozgat İş Mahkemesi
SAYISI : 2014/181 E., 2021/18K.
Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince
konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Kararın davacı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme
sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre, davacı Kurum vekili tarafından temyize konu edilen miktar Bölge Adliye Mahkemesinin
karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7748.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/6368 E., 2024/8375K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2453 E., 2023/2359 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 16. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/160 E., 2023/279 K.
Taraflar arasındaki sigorta başlangıcının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının sigorta başlangıç tarihinin 11.04.1999 olduğunun tespitini
talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı istinaf dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçmediğini, eksik araştırma yapıldığını, emsal
kararların dikkate alınmadığını, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek istinaf kanun yoluna
başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hak düşürücü süreyi kesen bir
durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü yerinde görülerek istinaf isteminin
reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep
am !AR*..
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigorta başlangıcının tespitine lişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79 ve 108 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz
dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgiliden alınmasına,
11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2024_7738.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2024/8196E. , 2024/8379K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/685 E., 2024/860 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bozüyük 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2022/143 E., 2022/423 K.
Taraflar arasındaki sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk
Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı ...'nun meslek hastalığından kaynaklı sürekli iş göremezlik oranının tespitini talep
etmiştir.
II. CEVAP
Davalı SGK Başkanlığı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., ATK 2. Üst Kurulu raporunda bildirilen 010.3 oranındaki sürekli iş göremezlik oranını kabul
ettiğini, itirazı olmadığını beyan etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulüne; davalı ...'nun meslek hastalığı nedeniyle maluliyet başlangıç
tarihinin 22.09.2014 olduğunun ve maluliyet oranının 9010.3 olarak tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; sigortalıya 9016 sürekli iş göremezlik derecesi üzerinden gelir
bağlandığını, diğer raporların gerçek durumu yansıtmadığını, davacının dava açmakta hukuki yararı
olmadığını, davacı aleyhine açılan rücu davasında sigortalının sürekli iş göremezlik derecesinin
belirlenebileceğini, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Dosya kapsamından; Kurum
Sağlık Kurulunun 10.04.2015 tarih ve 280 sayılı raporunda davalı sigortalının sürekli iş göremezlik
derecesinin 916 olarak belirlendiği ve bu oran üzerinden sigortalıya gelir bağlandığı, Sosyal Sigorta Yüksek
Sağlık Kurulunun 02.05.2018 tarih ve 34/7434 sayılı kararında da 16 oranında sürekli iş göremezliğe
uğradığına karar verildiği; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 30.01.2019 tarih ve 1678 ile Adli Tıp
a a 0s AMA 4 MAMA 1. e A4 AMAA a AM A e am A MMA mili 0 a
Sağlık Kurulunun 02.05.2018 tarih ve 34/7/7434 sayılı kararında da 9616 oranında sürekli iş göremezliğe
uğradığına karar verildiği; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 30.01.2019 tarih ve 1678 ile Adli Tıp
Kurumu 2. Üst Kurulunun 28.11.2019 tarih ve 2130 sayılı raporlarında ise sigortalının 010.3 oranında
meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin mütalaa edildiği ve Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonucu
verilen kaldırma kararı sonrası İlk Derece Mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sırasında alınan
ATK 2. Üst Kurulunun 09.06.2022 tarih ve 1296 sayılı raporu ile sigortalının hastalığının (4/g 1/1) düzeyinde
pnömokonyoz meslek hastalığı olduğunun, bu hastalığı nedeniyle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü
Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve meslek grup numarası grup1i2
alınarak E cetveline (yaşına) göre 610.3 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının,
meslek hastalığı başlangıç tarihinin ve buna bağlı maluliyetinin dosyadaki mevcut belgelere göre 22.09.2014
tarihi olup bu tarihten itibaren maluliyetinin 010.3 olduğunun ve Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu ile
Kurul raporu arasındaki farkın radyolojik değerlendirme farkından kaynaklandığının mütalaa edildiği
anlaşılmaktadır.
Somut davada; yukarıda anılan yasal prosedüre uygun olarak inceleme yapılması, ATK 2. Üst Kurulunun bu
konuda son merci durumunda bulunması ve mütalaasının bağlayıcı nitelikte olması, sigortalının sürekli iş
göremezlik derecesinin başlangıç tarihinin de anılan raporda belirlenmesi ve hükümde gösterilmesi; meslek
hastalığından dolayı davalı sigortalıya bağlanan gelire ilişkin olarak davalı Kurumca Bozüyük 1. Asliye Hukuk
(İş) Mahkemesi 2016/1044 E. sayılı dosyası ile davacı işveren aleyhine açılan rücu davasının yapılan
yargılama aşamasında davalı sigortalının sürekli iş göremezlik derecesinin tespiti davası açması için davacı
işverene süre verilmesi, sürekli iş göremezlik derecesine ilişkin olarak verilecek kararın sigortalının da hak
alanını ilgilendirmesi ve bu nedenle davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunması, Kurumun;
davacı işverene karşı açmış olduğu rücuan tazminat davasında ise Kurum sigortalısı taraf olarak yer
almadığından verilecek olan kararın sigortalı için bağlayıcılığı bulunmaması karşısında eldeki davanın
açılmasında davacı işverenin hukuki yararının da bulunması hep birlikte değerlendirildiğinde, İlk Derece
Mahkemesi tarafından verilen kararda herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden yerinde bulunmayan istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir." gerekçesiyle istinaf isteminin reddine karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sürekli iş göremezlik oranının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 19, 95 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair
temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de; talebin meslek hastalığına dayalı olarak
sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin olması ve en son Adli Tıp 2. Üst Kurulu'ndan alınan rapora
göre davacının meslek hastalığına dayalı olarak “10,3 oranında meslekte kazanma gücü kaybının
olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, maluliyet oranı şeklinde tespit yapılması usul ve yasaya
aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un
370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı Kurum vekilinin itirazının kabulü ile İlk
Derece Mahkemesi kararının, (1) no.lu bendindeki " maluliyet oranının" ibaresi silinerek yerine "meslekte
kazanma gücü kayıp oranının" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_10535.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/10535E. , 2023/13392K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2968 E., 2023/958 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tokat 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/337 E., 2021/333K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece
Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların anneleri ...'in 2015 yılı Şubat ayında vefat ettiğini, sağlığında
iken eşinden kendisine 4/a kapsamında bağlanan ölüm aylığının tahsis edildiğini, 28.01.2003 tarihinde vefat
eden babasından 4/b kapsamında ölüm aylığı aldığını, Kurumun 03.12.2014 tarihinde ...'in babasından ölüm
aylığı aldığını, 4/a'ya tabi ölüm aylığını ve bu aylık tutarının büyük sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından
büyük işçiler için tespit edilen ücret tutarından fazla olduğu nedeniyle 4/a ölüm aylığından kesildiğini, ...'in 2
ay sonra öldüğünü, Kurumun bu ödemeleri davacılardan istediğini, bu işlemin Yargıtay kararlarına aykırı
olduğunu belirterek Kurum işleminin iptalini, kesilen aylık tutarlarının kesinti ve ödeme tarihlerinden yasal
faizi ile ödenmesinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre, zamanaşımı ve yetki itirazında bulunduklarını,
5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağını, 1479 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi gereğince ölüm
aylığından yararlanmak için 3 tam yıl olan sürenin 5 tam yıla çıkarıldığını, 1996/13- sayılı Genelge gereğince
geçimini sağlayan gelir kavramının 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen
asgari ücretin üzerinde olduğunu, bu miktarın esas alındığını, bu uygulamanın 04.10.2000 tarihinde 619
sayılı KHK ile değiştirilerek 3 tam yılın 5 tam yılına çıkarıldığını, bunun iptali ile 08.08.2001 tarihinde
düzenleme yapıldığını, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun'un 45 nci maddesi eski hali
ile uygulanırken 4956 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile 3 tam yıl 5 tam yıla çıkarıldığını, 01.10.1972-
04.10.2000 ve 08.08.2001-02.08.2003 tarihleri arasında ölen sigortalıların hak sahiplerine aylık sağlanması
sırasında mülga 1479 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağını, çocuklara, ana, babaya aylık
sağlanabilmesi için 2013/26 nolu Kurum Genelgesinin uygulanarak yetim aylığının kesildiğini belirterek
davanın reddini istemiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, davacıların
murisi ...'e 28.01.2003 tarihinde 0164163279 sicil no ile tahsis edilen 4/b'ye bağlı yetim aylığını durduran
03.12.2014 tarih, 17547561 sayılı Kurum işleminin iptali talebinin reddine, davacıların murisi ..."in
babasından dolayı aldığı yetim aylıklarının 5510 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin (b) bendine göre hak
düşürücü süreye uğramayacak olan 5 yıllık kısmına isabet eden Kasım/2014 itibariyle kesilmesi ve kendisine
yapılan 15.384,79 TL yersiz aylık ödemelerinin geri istenmesinin yerinde olduğunun tespitine karar
verilmiştir.
".. maa.
verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda
bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece talep edilen yersiz ödemelerin iadesi gerektiğinin tespitine
karar verilmiş ise de bu ödemelerin faiziyle ödenmesi gerektiği yönünde bir hüküm kurulmadığı gibi hangi
ödemeye hangi tarihten itibaren ne kadar hangi oran üzerinde faiz işleyeceğine karar vermediğini, emsal
Yargıtay kararı gereğince davacının hem eşinden hem babasından ölüm aylığı bağlanmaya hak kazandığını,
engel bir yasal düzenleme olmadığını, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, maddi ve
hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri
sürmüştür.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; yersiz ödemelerde on yıllık geçmişe dönük ödemelerin talep edilebildiğini,
bilirkişinin 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca davacıların
talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, yersiz ödemelerin Kurumca geri istenmesinin yerinde
olduğunun belirtilmesine rağmen davanın kısmen kabulüne karar verilmesine ilişkin kararın nereden ve nasıl
kaynaklandığının anlaşılamamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararının
yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik
bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nın madde 353/1-b.1 hükmü gereğince davacılar vekilinin ve davalı
vekilinin ayrı ayrı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde
bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Taraf vekilleri, istinaf dilekçeleri ile benzer nedenlerle eksik incelmeye dayalı kararın bozulmasını talep
etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacılar murisinin eşinden dolayı ölüm aylığı almakta iken; babasından dolayı kendisine
bağlanan yetim aylığının Kurumca kesilmesi işleminin iptali ile kesilen aylıkların faiziyle birlikte ödenmesi
istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri.
2. Davaya konu uyuşmazlığın çözümü yönünde, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin
kuralların incelenmesi gerekmektedir. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı
olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe
girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili
mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle
kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide
kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek özel hukuk ve gerekse kamu hukuku
alanında, kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara
ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği
bunu gerektirir.(Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-
194; Prof. Dr. A.... Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi,
Ankara 2003, sh: 73).
3. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de
uymasına bağlıdır. “Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları
geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve
1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve
2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları)”
4. Davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanun'un “Eş ve Çocuklara, Ana ve Babaya Tahsis
Yapılması” başlığını taşıyan 45 inci maddesinin 2229 sayılı Kanun'la değişik ilk fıkrasının (c) bendinde;
sigortalının geçimini sağlayacak başka geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun bekâr kız çocuklarına
ölüm sigortasından aylık bağlanacağı, anılan Kanunun “Ölüm Aylığının Kesilmesi” başlığını taşıyan 46'ncı
maddesinin ikinci fıkrasında ise; bağlanan ölüm aylığının ancak sigortalının kız çocuğunun evlenmesi halinde
kesileceği belirtilmiştir.
5. Bu arada, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı KHK ile 1479 sayılı Kanun'un 45 ve 46 ncı
maddeleri değiştirilerek, sigortalının bekâr kız çocuklarına bir sosyal güvenlik Kanunu kapsamında
çalışmamaları veya bu Kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir ve aylık almamaları şartıyla ölüm
aylığı bağlanabileceği ve bağlanan aylığın ancak evlenmeleri ya da bir sosyal güvenlik Kanunu kapsamında
çalışmaya başlamaları halinde kesileceği kabul edilmiş, anılan KHK Anayasa Mahkemesince iptal edilerek,
08.08.2001 tarihinde yürürlükten kalkmış, ancak bu defa 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı
Kanunla getirilen düzenleme ile; “...bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu
kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun
çalışamayacak durumda malül olan çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber
sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan,
bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine...”
ifadeleri kullanılarak maddenin içeriği değiştirilmiştir.
3. Değerlendirme
Davacılar murisinin eşinin 4/a sigortalısı iken 07.09.2000 tarihinde vefat ettiği, davacıya eşinden dolayı
23.09.2000 tarihi itibariyle aylık bağlandığı, babasının 1479 sayılı Kanuna tabi Bağ-Kur sigortalısı olduğu,
29.01.2003 yılında vefat ettiği ve davacının talebi üzerine 01.02.2003 tarihi itibariyle babası üzerinden ölüm
aylığı bağlandığı, davalı Kurumun 03.12.2014 tarihli yazısı ile mülga 1479 sayılı Kanun'un 45 inci maddesi
gereğince "gelir unsuru" şartının arandığı ve davacının da eşinden dolayı aldığı aylığın 16 yaşından büyük
sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen asgari ücretin üzerinde olduğu değerlendirilerek babanın
vefat tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde geçimini sağlayacak bir geliri bulunduğundan
bahisle babadan alınan ölüm aylığının iptal edildiği, anılan Kurum işlemi üzerine açılan işbu dava ile söz
konusu Kurum işleminin iptali, kesilen aylıkların kesildiği tarihten itibaren yasal faiziyle ödenmesi
gerektiğinin tespiti istenmiştir.
Mahkemece uyuşmazlığa konu Kurum işlemi yerinde görülmek suretiyle 5510 sayılı Kanun'un yersiz
aylıkların istirdadına ilişkin 96/b madde hükmü gözetilmek suretiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiş
ise de, mahkemenin bu yaklaşımı ve kararı isabetsizdir.
Çünkü gerek davacıların murisi olan ...'in Bağ-Kur sigortalısı babasının ölüm tarihi olan 29.01.2003 ile anılan
vefat sonrası muris anne ...'e bağlanan ölüm aylığının aylık bağlama tarihi olan 01.02.2003 tarihi itibariyle
1479 sayılı Kanun'un yukarıda bahsedilen 2229 sayılı Kanun ile değişik 45 inci madde hükmü yürürlükte
olup, anılan yürürlük maddesi ise "geçimini sağlayacak başka geliri olmayan evlenmemiş kız çocuklarına
aylık bağlanması" öngörülmekte olup, davacılar murisi anne ...'e kocası ... Tecimer'den bağlanmış olan
aylığın kıt kanaat bir imkan sağlaması ve geçimini sağlamaya yeterli olmayacağının izahtan vareste olduğu
gözetilmek suretiyle davacılar murisinin her iki aylığa da hak kazandığı, giderek bu dönemle ilgili kendisine
çıkarılan yersiz ödeme borcunun da haksız olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken
yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının bu nedenle BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
25.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13614.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13614€E., 2024/27K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/57 E., 2023/156 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hizmet tespiti
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, İlk Derece Mahkemesi kararının
bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik,
süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin
kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından
hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davacının 20.08.2003-04.01.2010 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığını, yemek ve
temizlik işleri yaptığını, sekreter olmadığı zamanlar telefonlara baktığını, ayrıca hastanelere tahlil götürüp /
getirdiğini beyan ederek davacının çalışmasının tespitini talep etmiş, davaya davalı ... Tıbbi Tahlil
Laboratuvarı Limited Şirketi olarak devam ettiklerini beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket vekili; davacının 2007 yılından itibaren haftanın bir günü davalı firma müdürü ...n aile
konutunda temizlik işlerinde çalıştığını, davalı şirket müdürü ...1n 2008 yılı içinde ihtiyaç hasıl olduğu
zamanlar davacıyı şirketin temizlik işlerinde çalıştırdığını, bu çalışmanın günübirlik olup süreklilik arz
etmediğini, kadrolu temizlikçi ...1n mazeretli/raporlu olduğunda ya da yıllık izine çıktığında gerçekleştiğini
beyan edip davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ...; kendisinin ... Tıbbi Tahlil Laboratuvar Ltd. Şti.'nin uzun yıllar ve halen müdürlüğünü yaptığını,
eşinin davacı ile 2007 yılında tanıştığını, ayın birkaç günü evlerine temizliğe geldiğini, kendisinin de 2008
yılında ek gelir sağlaması düşüncesiyle davacıyı ihtiyaç hasıl oldukça müdürlüğünü yaptığı işletmeye temizlik
yapması için çağırdığını beyan edip davanın reddini talep etmiştir.
Feri müdahil Kurum vekili; davanın reddini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 30.03.2021 tarihli ve 2015/58 Esas, 2021/76 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen
kabulüne, davacı ...'in (T.C. No:...) davalılara ait iş yerinde; 06.06.2006-04.01.2010 tarihleri arasında
çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin süre talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından
istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 12.01.2022 tarihli ve 2021/1880 Esas, 2022/41 Karar sayılı kararıyla; davalı ve
fer'i müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı
esasdan reddine karar vermiştir.
fer'i müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı
esasdan reddine karar vermiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum
vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 06.10.2022 tarihli, 2022/10442 E.,2022/12042 K. kararında; 26.05.2015 tarihli celse de
husumetin ... Tıbbi Tahlil Laboratuvarı Ltd. Şti.'ye yöneltilmesi isteği HMK 124 üncü madde kapsamında
Mahkemece kabul edildiği ve UYAP sistemindeki davalı ünvanının bu şekilde değiştirilmesine karar verildiği
halde, davada davalı olarak taraf sıfatı kalmayan ...'ın karar başlığında gösterilmesi ve hakkında hüküm
tesis edilmesinin ve kısa kararda davacının davalı iş yerinde 06.06.2006-04.01.2010 tarihleri arasında,
gerekçeli kararda ise davacının davalılara ait iş yerinde 06.06.2006-04.01.2010 tarihleri arasında çalıştığına
hükmedilerek kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmasının yerinde olmadığı belirtilerek karar
bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kısmen kabulüne, davacının davalı ... Tıbbi
Tahlil Laboratuarı Ltd. Şti. ünvanlı iş yerinde; 06.06.2006 - 04.01.2010 tarihleri arasında çalıştığının
tespitine, fazlaya yönelik istemin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum
vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, çalışmanın ispat edilmediğini, ret kararı verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını
talep etmiştir.
Fer'i müdahil Kurum vekili, temyizin reddi kararının yerinde olmadığını, yetersiz araştırma ile hüküm
kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 20.08.2003-04.01.2010 tarihleri arasında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri ile 506 sayılı Kanun'un 79, 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesidir.
3. Değerlendirme
1- 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun “Elektronik Tebligat” başlıklı 7/a maddesi; “Aşağıda belirtilen gerçek ve
tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur. “...11. İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini
veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra
müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim...”
düzenlemesini, aynı Kanun'un 11 inci maddesi ise “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.
Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış
ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır...” düzenlemesini içerdiğinden, Mahkeme
kararı vekil adı tebliğ mazbatasında belirtilmek suretiyle davalı Kurumun ilgili birimine tebliğ edilmelidir.
İnceleme konusu dosyada; gerekçeli karar fer'i müdahil Kurum vekiline 03.10.2023 tarihinde tebliğ edilmiş,
27.10.2023 tarihinde karar temyiz edilmiştir. Mahkeme 30.10.2023 tarihli ek karar ile temyiz başvurusu
süresinde yapılmadığından temyiz talebinin reddine karar verilmiş, ek kararı fer'i müdahil Kurum vekili
süresinde temyiz etmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi gereğince gerekçeli karar vekil adı
belirtilmek suretiyle Kurumun ilgili birimine tebliğ edilmesi gerekirken vekilin e-tebligat adresine tebliğ
edilmesi yerinde değildir. Bu itibarla Kurum vekilinin temyizi süresinde olup temyiz talebinin süreden reddine
ilişkin 30.10.2023 tarihli ek kararın kaldırılması gerekmektedir.
Somut dosyada; davacı 20.08.2003-04.01.2010 döneminde çalıştığının tespitini talep etmiş, Mahkemece
davacının 06.06.2006-04.01.2010 tarihleri arasında çalıştığına karar verilmiştir. Dosyada dinlenen tanıkların
bir kısmı davacının iş yerinde temizlik, yemek işlerinde çalıştığını beyan etmişler, bir kısmı ise temizlik
yemek işlerinin ... tarafından yapıldığını, davacının cam silmek için iş yerine geldiğini belirtmişlerdir.
01.06.1995-31.03.2011 tarihleri arasında davalı iş yerinden bildirimleri olan ..., kendisinin temizlik ve
yemek yaptığını, hamilelik ve rahatsızlığı nedeniyle ara verdiği dönemlerin olduğu, cam silemediği için
davacının cam silmeye geldiğini beyan etmiştir. Davacı iş yerinde temizlik ve yemek işlerini yaptığını ayrıca
hastanelere tahlil getirip götürdüğünü iddia etmiş ise de; bazı tanıklar ile ...'ın davacının sadece cam silmek
için arada iş yerine geldiğini belirtmeleri karşısında tanıklar yeniden dinlenilerek tanık beyanları arasındaki
çelişkiler giderilmeli, komşu iş yeri işveren ve çalışanları tespit edilerek tanık olarak dinlenilmeli, özellikle
...'ın ifadesi irdelenmeli, ...'ın hamilelik ve rahatsızlığı nedeniyle işe ara verdiği dönemlerde iş yerinde
temizlik ve yemek işlerinin kim tarafından yapıldığı üzerinde durulmalı, elde edilecek sonuca göre karar
verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve
yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Mahkemenin 30.10.2023 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA,
2.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_12294.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/12294E. , 2024/32K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/136 E., 2023/360 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda,
Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya
üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra
dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davacının 01.08.2006-31.07.2012 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili, davacının talepleri yönünden davalı Kurum kayıtlarının esas olduğunu savunarak
davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Şanlıurfaspor Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı vekili cevap dilekçesinde özetle; söz konusu halı
sahanın Şanlıurfaspor Kulübüne ait olduğunu, sadece kira gelirlerini Şanlıurfaspor Spor Eğitim ve Sosyal
Yardım Vakfı'nın aldığını, vakfın hiçbir zaman halı sahayı çalıştırmadığını ve işçi istihdam etmediğini, davalı
vakfın gelir ve giderlerinin denetime tabii olduğunu, hiçbir zaman davacıya ücret ödemesi veya başka bir
isim altında para ödemesi yapmadığını, davacı tarafından iş yeri olarak belirtilen halı sahanın 15.07.2005
tarihinde ...'a 2 yıllığına ve 15.07.2007 tarihinde ise yine aynı şahsa 1 yıllığına verildiğini ve toplam 3 yıl
süre ile kira gelirleri alındığını, 15.07.2008 tarihinde vakfın kiralamasının sona erdiğini ve bu tarihten sonra
Şanlıurfa Spor Kulübü'nün işletme ve kiralama işlerini kendisinin bizzat yürütmeye başladığını belirterek
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.12.2014 tarihli ve 2013/209 E. 2014/676 K. sayılı kararıyla; davanın kısmen
kabulüne, davacının 01.08.2006-31.01.2012 ve 01.05.2012-31.07.2012 tarihleri arasında asgari ücretle
davalı Şanlıurfaspor Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı nezdinde geçen çalışmalarının sigortalı sayılması
gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 08.06.2015 tarihli ve 2015/8309 E., 2015/10465 K. sayılı ilamında; 01.08.2006 ile
15.07.2008 tarihleri arasında gerçek işverenin tespiti amacıyla, davalı işveren ile dava dışı ... arasındaki kira
ilişkisinin araştırılması, davacıyı kimin işe aldığının, davacının bu dönemlerde emir ve talimatları kimden
aldığının, ücretini ne şekilde ve kimden aldığı hususlarının tespit edilmesi, dava konusu dönemde dava dışı
...'ın da hak alanını ilgilendirdiğinden, davacıya, HMK. 124 üncü maddesi dikkate alınmak suretiyle husumet
yöneltmesi için mehil verilmesi; gösterecekleri bütün deliller toplandıktan sonra, yapılacak değerlendirme
sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
—-3,......—..... e...
sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İkinci Bozma Kararı
1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 23.05.2018 tarihli ve 2015/364 E. 2018/493 K. sayılı kararıyla;
davanın kısmen kabulüne, dahili davalı ... yönünden davanın reddine, 01.08.2006-31.01.2012 ve
01.05.2012-31.07.2012 tarihleri arasında asgari ücretle davalı Şanlıurfaspor Spor Eğitim Ve Sosyal Yardım
Vakfı nezdinde sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar
verilmiş, karara karşı davalılar Kurum ve Şanlıurfaspor Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı vekilleri
tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur.
2. Dairemizin 07.11.2018 tarihli ve 2018/4783, 2018/9026 K. sayılı kararında; 01.08.2006 ile 15.07.2008
tarihleri arasında gerçek işverenin tespiti amacıyla, davalı vakıf ile dahili davalı ... arasındaki kira ilişkisinin
mahiyetinin araştırılması, davacıyı kimin işe aldığının, davacının bu dönemlerde emir ve talimatları kimden
aldığının, ücretini ne şekilde ve kimden aldığının tespit edilmesi, bu hususlarda davacının da beyanının
alınarak çalışma olgusunu oluşturan konuların açıklığa kavuşturulması, ...'ın ve vakıfın işverenlik sıfatının
tam olarak belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Üçüncü Bozma Kararı
1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 21.10.2019 tarihli ve 2019/38 E. 2019/572 K. sayılı kararıyla; davanın
kısmen kabulüne, dahili davalı ... yönünden davanın reddine, 01.08.2006-31.01.2012 ve 01.05.2012-
31.07.2012 tarihleri arasında asgari ücretle davalı Şanlıurfaspor Spor Eğitim Ve Sosyal Yardım Vakfı
nezdinde sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar
verilmiş, karara karşı davalılar Kurum ve ... vekilleri tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur.
2. Dairemizin 22.09.2020 tarihli ve 2020/2928, 2020/4711 K. sayılı kararında; halı sahanın vergi
kayıtlarının celp edilmesi, ilgili Belediyeden ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünden halı sahaya ilişkin bilgi ve
belgelerin istenilmesi, davalı Vakıfa ait kayıtların dosya içerisine getirtilerek incelenmesi, komşu iş yeri veya
bu iş yerlerinde çalışanların tespit edilerek dinlenilmesi, davacının beyanında belirttiği kişilerin ve bu
dönemde vakıf bünyesinde çalışan veya vakıf yönetiminde yer alan kişilerin tanık olarak beyanlarının
alınması, yapılan araştırma ile davacının 01.08.2006-15.07.2008 döneminde kimin nezdinde çalıştığının
tereddütsüz bir şekilde tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Dördüncü Bozma Kararı
1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 05.07.2021 tarihli ve 2020/478 E. 2021/497 K. sayılı kararıyla;
davanın kısmen kabulüne, 01.08.2006-15.07.2008 tarihleri arasında asgari ücretle dahili davalı ... nezdinde
sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine, 15.07.2008-31.01.2012 ve 01.05.2012-31.07.2012 tarihleri
arasında asgari ücretle davalı Şanlıurfaspor Spor Eğitim ve Sosyal Yardım vakfı nezdinde sigortalı sayılması
gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, karara karşı davalılar
Kurum ve ... vekilleri tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur.
2. Dairemizin 27.12.2021 tarihli ve 2021/12395 E., 2021/16678 K. sayılı kararında; Mahkemece, Vergi
Dairesi Müdürlüğünden gelen yazı ilgi tutulmak suretiyle uyuşmazlık konusu döneme ilişkin başka yoklama
fişlerinin olup olmadığının sorulması, Tapu Sicil Müdürlüğünden araştırma yapılarak söz konusu halı sahanın
mülkiyetinin kime ait olduğunun tespit edilmesi, buna göre Belediye Başkanlığından halı sahaya ve vakfa
ilişkin bilgi ve belgelerin istenilmesi, vakfın gelir ve giderlerine ilişkin defter kayıtlarının celp edilerek
incelenmesi, 15.07.2008 tarihinden sonra halı sahanın kiraya verilip verilmediğinin, kiraya verilmemiş ise bu
dönemde nasıl değerlendirildiğinin araştırılması, talep edilen dönemde davalı Vakıf yönetiminde bulunan
kişilerin tanık olarak beyanlarının alınması, yönetimde bulunduklarına dair kayıtların celp edilmesi, davalı
vakfın Şanlıurfaspor Klubü ile ilgisinin araştırılması, gerek görülmesi halinde Şanlıurfaspor Klubünün yönetim
kadrosunda bulunan kişilerin de konu ile ilgili beyanlarının alınması, bu şekilde halı sahanın kiraya
verilmediği dönemde, halı saha ile ilgili tasarrufların, iş ve işlemlerin davalı tarafından yapılıp yapılmadığının
tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar;
Davanın kısmen kabulüne, davacının 01.08.2006-15.07.2008 tarihleri arasında asgari ücretle dahili davalı ...
nezdinde sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine, 15.07.2008-31.01.2012 ve 01.05.2012-31.07.2012
tarihleri arasında asgari ücretle davalı Şanlıurfa Spor Eğitim ve Sosyal Yardım vakfı nezdinde sigortalı
sayılması gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından
temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 01.08.2006-31.07.2012 tarihleri arasında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi, 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesi,
506 sayılı Kanun'un 79, 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddeleridir.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara toplanan delillere göre davalı Kurumun sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek
gerekmiştir.
İnceleme konusu dosyada; davacı 01.08.2006-31.07.2012 tarihleri arasında çalıştığının tespitini talep etmiş,
Mahkemece davacının 01.08.2006-15.07.2008 tarihleri arasında asgari ücretle dahili davalı ... nezdinde
sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine, 15.07.2008-31.01.2012 ve 01.05.2012-31.07.2012 tarihleri
arasında asgari ücretle davalı Şanlıurfa Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı nezdinde sigortalı sayılması
gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen
karar yerinde ise de; karar başlığında davalı Vakfın ünvanının ve hüküm kısmında ...'ın isminin yanlış
yazılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un
Geçici 3 üncü maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesi gereğince İlk Derece
Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararında; hükmün 1 inci
fıkrasında yer alan "Dikhan" ibaresinin silinmesine, yerine "Dihkan" ibaresinin yazılmasına, karar başlığında
yer alan "2- ..." ibaresinin silinmesine yerine, "2-Şanlıurfaspor Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı"
ibaresinin yazılmasına, kararın bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_10384.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/10384€E. , 2024/137K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2020/286 E., 2020/354 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında mahkemesinde görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından
hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; meydana gelen iş kazası nedeniyle müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurları bulunduğundan bahisle 78.171,00 TL maddi, 125.000,00 TL manevi
tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı belediye vekili özetle; müvekkili belediyenin sorumluluğunun bulunmadığını, dava konusu işin müvekkili belediye tarafından diğer davalı şirkete verildiğini, ayrıca istenen tazminat miktarının çok yüksek olduğunu açıklayarak davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket özetle; davacının ihale konusu işin sözleşmesinde yazıldığı üzere kesilen ağaçları kaldırmak ve yüklemekle görevli olmadığını, yüklenen aracı kullanmakla görevli olduğunu, araç yüklenirken tedbirli davranmayarak araç dışarısında
kütüklerin yüklenmesi esnasında bulunduğunu ve zarar gördüğünü, kazanın davacının kendi dikkatsizliği sonucu meydana geldiğini, bu nedenle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulamayacağını açıklayarak davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
II. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 16.06.2015 tarih ve 2009/590 Esas, 2015/351 Karar sayılı kararıyla; kazalının açtığı asıl dava dosyası açısından maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 25.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, Sosyal Güvenlik
Kurumu tarafından açılan birleşen rücuan tazminat dava dosyasında Kurum alacaklarının birleşen dava dosyasının davalılarından tahsiline karar verilmiştir.
Anılan kararın birleşen dava dosyasının birleşen dava dosyasının davacısı Sosyal Güvenlik Kurumu ile davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 04.04.2017 tarih, 2016/908 Esas, 2017/2774
Karar sayılı kararı ile sigortalı tarafından açılan iş kazası tazminat dava dosyası ile Kurum tarafından açılan rücuan tazminat dava dosyasının tefrik edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle Mahkeme kararının
bozulmasına, sair temyiz itirazlarının incelenmesimne karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen 21.03.2019 tarih, 2017/282 Esas, 2019/175 Karar sayılı kararla iş kazası sonucunda oluşan sürekli iş göremezlik oranının 641,20 olduğu, kazanın meydana gelişinde sigortalının “520, ...ın 520, davalı
... Haf. İnş. Nak. San. İth. İhr. Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin 9030, davalı Belediyenin 30 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar
verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
|
2023_6941.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/6941E. , 2024/199K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/111 E., 2022/452 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasında Mahkemesinde görülen ödeme emrinin iptali davasında yapılan yargılama sonucunda
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılardan ... ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre,
temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin
kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, ...,, ..., ..., ... için düzenlenen ödeme emirlerinin iptali ile
müvekkillerine Tebligat Kanunu'na uygun olarak tebliğ edilmediğini, müvekkillerinin ... Kardeşler Ltd. Şti.
nin ortakları olduğunu, şirketi temsile yetkili kişinin ... olduğunu, müvekkilerine gönderilen ödeme
emirlerinin ortağı buludukları şirketin SSK prim ve işsizlik sigortası prim borçlarından dolayı ödeme emireleri
olduğu, ödeme emirlerinin şirketi temsile yetkili müdür ...'a yapılması gerekirken şirketle alakası
bulunmayan ....'a tebliğ yapılmasının kanuna aykırı olduğunu, müvekkillerine yapılan ödeme emirlerinin
konusunun şirketin SSK prim ve işsizlikleri sigortası prim borçları olması nedeniyle öncelikle şirkete karşı
takip yapılması gerektiği, takip sonucunda şirketten tahsil imkanının kalmaması durumunun tespitinden
sonra şirket ortaklarına sorumluluğun söz konusu olmasına rağmen davalı Kurum tarafından şirket aleyhine
takip yapılmadığını beyan ederek gönderilen ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava
etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davanın 7 günlük yasal süresi içerisinde açılmadığından
davanın reddini talep ettiğini beyan etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 02.10.2014 tarih ve 2012/177 Esas, 2014/192 Karar sayılı kararıyla "Davanın KABULÜ ile,
1- ... için 12/04/2012 tarih ve sayı: 7015554 -7015470- 7015376-7015276 -7015118 - 7015025 -
7015629- 7015752 - 7014933- 7014846- 7014730- 7014627- 7014517-7011787-7015202 sayılı,
2-... için 12/04/2012 tarih ve Sayı 7018474-7018403-7018330- 7018260-7018172-7018067-7017977-
7017887-7017772-7017682-7017612-7017496-7017362-7017284-7017188 sayılı,
3-... için 12/04/2012 tarih ve Sayı: 7010738-7010671-7010562-7010821-7010914-7010994-7011061-
7011148-7011216-7011276-7011362-7011456-7011528-7011698-7011615 sayılı,
4-... için 12/04/2012 tarih ve sayı:
017093-7017002-7016913-7016828-7016754-7016667-7016557-7016486-7016385-7016302-7016213-
7016127-7016048-7015967 sayılı ödeme emirlerinin İPTALİNE," karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairenin 12.03.2015 tarih ve 2014/25861 Esas, 2015/4574 Karar sayılı ilamı ile; "...Öncelikle,
GÜ pg m e eğ, ee e e ee ARM AN İn ine Yy BA» a.
2.Dairenin 12.03.2015 tarih ve 2014/25861 Esas, 2015/4574 Karar sayılı ilamı ile; "...Öncelikle,
davacılardan ...'a yönelik gönderilen ödeme emirleri bakımından, davanın yasal dayanağını, 506 sayılı
Kanunun 80/13. maddesi ve 5510 sayılı Kanunun 88/20. maddesi oluşturmaktadır. 506 sayılı Kanunun
80/13. maddesi hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz bir özel kuruluşta görev yapan bir kişinin primlerin
ödenmemesinden işverenle birlikte sorumlu tutulabilmesi için primlerin tahakkuk ve tediyesinde yetkili üst
düzey yönetici olması zorunludur. Bu bağlamda, davacı ..., her ne kadar şirket ortağı ise de, dava dışı
limited şirkette 19.8.2005 tarihinden itibaren 3 yıl süre ile temsil ve ilzama yetkili bulunması karşısında, bu
dönemlere karşılık gelen prim ve ferilere ilişkin borçlardan, limited şirket ile birlikte müştereken ve
müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğinden, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir...Hal böyle olunca,
şirket adına kayıtlı olan araçlara haciz konulması, ancak, bir kısmının satışından elde edilen miktarın diğer
haciz alacaklılarına ödenmesi, dava dışı şirket tarafından yapılandırmada bulunulması ve bir kısım borçların
ödenmesi, diğer taraftan, şirket müdürü davacı ...1n, davalı Kurum ile 24.03.2008 tarihli görüşmesine ilişkin
tutanak ve sonrasında yapılan hacizler ve tahsilatlar dikkate alınarak, alacağın şirketin mal varlığından
tamamen veya kısmen tahsil edilip edilemediği, tahsil edilemeyeceğinin anlaşılıp anlaşılmadığı açıklıkla
belirlendikten sonra, elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve hatalı
değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir."
hususlarına işaret edilerek karar bozulmuştur.
B. Mahkemece İlk Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 05.05.2016 tarihli 2015/106 Esas, 2016/190 Karar sayılı kararı ile "Davanın KABULÜ ile,
1-... için 12/04/2012 tarih ve sayı: 7015554 -7015470- 7015376-7015276 -7015118 - 7015025 - 7015629-
7015752 - 7014933- 7014846- 7014730- 7014627- 7014517-7011787-7015202 sayılı,
2-... için 12/04/2012 tarih ve Sayı: 7018474-7018403-7018330- 7018268-7018172-7018067-7017977-
7017887-7017772-7017682-7017612-7017496-7017362-7017284-7017188 sayılı,
3-... için 12/04/2012 tarih ve Sayı: 7010738-7010671-7010562-7010821-7010914-7010994-7011061-
7011148-7011216-7011276-7011362-7011456-7011528-7011698-7011615 sayılı,
4-... için 12/04/2012 tarih ve sayı: 7017093-7017002-7016913-7016828-7016754-7016667-7016557-
7016486-7016385-7016302-7016213-7016127-7016048-7015967 sayılı ödeme emirlerinin İPTALİNE,
"karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairenin 14.03.2017 tarih ve 2016/11415 Esas, 2017/2152 Karar sayılı ilamı ile; "... Bir önceki bozma
ilamımızda, davacılardan ...In, her ne kadar şirket ortağı ise de, dava dışı limited şirkette 19.08.2005
tarihinden itibaren 3 yıl süre ile temsil ve ilzam yetkisi bulunduğu belirtilerek bu dönemlere ilişkin
borçlardan dava dışı limited şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiği
belirtildiği halde uyulan bozma ilamı sonrası yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Yine uyulan bozma ilamımızda, dava konusu alacağın şirketin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil
edilip edilemediği, tahsil edilemeyeceğinin anlaşılıp anlaşılmadığı hususlarının ayrıntılı araştırılıp sonucuna
göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ve bozma sonrası ikmal olunan evraklar ile tüm dosya kapsamına
göre söz konusu borçların tahsil edilemeyeceği 6183 sayılı Yasanın 35. maddesi kapsamında anlaşılmış
olmasına karşılık, borcun tahsili hususunda yasaya ve usule uygun şekilde takibin yapılmadığı gerekçesiyle
verilen karar isabetsiz bulunmuştur.
Mahkemece, davacılardan ...'ın temsil ve ilzama yetkili olduğu dönemler net olarak belirlenip bu dönemlerde
dava dışı şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gözetilmeli, yine ... (temsil ve ilzam
yetkisinin bulunmadığı sadece ortak olduğu dönemler) ile diğer davalıların limited şirketteki ortaklık
dönemleri ve hisseleri hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlendikten sonra ödeme
emirlerindeki dönemler karşılaştırılmak suretiyle, 6183 sayılı Yasanın 35. maddesi kapsamında
sorumlulukları belirlenip sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Diğer taraftan davacılara gönderilen ödeme emirlerinden, 2010/7 dönemine ilişkin idari para cezası içerikli
ödeme emrinden (7011787, 7015859, 7017188, 7010562 nolu ödeme emirleri), cezaların şahsiliği gereği
davacıların sorumlu olmadığının gözetilmesi gerekmektedir.
" hususlarına işaret edilerek karar bozulmuştur.
D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 05.03.2019 tarihli 2017/278 Esas, 2019/88 Karar sayılı kararı ile "i- DAVACI ... YÖNÜNDEN
AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE,
Davacı ...1n 11/08/2005 tarihinden itibaren şirket ortağı olarak 20/120 hissesine göre;
a) 7015554 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 1.743,88-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 8.719,43-T1'den sorumlu olmadığından toplam 8.719,43-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 1.743,88-TL yönünden takibin devamına,
b)7015470 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 265,66-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 1.328,30-TL'den sorumlu olmadığından toplam 1.328,30-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 265,66-TL yönünden takibin devamına,
c) 7015376 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 30,37-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 151,85-TL'den sorumlu olmadığından toplam 151,85-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
30,37-TL yönünden takibin devamına,
ç) 7015276 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 1.975,53-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 9.877,63-TL'den sorumlu olmadığından toplam 9.877,63-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 1.975,53-TL yönünden takibin devamına,
d) 7015202 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 294,47-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 1.472,32-T1'den sorumlu olmadığından toplam 1.472,32-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 294,47-TL yönünden takibin devamına,
e) 7015118 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 43,86-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 219,30-TL'den sorumlu olmadığından toplam 219,30-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
43,86-TL yönünden takibin devamına
f) 7015025 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 11.472,33-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 57.361,70-TL'den sorumlu olmadığından toplam 57.361,70-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 11.472,33-TL yönünden takibin devamına,
g) 7015629 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.318,95-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 11.594,75-T1'den sorumlu olmadığından toplam 11.594,75-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 2.318,95-TL yönünden takibin devamına,
ğ) 7015752 sayılı ödeme emrinden sadece 2005/09, 2005/10, 2005/11, 2006/03, 2006/04, 2006/05,
2006/06, 2006/07 dönemlerinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.418,89-TL düşüldükten sonra bu
dönemlere ilişkin kalan 12.094,46-TL'den sorumlu olmadığından toplam 12.094,46-TL tutarındaki miktar
yönünden takibin iptaline, 2.418,89-TL yönünden takibin devamına, 2003/6 döneminde davacı ... şirket
ortağı olmadığından 2003/06 dönemine ait olan toplam 7,88-TL tutarlı takibin iptaline,
h) 7014933 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 1.352,47-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 6.762,35-T1'den sorumlu olmadığından toplam 6.762,35-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 1.352,47-TL yönünden takibin devamına,
)7014846 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 111,65-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 558,24-T1'den sorumlu olmadığından toplam 558,24-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
111,65-TL yönünden takibin devamına,
i)7014730 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 28.377,10-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 141.885,50-TL'den sorumlu olmadığından toplam 141.885,50-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 28.377,10-TL yönünden takibin devamına,
j))7014627 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.398,06-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 11.990,32-T1'den sorumlu olmadığından toplam 11.990,32-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 2.398,06-TL yönünden takibin devamına,
k) 7014517 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 72,36-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 361,78-TL'den sorumlu olmadığından toplam 361,78-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
72,36-TL yönünden takibin devamına,
) 2010/7 dönemine ilişkin idari para cezası içerikli 7015859 nolu ödeme emrinin "cezaların şahsiliği" gereği
davacı ... sorumlu olmadığından iptaline,
2-DAVACI ... YÖNÜNDEN AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE,
Davacı ...'1n 11/08/2005 tarihinden itibaren şirket ortağı olarak 20/120 hissesine göre;
a) 7018330 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 1.743,88-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 8.719,43-T1'den sorumlu olmadığından toplam 8.719,43-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 1.743,88-TL yönünden takibin devamına,
h17012262 cavılı ödeme emrinden corimlu aldığı tanlam miktar olan 265 66-TI diiciilldilkken conra kalan
toplam 1.328,30-TL'den sorumlu olmadığından toplam 1.328,30-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 265,66-TL yönünden takibin devamına,
c) 7018172 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 30,37-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 151,85-TL'den sorumlu olmadığından toplam 151,85-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
30,37-TL yönünden takibin devamına,
ç) 7018067 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 1.975,53-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 9.877,63-TL'den sorumlu olmadığından toplam 9.877,63-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 1.975,53-TL yönünden takibin devamına,
d) 7017977 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 294,47-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 1.472,32-T1L 'den sorumlu olmadığından toplam 1.472,32-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 294,47-TL yönünden takibin devamına,
e) 7017887 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 43,86-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 219,30-TL'den sorumlu olmadığından toplam 219,30-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
43,86-TL yönünden takibin devamına,
f) 7017772 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 11.472,33-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 57.361,70-TL'den sorumlu olmadığından toplam 57.361,70-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 11.472,33-TL yönünden takibin devamına,
g) 7018403 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.318,95-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 11.594,75-T1'den sorumlu olmadığından toplam 11.594,75-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 2.318,95-TL yönünden takibin devamına,
ğ) 7018474 sayılı ödeme emrinden sadece 2005/09, 2005/10, 2005/11, 2006/03, 2006/04, 2006/05,
2006/06, 2006/07 dönemlerinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.418,89-TL düşüldükten sonra bu
dönemlere ilişkin kalan 12.094,46-T1'den sorumlu olmadığından toplam 12.094,46-TL tutarındaki miktar
yönünden takibin iptaline, 2.418,89-TL yönünden takibin devamına, 2003/6 döneminde davacı ... şirket
ortağı olmadığından 2003/06 dönemine ait olan toplam 7,88-TL tutarlı takibin iptaline,
h) 7017682 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 1.352,47-T1 düşüldükten sonra
kalan toplam 6.762,35-T1'den sorumlu olmadığından toplam 6.762,35-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 1.352,47-TL yönünden takibin devamına,
i) 7017612 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 111,65-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 558,24-T1'den sorumlu olmadığından toplam 558,24-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
111,65-TL yönünden takibin devamına,
i) 7017496 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 28.377,10-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 141.885,50-TL'den sorumlu olmadığından toplam 141.885,50-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 28.377,10-TL yönünden takibin devamına,
j)7017362 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.398,06-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 11.990,32-T1'den sorumlu olmadığından toplam 11.990,32-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 2.398,06-TL yönünden takibin devamına,
k) 7017284 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 72,36-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 361,78-TL'den sorumlu olmadığından toplam 361,78-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
72,36-TLyönünden takibin devamına,
) 2010/7 dönemine ilişkin idari para cezası içerikli 7017188 nolu ödeme emrinin "cezaların şahsiliği" gereği
davacı ... sorumlu olmadığından iptaline,
3- DAVACI ... YÖNÜNDEN AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE,
Davacı ...1n 02/01/2002 tarihinden itibaren şirket ortağı olarak 40/120 hissesine göre;
a) 7016913 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 3.487,77-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 6.975,54-T1'den sorumlu olmadığından toplam 6.975,54-T1 tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 3.487,77-TL yönünden takibin devamına,
b)7016828 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 531,32-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 1.062,64-T1'den sorumlu olmadığından toplam 1.062,64-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 531,32-TL yönünden takibin devamına,
c) 7016754 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 60,74-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 121,48-TL'den sorumlu olmadığından toplam 121,48-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
60,74-TL yönünden takibin devamına,
ç) 7016667 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 3.951,05-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 7.902,11-T1'den sorumlu olmadığından toplam 7.902,11-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
m elm dl am
Iptanlne, 5.751,U5-1L Yönünden Lakibin devamına,
d) 7016557 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 588,93-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 1.177,86-TL 'den sorumlu olmadığından toplam 1.177,86-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 588,93-TL yönünden takibin devamına,
e) 7016486 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 87,72 TL düşüldükten sonra kalan
toplam 175,44-T1'den sorumlu olmadığından toplam 175,44-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
87,72-TL yönünden takibin devamına,
f)7016385 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 22.944,68-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 45.889,35-T1'den sorumlu olmadığından toplam 45.889,35-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 22.944,68-TL yönünden takibin devamına,
g) 7017002 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 4.637,90-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 9.275,80-TL'den sorumlu olmadığından toplam 9.275,80-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 4.637,90-TL yönünden takibin devamına,
ğ) 7017093 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 4.840,41-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 9.680,82-TL'den sorumlu olmadığından toplam 9.680,82-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 4.840,41-TL yönünden takibin devamına,
h) 7016302 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.704,94-TL düşüldükten sonra
kalan toplam 5.409,88-TL'den sorumlu olmadığından toplam 5.409,88-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 2.704,94 -TL yönünden takibin devamına,
)7016213 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 223,30-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 446,59-TL'den sorumlu olmadığından toplam 446,59-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
223,30-TL yönünden takibin devamına,
i)7016127 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 56.754,20-T1 düşüldükten sonra
kalan toplam 113.508,40-TL'den sorumlu olmadığından toplam 113.508,40-TL tutarındaki miktar yönünden
takibin iptaline, 56.754,20-TL yönünden takibin devamına,
1)7016048 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 4.796,13-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 9.592,25-T1'den sorumlu olmadığından toplam 9.592,25-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 4.796,13-TL yönünden takibin devamına,
k) 7015967 sayılı ödeme emrinden sorumlu olduğu toplam miktar olan 144,71-TL düşüldükten sonra kalan
toplam 289,43-T1'den sorumlu olmadığından toplam 289,43-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline,
144,71-TL yönünden takibin devamına,
) 2010/7 dönemine ilişkin idari para cezası içerikli 7015859 nolu ödeme emrinin "cezaların şahsiliği" gereği
davacı ... sorumlu olmadığından iptaline,
4-DAVACI ... YÖNÜNDEN AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE,
Davacı ...''n 02/01/2002 tarihinden itibaren şirket ortağı olarak 40/120 hissesi olduğu ve 19/07/2005-
19/07/2008 tarihleri arasında 3 yıl şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğu dikkate alınarak;
a) 7010738 sayılı ödeme emrinden hissesi oranında sorumlu olduğu toplam miktar olan 4.796,13-TL
düşüldükten sonra kalan toplam 9.592,25-T1'den sorumlu olmadığından toplam 9.592,25-TL tutarındaki
miktar yönünden takibin iptaline, 3.487,77-TL yönünden takibin devamına,
b)7010671 sayılı ödeme emrinden hissesi oranında sorumlu olduğu toplam miktar olan 144,71-TL
düşüldükten sonra kalan toplam 289,43-TL'den sorumlu olmadığından toplam 289,43-TL tutarındaki miktar
yönünden takibin iptaline, 144,71-TL yönünden takibin devamına,
c)7010821 sayılı ödeme emrinden hissesi oranında sorumlu olduğu toplam miktar olan 56.754,20-TL
düşüldükten sonra kalan toplam 113.508,40-TU'den sorumlu olmadığından toplam 113.508,40-TL
tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline, 56.754,20-TL yönünden takibin devamına, ç) 7010914 sayılı
ödeme emrinin 2008/02, 2008/03, 2008/04,2008/05, 2008/06, 2008/07 dönemlerine ilişkin bu dönemlerde
şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu dönemlerin toplam tutarı 254,58-TL yönünden takibin
devamına, 2008/08, 2008/09, 2008/10, 2008/11, 2008/12, 2009/01, 2009/02, 2009/03, 2009/04,
2009/05, 2009/06, 2009/07, 2009/08, 2009/09, 2009/10, 2009/11 dönemlerine ilişkin hissesi oranında
sorumlu olduğu toplam miktar olan 138,44-TL düşüldükten sonra bu dönemlere ilişkin kalan toplam 276,87-
TL'den sorumlu olmadığından toplam 276,87-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline, 138,44-TL
yönünden takibin devamına,
d) 7010994 sayılı ödeme emrinin 2008/02, 2008/03, 2008/04,2008/05, 2008/06, 2008/07 dönemlerine
ilişkin bu dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu dönemlerin toplam tutarı 1.694,90-TL
yönünden takibin devamına, 2008/08, 2008/09, 2008/10, 2008/11, 2008/12, 2009/01, 2009/02, 2009/03,
2009/04, 2009/05, 2009/06, 2009/07, 2009/08, 2009/09, 2009/10, 2009/11 dönemlerine ilişkin hissesi
oranında sorumlu olduğu toplam miktar olan 2.139,97-TL düşüldükten sonra bu dönemlere ilişkin kalan
toplam 4.279,95-T1'den sorumlu olmadığından toplam 4.279,95-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 2.139,97-TL yönünden takibin devamına,
e)7011061 sayılı ödeme emrinin 2008/02, 2008/03, 2008/04,2008/05, 2008/06, 2008/07 dönemlerine
ilişkin bu dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu dönemlerin toplam tutarı 11.372,64-TL
yönünden takibin devamına, 2008/08, 2008/09, 2008/10, 2008/11, 2008/12, 2009/01, 2009/02, 2009/03,
2009/04, 2009/05, 2009/06, 2009/07, 2009/08, 2009/09, 2009/10, 2009/11 dönemlerine ilişkin hissesi
oranında sorumlu olduğu toplam miktar olan 19.153,80-TL düşüldükten sonra bu dönemlere ilişkin kalan
toplam 38.307,59-T1'den sorumlu olmadığından toplam 38.307,59-TL tutarındaki miktar yönünden takibin
iptaline, 19.153,80-TL yönünden takibin devamına,
f)7011148 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 263,16-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
g)7011216 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 1.766,79-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
ğ)7011276 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 11.853,16-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
h)7011362 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 182,22-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
)7011456 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 1.593,96-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
i)7011528 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 10.463,31-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
j) 701698 sayılı ödeme emrinin 2005/09, 2005/10, 2005/11, 2006/03, 2006/04, 2006/05, 2006/06,
2006/07 dönemlerine ilişkin bu dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu dönemlerin toplam
tutarı 14.513,35-TL yönünden takibin devamına, 2003/06, dönemine ilişkin hissesi oranında sorumlu olduğu
toplam miktar olan 2,63-TL düşüldükten sonra bu döneme ilişkin kalan toplam 5,25-TL'den sorumlu
olmadığından toplam 5,25-TL tutarındaki miktar yönünden takibin iptaline, 2,63-TL yönünden takibin
devamına,
k)7011615 sayılı ödeme emrine konu olan dönemlerde şirketi temsil ve ilzam yetkisi olduğundan bu
dönemlerin toplam tutarı 13.913,70-TL yönünden açılan davanın reddine, takibin devamına,
I) 2010/7 dönemine ilişkin idari para cezası içerikli 7010562 nolu ödeme emrinin "cezaların şahsiliği" gereği
davacı ... sorumlu olmadığından iptaline" karar verilmiştir.
E. Üçüncü Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairenin 04.03.2020 tarih ve 2019/2589 Esas, 2020/1945 Karar sayılı ilamı ile; "... Mahkemece uyulan
bozma ilamımızda, “davacılardan ...1n temsil ve ilzama yetkili olduğu dönemler net olarak belirlenip bu
dönemlerde dava dışı şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gözetilmeli, yine ...
(temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı sadece ortak olduğu dönemler) ile diğer davalıların limited şirketteki
ortaklık dönemleri ve hisseleri hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlendikten sonra ödeme
emirlerindeki dönemler karşılaştırılmak suretiyle, 6183 sayılı Yasanın 35. maddesi kapsamında
sorumlulukları belirlenip sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.” hususları belirtilmiş olup, bozma sonrası
yapılan araştırmaya dayalı olarak, davacıların ortak oldukları dönem gözetilmek kaydıyla hisseleri oranında
sorumlu oldukları ile davacı ...1n ayrıca 19.07.2005-19.07.2008 tarihleri arasında yetkili temsilci olduğu
belirtilerek bu dönemin tamamından sorumlu olduğu kabulüyle hüküm kurulduğu anlaşılmış ise de;
19.07.2005 tarihi öncesi ve 19.07.2008 dönemi sonrası dava dışı limited şirketi kimin temsil ettiği
belirlenmiş değildir.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 540. maddesi, limited şirketlerde “aksi kararlaştırılmış olmadıkça,
ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar. Şirket
mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir.”
hükmüne amir olup 19.07.2005 tarihi öncesi ve 19.07.2008 dönemi sonrası dava dışı şirkette kimin yetkili
temsilci olduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından, mahkemece bu yönde
araştırma yapılarak davacıların kanunu temsilcilik sıfatı tartışılıp sonucuna göre hüküm kurulması
gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de: davanın yasal dayanağı olan 6183 sayılı Kanunun 58. maddesinde, itirazında tamamen veya
kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki kamu alacağının 510 zamla
tahsil edileceği öngörüldüğünden, davacıların ödeme emrine yönelik itirazında kısmen haksız çıktığı belirgin
bulunmakla, davalı Kurum yararına reddedilen miktar yönünden haksız çıkma tazminatına hükmedilmesi
gerektiğinin gözetilmemesi isabetsiz bulunmuştur." hususlarına işaret edilmiştir.
F. Mahkemece Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "1-Davanın KISMEN KABULÜNE,
A) Davacı ... yönünden 01/10/2008 tarihininden önceki önceki dönemi havi ödeme emirleri olan
2006/10795, 2007/11085, 2007/12666, 2007/12667, 2007/12668, 2008/10754, 2008/10755 ve
2008/10756 takip numaralı ödeme emirlerinin iptaline,
2010/10092 takip numaralı ödeme emri bakımından 8.833,65 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10093 takip numaralı ödeme emri bakımından 957,38 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10094 takip numaralı ödeme emri bakımından 55,92 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10350 takip numaralı ödeme emri bakımından 28.377,10 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10351 takip numaralı ödeme emri bakımından 2.398,06 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10352 takip numaralı ödeme emri bakımından 72,35 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
B) Davacı ... yönünden 01/10/2008 tarihininden önceki önceki dönemi havi ödeme emirleri olan
2006/10795, 2007/11085, 2007/12666, 2007/12667, 2007/12668, 2008/10754, 2008/10755 ve
2008/10756 takip numaralı ödeme emirlerinin iptaline,
2010/10092 takip numaralı ödeme emri bakımından 8.833,65 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10093 takip numaralı ödeme emri bakımından 957,38 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10094 takip numaralı ödeme emri bakımından 55,92 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10350 takip numaralı ödeme emri bakımından 28.377,10 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10351 takip numaralı ödeme emri bakımından 2.398,06 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10352 takip numaralı ödeme emri bakımından 72,35 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
C) Davacı ... yönünden 01/10/2008 tarihininden önceki önceki dönemi havi ödeme emirleri olan
2006/10795, 2007/11085, 2007/12666, 2007/12667, 2007/12668, 2008/10754, 2008/10755 ve
2008/10756 takip numaralı ödeme emirlerinin iptaline,
2010/10092 takip numaralı ödeme emri bakımından 17.667,31 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10093 takip numaralı ödeme emri bakımından 1.914,76 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10094 takip numaralı ödeme emri bakımından 111,84 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10350 takip numaralı ödeme emri bakımından 56.754,20 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10351 takip numaralı ödeme emri bakımından 4.796,12 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10352 takip numaralı ödeme emri bakımından 144,71 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
D) Davacı ... yönünden;
2006/10795 takip numaralı ödeme emri bakımından 14.513,35 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2007/11085, 2007/12666, 2007/12667, 2007/12668, 2008/10754, 2008/10755, 2008/10756 takip
numaralı ödeme emirleri bakımından adına salınan borç yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10092 takip numaralı ödeme emri bakımından 19/08/2008 ve öncesi dönem yönünden adına salınan
ödeme emri yönünden 13.492,45 TL sorumlu olduğunun tespitine, 19/08/2008 sonrası dönem bakımından
hissesi oranında sorumlu olacağından 18.447,19 TL sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10093 takip numaralı ödeme emri bakımından 19/08/2008 ve öncesi dönem yönünden adına salınan
ödeme emri yönünden 2.014,51 TL sorumlu olduğunun tespitine, 19/08/2008 sonrası dönem bakımından
hissesi oranında sorumlu olacağından 2.033,43 TL sorumlu olduğunun tespitine,
2010/10094 takip numaralı ödeme emri bakımından 19/08/2008 ve öncesi dönem yönünden adına salınan
ödeme emri yönünden 295,05 TL sorumlu olduğunun tespitine, 19/08/2008 sonrası dönem bakımından
hissesi oranında sorumlu olacağından 124,94 TL sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10350 takip numaralı ödeme emri bakımından 56.754,20 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10351 takip numaralı ödeme emri bakımından 4.796,12 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
2012/10352 takip numaralı ödeme emri bakımından 144,71 TL yönünden sorumlu olduğunun tespitine,
E) Tüm davacılar yönünden 2012/10353 takip numaralı ödeme emrinin İPTALİNE,
F) Tüm davacılar yönünden sorumlu olduğu mahkememizce kabul edilen miktarlar bakımından TAKİBİN
DEVAMINA,
G) Tüm davacılar bakımından sorumlu olduğu mahkememizce kabul edilen miktarlar yönünden asıl alacak
miktarları üzerinden alacağın 9010 zamla tahsil edilerek davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak
lensle sekili me me maıin e
MUVGyua VEL lin,
2- Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... ve davalı Kurum vekilleri temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkillerin tamamının ... Kardeşler Limited şirketinin
ortakları olduğunu, temsile yetkili kişinin ... olduğunu, davalı Kurum tarafından şirketin Kuruma borcu
olduğu bahsi ile ödeme emirlerinin şirketin merkezinin bulunduğu yer adresinde yapılmadığını, tebligatın
usulsüz olduğunu, Mahkemece işin esasına girilmesinin Kanun'a aykırı olduğu, müvekkiller adına gönderilen
tüm tebligatların usulsüz olduğunu belirterek, ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesi yönünden kararın
bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı
olduğunu, ... dışındaki diğer davacıların şirket borçları alacakları yönünden hisseleri oranında sorumlu
olduğunu, ayrıca bilirkişi raporu ile 2005 yılı öncesi için davacı ...'ın şirket ortağı olduğu sabitken, bu
tarihleri kapsayan borçlardan sorumlu olmadığı gerekçesiyle verilen kararın hatalı olduğunu, yine davanın
kabul ve ret durumuna göre taraflara AAÜT gereğince nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu,
reddolunan tutarın kabul edilen tutarı geçtiği, davacı vekiline hükmedilen vekalet ücretinin daha fazla
hesaplanmasının hatalı olduğu belirtilerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına
devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesinin yedi, sekiz ve
dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 506 sayılı Kanun'un 80/13., 5510 sayılı Kanun'un
88/20 nci maddesi, 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi hükümleridir.
2. Değerlendirme
Mahkemece bozma sonrası yargılamada yapılan araştırmada dosyadaki kayıtların incelenmesinde; Türkiye
Ticaret Sicil Gazetesi'nin 10.01.2002 tarih 5462 sayılı ilanına göre; ... Kardeşler Orman Ürünleri Oto. Hayv.
Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirketin Zile Ticaret Sicil Memurluğu Zile/2828 sicil numarası ile kuruluş
ilanının yer aldığı; şirketin kurucu ortaklarının İbrahim ..., ... ve ... olduğu; şirketin 3.000.000.000 (üç
milyar) TL sermaye ile kurulduğu ve sermayenin 25.000.000 TL paylara bölünmüş 120 paydan ibaret
olduğu, bu paylardan 40 paya karşılık 1.000.000.000 TL'sinin İbrahim ...'a, 40 paya karşılık 1.000.000.000
TL'sinin ...'a, 40 paya karşılık 1.000.000.000 TL'sinin ...'a ait olduğu, şirket idaresinin ve şirketi temsil ve
ilzam yetkisinin İbrahim ...'a verildiği ve İbrahim ...'ın 3 (üç) yıllığına kurucu şirket müdürü olduğu, Türkiye
Ticaret Sicil Gazetesinin 03.01.2003 tarih 5710 sayılı ilanına göre, ... Kardeşler Orman Ürünleri Oto. Hayv.
Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirketin, sermaye artırımına gittiği, şirket ortakları ve şirket ortaklarının
pay dağılımında herhangi bir değişiklik yapılmadığı, yine Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 31/01/2003 5730
sayılı ilanına göre, ... Kardeşler Orman Ürünleri Oto. Hayv. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirkete, müdür
ataması yapıldığı ve şirket ortağı İbrahim ...'ın şirketi temsil ve ilzam etmesine karar verildiğinin ilan edildiği
görülmektedir.
Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 19.08.2005 tarih 6372 sayılı ilanına göre, ... Kardeşler Orman Ürünleri Oto.
Hayv. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirkete, şirket ortağı İbrahim ...'ın 40 paya sahip olduğu hisselerinin
20 hissesini (2.500.000.000 TL) ...'a, 20 hissesini ise (2.500.000.000 TL) ...'a devrettiği, şirkette hiçbir
hissesi kalmayan İbrahim ...'ın şirket ortaklığı ve şirket müdürlüğünden çıkartıldığının ilan edildiği; aynı
gazetenin 76 ncı sayfasında ise şirket temsil yetkisinin şirket müdürü sıfatıyla 3 (üç) yıl süreyle ...'a
verildiği, ...'ın şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığının ilan edildiği görülmektedir.
... Kardeşler Orman Ürünleri Oto. Hayv. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyeri adına dava dosyasına
intikal ettirilen Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi örnekleri ve Zile Ticaret Sicili Müdürlüğünün 19.01.2021 tarih
2021/31 sayılı yazılarına göre 19.07.2005 öncesi dönem için şirketi temsil ve ilzama yetkili kişinin İbrahim
. olduğu; ... Kardeşler Orman Ürünleri Oto. Hayv. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirket adına son
yayınlanan Ticaret Sicil Gazetesinin 19.08.2005 tarih 6372 sayılı ilanına göre, ...'ın şirketi temsil ve ilzama
yetkili kılındığının ilan edildiği, 19.08.2005 tarih 6372 sayılı ilandan sonra ... Kardeşler Orman Ürünleri Oto.
Hayv. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirkete yönelik herhangi bir sicil ilanının yer almadığı görülmekte ve
19.07.2008 dönemi sonrası için şirketi temsil ve ilzama yetkili bir kişinin bildirilmediği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacılardan ..., dava dışı şirketin kuruluşundan itibaren şirket ortağı olmakla, anılan şirketin
prim borçlarından ödeme emrine konu borç dönemlerinde şirketteki hissesi oranında, yine ortaklığı devir
alan... ve ...'ın ortaklık hisseleri oranında sorumlu olduğu sabit olmakla birlikte, 6762 sayılı Türk Ticaret
Kanunu'nun 540 ıncı maddesi, limited şirketlerde "aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte
müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar. Şirket mukavelesi veya
umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir." hükmüne amir
olup 19.08.2008 dönemi sonrası dava dışı şirkette kimin yetkili temsilci olduğuna dair bir karar
alınmadığının anlaşılması karşısında, davacı ...'In temsile yetkili olduğu 19.08.2005-19.08.2008 tarihleri
arasında dava dışı limited şirketin prim borçlarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu,
19.08.2008 tarihi öncesi, temsil ve ilzama yetkili olduğu dönem dışında, ortak olduğu dönemler yönünden
ortaklık hissesi oranında sorumlu olduğu, 19.08.2008 tarihi sonrasında ise, ticaret sicil kayıtları nazarında
yeni bir temsilcisi seçilmemesi üzerine, sorumluluğunun diğer ortaklarla müşterek müteselsilen devam
ettiğinin anlaşılması karşısında, bu hususun gözetilmeyerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz
bulunmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,
17.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_14343.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/14343E. , 2024/211kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2017/209 E., 2021/100 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen geçen rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında
yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesi tarafından bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili ile davalı ... vekili temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz
şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne
karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler
incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı SGK vekili dava dilekçesinde, Gümüşhane Sosyal Güvenlik İl müdürlüğünün dosyasında işlem gören
... Elektrik İnş. Tic. Ltd. Şti unvanlı işyeri işçilerinden 5201199905790 sigorta sicil numaralı ... Usta'nın
25.05.2007 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat ettiğini, bu olay nedeni ile sigortalının hak sahiplerine
98,211,97 TL tutarında ilk peşin sermaye değerli gelir bağlandığını ve 840,4 TL sosyal yardım zammı
yapıldığını toplam kamu zararının 99,0552,51 TL olduğunu, 74,289,38 TL'nin fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili 10.02.2009 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacı tarafın kusur tespitini nasıl yaptığını
anlayamadıklarını, kusur oranının mahkemece tespit ettirilmesi gerektiğini, ayrıca Şiran Asliye Ceza
Mahkemesinin iş kazasına ilişkin kararında ...... Usta'nın olayda asli kusurlu olduğunun tespit edildiği İş
Mahkemesi Hakiminin de bu dosyadaki maddi vakalarla bağlı olduğunu ayrıca davada 506 sayılı Kanun'un
26 ncı maddesinin uygulanması gerektiğini belirterek açılan davanın reddini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesini 21.01.2014 tarihli ve 2008/98 E. 2014/5 K. sayılı sayılı kararıyla, "...
Mahkememizce davanın konusunu oluşturan iş kazasında kusurlu tarafların tespitine ilişkin bilirkişi
incelemesi yaptırılmış ve alınan bilirkişi raporunda davalı taraflardan ... şirketinin 9075, diğer davalılar ...'ın
“020 ...'in Yo5 kusurlu oldukları belirlenmiştir. Kusur oranın tespitinin akabinde davacı kurumun davalılardan
talep edebileceği tazminat miktarının hesaplanabilmesi için mahkememizce dosya hesap bilirkişisine tevdi
edilmiş ve alınan raporda davacı Kurumun zararı ile davalılardan kusurları oranında talep edilebilecek miktar
belirlenmiştir..." gerekçesiyle
Davanın kabulü ile
Toplam 74,289,38 TL Kurum zararının,
A) 23.03.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre 9075 oranda kusurlu olan davalı ... Elektrik İnşaat Tic. Ltd.
Şti'den kusur oranına göre 55,717,03 TL tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek
olan yasal faizi ile birlikte alınarak davacı Kuruma verilmesine,
B) 23.03.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre 9520 oranda kusurlu olan davalı ...'dan kusur oranına göre
14,857,87 TL tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte
alınarak davacı Kuruma verilmesine,
C) 23.03.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre “55 oranda kusurlu olan davalı ...'den kusur oranına göre
3,714,46 TL tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte
alınarak davacı Kuruma verilmesine,karar verilmiştir.
3,714,46 TL tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte
alınarak davacı Kuruma verilmesine,karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 20.02.2017 tarihli ve 2016/18313E. 2017/1258 K. sayılı ilamında, "...dava, 25.02.2007
tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirin, davalı
işverenden rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 26 ncı
maddesidir.
İncelenen dosyada Mahkemece, ceza dosyasındaki kusur raporları ile dosyada alınan bilirkişi kusur raporları
arasında çelişkili olduğu anlaşılmıştır. Keza ceza dosyası kapsamında alınan kusur raporunda ... sigortalı asli
kusurlu bulunmuş ancak dava dosyası kapsamında alınan kusur raporunda ise ... sigortalıya kusur izafe
edilmemiştir.
Şu halde Mahkemece; iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile işçi sağlığı ve işgüvenliği alanında uzman
kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan yeniden kusur raporu aldırılmalı maddi oluşa ve kanuna uygun
olarak kusur oran ve aidiyetleri usulünce belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir...." denilmek
suretiyle karar bozulmuştur.
B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bozmaya uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayıları belirtilen karar ile "... bozma ilamı doğrultusunda Şiran
Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/101 Esas ve 2008/73 Karar sayılı ceza davasındaki bilirkişi raporu da göz
önünde bulundurularak yeniden kusur raporu alınmış ilk alınan kusur raporu tarafların da itirazı göz önünde
bulundurularak yeterli görülmediğinden yeniden kusur raporu aldırılmış, ardından her iki kusur raporundaki
kusur oranları göz önünde bulunudurulmak suretiyle dosya hesap uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek alternatifli
rapor hazırlanması sağlanmış olup yapılan incelemede 19.04.2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunda yüklenici
işveren ... Elektrik İnş. Tic. Ltd. Şti.'nin meydana gelen iş kazasında 965 oranında kusurlu olduğu ...
Elektrik İnş. Taah. ve Tic. Ltd. Şti. Müdürü...'ın 965 oranında kusurlu olduğu İş güvenliği uzmanı ...'in 905
oranında kusurlu olduğu mütevvefa işçi ... Usta bakımından ise"... Kendi şahsi can güvenliğinin sağlanması
bakımından dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak , yüksekte düşme tehlikesine karşı emniyet kemerini yerinde
ve zamanında kademeli olarak kullanmadığından olayın meydana gelmesinde 90625 oranında kusurlu
olduğu..." kanaatine varılnış olup işbu raporda tespit edilen hususların aynı zamanda Yargıtay bozma ilamına
da sebep teşkil eden Şiran Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/101 Esas ve 2008/73 Karar sayılı ceza
davasındaki 18.03.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporu ile çelişki göstermediğinden, söz konusu rapordaki
kusur oranlarına göre tespit edilen tazminat miktarlarından davalıların rücuen sorumlu olduğuna kanaat
getirilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçesiyle,
Davanın kabulü ile, toplam 74,289,38 TL Kurum zararının;
A) 19.04.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre 065 oranda kusurlu olan davalı ... Elektrik İnşaat Tic. Ltd.
Şti'den kusur oranına göre belirlenen 66.293,08 TL ilk peşin sermaye değeri ve 567,37 TL sosyal yardım
zammı olmak üzere 66,860,45 TL tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek olan
yasal faizi ile birlikte alınarak davacı Kuruma verilmesine,
B) 19.04.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre Y5 oranda kusurlu olan davalı ...'dan kusur oranına göre
belirlenen 3682,95 TL ilk peşin sermaye değeri ve 31,52 TL sosyal yardım zammı olmak üzere 3.714,47 TL
tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte alınarak davacı
Kuruma verilmesine,
C) 19.04.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre 5 oranda kusurlu olan davalı ...'den kusur oranına göre
belirlenen 3682,95 TL ilk peşin sermaye değeri ve 31,52 TL sosyal yardım zammı olmak üzere 3.714,47 TL
tazminatın onay tarihi olan 25.04.2008 tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte alınarak davacı
Kuruma verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. temyiz Yoluna başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı SGK vekili ile davalı ... vekili
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili kararı kusurdan, davalı ... vekili de müvekkilinin kusuru oranında sorumlu olduğu
tutarın belirlenmesi gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmişlerdir.
C.Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasına dayalı rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri
2. 506 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinin hükümleridir.
506 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını
koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi
sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya haksahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli
bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye
göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (Anayasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarihli ve E:2003/10
K:2006/106 sayılı Kararı ile bu fıkrada geçen “sigortalı veya haksahibi kimselerin işverenden
isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere” bölümü iptal edilmiştir.) Kurumca işverene ödettirilir....İş
kazası veya meslek hastalığı, 3. birkişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta
yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3. kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara
Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir.” düzenlemesine göre; davaya konu iş kazasında kusurlu
olanlar davacı Kurumun rücu alacağından kusurları karşılığı sorumludur..." düzenlemesi yer almaktadır.
3. Değerlendirme
Davacı Kurum; 25.02.2007 tarihli iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan ilk peşin
değerli gelir nedeniyle oluşan kurum zararının 506 sayılı Kanun'un 26 ncı madde hükmü ve teselsül
hükümleri uyarınca rücuan tazminini istemiştir.
Buna göre Mahkemece, davalı işveren ... Elektrik İnş. Tic. Ltd. Şti'nin 9065, davalı ... Elektrik İnş. Taah. ve
Tic. Ltd. Şti. Müdürü...'ın 905, davalı İş güvenliği uzmanı ...'in 9o5,kazalının 9025 oranında kusurlu olduğu
kabul edilerek teselsül hükümlerine göre hüküm kurulması gerekirken her bir davalının kusuru karşılığı tutar
üzerinden hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Mahkemece, teselsül hükümlerine göre ve temyiz etmeyen davalılar ...... Ltd. Şti. ile davalı ... Dalkılıç
yönünden davacı Kurum lehine oluşacak usuli kazanılmış haklar da gözetilmek suretiyle bir hüküm tesis
edilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı
olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
17 01 20924 tarihinde ov hirliğivle karar verildi
|
2023_13251.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13251€E. , 2024/277K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/743 E., 2022/598 K.
KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/395 E., 2021/72 K.
Taraflar arasındaki yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
kısmen kabulüyle, kararın kaldırılarak davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin Adana Bölgesi içerisinde 7278.515.133 sicil nosu ile Ziraat Odası kaydına
dayanılarak 01.07.1997 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalılığının başlatıldığını, müvekkilinin 30.01.2013
tarihine kadar prim borcunu ödediğini, yeterli günü bulunduğundan 30.01.2013 tarihinde 4/b kapsamında
tahsis talebinde bulunduğunu, tahsis talebinin iptal edildiğini, müvekkilinin Ziraat Odasına kaydının
01.01.1991 tarihinde başlamış olup halen devam ettiğini, müvekkilinin 18 yaşından bu yana Ziraat işi ile
uğraştığını, 01.07.1997 tarihinden bu yana primlerini ödediğini, emekli tahsis dilekçesi verene kadar
çıkartılan tüm borçlarını yatırıdığını belirterek, davanın kabulü ile müvekkilinin 7278.515.133 nolu iptal
edilen Bağ-Kur hizmetinin tekrar geçerli kılınarak 30.01.2013 tarihli tahsis talebine dayanılarak 4/b
kapsamında emekli aylığı bağlanmasına, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı tarafa
yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili özetle, davacının üyesi olduğu oda kayıt defterinin incelenmesinde "kayıt defterinde
noter onayı olmadığını, 389 sayfadan oluşan defterin bazı sayfalarında değişiklikler yapıldığını, 77 nci
sayfadaki üyenin kayıt tarihi 1994 iken 138 inci sayfadaki üyenin kayıt tarihinin 1974 olarak göründüğünü"
ilgilinin oda ile ilgili giriş kararının bulunmadığını, Kurum tarafından yapılan işlemde bir hata olmadığını,
yalnızca 6 aylık bir sigortalılığı bulunan davacının yaşlılık aylığına hak kazanmasının mümkün bulunmadığını
belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece özetle; "1-Davanın kabulüne, 2-Davacının 01.07.1997-30.01.2013 tarihleri arası Tarım Bağ-Kur
sigortalısı sayılması gerektiği ve 1479 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesinin 3 üncü fıkrasının (e bendi)
kapsamında 30.01.2013 tarihi itibari ile yaşlılık aylığına hak kazandığı ve yaşlılık aylığı bağlanması
gerektiğinin tespitine," dair karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Dae Kurum vekili, müvekkil Kurum tarafından yapılan İlimlerin hukuka uygun olduğunu, davacının açmış
a a YY a a VK, “a Va a “
B. Istinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili, müvekkil Kurum tarafından yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu, davacının açmış
olduğu dava haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, hak düşürücü sürenin geçmesine rağmen
Mahkemenin bunu dikkate almadığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, istinaf başvuru
sebepleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davalı Kurum vekilinin
başvurusunun kısmen kabulüyle, kararın kaldırılarak davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi
kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne
şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları,
mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci
ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar
hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan
çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa
kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri
hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve
tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.
Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve
değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer,
şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar
ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar
açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp
bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe
sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün
hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde
haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise
tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı
HMK'ya Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa'nın 141 inci maddesi gereğince
bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak
hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir
olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi
olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere
dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek
nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız
görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için,
ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini
ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe
bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229;
05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve
E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397,
K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011
gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444E,
2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine
07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin
ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır.
Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve
tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye,
vurgu yapılmıştır.
Bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3
üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nın 297 nci maddesi, işte bu amacı
gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka
hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm,
kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda
açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup,
gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile
yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de
bağdaşmaz.
2. Eldeki davada, Mahkemece tespite konu karar ile bu karara dayanak gerekçenin uyumlu ve infaza elverişli
bir şekilde oluşturulmadığı, gerekçede davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 7 nci maddesi uyarınca mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve
Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu olduğu belirtilip bu kabule göre açıklamalarda bulunulmasına
karşın, hüküm fıkrasında davacının 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunu kapsamında zorunlu sigortalı olmasının gerektiği ile 1479 sayılı Kanun
kapsamında davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilerek, çelişkili ve infazda
tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple öncelikle yapılması gereken iş;
Anayasa'nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nın 297 nci maddeleri
de gözetilerek, verilen hükmün gerekçesinin de hüküm fıkrası ile uyumlu bir şekilde kaleme alınarak kararda
gösterildiği denetlenebilir, her türlü çelişkiden uzak ve infazı kabil bir hüküm kurmak olmalıdır. Mahkemece,
bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla, yazılı şekilde hüküm
kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Arıklanan scehenlerlea
e e eg
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13040.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13040E., 2024/399K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/111€E., 2023/2K.
KARAR : Davanın Reddine
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen Kurum işleminin iptali
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi
kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı asıl tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
1. DAVA
Davacı asıl dava dilekçesinde; davacının mecburi tarım sigortalılık süresinin 1992 yılından 2008 yılına kadar
iptal edildiğini, sigorta başlangıç tarihi 01.04.1992 yılı iken davacıya herhangi bir bildirim yapmaksızın
01.04.1992 ile 01.07.2008 tarihleri arasındaki sürelerin iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek
Kurum işleminin iptali ile davacının Kurum tarafından iptal edilen tarım Bağ Kur sürelerinin sigortalılığa dahil
edilerek, sigorta başlangıç tarihinin 01.04.1992 tarihi olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Başkanlığı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2021 tarihli 2016/87 Esas 2021/246 Karar sayılı kararıyla; “davanın kısmen
kabulüne, davacının 01.04.1992-01.05.1992 ve 01.07.1992-01.07.2008 tarihleri arasında kesintisiz 2926
sayılı Kanun kapsamında davalı Kurum tarafından zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerektiğinin tespiti
ile aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 16.11.2021 tarihli 2021/2307 Esas -2021/2875 Karar sayılı kararıyla; davalı
Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
2. Dairece, "Davacının 16.03.1992 tarihinde Kuruma intikal eden bildirge ile 01.04.1992 tarihinden itibaren
2926 sayılı Kanun kapsamında tescil edildiği, ziraat odası kaydının 01.04.1992 tarihinden devam ettiği,
27.06.2008 ve 27.04.2011 tarihlerinde yapılandırma başvurusunda bulunarak prim borçlarını ödediği,
03.02.1992-30.06.1992 ve 17.05.2008-01.07.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında
sigortalılığı bulunduğu, davacının 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının 22.10.2012 tarihli hizmet
03.02.1992-30.06.1992 ve 17.05.2008-01.07.2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında
sigortalılığı bulunduğu, davacının 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının 22.10.2012 tarihli hizmet
cetvelinde, 01.04.1992- 28.02.2011 (53 üncü madde) ve 16.09.2011-devam şeklinde göründüğü halde,
Kurum tarafından daha sonra, Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği tarih ile 506 sayılı Kanun
kapsamındaki çalışmasının çakışmasından dolayı, 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının 01.08.2008
tarihinden başlatılması yönünde işlem tesis edildiği, davacı adına prim tevkifatının dosya kapsamında
bulunmadığı, ilk prim ödemesinin 30.06.2008 tarihinde yapıldığının görüldüğü, Mahkemece davaya konu
edilen dönemde davacının tarımsal faaliyetinin devam edip etmediği hususunda bir kısım araştırmaların
yapıldığı anlaşılmaktadır.
Eldeki dosyada, 03.02.1992-30.06.1992 tarihleri arası 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın varlığı
karşısında, davacının 01.04.1992 tarihli 2926 sayılı Kanun kapsamındaki tescili geçersiz sayılacağından ve
yeniden sigortalılık için, prim tevkifatı, ürün teslimi,prim ödemesi aranacağından sigortalılığın bu çerçevede
değerlendirilmesi gerektiği; 2926 sayılı Kanun kapsamındaki tescil tarihi ile çakışan 03.02.1992-30.06.1992
tarihleri arası 506 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmanın fiili olmadığı gerekçesiyle geçersizliği iddia
edilmediği ve iptali söz konusu olmadığı sürece, çakışan sigortalılık durumuna göre ihtilafın giderileceği
gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve Kanunya aykırı olup bozma nedenidir. " gerekçesiyle
karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 03.02.1992-30.06.1992 tarihleri arası
506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olması nedeniyle, davacının 01.04.1992 tarihli 2926 sayılı Kanun
kapsamındaki tescilinin davalı Kurumca geçersiz sayılmasına ilişkin işlemleri ile yeniden sigortalılık için,
01.07.1992-01.07.2008 tarihleri arasında prim tevkifatı, ürün teslimi, prim ödemesi bulunmadığından 506
sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının sona erdiği 01.07.2008 tarihini takip eden 01.08.2008 tarihinden
başlamak kaydıyla Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilmesine ilişkin davalı Kurum işlemlerinin yerinde
olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asıl temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı asıl, geçimini tarımsal faaliyeti ile sağladığını, ancak ürün teslimine ilişkin elinde belge bulunmadığını
beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti, aksine Kurum işlemlerinin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 2926 sayılı Kanunun sayılı Kanun'un 2, 3, 6, 9 ve 10 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden
birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın
gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya
uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine
hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını
gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle ;
Davacı asılın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliye yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_11123.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/11123E. , 2024/464K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1733 E., 2022/1357 K.
KARAR : Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/23 E., 2019/180 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili ile davalı ... Genel Müdürlüğü vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye
Mahkemesince davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin
istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre,
temyiz şartı, ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin
kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili özetle; 13.05.2014 tarihinde meydana gelen Soma maden kazasında müvekkillerinin
murisinin vefat ettiğinden bahisle; eş ... için 172.694,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, çocuk ... için
39.420,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk ... için 20.104,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi,
davacı ... için 44.662,00 TL maddi, 75.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava
etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı eşin maddi tazminat isteminin
kabulüne, manevi tazminat isteminin reddine, davacı çocuk ...'nin maddi ve manevi tazminat istemlerinin
kabulüne, davacı çocuk ...'in maddi tazminat isteminin kabulüne, adı geçen davacı çocuk lehine 130.000,00
TL manevi tazminat ödenmesine, davacı ...'in maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar
verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı ... Genel
Müdürlüğü vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacı eşin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinin,
davacı çocuk ...'in maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinin, davacılar lehine
hüküm altına alınan maddi-manevi tazminat miktarlarının az olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri
olarak ileri sürmüştür.
Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili istinaf dilekçesinde özetle, manevi tazminat hükümleri yönünden red
vekalet ücretinin hatalı olduğunu, eşin açtığı maddi tazminat davasının kabulünün hukuka aykırılık teşkil
ettiğini, hesap raporuna davacının itiraz etmediğini, usulü kazanılmış hak ilkesinin gözetilmediğini, manevi
vekalet ücretinin hatalı olduğunu, eşin açtığı maddi tazminat davasının kabulünün hukuka aykırılık teşkil
ettiğini, hesap raporuna davacının itiraz etmediğini, usulü kazanılmış hak ilkesinin gözetilmediğini, manevi
tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, olayda asıl-alt işverenlik ilişkisinin bulunmadığını, kaza tarihinden
faize hüküm edilmesinin hatalı olduğunu, kuruma atfedilecek hiçbir kusur bulunmadığını istinaf başvuru
sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... Genel Müdürlüğünün istinaf
başvurusunun esastan reddine, davacıların istinaf başvurularının davacı eşin manevi tazminat isteminin
reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, yine davacı ...in maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine
karar verilmesinin hatalı olduğu yönlerinden kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
davacı eş ...'un maddi tazminat isteminin kabulüne, eş lehine 150.000,00 TL manevi, çocuk ...'nin maddi ve
manevi tazminat istemlerinin kabulüne, çocuk ...'in maddi tazminat istemlerinin kabılüne, adı geçen davacı
çocuk lehine 130.000,00 TL manevi, davacı ...'in maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Genel Müdürlüğü vekili
vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde özetle, iş kazası nedeni ile açılan tazminat davalarında
kusur ve zararın belirlenmesinin kamu düzenini ilgilendirdiğinden resen araştırma ilkesi gereğince hakimin
araştırma yapabileceğini, iş bu dosya içeriği incelendiğinde davacı yanın davacı çocuk ... yönünden soy
bağının reddine karar verildiğine dair beyanda bulunduğunu, yine 14.03.2019 tarihli celsede davacı ve
müteveffanın boşanma dosyasının celbi ve davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar
verilmesinin talep edildiğini, yani dosyada tarafların beyanı doğrultusunda Mahkemece araştırma yapıldığını,
Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ve gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin önüne gelen dava
dosyasının iş kazasından kaynaklanan maddi manevi tazminat talepli bir dosya olduğunu, dosya içerisinde
davacı vekilinin soybağının reddine dair karar bulunduğu ve Kurum vekilinin ... ve davacı arasında var olan
boşanma davasına yönelik dosyanın iş bu dosyaya celbini talep ettiğinin sabit olduğunu, tüm bunlar
Mahkemece bilinirken hiçbir maddi vaka ve olay yokmuş gibi davacı eş... ve davacı çocuk ... yönünden
maddi tazminat ve manevi tazminata hükmedilmesinin hukuk ve adalet ile bağdaşmadığını, yine davacı eş
ile ... arasındaki husumet dikkate alınmadan davacı eş yönünden benzer dosyalardaki gibi aynı miktarda
manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira o zaman eşiyle hiçbir sorunu olmayan bir
kadının duyduğu üzüntü, elem ile eşiyle sorun yaşayan davacının duygularının eşit tutulmuş olacağını, HMK
gereğince Bölge Adliye Mahkemelerinin tarafların istinaf sebepleri ile bağlı olduğunu, resen kendisi inceleme
yapıp kararı kaldıramayacağını, Bölge Adliye Mahkemesinin bu kurala aykırı davrandığını, davacının istinaf
etmediği konuda kararı kaldırdığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında harç hesabının hayatlı yapıldığını,
müvekkili Kurum lehine hükmedilen vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, kusur ve husumet yönünden de
hatalı karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
a. Temyiz eden davalı vekilinin davacılar ..., ... ve ...'in maddi, davacılar ... ve ...'nin manevi tazminat
istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin eş ... için 172.694,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, çocuk ....
için 39.420,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk ... için 20.104,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi,
davacı ... için 44.662,00 TL maddi, 75.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava
ettiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 05.07.2022 tarihli kararı ile davacı eş ...'un maddi tazminat isteminin
kabulüne, eş lehine 150.000,00 TL manevi, çocuk ....'nin maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne,
çocuk ...'in maddi tazminat istemlerinin kabulüne, adı geçen davacı çocuk lehine 130.000,00 TL manevi,
davacı ...'in maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verildiği gözetildiğinde, davacılar ...., ...
ve ...'in maddi tazminat istemleri, davacılar .... ve ....'nin manevi tazminat istemleri hakkında kurulan
hükümlerin Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL'nin ayrı ayrı
altında kaldığı anlaşıldığından davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin bu kısımlara yönelik temyiz itirazlarının
miktardan reddine karar verilmiştir.
b. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelerle temyiz edenin sıfatına temyizin kapsam ve nedenlerine göre, davalı ...
Genel Müdürlüğü vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, ruhsat sahibi ... Genel Müdürlüğü olan Eynez yer altı sahasındaki
kömür üretim işinin davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından 22.07.2006 tarih ve 24046 yevmiye sayılı noter
onaylı hizmet alım sözleşmesi ile ...Tek. Elk. Mad. Tur. San.ve Tic. A.Ş.'ye verildiği ancak 30.10.2009
tarihinde davalı ... Genel Müdürlüğünün muvafakati ile kömür üretim işinin aynı şartlar altında ....'ye
devredildiği anlaşılmaktadır.
Sözleşmenin eki konumundaki Teknik Şartname'nin 2 nci maddesinde işin konusunun "1 inci maddede cins,
mevkii ve sınır koordinatları belirtilen sahadan, idare tarafından bir kısmı yüklenicinin kullanımına bedelsiz
olarak verilecek bina, tesis, makine, teçhizat, ve yeraltı galerileri ile yüklenicinin temin edeceği ilave
makine, teçhizat, tesis ve personel ile bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere yeraltı işletme yöntemi
ile kömür üretme işi" olarak tanımlandığı, bu kapsamda sahada mevcut bulunan şalt tesisleri, jeneratör,
karo sahası, vantilatör tesisi, kompresör tesisi, tertip binası, işçi banyoları, lambahane, teshin merkezi,
atölye, pres, kül tesisi, kriblaj tesisi, nefeslik vb. gibi tesislerle, Teknik Şartname'nin EK-2 listesinde
tanımlanan makine ve teçhizat yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak bırakıldığı, EK-12 olarak tanımlanan
listede işin yapılacağı yeraltı maden ocağında idareye ait zincirli ve bant konveyörler bulunduğu
görülmektedir. Teknik Şartname'de yüklenici tarafından yapılacak iş programının ve işletme projesinin davalı
... Genel Müdürlüğü'ne sunulacağı, programın veya projenin yeterli bulunmaması halinde tespit edilen
noksanlıkların idarece verilen süre içerisinde giderileceği, idarece onaylanan uygulama projesine
yüklenicinin aynen uymak zorunda olduğu, uygulama projesinde ancak idarenin onayı ile revizyon
yapılabileceği, sözleşmenin eki olan İdari Şartname'nin 7.3.2 maddesinde yüklenicinin çalıştıracağı işletme
müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin
davalı idare tarafından belirlendiği, Sözleşmenin eki olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 11 inci
maddesinde ise, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında
olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından
ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebileceği, yüklenicinin buna uymak zorunda olduğu kurallar getirilmiştir.
Dosya kapsamından meydana gelen iş kazası dolayısı ile alınan bilirkişi kusur raporlarının hiçbirinde ölen
veya yaralanan sigortalılara kusur izafe edilmemiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel
Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre
(1) işveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yukumlu olup, bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun
yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale
getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve
uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi
için gerekli tedbirleri alır.
(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan
kaldırmaz.
(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.
(4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.".
Aynı kanunun " Risklerden Korunma İlkeleri " kenar başlıklı 5 inci maddesine göre,
"(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.
a)Risklerden kaçınmak.
b) Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.
ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim
metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve
güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.
d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.
e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.
f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini
kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek."
Yine 6331 sayılı Kanun " Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10 uncu
maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.
"(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür.
Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.
a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,
b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,
c) İşyerinin tertip ve düzeni,
ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların
durumu,
2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması
gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri,
çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her
kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı
risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar."
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331
sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "
Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve
uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan
yükümlülüklerle gerçekleştireceği koruma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise
işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate
almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas,
2013/1456 Karar )
Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak
madam uablamınala Hisamlaman E0Ooo .ayılı Ts Darelar Zamıımııllmım A17 mai nedeninin 9 mai CGlbeacımeaı
ike bebek G8 ekhibek ökkkhelkekeniziiktzeiii kinini kkkiekkbir ik khk ebe e een ene |
"İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve
gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme
uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun mülga 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3
üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle
işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini
sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet
sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş,
sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının
ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı
öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanunu'nun mülga 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddeleri işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu madde de çalışanların
yükümlülüklerini çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun
sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği
yönetmelikleri hükümlerini işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirmek
gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı
olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin
gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz
sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı
şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri
objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar
arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da
illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet
bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013
tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının
açıklanmasında fayda vardır.
4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi
çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren
arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet
üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik
nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde
aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi
denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş
sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt
işveren ile birlikte sorumludur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden
doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanan
yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka
kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir
hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt
işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt
işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt
işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt
işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı
maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin
tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz.
Bunun yanında, gerek mülga BK'nın 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK'nın 56 ncı maddesinde
hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde
tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine
karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına
verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda
manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir
ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu
tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da
ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız
eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi
tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle
vurgulamaktadır.
Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin
ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama
duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir
yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Manisa ili Soma ilçesinde bulunan Eynez yeraltı maden ocağında 13.05.2014 tarihinde meydana gelen
yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüz yılın en
büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların
yakınlarında değil toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda Soma maden
kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları
değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir.
Bunlar yanında 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların
kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile
adreslerini içermelidir.
Ayrıca 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun hükmün bozulması başlıklı 8 inci maddesi, bir hükmün bozulmasını
mütaakıp verilecek hükümlerden yeni bir hüküm gibi karar ve ilam harcı alınır ve bozulan hükümden evvelce
alınmış olan karar ve ilam harcı, mütaakıp hükme ait harçdan mahsup olunur." hükmünü içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, ölenin olayda kusurunun bulunmadığının anlaşılıp iş kazasının
meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının ilerde kendi aralarında açılabilecek
rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz edenin sıfatına, temyizin
kapsam ve nedenlerine göre kararda sair yönlerden bir yanlışlık yok ise de, davalı ... Genel Müdürlüğünün
ünvanının Bölge Adliye Mahkemesi karar başlığında eksik gösterilmesi hatalı olduğu gibi davalı ... Genel
Müdürlüğü tarafından istinaf yoluna başvurulurken 26.931,07 TL bakiye karar harcı yatırılmış olmasına karşı
karar ve ilam harcı ile ilgili hüküm kurulurken bu tutarın gözetilmemesi isabetsiz olmuştur.
Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması
gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
A.Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin davacılar ..., ... ve ...'in maddi, davacılar ... ve ...'nin manevi
tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine,
B.Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazları açısından, Bölge Adliye
Mahkemesi kararının,
1.Karar başlığında yer alan "2-..." ibarelerinden sonra gelmek üzere "Genel Müdürlüğü" ibarelerinin
yazılması,
2.Hüküm fıkrasının karar ve ilam harcına ilişkin 12 numaralı bendinin tamamen silinerek yerine geçmek
üzere "12-)Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan ve alınması gerekli 49.994,72 TL harçtan
1.793,15 TL peşin harç, 2.849,89 TL ıslah harcı ve 26.931,07-TL bakiye karar harcı toplamı 31.574,11 TL
harcın mahsubu ile bakiye 18.420,61 TL harcın davalılar .... ve ... Genel Müdürlüğünden müştereken ve
müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK
ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_13228.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/13228E. , 2024/467K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/359 E., 2020/150 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasında Mahkemede görülen maddi ve manevi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz
incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının
bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; iş kazası nedeniyle davacılar murisi sigortalının vefat ettiğini,
kazanın oluşumunda davalı tarafın kusurlu olduğundan bahisle yalnızca davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'ye
karşı açtıkları asıl ve birinci birleşen dava dosyalarında davacı eş ... için 1.000,00 TL maddi, 125.000,00 TL
manevi, davacı çocuk... için 1.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, davacı anne ... ve davacı baba...
için 75.000,00'er TL manevi, davacı kardeşler Serkan ve Sevda için 50.000,00'er TL manevi tazminatın
tahsilini talep etmişlerdir.
Aynı davacılar Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin bozma kararından sonra 03.08.2016 tarihinde
Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü ve ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'ye karşı açtıkları ikinci birleşen
dava dosyasında eş ve çocuk için 1.000,00'er TL maddi tazminatın her iki davalıdan, eş için 45.000,00 TL
manevi, çocuk için 35.000,00 TL manevi, anne ve baba için 25.000,00'er TL manevi, kardeşler için
5.000,00'er TL manevi tazminatın sadece davalı Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü'nden tahsilini
talep ve dava etmişlerdir.
Davacılar vekili aşamalarda ikinci birleşen dava dosyasını ıslah etmek suretiyle eşin maddi tazminat istemini
347.720,91 TL'ye, çocuğun maddi tazminat istemini 132.294,45 TL'ye arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçelerinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 02.07.2014 tarih ve 2010/673 Esas, 2014/1729 Karar sayılı kararıyla; kazanın meydana
gelişinde asıl ve birinci birleşen dava dosyasında ihbar olunan konumunda bulunan Türkiye Taşkömürü
Kurumu Genel Müdürlüğü'nün 9630, davalı ... şirketinin 670 oranında kusurlu olduğu, davacı eşin maddi
zararının 211.389,21 TL, davacı çocuğun maddi zararının ise 102.356,57 TL olduğu kabulünden hareketle
henüz ıslah söz konusu olmadığı için davacılar eş ve çocuğun maddi tazminat yönünden talepleri ile bağlı
kalınmak suretiyle eş ve çocuk lehine dava dilekçelerindeki talepleri gibi 1.000,00'er TL maddi tazminat
ödenmesine, yine eş lehine 45.000,00 TL, çocuk lehine 35.000,00 TL, anne ve baba lehine 25.000,00'er TL,
kardeşler lehine 5.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan karara karşı davacılar vekili, davalı ... şirketi vekili ile asıl ve birinci birleşen dava dosyasında ihbar
olunan konumunda bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz yoluna
başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.12.2015 tarih, 2015/12155 Esas,
2015/21470 Karar sayılı kararı ile ihbar olunan Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü'nün temyiz
a a Vr a, a YY a a ww
başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 01.12.2015 tarih, 2015/12155 Esas,
2015/21470 Karar sayılı kararı ile ihbar olunan Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü'nün temyiz
talebinin reddine, sigortalının olayda kusuru bulunmadığının belli olmasına göre davalı işveren ve ihbar
olunan arasındaki kusur dağılımının kendi aralarında görülmesi muhtemel rücu davasında yeniden
değerlendirilmesinin mümkün bulunması nedeniyle kusur oranlarının bozma nedeni yapılmamasına, temyiz
kapsam ve nedenlerine göre temyiz eden davacılar ve davalı ... şirketinin sair temyiz itirazlarının reddine
ancak ... sigortalının asgari ücretle çalışmayacağı da dikkate alınarak aynı kaza olayından kaynaklanan
emsal tazminat dava dosyalarının celp edilmesi, ... sigortalının gerçek ücretinin belirlenmesi, davacıların
maddi zararlarının bu kapsamda yeniden hesaplatılarak çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi, hüküm
altına alınan manevi tazminatların faiziyle birlikte tahsili talep edildiği halde faize karar verilmemesinin
isabetsiz olduğu gerekçeleri ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulduktan ve ikinci birleşen dava dosyasının birleşip ıslah edilmesinden sonra verilen
19.12.2017 tarih, 2016/96 Esas, 2017/509 Karar sayılı kararla her iki davalı sorumlu olacak şekilde
davacılar eş ve çocuğun maddi tazminat istemlerinin kabulüne, eş lehine 45.000,00 TL, çocuk lehine
35.000,00 TL, anne ve baba lehine 25.000,00'er TL, kardeşler lehine 5.000,00'er TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
19.12.2017 tarihli Mahkeme kararının davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay
(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 22.10.2019 tarih, 2018/3841 Esas, 2019/6395 Karar sayılı kararı ile davalı
Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğünün tüm temyiz itirazlarının reddine, davalı ... şirketinin sair
temyiz itirazlarının reddine ancak Mahkemenin 02.07.2014 tarihli ilk kararının Dairenin 01.12.2015 tarihli
kararı ile maddi zararın belirlenmesi ve dava dilekçesindeki faiz istemi konusunda bir karar verilmemesi
yönlerinden bozulmasına karar verildiği, bu bozma ilamında manevi tazminat tutarları ve manevi
tazminattan kaynaklanan vekalet ücretleri hakkında kurulan hükümlerin bozma dışı bırakıldığı dikkate
alındığında somut olayda, asıl dava ve dava tarihi 08.11.2010 olan birinci birleşen dosyanın tek davalısı olan
... Şirketi yönünden temyiz incelemesine konu 19.12.2017 tarihli son kararda bu hususun gözetilmemesinin
hatalı olduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 10.09.2020 tarih, 2019/359
Esas, 2020/150 Karar sayılı kararla her iki davalı sorumlu olacak şekilde davacılar eş ve çocuğun maddi
tazminat istemlerinin kabulüne, eş lehine 45.000,00 TL, çocuk lehine 35.000,00 TL, anne ve baba lehine
25.000,00'er TL, kardeşler lehine 5.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin 10.09.2020 tarih, 2019/359 Esas, 2020/150 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacılar
vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, manevi tazminat miktarlarının bozma kapsamı dışında
bırakılması ve yargılamanın devamında usulü kazanılmış hak ilkesi öne sürülerek müvekkillerinin reddedilen
manevi tazminat miktarları üzerinden karşı vekalet ücreti ödemelerine hükmedilmesinin açıkça hakkaniyete
aykırı olduğunu ileri sürerek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı HMK Geçici 3 üncü maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı
Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK'nın 427 ilâ 444 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz
itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından, Mahkemece manevi kabul ve ret vekalet ücretleri ile ilgili hükümler kurulurken birden
fazla davalı olduğu, asıl ve birinci birleşen dava dosyasının tek bir davalısı, ikinci birleşen dava dosyasının iki
davalısı olduğu, ikinci birleşen dava dosyasında talep edilen manevi tazminat tutarlarının diğer dava
dosyalarında talep edilen tutarlardan farklı olduğu ve bu ikinci birleşen dava dosyasında talep edilen manevi
tazminat tutarlarının sadece davalı Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğünden tahsilinin talep
edildiği, ve davalı Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü yönünden manevi tazminat istemlerinin
kabul edildiği gözden kaçırıldığı için infazda tereddüt oluşturacak şekilde vekalet ücretlerinin "davalıdan
tahsiline" "davalıya verilmesine" karar verildiği, yine son bozma ilamı sadece davalı ...'in davalı olduğu asıl
ve birinci birleşen dava dosyalarının manevi kabul/ret vekalet ücretlerine ilişkin olduğu halde Mahkemece
davalı Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü yönünden de manevi kabul vekalet ücretininin davacılar
aleyhine olacak şekilde azaltıldığı, gerekçeli karar başlığında davacı eş ...nun “...” olan ikinci soy ismi
yazılmadığı yine başlıkta davacı çocuk Nisa Beril hiç gösterilmediği, alınması gereken karar ve ilam harcının
eksik hesaplandığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki, bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı,
HMK'nın Geçici 3 üncü maddesi delaletiyle HUMK'nun 438/7 nci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz incelemesine konu Mahkeme kararının
A.Gerekçeli karar başlığında yer alan;
1."..." ibarelerinin silinerek yerine geçmek üzere "..." ibarelerinin yazılması,
2."Davacılar" kısmının sonuna eklenmek üzere "6-Nisa Beril Taşdemir - 50092788942" ibarelerinin
yazılması,
B.Hüküm fıkrasının manevi tazminat kabul ve ret vekalet ücretlerine ilişkin 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14,
15, 16, 17 numaralı bentlerinin tamamen silinerek yerlerine geçmek üzere;
"6-Davacı eş ... kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin
sorumluluğu 5.250,00 TL ile sınırlı olmak üzere 5.300,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve
müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
7-Davacı çocuk ... kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin
sorumluluğu 4.150,00 TL ile sınırlı olmak üzere takdiren 4.200,00 TL vekalet ücretinin davalılardan
müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
8-Davacı baba ... kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 3.000,00 TL vekalet ücretinin
davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
9-Davacı anne ... kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 3.000,00 TL vekalet ücretinin
davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
10-Davacı kardeş ... kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin
sorumluluğu 1.500,00 TL ile sınırlı olmak üzere 1.980,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve
müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
11-Davacı kardeş Sevda Taşdemir kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği davalı ... İnş. San. ve
Tic. A.Ş.'nin sorumluluğu 1.500,00 TL ile sınırlı olmak üzere 1.980,00 TL vekalet ücretinin davalılardan
müstereken ve mütecelcilen tahcili ila davacı Oo Tacdemir'e ödenmecine
e m
Manevi tazminat istemlerinin reddi yönünden,
12-Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 5.250,00 TL vekalet
ücretinin davacı eş ...'den tahsili ile adı geçen davalıya ödenmesine,
13-Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği takdiren 4.150,00 TL
vekalet ücretinin davacı çocuk ...'e velayeten ...'den tahsili ile adı geçen davalıya ödenmesine,
14-Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 3.000,00 TL vekalet
ücretinin davacı baba ...'den tahsili ile adı geçen davalıya ödenmesine,
15-Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 3.000,00 TL vekalet
ücretinin davacı anne ...'den tahsili ile adı geçen davalıya ödenmesine,
16-Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 1.500,00 TL vekalet
ücretinin davacı kardeş ...'den tahsili ile adı geçen davalıya ödenmesine,
17-Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 1.500,00 TL vekalet
ücretinin davacı kardeş Sevda Taşdemir'den tahsili ile adı geçen davalıya ödenmesine, " ibarelerinin
yazılması,
C.Hüküm fıkrasının karar ve ilam harcına ilişkin 20 numaralı bendinin tamamen silinerek yerine geçmek
üzere "20-Alınması gereken 42.353,24 TL karar ve ilam harcından, aşamalarda davacılar tarafından yatırılan
toplam 12.602,61 TL harcın mahsubu ile bakiye 29.750,63 TL harcın davalılardan müştereken ve
müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK
ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13955.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13955E. , 2024/571kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/33 E., 2023/49 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/67 E., 2021/339 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali, yoksun kalınan yaşlılık aylıkları ile fazladan ödenen primlere
mahsuben alacak istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın
reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, İstanbul 36. İş Mahkemesinin 2017/362 E. - 2018/78 K. sayılı ilamı gereği
sigorta başlangıç tarihi 01.09.1986 olarak tespit edilen davacının, emeklilik hakkını elde edebilmek amacıyla
fazladan ödemiş olduğu sosyal güvenlik primlerinin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile
birlikte iadesi, emeklilik ile ilgili iş ve işlemlerin davalı tarafça haksız yere geciktirilmesinden kaynaklı olarak
yoksun kalınan maaş ve diğer mali hakların ödenmesi gereken tarihten itibaren hesaplanacak yasal faizi ile
birlikte şimdilik 5.000 TL'nin (2.500 TL'si fazladan ödediği primlere mahsuben, 2.500 TL'si yoksun kaldığı
yaşlılık aylığı ve diğer mali haklara mahsuben olmak üzere) davacıya ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde, Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu, yasal dayanaktan yoksun,
haksız ve yersiz olan davanın reddini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece "...Somut olayda ise, davacı tarafından hali hazırda bağlanan aylık öncesinde herhangi bir
yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunulmadığı, çalışmaya devam edildiği ve bu çalışması kapsamında da davalı
Kuruma primlerinin yatırılmaya devam edildiği anlaşılmaktadır. Davanın hem geçmişe dönük emeklilik
aylıklarının tahsili, hem de yatırılan primlerin iadesi talebi yönünden değerlendirmesinde davacının prim
yatırdığı dönemde çalışmaya devam etmediği yönünde bir iddiası bulunmuyor oluşu nedeniyle primlerin
iadesinin mümkün olmadığı, yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmamış olması karşısında da geçmişe dönük
emekli aylıklarının tarafına ödenmesinin mümkün bulunmadığı kanısına varılmıştır..." gerekçesi ile davanın
reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davacının İstanbul 36. İş Mahkemesinin 2017/362 E. 2018/78 K sayılı
dosyası ile sigorta başlangıç tarihinin 01.09.1986 olduğuna dair karar verdiğini, kararın Yargıtay tarafından
03.03.2020 tarihinde onandığını, davalı Kurum kayıtlarının hatalı ve eksik tutulmasından 1987 yılına kadarki
dosyası ile sigorta başlangıç tarihinin 01.09.1986 olduğuna dair karar verdiğini, kararın Yargıtay tarafından
03.03.2020 tarihinde onandığını, davalı Kurum kayıtlarının hatalı ve eksik tutulmasından 1987 yılına kadarki
çalışmaları Kurum kaydında görünmediğinden gerek ödenmesi gereken prim gün sayısı, gerek emeklilik
hakkının doğumu ve buna bağlı emeklilik aylığı ve özlük hakları konusunda hak kaybına uğradığını, davacı
tarafından 08.03.2017 tarih 3121563 sayılı dilekçe ile emeklilik (yaşlılık aylığı) tahsis
talebinde bulunulduğunu, davalı Kurum tarafından 23.05.2017 tarih B13.2.SGK.4.34.10.04/11-4.MNK
-3121563 sayılı yazısı ile "ilgili kayıtlı dilekçeniz üzerine, kayıtlarımızda yapılan incelemelerde; 470889.34
sicil no.lu ve ... ünvanlı işyerinin 1986/3 dönem bordrolarının Kurumumuza verilmediği tespit edilmiştir. Bu
konuda müdürlüğümüzce yapılacak bir işlem bulunmamaktadır." şeklinde cevap verildiğini, ancak İstanbul
36. İş Mahkemesi 2017/362 E. 2018/78 K. sayılı ilamı ile davacının işe giriş bildirgesinin ...'ye ait ...sicil
numaralı iş yerinden 01.09.1986 tarihinde işe başladığı belirtilerek Kuruma verildiğini, bu bildirgenin Kurum
kayıtlarına intikal ettiğini, başkaca bir işlem yapılmamış olduğu Mahkeme kararı ile sabit iken, davalı sigorta
giriş tarihinin Kurum kayıtlarına doğru tutulmamasından kaynaklı olarak fazladan prim ödemek zorunda
kaldığını ve aynı zamanda emeklilik hakkı ile kendisine ödenmesi gereken emekli maaş ve diğer özlük
haklarının geç ve eksik ödendiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Dosyadaki kayıt ve belgelere göre;
Kurum kayıtlarının getirtildiği, davacının Kuruma başvurusuna ilişkin dilekçesinin ve Kurum cevabının
dosyada olduğu, İstanbul 36. İş Mahkemesi'nin 2017/362 E. 2018/78 K sayılı dosyası ile davacının sigorta
başlangıç tarihinin 01.09.1986 olduğuna dair karar verildiği ve kararın Yargıtay tarafından 03.03.2020
tarihinde onandığı, davacının aylık bağlandığı tarihten önceki bir tarih için tahsis talebinde bulunmadığı
görülmüştür.
Somut olayda; davacı tarafından hali hazırda bağlanan aylık öncesinde (Kuruma yapmış olduğu 17.10.2018
tarihli aylık tahsis talebine istinaden Kurum tarafından 01.11.2018 tarihinden itibaren aylık bağlanmış olup)
herhangi bir yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunulmadığı, çalışmaya devam edildiği ve bu çalışması
kapsamında da davalı Kuruma primlerinin yatırılmaya devam edildiği, davanın hem geçmişe dönük emeklilik
aylıklarının tahsili hem de yatırılan primlerin iadesi talebi yönünden değerlendirmesinde davacının prim
yatırdığı dönemde çalışmaya devam etmediği yönünde bir iddiasının bulunmadığı, aylık bağlanma tarihinden
önce başkaca yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmamış olduğu, Kuruma başvuru şartının yerine getirildiği
anlaşılmakla..." gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali, yoksun kalınan yaşlılık aylıkları ile fazladan ödenen primlere mahsuben
alacak isteminden ibarettir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri.
2. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davacı tarafından İstanbul 36. İş Mahkemesinin 2017/362 E.
sayılı dosyası üzerinden 05.07.2017 tarihinde sigorta başlangıç tarihinin 01.09.1986 olduğunun tespiti
a a a a a, a a a YY a a Va Vi 22. —>—ğ7ğjğ..ğş—ğ ş.—.—.—.. r ğş>ğ/' 71”. -—>—>>ş,z.
Ldliepil UldidaK UdVd dLuUYyi alilldii UdVd SUMUMUd LdlCYili KaYUlUMe MMİŞKİM UO.Y3.ZULÖO Ldllii VE Z2ULlO//OR. sayili
karar verildiği,bu kararın Yargıtay 21. H.D.'nin 03.03.2020 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği,öte yandan
davacının anılan dava devam ederken 17.10.2018 tarihindeki tahsis talebine istinaden 01.01.1987 sigorta
başlangıcı olmak üzere 50 yaş,10666 prim günü,31 yıl üzerinden 506 sayılı Kanun'un geçici 81/B-G bendi
uyarınca 01.11.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya başladığı,davacının ise esasen kesinleşen
mahkeme kararı gereği sigorta başlangıç tarihinin 01.09.1986 tarihi olması halinde 49 yaşında iken yaşlılık
aylığına hak kazanadığı, buna karşın 50 yaş 7 ayı doldurduktan sonra yaşlılık aylığı almaya başladığını,
böylelikle hem fazladan 1 yıl 7 ay prim ödediği, hem de yaşlılık aylığını 1 yıl 7 ay geç almaya başladığını
iddia etmiş, Mahkemece ise davacının aylık bağlanmasına esas 17.10.2018 tarihinden önce bir tahsis
talebinin olmadığı, çalışmaya devam ettiği ve bu çalışması kapsamında da davalı Kuruma primlerinin
yatırılmaya devam edildiği, prim iadesi talebi hususunda prim iadesi talep edilen dönemde çalışmanın
olmadığı yönünde bir iddianın olmadığı,öte yandan davacının yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmadığı
gerekçesiyle de geçmişe dönük yaşlılık aylığı ödenmesi gerektiği talebinin yerinde olmadığı belirtilerek
davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekili,bir örneği dosyada mevcut olan Kurumun davacıya verdiği 23.05.2017 tarihli cevabın esasen
kendilerinin tahsis talebini de içeren 08.03.2017 tarihli başvurularına verilen cevap olduğunu iddia
ettiği mahkemenin ise bu başvurunun ise 7036 sayılı Kanun kapsamında yapılması zorunlu başvuru
niteliğinde olduğu şeklinde değerlendirme yaparak tahsis talebi olarak değerlendiremeyeceği belirtildiğinden
Mahkemece öncelikle Kurumdan dosya içinde mevcut olmayan 08.03.2017 tarihli başvuru dilekçesi
celbedilerek dilekçe içeriğindeki talebin tahsis talebini içerip içermediği değerlendirilmeli, davacının
Kurumdaki sicil dosyası da celbedilerek başkaca tahsis talebinin olup olmadığı belirlenmelidir.
Mülga 506 sayılı Kanun'un 62/1 inci maddesi, “Sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte
bulunan ve yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıya bu isteğinden sonraki aybaşından başlanarak yaşlılık
aylığı bağlanır.”
Yine mülga 506 sayılı Kanun'un 60/h maddesi ise; “Bu maddede belirtilen yaşlılık aylıklarından
yararlanabilmek için, sigortalının çalıştığı işten ayrılması ve yazılı istekte bulunması şarttır.” hükümlerini
içermektedir.
Davanın yasal dayanaklarından olan mülga 506 sayılı Kanun'un 62 nci maddesindeki “....çalıştığı işten
ayrıldıktan sonra...” ibaresinin önüne gelen başka bir uyuşmazlık nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
tarafından Anayasa'nın 2, 10, 48, 49 ve 60 ıncı maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali için Anayasa
Mahkemesine itiraz yoluna başvurulmuş, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021
tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun mülga 62 nci maddesinin 1
inci fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
iptaline” karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un Gerekçe ile Bağlı Olmama başlıklı
29 uncu maddesi; “Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya aykırlığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere
dayanmaya mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi, taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de
Anayasaya aykırılık kararı verebilir.
Ancak, başvuru, Kanun'un, Kanun Hükmünde Kararnamenin veya İçtüzüğün sadece belirli madde veya
hükümleri aleyhinde yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali Kanun'un, Kanun Hükmünde
Kararnamenin veya İçtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa,
Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla, kanun'un, kanun hükmünde kararnamenin
veya İçtüzüğün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir.” amir hükmü gereği
506 sayılı Kanun'un 60/h bendindeki işten ayrılma koşuluna ilişkin düzenlemeyi de iptal edebilecek olmasına
karşın sadece 62 nci maddesindeki ibarenin iptal edilmiş olması sigortalılar aleyhine olan durumun
devamına imkan sağlamakta ise de, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı
üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul ettiği belirgindir.
Öte yandan, davanın bir başka yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinde ,
"Yaşlılık aylığı almakta iken sigortalı olarak çalışmaya başlıyanların yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları
tarihte kesilir.
Yukarıki fıkraya göre yaşlılık aylıkları kesilenlerden işten ayrılarak yaşlılık aylığı verilmesi için yazılı istekte
bulunan sigortalıya, eski yaşlılık aylığı, yazılı istekte bulunduğu tarihten sonraki aybaşından başlanarak
ödenir.
Şu kadar ki, bu gibi sigortalılar için yazılı istek tarihlerine göre yeniden yaşlılık aylığı hesaplanır ve bu aylık
önceden bağlanan yaşlılık aylığından çoksa hesaplanan yeni aylık üzerinden ödeme yapılır." şeklinde
düzenleme yer almaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının yaşlılık aylığı bağlanmasından önce özellikle iddia ettiği üzere 08.03.2017
tarihli tahsis talebinin olduğunun tespiti halinde, 506 sayılı Kanun'un mülga 62 nci maddesindeki “çalıştığı
işten ayrıldıktan sonra” ibaresinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği hususu da dikkate
alınarak,tahsis koşulları hakkında bir değerlendirme yapılmalıdır.
Öte yandan, davacının iadesini talep ettiği primler yönünden de;
Şayet iddia olunan tarih olan 08.03.2017 tarihini takip eden 01.04.2017 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı
bağlanması gerektiğinin tespiti halinde,bu tarihten 16.10.2018 tarihine kadar devam eden zorunlu
sigortalığının varlığı karşısında, anılan primlerden, sosyal güvenlik destek primi kesintisi yapılarak, iade
edilecek prim tutarı belirlenerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı
değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
24.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13963.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13963E. , 2024/567K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/457 E., 2023/1025 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Osmaniye 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/523 E., 2022/848 K.
Taraflar arasındaki iş kazası olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, asıl işveren konumunda olan ve asıl işverenle aynı adreste
faaliyet gösteren davalı ...'ın sigortalısı, diğer davalı 1 no.lu davalı üst işveren ...Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.
bünyesinde asgari ücretle beden işçisi olarak çalışmaktayken 16.10.2017 tarihinde geçirdiği kazanın iş
kazası olarak tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Kurum vekili, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı şirket vekili, davacı tarafından olmayan bir iş kazasına ilişkin asılsız iddialar ileri sürülmek suretiyle
usule, yasaya ve amir mevzuat ilkelerine tamamen aykırı bir şekilde ikame edilmiş olan iş bu haksız davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Davalı ... vekili, iş kazası olarak nitelendirilebilecek hiçbir olay bulunmadığını beyanla fazlaya ilişkin her
türlü hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla davacı tarafından, gerçekleşmeyen bir iş kazasına ilişkin asılsız
iddialar ileri sürülmek suretiyle usule, yasaya ve Amir Mevzuat ilkelerine tamamen aykırı bir şekilde ikame
edilmiş olan işbu haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile açılan davanın kabulü ile davacı ...'nun
davalı ...Gıda San ve Tic. A.Ş. ünvanlı iş yerinden iş alan ve 2.1061.01.02.0069894.080.10.23.002 SGK sicil
sayılı dosyada işlem gören davalı ... ünvanlı iş yerinde çalıştığı sırada ve 16.09.2017 tarihinde meydana
gelen kazanın iş kazası olduğunun tespitine dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalılar vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Sunar vekili, Mahkemece delillerin eksik toplandığını, bildirdikleri tanıkların dinlenmediğini iddia etmiş
usul ve yasalara aykırı verilen İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Sunar vekili, Mahkemece delillerin eksik toplandığını, bildirdikleri tanıkların dinlenmediğini iddia etmiş
usul ve yasalara aykırı verilen İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, dosyaya ibraz edilen hastane raporları ve diğer davalı şirket tarafından dinlenilen tanık
beyanları ile davacının yıllardan beri süregelen bel rahatsızlığının bulunduğu sabit olduğundan davacının iş
kazası sebebiyle gerçekleştiğini iddia etmiş olduğu rahatsızlığının, önceden gelen ve devam eden bir hastalık
mı olduğunun ayrıntılı ve büyük bir titizlikle irdelenmesi amacıyla alanında uzman doktordan rapor alınması
gerekmekte iken bu durumun göz ardı edilmesi ve eksik inceleme neticesinde davanın kabulü ile
gerçekleşen olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia etmiş
İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili, usul ve yasalara aykırı verilen İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu kazanın, davacının alt
işveren ...'ın sigortalısı olarak davalı asıl işveren şirket yanında tahmil tahliye elemanı olarak çalışırken
16.10.2017 tarihinde, 50 kg ağırlığındaki çuvalı istiflerken, ilk çuvalı kamyonun içine istiflerken eğilmiş, bu
sırada banttan gelen çuvalların banda sıkışması sonucu çuvalın davacının sırtına düşerek yaralanması
şeklinde vuku bulduğu, Mahkemece dinlenilen tanıklar ... ve ...'nun kaza tarihinde davalı ...'ın yanında
çalışan işçiler oldukları, kazaya ilişkin görgüye dayalı beyanlarının, ve dosya kapsamında toplanan diğer
delillerin olayın oluşu ile uyumlu olduğu, davaya konu olayın iş kazası olduğu gerekçesi ile istinaf isteminin
6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalılar vekilleri temyiz
isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri, istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası olduğunun tespiti isteminde toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi olup iş kazası; a) Sigortalının iş yerinde
bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına
bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli
olarak iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Bu
Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş
mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir
taşıtla işin yapıldığı yere; gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen sonradan bedenen ya da
ruhen engelli hâle getiren olaydır. İş kazasının 4 üncü maddenin birinci fıkrasının; a) (a) bendi ile 5 inci
madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk
kuvvetlerine derhal ve Kurumun da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde, b) (b) bendi kapsamında
bulunan sigortalı bakımından kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya
engel olmadığı günden sonra üç iş günü içinde, c) iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da
taahhütlü posta ile Kuruma bildirilmesi zorunludur. Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının
işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren
başlar.
Eldeki davada, bu iş kazası ile ilgili 26.05.2014 tarihli iş kazası tespit tutanağı tutulmuş olup davacının iş
yerinde malzeme çakarken belinde ağrı meydana geldiği belirtilmiş ve bu tutanak kazalı tarafından
imzalanmıştır. Ancak bu kaza ile ilgili bir sürekli iş göremezlik oluşup oluşmadığı; aynı zamanda bu olayla
ilgili Kurum teftiş raporu olup olmadığı hususları da Mahkemece araştırılmadan, karar verilmesi hatalıdır.
1.Bu kapsamda, yukarıda belirtilen hususlar araştırılmak suretiyle; ayrıca davacı tanıkları dışında o dönem
davalı nezdinde bordro tanıklarının da beyanlarına başvurulmak suretiyle tüm deliller değerlendirilerek
oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
2.Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma
nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
24.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Y.G.
|
2023_11913.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/11913E. , 2024/821kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/3130 E., 2022/1109 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/152 Esas, 2021/356 Karar
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davalılar Türkiye Taş Kömürü Kurumu Genel Müdürlüğü ve ...
Mad. Tur. Oto. İnş. Taah. Nak. Gıda Tic. ve San. Ltd. Şti. yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden
davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı ... Taş Kömürü Kurumu Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından istinaf edilmesi
üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı ... Taş Kömürü Kurumu Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından
temyiz edilmek ve de davacı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi
olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için
28.02.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz
eden davacı adına Av.... ve Av.... ile davalı TTK Genel Müdürlüğü adına Av. ....geldiler. Diğer davalılar
adlarına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra
duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar
Dairemiz'e gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra
dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü
I. DAVA
Davacı vekili müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, davalıların iş kazasının
meydana gelişinde kusurlu olduklarından bahisle aynı davalılara karşı açtığı asıl dava dosyasında 1,00 TL
maddi, birleşen dava dosyasında sürekli iş göremezlik zararı ile bakıcı giderine ilişkin olarak toplam
1.400.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 02.05.2018 tarih, : 2015/510 Esas, 2018/478 Karar sayılı kararında özetle her ne
kadar mahkemece aldırılan diğer heyet kusur raporunda TTK nın ruhsat sahibi, diğer davalı ... Madenciliğin
de rödovans sözleşmesi gereği işletme hakkı sahibi olması ve maden sahasındaki denetim görevlerini ihmal
etmeleri nedeniyle TTK ve ... şirketine kusur atfedilmiş ise de, bu tespit ve kabule itibar edilmesinin
mümkün olmadığı, nitekim Zonguldak bölgesinde tüm maden sahalarının ruhsat sahibi olan TTK nın sahanın
genişliği ve arazinin coğrafi koşulları, iklim ve bitki örtüsü dikkate alındığında tamamını etkin biçimde
mevcut yapısı ve personeli ile denetim altında tutmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bölgede
özellikle kazanın meydana geldiği yıllarda ve halen kaçak maden ocaklarının oldukça yaygın olduğu,
herhangi bir projesi olmayan, denetlenemeyen, hiçbir şekilde madencilik bilim ve tekniğine uymayan,
mühendislik hizmeti almayan, ilkel koşullarda madencilik yapılan ocakların, nerede ve ne zaman açılacağının
belli olmadığı, ocakların belli bir güzergah yada ağ hattı üzerinde olmadığı, cadde ve sokak gibi kamuya
açık, her an herkesin gelip geçtiği yerlerde olabileceği gibi gözden uzak ıssız yerlerde de olabildiği, bu
sebeple kaçak ocakların tespit edilmelerinin oldukça zor olduğu, kaldı ki kazanın meydana geldiği kaçak
ocakta ne zamandan bu yana kaçak üretim yapıldığının tespit edilemediği, davacının ve tanığı...
Dombaycı'nın beyanlarına göre ilk iş günlerinde kazanın meydana geldiği, ocağın kaçak olarak faaliyete
ocakta ne zamandan bu yana kaçak üretim yapıldığının tespit edilemediği, davacının ve tanığı...
Dombaycı'nın beyanlarına göre ilk iş günlerinde kazanın meydana geldiği, ocağın kaçak olarak faaliyete
başladığı ilk gün kazanın meydana gelmiş olabileceği, tanık... Dombaycı her ne kadar kaçak çıkarılan
kömürün davalı ... Madenciliğe satıldığını beyan etmiş ise de tanığın hem SGK idari tahkikat aşamasında
hem de mahkeme huzurunda verdiği aşamalardaki ifadelerinin çelişkili ve inadırıcılıktan uzak olduğu,
mahkemede verdiği ilk ifadesinde ocakta çalışmaya başladıkları ilk gün kazanın meydana geldiğini beyan
etmesine karşın, davacı vekilinin talebi üzerine daha sonra alınan ikinci ifadesinde sanki uzun zamandır
ocakta çalışıyormuş gibi üretilen kömürün ... Madencilik şirketine satıldığını ifade ettiği, bu nedenle tanık
anlatımlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davacı ve kaçak ocağı işleten davalı ...'nin kömür
hırsızlığı suçundan Zonguldak Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandıkları ve ...'nin suçunun sabit görüldüğü,
bu dosyada davalı TTK'nın katılan sıfatına sahip olduğu, yine olaya ilişkin davalı ...'nin taksirle yaralama
suçundan tek başına Zonguldak Sulh Ceza Mahkemesinde yargılandığı ve adli para cezası ile
cezalandırılmasına karar verildiği, Sulh Ceza Mahkemesince aldırılan kusur raporunda sanık ...'nin asli,
katılan ... .'ın tali kusurlu olduğunun tespit edildiği, ... Madencilik şirketi ve TTK yetkililerinin inmalinden
bahsedilmediği, olayda kusursuz sorumluluk hali olmadığı, kusur sorumluluğunun da bu denli geniş
yorumlanamayacağı, davacının kömür taşımada kullanılan vagonun üzerine binmesi nedeniyle tavanla vagon
arasına sıkışarak kazalandığı, sabit olan bu tedbirsiz davranışı nedeniyle heyet raporunda verilen Yo10 kusur
oranının oldukça düşük olduğu sonuç ve kanaatine varılmakla, tüm bu anlatıma göre mahkemece Maden
Yüksek Mühendisi Prof Dr....tarafından düzenlenen rapora ve bu rapordaki kusur oranlarına itibar
edildiğinden bahisle ve sonuç olarak kazanın meydana gelişinde davacının 9630, davalı ...'in 9670 oranında
kusurlu olduğu kabulünden hareketle davalılar ... Madencilik ve TTK yönünden kusurları bulunmadığından
bahisle davanın reddine, davalı ... yönünden asıl ve birleşen dava hakkında tek hüküm kurmak suretiyle
davacı lehine 994.295,47 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan Mahkeme kararına karşı davacı vekili ile davalı TTK vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması
üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 09.02.2021 tarih, 2021/94 Esas, 2021/313 Karar sayılı kararı ile davalı
TTK ile davalı şirket arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olarak değerlendirilmek gerektiği,
ruhsat sahibi TTK. Genel Müdürlüğü'nün rödovans sözleşmesi gözetilerek sorumluluğunun değerlendirilmesi
gerektiği, kabule göre de davalıların söz konusu belirlenecek tazminatlardan müştereken ve müteselsilen
sorumlu olacakları göz ardı edilmeksizin hüküm tesisi gerektiği, davacı ve davalı TTK'nın dayandığı deliller
toplanmadan ve delil değerlendirmesi yapılmadan karar verilmiş olduğu gerekçeleri ile İlk Derece
Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 06.07.2021 tarih, 2021/152 Esas, 2021/356 Karar sayılı kararı ile her ne kadar
Bölge Adliye Mahkemesi ilamında sadece rödövans sözleşmesi içeriği değerlendirilerek TTK nın asıl işveren
olarak tazminatlardan sorumlu olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapılarak mahkeme
kararı kaldırılmış ise de, meydana gelen iş kazasının rödövans sahibi ... Madencilik tarafından yasal olarak
işletilen ocakta meydana gelmediği gözardı edilerek ve olayın kaçak maden ocağında meydana geldiği
değerlendirilmeksizin karar verildiği ve dosyanın delil/sorumluluk değerlendirmesi amacıyla mahkemeye
gönderildiği, oysaki mahkemenin önceki gerekçeli kararında saha sahibi TTK ve rödövans sahibi ...
Madencilik şirketlerinin hangi sebeplerle sorumlu olmayacaklarına dair ayrıntılı değerlendirme yapıldığı,
kaçak ocakta meydana gelen dava konusu iş kazası nedeniyle sorumluluğun sadece işveren ...'ye ait olacağı
sonuç ve kanaatine varıldığı, dosya kapsamı Bölge Adliye Mahkemesi ilamı içeriğine göre yeniden
incelendiğinde daha önce yapılan değerlendirme dışında mahkemece yapılabilecek başkaca tespit, kabul ve
değerlendirmenin bulunmadığı sonucuna varıldığından bahisle önceki kararının gerekçesi de tekrar edilmek
suretiyle davalılar ... Madencilik ve TTK yönünden kusurları bulunmadığından bahisle davanın reddine, davalı
... Yönünden asıl ve birleşen dava hakkında tek hüküm kurmak suretiyle davacı lehine 994.295,47 TL
maddi, 80.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı
TTK vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Mawvarcı vekili ictinaf dilekroecinde Asoeotle uvorel mahkemenin ilk kararının Lbkaldırılmacına ilieckin Bölme Ardlivea
a My yg e eye ee ag
Mahkemesi kararı içeriğinden mahkemece alınan bilirkişi raporunun yeterli görüldüğü, kusur oranının
kesinleştiğini ve lehine müktesep hak oluştuğu, davalı ... ile davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti arasında asıl - alt
işveren ilişkisi bulunduğunu hak kazandığı alacaklardan davalı şirketin de sorumlu olduğunu, kazanın
meydana geldiği ocak ağzıyla ... Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait ocak ağzı arasında yaklaşık yüz metre
mesafe bulunduğu, iki ocak arasındaki mesafe nazara alındığında gizli çalışma yürütülmesinin mümkün
olmadığını, kaçak ocağın ... Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait rödovans sahası sınırları içinde olduğunu,
kazadan bir gün sonra 22.03.2007 tarihinde olay tespitinde Türkiye Taşkömürü Kurumu güvenlik amirinin
eşlik etmek suretiyle keşif gerçekleştirildiğini, kazanın gerçekleştiği ocağa da elektriğin aynı hat üzerinden
tedarik ettiğini, tanık ....'ın ocaktan çıkartılan kömürlerin davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti'ne satıldığını bu
durumun davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti yetkilileri tarafından da bilindiğini ileri sürmüştür.
Davalı TTK vekili istinaf dilekçesinde özetle, vekalet ücretinin eksik hesaplandığını istinaf başvuru sebep ve
gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.03.2022 tarih ve 2021/3130 Esas, 2022/1109
sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden
yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine
karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı TTK vekili
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesinin son kararının esastan red gerekçesini
açıklamadığını, Bölge Adliye Mahkemesince aynen verilen İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf
başvurularının esastan reddine karar verilecek idiyse neden ilk incelemesinde kaldırma kararı verildiğini, üç
kişilik kusur bilirkişi heyet raporunun yok sayıldığını, anılan raporda davalı TTK, davalı ..., davalı ...'nin iş
kazasının meydana gelmesinde kusurlarının olduğunun belirtildiğini, gerekçeli kararda neden ilk rapora
üstünlük tanındığına dair herhangibir gerekçe bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye
Mahkemesi kararlarının hukuki gerçeklere dayanmadığını, her iki kararda da yasal mevzuat ve hukuki
nedenlerin eksik incelendiğini ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, kanunların geriye yürümezliği
ilkesinin göz ardı edildiğini, kanundan ve sözleşmelerden kaynaklanan sorumlulukların dikkate alınmadığını,
alt işveren üst işveren ilişkisinin incelenmediğini, Bölge Adliye Mahkemesinin ikinci kararında davacı lehine
kazanılmış hak oluşmadığı belirtilmiş ise de bu hususun hatalı olduğunu, davacının adalete güveninin
sarsıldığını, Maden Kanun'da 2010 yılında yapılan ek 7. madde değişikliğinin somut olayda
uygulanamayacağını, yine aynı kanunun 31. maddesi gereği işletme ruhsat sahibinin maden işletme
faaliyetinde bulunabilmesi ve cevher istihracı yapabilmesi için 'fenni nezaretçi' görevlendirme
zorunluluğunun bulunduğunu, bu aşamada ruhsat sahibi olarak davalı TTK Genel Müdürlüğünün sahada
yükümlülüklerini yerine getirmediğini, TTK'nın ruhsat sahibi olarak Maden Yasasının ve bu yasanın uygulama
yönetmeliklerinin ve İş Kanunun kendisine yüklediği sorumluluk ve denetim mekanizmasını işletmediğini,
rödovans yoluyla çalıştırdığı saha üzerinde gerekli gözetim ve denetim mekanizmasını işletmediğini, emsal
kararda ruhsat sahibi TTK ve rödovans sözleşmesi ile işleten sıfatı bulunan davalı şirketin maden sahasının
denetiminden sorumlulukları bulunduğu; davalı ruhsat sahibi TTK'nın kaçak ocağı tam olarak imha
etmeyerek kaçak çalışmaya ortam sağlaması sebebiyle sorumlu olduğunun ifade edildiğini, davalı TTK ve
davalı ... arasındaki rödovans sözleşmesi hükümlerinin tarafların arasındaki ilişkinin üst işveren — alt işveren
ilişkisi olduğunu ortaya koyduğunu, davalı TTK'nın da davalı ...'nın da yasalardan ve sözleşmelerden doğan
sorumlulukları çerçevesinde neden gerekli denetim, tespit, mühürleme, dinamitleme, imha çalışması
yapmadıkları ve neden kazanın gerçekleştiği ocak hakkında yapılmış bir tane dahi valiliğe başvuru yahut 10
no'lu maden sahasına ilişkin denetim sonucu olmadığının yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi
tarafından tartışma konusu yapılmadığını, kazanın gerçekleştiği ocağın davalı şirketin idare binasının
burnunun dibinde olduğunu herseferinde ifade ettiklerini, rödovansçı burnununun dibindeki ocağı
mühürlemiyorsa, ruhsat sahibi mühürlemiyorsa, çıkan kömürü taşıyan kamyonlar davalı şirket
kamyonlarıyla aynı güzergahta gidip geliyorsa bunun dikkate alınması gereken, davalıların denetim
görevlerini yerine getirmediklerini gösteren bir durum olduğunu, her ne kadar keşif talepleri olmasına karşın
keşif yapılmamış ise de dosyadaki bilgi ve resmi belgelerden dava konusu kazanın meydana geldiği ocak
ağzı ile ... Madenciliğin ocak ağzı arasındaki mesafenin 100 metre olduğunu, bu kadar kısa mesafe olan iki
ocak arasında gizli çalışmanın yürütülmesinin mümkün olmadığını, kazanın meydan geldiği ocağa gidip
gelen kamyonların tamamının ... Madenciliğin faaliyet sahası içerisinde hatta burnunun dibinde günlük seyir
- gidiş/geliş halinde nakliye yaptıklarını, davalı rödovansçı ... Madencilik tarafından rödovans sahasındaki
kömür çıkarma faaliyetlerinin fark edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kazanın meydana
geldiği kömür ocağının davalı ... madenciliğin rödovans sahası içerisinde olduğunu, davalı ...'nın rödovans
sahasına dair sorumluluğunun hukuk dışı tasvirlerle bertaraf edilmemesi gerektiğini, kazadan 1 gün sonra
22.03.2007 tarihli davalı TTK kurum ve güvenlik amiri nezdinde ve polis memuru nezaretinde yapılan
dosyada mevcut olay yeri tespit tutanağındaki tespitleri ifade ederken dikkat çekmek istedikleri noktanın bu
malzemelerin özellikle büyüklüğü olduğunu, kazanın meydana geldiği ocağın kaza günü ilk defa polis sonra
TTK tarafından mühürlendiğini, daha öncesinde bu ocağın faaliyetlerinin son bulması için ne ... madencilik
ne de TIK tarafından herhangi bir mühürleme, tespit, dinamitleme yapılmadığını, ocak ağzının,
malzemelerin makinelerin, vincin, metrelerce direklerin, uluorta, idare binasına 100 metre mesafede
durduğu yerde bu kaçak ocağın çalışmasından haberdar olunmamasının da fark edilmemesinin de mümkün
olmadığını, kazanın gerçekleştiği ocağa elektriğin de aynı hat üzerinden tedarik edilmekte olduğunun
22.03.2007 tarihli olay yeri tespit tutanağında açıkça ifade edildiğini, dosyadaki delillerin dikkate alınmayıp
eksik inceleme neticesinde yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hatalı karar verildiğini,
dosyada mevcut, davalı TTK ile davalı ... arasında akdedilen 27.12.2004 tarihli Rödovans Sözleşmesi” nin
Madde 15-m bendinde; “...şirket, İşletmeci T.T.K. tarafından onaylanan işletme projesi dışında hiçbir
faaliyette bulunamayacağı gibi, başkaları tarafından yapılabilecek kaçak faaliyetlere de izin vermeyecektir.
Bu faaliyette bulunanları isim ve adresleri ile birlikte anında mülki amirlere ve Cumhuriyet Savcılığına
bildirecek, kaçak ocakların imhasından sorumlu olacaktır. Bu bildirim mükellefiyetini yerine getirmediği
takdirde her türlü sorumluluk işletmeciye ait olacaktır.” diye belirtildiğini, 2009 tarihli SGK Rehberlik ve
Teftiş Başkanlığı Müfettiş Raporunun yasal bir delil olduğunu, davacının kazalandığı tarihte davacı ile aynı
ocakta çalışan işçi tanık ...'n dosyada mevcut 2009 tarihli “SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Müfettiş
Raporu”ndaki 05.11.2008 tarihli idari tahkikat ifadesinde ve yargılama sırasında duruşmadaki ifadesinde,
kazanın gerçekleştiği ocaktan çıkarılan kömürün davalı ...e satılıyor olduğunu beyan ettiğini, ...'nin ...
Madencilik ile sözleşmesiz taşeron vasfında çalıştığını, çıkartılan kömürün bizzat ... Madencilik tarafından
alındığını, keza yine aynı 2009 tarihli SGK Müfettiş Raporu içindeki 17.10.2008 tarihli belgede adı geçen ...
'ın kaza gerçekleşen ocaktan çıkartılan kömürün alıcısının ... Madencilik şirketi olduğunu ve çıkartılan
kömürün tek alıcısının ... olduğunu beyan ettiğini, bunu 2008 yılında beyan ettiğini, tanığın dosyanın karar
hakimi tarafından dinlenmediğini, geçerli olarak dinlenmiş tanıklarının beyanına ilişkin itirazların da yerinde
olmadığını, ceza hakiminin kararının hukuk hakimini bağlamayacağını, hüküm altına alınan maddi ve manevi
tazminat tutarlarının az olduğunu, davalı TTK Genel Müdürlüğü'nün üst işveren olduğunu, hem yasadan
doğan kusursuz sorumluluğu hem de dava konusu kaza 2007 tarihli olup 2010 öncesi kazalarda kusur
sorumluluğu bulunduğunu, rödovansçı davalı ... Madenciliğin asıl işveren olup hem yasadan ve sözleşmeden
doğan hem de kusur sorumluluğu bulunduğunu, davalı ... nin kusur sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek
kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı TTK vekili temyiz dilekçesinde özetle, belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371'inci maddesi, 4857
sayılı İş Kanunu'nun 77'inci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8'inci ve 31'inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, davalı TTK'nın 27.12.2004 tarihli olup da taraflarınca rödövans sözleşmesi olarak
adlandırılan sözleşme ile Karadon 10 nolu Kömür Sahasının işletilmesi işini davalı ... şirketine verdiği, davalı
TTK tarafından davalı Oo sirketine sözlesme ile verilen hu maden sahası icerisinde kacak olarak isletilen
maden ocağında sigortasız bir şekilde ocak içi maden işçisi olarak çalışmaya başladığı ilk gün, 21.03.2007
tarihinde, mesai saati sonunda meydana gelen iş kazasından dolayı kemik kırıkları nedeniyle belden aşağısı
felç ve 90100 sürekli iş göremez ve bir başkasının bakıma mutaç olacak şekilde yaralandığı, Kurum
tarafından iş kazası tahkikatı yapılırken 17.10.2008 tarihinde ... isimli şahsın Zonguldak Sigorta İl
Müdürlüğü'ndeki müfettişlik odasına şahsen gelerek Zonguldak ili Merkez ilçesi Gelik beldesi 6. mahallede
bulunan ... madencilik şirketinin iş sahası içinde bulunan kömür madeninde herhangi bir sözleşmeye
dayanmaksızın kendisince maden çıkarma işi yürütüldüğünü, söz konusu maden ocağında ruhsatsız olarak
ve taşeron sözleşmesi olmaksızın faaliyet gösterildiğini, ... madenciliğe ait maden çıkarma ruhsatının olup
olmadığını bilmediğini, çalıştıkları madenin işletmeciliğinin fiilen kendisine ait olduğunu, madende kendisiyle
beraber kazalı ... ve ismini hatırlayamadığı birisinin usta olarak çalıştığını, söz konusu işçilerin kendisi
tarafından istihdam edildiğini ve ücretlerini emir ve talimatlarını kendisinden aldıklarını. Kendisinin çıkarılan
kömürleri ... madenciliğe sattığını, Kendisi tarafından yürütülen maden çıkarma faaliyeti dolayısıyla herhangi
bir kayıt ve belge tutulmadığını, bundan dolayı ibraz edebileceği herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığını
beyan ettiği ve bu hususların müfettiş tarafından tutanak altına alındığı, bunun üzerine Kurum inceleme
raporunda işveren olarak tespit edilen kişinin ... Bal olduğu ve adı geçen şahıs adına resen işyeri tescil
edildiği, Kurum alacakları için açılan rücuan tazminat dava dosyasının tek davalısının ... olduğu, müfettişe
bu şekilde ifade veren ... Bal'ın rücu dava dosyasında verdiği cevap dilekçesinde kendisinin işveren
olmadığını, ...'nin işveren olduğunu savunduğu, davacı ile birlikte kaza günü işe başlayan, kaza anında
davacı ile birlikte ocakta bulunan ve aynı zamanda davacının komşusu olan davacı tanığı ... 22.12.2015
tarihli ikinci celsede alınan beyanında kendisinin kaza tarihinde ... Madencilik şirketinin maden çıkarma
sahasında ...'nin işlettiği maden ocağında yer altı işçisi olarak çalıştığını, davacının da kazmacı yedeği olarak
çalıştığını, ... isimli şahısın da bildiği kadarı ile patronlardan biri olduğunu, kendisinin ... Bal isimli birisini
tanımadığını, kaza günü ocakta dört kişi çalıştıklarını, birisinin...olduğunu, Ulvi Dillinin vinç kullandığını,
kendisi, davacı ve bir de adını hatırlayamadığı usta olmak üzere dört kişi olduklarını, olay günü ocağın arızalı
olduğunu, buna rağmen kendilerini ocağa soktuklarını, arızanın ne olduğunu bilmediğini, davacı
desendireden vagonun üzerine düştüğünü, yardım çığlığını duyunca kendisinin hemen olay yerine gittiğini,
davacıyı vagona yapışmış olarak gördüğünü, kasayı vagondan ayırıp, kama koyduğunu, davacıyı
kurtardığını, SGK soruşturma ifadesinde davacının vagona binip yukarı çıkmaya başlamıştı diye yazıldığını
ancak bu hususun yanlış anlaşıldığını davacının vagona binmediğini, kendisinin kaza anını görmediğini,
davacının bağırması üzerine yanına gittiğini, SGK soruşturma ifadesi alınırken bazı hususların yanlış
anlaşılmış olabileceğini, mahkeme huzurunda anlatmış olduğum hususların doğru olduğunu, olay günü
ocakta bulunan dört kişinin yani kendilerinin vagona binmediklerini davacının da binmediğini, davacının
desendireden vagonların üzerine düştüğünü, kendisinin vagonların yanında, davacının da desendirede
olduğunu, maden ocağında uyarı levhaları olmadığını, kendilerine herhangi bir eğitim verilmediğini, sadece
baretleri olduğunu, zaten ocak sıkıntılı olduğu için davacının desendireden düştüğünü, kendilerinin davalı iş
yerindeki ilk çalışma günü olduğunu, kazadan sonra ocağın kapandığını, çalışmaya devam edebilselerdi
asgari ücret alacaklarını, kaza sonrasında patronları kaçtığı için davacıyı hastaneye kendisinin götürdüğünü,
davacı komşusu olduğu için bildiği kadarı ile davacıya herhangi bir ödeme yapmadıklarını, davacının kaza
sonrasında bu iş yerinde kazaya uğramadım şeklinde bir tehdite uğrayıp uğramadığı konusunda bilgi sahibi
olmadığını beyan ettiği, davacı vekilinin adı geçen tanık...'i 16.03.2016 tarihli celsede tekrar hazır ettiği,
mahkemeden tanığa soru sorulmasının talep edildiği, tanığın cevaben bildiği kadarıyla ...'nin işlettiği maden
ocağından çıkan kömürün ... Madencilik e satıldığını, direk malzemelerinin de kendilerine ... Madencilik
tarafından temin edildiğini, beyan ettiği, kazadan yaşlaşık bir buçuk yıl sonra tanık...'in 05.11.2008
tarihinde Kurum müfettişine de ifade verdiği, tanığın bu ifadesinde kaçak olarak çıkarılan Kömürlerin ...
Madenciliğe satıldığını, bu durumun ... madencilik tarafından da bilindiğini söylediği, İlk Derece
Mahkemesince iki adet kusur raporu alındığı, 29.09.2016 tarihli olup da mahkemece itibar edilen ilk kusur
raporunda kazanın meydana gelişinde davacının 530, davalı ...'in “670 oranında kusurlu olduğu yönünde
görüş bildirildiği, hükme dayanak yapılmayan 05.02.2017 ikinci kusur raporunda davacının 10, davalı ...'in
“b60, davalı TTK'nın 10, davalı ... şirketinin 9020 oranında kusurlu oldukları yönünde görüş bildirildiği,
Dairemiz'in 2012/5496 Esas, 2013/3944 Karar sayılı kararıyla onanan rücuan tazminat dava dosyasında
hükme esas alınan kazalının “20, o dosyanın davalısı ... Bal'ın 640, o dosyada ihbar olunan konumunda
bulunan ...'nin 9640 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, aynı olayla ilgili Zonguldak
(Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2008/106 Esas sayılı dosyasında görülen taksirle yaralama suçuna
ilişkin ceza dava dosyasında tek sanığın eldeki temyiz incelemesine konu dava dosyasının davalısı ... olduğu,
bu ceza dava dosyasında kazalının yeraltı kömür ocağının dışarı çıkışında vagona binmesiyle kendi can
güvenliğini tam olarak sağlamadan tehlikeli davranışlarda bulunduğundan bahisle tali kusurlu, kendisine ait
kaçak kömür ocağında gerekli olan denetimi yapmayan, ocaktan işçiler çıkarken vagonlara binilmesini yasak
etmeyen, bu konuda gerekli olan talimatları hazırlayıp işçilere bildirmeyen, işçilere iş sağlığı ve güvenliği
yönünden gerekli olan eğitimi vermeyen ve verdirmeyen sanık ...in asli kusurlu olduğundan bahisle ...'
adli para cezasına mahkumiyetine karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kömür hırsızlığı
suçu dolayısıyla Zonguldak 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2008/124 Esas sayılı dosyasında eldeki dosyanın
davalısı ... ile ocakta işçi olarak çalışan eldeki dosyanın davacısı ... ve diğer işçiler ... ve...'ın sanık olarak
yargılandıkları, sadece ... hakkında mahkumiyet kararı verildiği, diğer sanıkların beraat ettiği
anlaşılmaktadır.
in
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri
sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat
miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının
veya hak sahiplerinin kazanç kaybının hesaplanmasında kazalı sigortalının kendi kusuru oranında tespit
olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi
tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Somut olayda, iş kazasının meydana geldiği kaçak maden ocağının ne zamandan beri çalıştırıldığı, tam
olarak nerede bulunduğu, yerleşim yeri içerisinde olup olmadığı, davalı ... şirketi tarafından işletilen ocak
veya ... şirketinin işletme binaları ya da davalı TTK'ya ait ocak veya binalar ile arasındaki mesafenin tam
olarak ne kadar olduğu kesin olarak tespit edilmeden, rücuan tazminat dava dosyası ile aradaki çelişki
giderilmeden sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş, kaçak maden ocağının ne zamandan beri çalıştırıldığı, tam olarak nerede
bulunduğu, yerleşim yeri içerisinde olup olmadığı, davalı ... şirketi tarafından işletilen ocak veya ... şirketinin
işletme binaları ya da davalı TTK'ya ait ocak veya binalar ile arasındaki mesafenin tam olarak ne kadar
olduğu kesin olarak tespit edildikten sonra maden mühendisi iş güvenliği uzmanlarından oluşan farklı bir
bilirkişi heyetinden temyiz incelemesine konu eldeki dosyada alınan bilirkişi kusur raporlarını, rücuan
tazminat dava dosyasındaki kusur raporlarını, taksirle yaralama ceza dava dosyasındaki kusur raporlarını
değerlendiren ve raporlar arasındaki çelişkileri gideren kusur raporu almak usuli kazanılmış hakları
gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Temyiz eden tarafların air temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
4.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
5.Davacı avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine,
davalılardan Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL
duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_12483.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/12483E. , 2024/823K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1175 E., 2021/178 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 35. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/115 E., 2018/538 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili, davalılar ... vekili, ... İnş. ve Malz. San. Tic. A.Ş. vekili, ... Yapı Mak. Müh. San. Tic.
Ltd. Şti. vekili ve ... Müt. Mim. Müh. ve Eml. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge
Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalılar ... vekili, ... İnş. ve Malz. San. Tic. A.Ş. vekili ve ...
Müt. Mim. Müh. ve Eml. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... İnş. ve Malz. San. Tic.
A.Ş. vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri
yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun
anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 24.05.2022 Salı
günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... İnş.
ve Malz. San. Tic. A.Ş. adına Av. ... ile davacılar adına Av. .... davalı... İnş. Taş. Elektrik Elektronik Tic. Ltd.
Şti. adına Av. ..... ve davalı ... Müt. Mim. Müh. Ve Eml. Tic. Ltd. Şti. adına Av.... geldiler. Diğer davalılar
adlarına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra
duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar
Dairemiz'e gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I. DAVA
Davacılar vekilleri özetle; müvekkillerinin murisinin iş kazası nedeniyle vefat ettiği kazanın meydana
gelişinde davalıların kusurlu olduklarından bahisle asıl dava dosyasında eş ... lehine 191.867,21 TL maddi,
250.000,00 TL manevi, çocuk ... lehine 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, çocuk .... lehine
16.622,01 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tashilini, aynı davalılara karşı açılan
birleşen dava dosyasında anne ... için 75.000,00 TL manevi, kardeşler Mehmet ... ve Hüseyin için
50.000,00'er TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasının meydana gelişinde
. sigortalının bir kusurunun bulunmadığı, işveren ...'in 90635, ... şirketinin 20, ... şirketinin 9010, Eces
şirketinin 9510, ... şirketinin 9025 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle asıl dava dosyasında
davacılar eş ve çocuk ...'ın maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı çocuk ... lehine 17.649,84 TL
maddi tazminat ödenmesine, eş lehine 60.000,00 TL, çocuklar lehine 30.000,00'er TL manevi tazminat
ödenmesine, davalılardan ... in yapmış olduğu 10.000 TL maddi tazminat ödemesinin davacı ...'ye ödenecek
maddi tazminat miktarından mahsubuna, yine davalılardan ...in davacı ... için yapmış olduğu 5.000 TL ile
çocuklar için toplam olarak yapılan 5.000 TL manevi tazminat ödemesinin yazılı miktarlardan mahsubuna,
birleşen dava dosyasında anne ... lehine 10.000,00 TL, kardeşler Mehmet ... ve Hüseyin lehine 5.000,00'er
TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
., Pamiasanm
TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili,
davalılar ... vekili, ... İnş. ve Malz. San. Tic. A.Ş. vekili, ... Yapı Mak. Müh. San. Tic. Ltd. Şti. vekili ve ...
Müt. Mim. Müh. ve Emi. Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu beyan
ederek mahkemenin kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalı ... Şirketinden aldığı talimat üzerine işyerine iskele
kurduğunu, bu kapsamda davacıyı da geçici olarak dış cephe asansör kurulum işi için çalıştırdığını, davacının
koruyucu malzeme gelmesinin beklemeden tek başına çalıştığı sırada kazanın meydana geldiğini, kendisine
yüklenen 9035 oranındaki kusurun fazla, davacının kusursuz kabulünün hatalı olduğunu, kaza günü
davalılar... şirketi ile ... şirketleri arasındaki kiralama sözleşmesine uygun olarak iskele kurmaya
başladıklarını, şantiyeye izinsiz girdikleri kabulünün yanlış olduğunu, kusur raporunun hükme esas alınmaya
yeterli olmadığını, alt işveren ... şirketinin kusurunun çok düşük belirlendiğini, manevi tazminatların fahiş
olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
Davalı ... şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm
kurulduğunu, müvekkilinin kusursuz olduğunu, reddedilen manevi tazminatlar yönünden lehine hükmedilen
vekalet ücretinin maktu belirlenmesinin hatalı olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri
sürmüştür.
Davalı ... şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini istinaf
başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
Davalı ... şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, eşin
evlenme ihtimalinin 32 yaşında olmasına rağmen 962 olarak tespitinin düşük olduğunu istinaf başvuru sebep
ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece son alınan kusur
raporuna değil de dosya kapsamında alınan 26.11.2016 tarihli ilk bilirkişi kusur raporuna itibar edilmesi ve
hesabın da buna göre resen düzeltilmesi gerektiği, davalı ... tarafından yapılan ödemelerin hükümde
mahsup edilmesi gerektiği, hükme esas hesap raporunda davacı çocuk ...'un maddi zararının bulunmadığı
tespit edilmesine karşın bu çocuk lehine maddi tazminata karar verilmesi, birleşen dava dosyasının davacısı
anne dışındaki diğer davacıların manevi tazminatlarının az olduğu, yargılama gideri ve vekalet ücretleri
yönünden mahkeme kararının hatalı olduğundan bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl
dava dosyası yönünden eş lehine 153.087,64 TL maddi, 70.000,00 TL manevi, çocuk ... lehine 7.428,70 TL
maddi, 37.500,00 TL manevi, çocuk ... lehine 37.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine, çocuk ... maddi
tazminat istemin reddine, birleşen dava dosyası yönünden davacılar anne ve kardeşler lehine 10.000,00'er
TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalılar ... vekili,
... İnş. ve Malz. San. Tic. A.Ş. vekili ve... Müt. Mim. Müh. ve Eml. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın tümden kabulü şeklinde kararın düzeltilerek onanmasını
talep ettiklerini, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından maddi tazminatların azaltılmasının doğru olmadığını,
birinci kusur raporuna itiraz ettiklerini bu itirazlarını tekrarladıklarını, İlk Derece Mahkemesi tarafından
hükme esas alınan kusur raporunun oluşa uygun olduğunu, ceza dosyalarında verilen cezalardan ve bu
cezaların kesinleşmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere davalı ... şirketinin kesinlikle kusursuz olmadığını,
bu nedenle de yetkilisi ...'nın cezalandırıldığını, diğer davalı yetkililerinin tamamının da cezalandırıldıklarını,
tam kusurun davalılarda olduğunu, müvekkillerinin murisinin kusursuz olduğunu, hükme esas alınması
gereken raporun müteveffanın kusursuz bulunduğu 08.03.2018 tarihli bilirkişi heyet raporu olduğunu, kusur
raporları arasında çelişki bulunduğunu, davalı ... şirketinin asıl işveren ve asli kusurlu olduğunu, müştereken
ve müteselsilen kusur ve sorumluluğun tüm davalılarda olduğunu, davacı çocuk ... lehine hükmedilen maddi
tazminatın kaldırılmasının da hukuki olmadığını, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu
belirtmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden ilk rapor
kapsamında yeniden hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, kazanın ... kusurundan kaynaklandığını, tüm
tarafların arasındaki hukuksal ilişkinin niteliğinin net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini, ancak karara esas
alınan raporlarda bu değerlendirme eksik ve hatalı yapıldığını, denetim görevlerini yerine getirmedikleri
belirtilen diğer davalılar yönünden tespit edilen kusur oranlarının da hakkaniyete aykırı şekilde belirlendiğini,
müvekkilinin şantiyede diğer davalı ... şirketinden aldığı talimatla çalışmaya başladığını, müvekkilinden dış
cephe iskelesi kurulum işinin bayram sonrası hazır olmasının istendiğini, Yazıcıoğlu şirketi ile aralarında
işveren alt işveren ilişkisi olduğu sabit olan ... şirketi yönünden tespit edilen kusur oranının hakkaniyete
aykırı şekilde düşük olarak tespit edildiğini, hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarının fazla olduğunu
ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusur raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden ve
yeterlilikleri tartışılmadan karar verildiğini, istinaf mahkemesinin, yerel mahkemenin kararını kaldırma
sebebinin temelinin yerel mahkemedeki yargılama sürecinde dava dosyasına kazandırılmış olan kusur
raporları arasındaki çelişki ve kusur oran tespitlerindeki farklılık olduğunu, bununla birlikte Bölge Adliye
Mahkemesince oluşa uygun bulunan 26.11.2016 tarihli ilk bilirkişi kusur raporunda davalı ... in “050, davalı
... firmasının Y35 ve ... işçinin Yo15 oranında kusurlu olduklarının, diğer davalıların kusursuz olduğunun
tespit edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporunda kusur atfı yapılmayan ve
asıl işveren sıfatı da bulunmayan davalı müvekkili ... şirketi yönünden davanın reddine karar verilmesi
gerekirken istinaf mahkemesinin kusur izafe edilmeyen ve asıl işveren sıfatı da olmayan davalı müvekkilini
müştereken ve müteselsilen sorumlu tutmasının hatalı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde tek
kusurlunun ... olduğunu, ona verilen “515 kusurun az olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatların
fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi
kusur raporunda müvekkili aleyhine kusur belirlemesi yapılmamış olmasına rağmen müvekkilin kusurlu
olduğu kanaati ile hüküm tesisinin isabetsiz olduğunu, istinaf mahkemesince müvekkilinin asıl işin bir
bölümünü sözleşme ile diğer davalı şirkete vermesi nedeniyle asıl işveren sıfatına sahip olduğu ve dava
konusu iş kazasında kendi kusuru bulunmasa bile alt işverenin çalıştırdığı işçilerin uğradığı zararlardan asıl
işveren olarak sorumlu olacağı değerlendirilerek hüküm tesis edildiğini, müvekkilinin meydana gelen olay
sebebiyle herhangi bir kusuru bulunmadığını, müvekkilinin asıl işveren olarak kabul edilmesinin mümkün
olmadığını, müteveffaya verilen kusurun az olduğunu, hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminatların
fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098
sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, ilk derece mahkemesince hükme dayanak kılınan 08.03.2018 tarihli bilirkişi kusur
ranoründa ie kazacının mevdana delicinde O cimortalının hir kıiciiritiniin hulummadığı iecveren 'in W32E |
e İN e A a a A a e e Nr A Mİ e r.a Üretti MM
Şirketinin 9020, ..... Şirketinin 9010, Eces Şirketinin 9 “10, ... Şirketinin 9025 oranında Kusurlu oldukları
yönünde görüş bildirildiği, Bölge Adliye Mahkemesince kaldirma gerekçelerinden birinin de İlk Derece
Mahkemesince itibar edilen bu kusur raporunun oluşa uygun olmadığı, 26.11.2016 tarihli bilirkişi kusur
raporunun oluşa uygun olduğu şeklindeki kabul olduğu, Bölge Adliye Mahkemesince oluşa uygun olduğu
değerlendirilen 26.11.2016 tarihli bu bilirkişi kusur raporunda iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının
“515, davalı ..... Şirketinin 9035, davalı ...'in Y650 oranında kusurlu oldukları, diğer davalılar ... ve ....
şirketlerinin kusurlu olmadıkları yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda yargılamanın
açık olarak yapılması ve yargılamanın sonunda verilen kararın da açıkça belirtilmesi esastır. 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 28 inci maddesinde de bu husus belirtilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 üncü maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "
(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın
esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve
tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması
suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın
tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar
ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında
da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesinde de, bir mahkeme hükmünün kapsamının
ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları
kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil
numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve
davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin
ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları
hususları, çekişmeli vakalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit
görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile
taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği
tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün
sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen
hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt
uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve
değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer,
şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar
ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar
açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp
bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de,
bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak
gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun,
gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders
Kitabı 6100 sayılı HMK'na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).
Anayasa'nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması
gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm
birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda Oluşturulacak Kararların nNUKuUM Tikralarının açIKk, anlaşılır, ÇELŞKİISİZ, UygulanaDılır
olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi
olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere
dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek
nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp
değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun
şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren,
ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu
hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince 26.11.2016 tarihli bilirkişi kusur raporunun hükme esas alınması
gerektiğine karar verilmiş ise de anılan kusur raporunda davalılar ..... ve ..... şirketlerine kusur
atfedilmediği, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde davalı ..... şirketinin asıl işveren
olduğu belirtilmiş ve bu nedenle kendi kusuru bulunmasa bile alt işverenin çalıştırdığı işçilerin uğradığı
zararlardan asıl işveren olarak sorumlu olacağı belirtilmiş ise de diğer davalıların durumları hakkında hukuki
bir nitelendirme yapılmadığı gibi kendilerine kusur verilmeyen davalıların hangi hukuki sebebe dayanılarak
hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu tutulduklarına dair gerekçe oluşturulmadan sonuca gidilmesi
hatalı olmuştur. Bu haliyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun
297 nci maddesine uygun bir gerekçe içerdiğinden bahsedilebilmesi mümkün değildir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş; davalılar arasındaki hukuki ilişkileri eksiksiz ve tereddüte yer
bırakmayacak şekilde belirledikten sonra 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesine
uygun gerekçe oluşturmak ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek bu gerekçeye uygun bir karar
vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
4.Davacılar avukatı yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının temyiz eden davalılara
yükletilmesine,
Temyiz eden davalılar avukatları yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davacılara
yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_9630.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/9630E. , 2024/3208K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/533 E., 2022/301 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasında Mahkemede görülen meslek hastalığından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasında
verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince
Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; müvekkilinin davalıya ait iş yerinde çalışmaktayken meslek hastalığına tutulduğundan
bahisle 83.078,38 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 22.12.2014 tarih ve 2013/86 Esas, 2015/148 Karar sayılı kararıyla; davacının rahatsızlığının
davalı iş yerinde oluşmadığı, yine davacının maluliyetinin bulunmadığından bahisle davanın reddine karar
verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen 22.12.2014 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 15.10.2018 tarih ve 2017/1009 Esas, 2018/7357 Karar sayılı
kararı ile Üsküdar 1. İş Mahkemesinin 2008/416 Esas sayılı dosyasında "davacının iş yerinde gerçekleşen
dava konusu hastalığının meslek hastalığı olduğunun tespitine" karar verildiğine, anılan dosya Yargıtay
incelemesinden geçerek kesinleştiğine göre, Mahkemece davacının rahatsızlığının davalı iş yerinde
oluştuğunun ispatlanamaması, davacının maluliyetinin bulunmaması nedenlerine dayanarak davanın reddine
karar verilmesinin isabetsiz olduğundan bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 08.03.2022 tarihli kararla
meslek hastalığının oluşumunda davalı işveren .... Ltd. Şti.'nin 9670 oranında kusurlu, davacının kusursuz
olduğu, hastalığın ortaya çıkmasında 30 oranında da kötü tesadüf veya kaçınılmazlık olgusunun rolünün
bulunduğu, davacının tespit edilen 905,10 sürekli iş göremezlik oranının davalı aleyhine usuli kazanılmış hak
oluşturduğu kabulünden hareketle davacı lehine 75.578,38 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme'nin yukarıda belirtilen 08.03.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, Mahkemece, tazminata esas alınacak bilirkişi raporundaki
hesaplamalardan hangisinin ne gerekçe ile hükme esas alındığının belirtilmediğini, Sağlık Bakanlığı Meslek
Hastanesinin 08.07.2005 tarihli 237 sayılı raporunda davacının ellerde ağrı ve uyuşma şikayetlerinin Aralık
2002'de başladığının belirtildiğini, davacı işçinin müvekkili şirkette çalışmaya başladığı tarihin ise
10.04.2003 olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı işçinin rahatsızlığının belirtilerinin
müvekkil şirkette çalışmaya başladığı tarihten önce dahi var olduğunun bu raporda ortaya konulduğunu,
davacının müvekkili şirkette çalıştığı süreden önce nerede çalıştığı, iş dışındaki hayatının bilinmediğini,
davacının müvekkili şirketteki çalışması ile oluşan rahatsızlık arasında uygun illiyet bağı kurulmadığını,
davacının sürekli maluliyetini gerektiren bir rahatsızlığı olmadığı gibi, tazminat taleplerine dayanak oluşturan
herhangi bir maddi-manevi zararı olduğunun da kanıtlanamadığını, bu nedenle Mahkemece kurulan hükmün
haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının Yüksek Sağlık Kurulu tarafından belirlenen “05,1 maluliyet
oranının sayın Mahkeme açısından hiçbir bağlayıcılığı olmamasına rağmen, sırf davacının bu konudaki
hukuka aykırı ve dayanaksız talepleri dikkate alınarak bilirkişi raporları tanzim edilip hüküm kurulduğunu,
yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla da sabit olduğu üzere, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu tarafından alınan
kararların ve belirlenen maluliyet oranlarının yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden mutlak surette
bağlayıcı olduğunu, yargılama aşamasında ilgililerce Kurul kararına itiraz edildiği takdirde Adli Tıp Kurumu
Başkanlığı veya Tıp Fakültelerinin ilgili kürsü konseylerinden rapor alınması gerektiğini, raporlar arasında
belirlenen çelişkilerin ise Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp Genel Kurulu tarafından giderilerek kesin olarak
karara bağlanacağını, davaya konu rahatsızlık hakkında da yargılama sürecinde birçok rapor alındığını, Adli
Tıp Genel Kurulu raporu da dahil olmak üzere son üç raporda da davacının sürekli maluliyetini gerektirecek
bir durumu olmadığının kesin olarak ortaya konulduğunu, dosyada mevcut 18.07.2007 tarihli kusur
raporunda davalı işverenin W70 kusurlu olduğunun saptandığını, ancak hesap raporunda mevcut kusur
raporu hiçe sayılarak davalı müvekkiline isnat edilecek kusur oranının “091,00 olarak belirlendiğini, dosyada
mevcut raporlardaki hesaplamalar seçenekli olmasına rağmen, neden bu seçeneğin tercih edildiğinin
Mahkemece açıklanmadığını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası
atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci
maddesi, 439 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, Mahkemece bozma kararından önceki aşamalarda 2 adet kusur raporu alındığı,
bunlardan 18.06.2007 tarihli ilk kusur raporunda davacıdaki meslek hastalığının oluşumunda davalı
işverenin 70 kusurlu olduğu, 9030 oranında da kötü tesadüf ve kaçınılmazlığın etkili olduğu yönünde görüş
bildirildiği, 09.01.2015 tarihinde dosya kapsamına giren bila tarihli raporun iki Doç. Dr. El Cerrahi Uzmanı ile
bir Yrd. Doç Dr. Halk Sağlığı Uzmanından oluşan heyet tarafından düzenlendiği, raporda "Davacının davalı iş
yerinde çalışmaya başlamasından öncesine ait 2003 tarihli ulnar tünel sendromu geçmişi olmasına rağmen
hastalığı MH olarak tanımlanmıştır. Ancak bu hastalığın davalı iş yerinde oluştuğunu kesin olarak söylemek
mümkün değildir." şeklinde görüş bildirildiği gibi davacının iyileştiği, maluliyet tayinine gerek olmadığının
belirtildiği, Mahkemenin bozmaya konu ilk kararında bu raporun hükme dayanak alındığı, bunlar yanında
Maluliyet Daire Başkanlığının 05.02.2010 tarihli raporunda davacının meslek hastalığından kaynaklanan
sürekli iş göremezlik oranının 637,00 oranında olduğu ve kontrol muayenesi gerektiği, davalı şirketin itirazı
üzerine Yüksek Sağlık Kurulu'nun 11.08.2010 tarihli kararında davacının meslek hastalığından kaynaklanan
sürekli iş göremezlik oranının düzeltme kaydıyla 905,10 olduğu, kontrol muayenesi gerekmediğinin
belirtildiği, Yüksek Sağlık Kurulu Kararı dosya Kapsamına henuz girmeden önceki 1/.Y5.2U11 tarınlı Z1 inci
celsede davacı vekilinden sorulduğunda dosyaya rapor geldikten sonra dosyanın Adli Tıp Kurumuna
gönderilmesini istediklerini, zira SGK ya gelen yazı ile maluliyet oranının düştüğünü öğrendiklerini, rapora
itiraz ettiklerini beyan etmiş, davalı vekilinden sorulduğunda rapora kendilerinin de itiraz ettiklerini ancak
kendilerine yapılan bir tebligat olmadığını, beklenmesini istediklerini beyan ettiği, Mahkemenin aynı celsede
“Maluliyet oranına ilişkin raporun beklenmesine, bu konuda davacı vekiline elden takip yettkisi verilmesine,
dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi hususunun rapordan sonra değerlendirilmesine” şeklinde bir ara
karar kurmasından sonra, dosyanın bir sonraki celse beklenmeden 06.05.2011 tarihinde dosyanın Adli Tıp
Kurumu'na gönderildiği ve devam eden aşamada 18.04.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi ve
12.09.2013 tarihli Adli Tıp Kurumu Genel Kurul raporları düzenlendiği, anılan Adli Tıp Kurumu raporlarında
davacının hastalığının araz bırakmadan iyileştiği, maluliyet tayinine yer olmadığı, iyileşme süresinin 1 aya
kadar uzayabileceğinin belirtildiği, Mahkemece bozmadan sonra yeni bir kusur raporu alınmadığı, bozmadan
önce alınan 18.06.2007 tarihli kusur raporuna itibar edildiği, raporda belirlenen 630 kaçınılmazlığın
9670'inden de işverenin sorumlu olması gerektiği, buna göre “091,00 oranında davalı işverenin sorumlu
tutulması gerektiği ve Yüksek Sağlık Kurulu'nın belirlediği 65,10 sürekli iş göremezlik oranının davalı
işveren aleyhine usuli kazanılmış hak oluşturduğu kabullerinden hareketle sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Meslek hastalığının ayrı zamanlarda ve değişik işverenlere ait işyerlerinde geçen çalışma sonucu
oluştuğunun belirlenmesi durumunda, bu iş yeri işverenleri arasında Borçlar Kanunun'da öngörülen
dayanışmalı (müteselsil) sorumluluk esasları uygulanamaz. Meslek hastalığına yol açacak biçimde
çalışmanın geçtiği her iş yerinin işvereni bakımından kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. Meslek
hastalığına yol açacak çalışmanın geçtiği belirlenen her iş yerinin işvereni zarardan kendi kusuru kadar
sorumlu olur. Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş görüşleri bu doğrultudadır.
Somut olayda; davacının davalı işverenlik nezdinde çalışmaya başlamadan önce ayrı zamanlarda benzer iş
ve iş yerlerinde farklı işverenlikler nezdinde çalışmasının bulunup bulunmadığını araştırılmadan sonuca
gidilmesi isabetsiz olduğu gibi davalının Yüksek Sağlık Kurulu kararına yönelik bir kabulü bulunmadığı,
Yüksek Sağlık Kurulu raporuna karşı davalıya ihtaratlı kesin süre verilip itiraz hakkı tanınmaksızın dosyanın
Adli Tıp Kurumuna gönderildiği ve neticeten davacının hastalığının araz bırakmadan iyileştiğine dair raporlar
düzenlendiği gözden kaçırılarak usuli kazanılmış hak gereğince davacının 965,10 oranında sürekli iş
göremezliği bulunduğu kabulünden hareketle karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş, davacının hizmet cetveli celp edilip davalı işverenlik nezdinde çalışmaya
başlamadan önce benzer iş ve iş yerlerinde farklı işverenlikler nezdinde çalışmasının bulunup bulunmadığını
araştırmak, varsa bu farklı işyerlerindeki çalışmaların süresi dikkate alınarak iş güvenliği uzmanları ve
davacının tespit edilen meslek hastalığı konusunda uzmanlığı bulunan tıp doktorundan oluşan bilirkişi
kurulundan rapor almak, davacı tarafın temyiz incelemesine konu Mahkeme hükmüne dayanak kılınan kusur
raporuna bir itirazı bulunmaması nedeniyle oluşan usuli kazanılmış hakkı da dikkate alarak kusurun oran ve
aidiyetini kesin olarak tespit etmek, Adli Tıp Kurumu raporları ile davacının hastalığının araz bırakmadan
iyileştiği, iyileşme süresinin i ay olduğu hususlarının kesinleştiğini, davalı aleyhine “05,10 sürekli iş
göremezlik oranı üzerinden oluşmuş bir usuli kazanılmış hak söz konusu olmadığını göz önünde
bulundurmak, tespit edilecek kusur oranı ve davacının sürekli iş göremezlik oranının “60 olmakla birlikte
geçici iş göremezlik döneminde “0100 malul sayılması gerektiği kabullerinden hareketle düzenlenecek hesap
raporu ile davacının geçici iş göremezlik dönem zararını hesaplatmak ve diğer usuli kazanılmış hakları da
göz önünde bulundurmak suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_7918.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/7918E. , 2024/3207K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/5221 E., 2022/1423.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 18. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/162 E., 2021/499 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... Işık Nakliyat
Turizm Gıda İnşaat Sanayi Ticaret Ltd. Şti. vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz
şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin
duruşmaya tabi olduğu anlaşıldığından duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için
23.05.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz
eden davalı ... Işık Nak. Turz. Gıda İnş. San. Tic. Ltd. Şti. adına Av...... ile davacılar adına Av..... ve davalı
Med Yapım Televizyon ve Filmcilik A.Ş. adına Av.... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp
sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri
çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi
tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle müvekkillerinin murisinin meydana gelen iş kazasında vefat ettiğini, kazanın
oluşumunda davalıların kusurlu olduklarını ileri sürerek asıl dava dosyasında eş .... için 412.940,35 TL
maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk Hazal için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, çocuk ... için
5.008,32 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında davacı anne ... için 50.000,00 TL
manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davalı ... şirketinin alt işveren,
diğer davalı Med Yapım şirketinin ise üst işveren olduğu, davacılar murisinin vefatıyla sonuçlanan trafik iş
kazasının meydana gelişinde davacılar murisi sigortalının 630, davalı asıl işveren Med Yapım şirketinin 9020,
davalı alt işveren ... şirketinin 9050 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle asıl dava dosyasında
davacılar eş ve çocuk ...'in maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı çocuk Hazal'ın maddi tazminat
isteminin reddine, eş lehine 50.000,00 TL, çocuklar lehine 25.000,00'er TL, birleşen dava dosyasında anne
lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri
istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Med Yapım şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle müvekkilinin asıl işveren olmadığını, kusurun oran
ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarları fahiş olduğundan
Davalı Med Yapım şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle müvekkilinin asıl işveren olmadığını, kusurun oran
ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarları fahiş olduğundan
hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Davalı ... Işık şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, bu
nedenle hesap raporunun da hatalı olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve
hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde
görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri temyiz dilekçelerinde özetle istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri itirazlarla aynı yönde
itirazlar ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098
sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, davalı ... Işık şirketinin yazılı bir sözleşme olmaksızın diğer davalı MED Yapım şirketi
tarafından çekilen “Bizim Hikaye” isimli dizide ışıklandırma, ses sistemleri kurulum ve taşıma işlerini
üstlendi, davacılar murisinin davalı ... Işık şirketi sigortalısı olup adı geçen şirkette şoför olarak çalıştığı,
kazanın meydana geldiği aracı kullanmaya yeterli sürücü belgesinin bulunduğu, olay tarihinde sevk ve
idaresindeki davalı ... Işık şirketine ait kamyon ile yanında ... Işık şirketinin diğer işçileri ... ve ...'in yolcu
olarak bulunduğu halde Bahçeköy istikametinden Zekeriyaköy istikametine doğru Zekeriyaköy 1. Cadde
üzerindeki seyri esnasında ... sigortalının aracın direksiyon hakimiyetini kaybettiği, 20 metre fren ve lastik
izi bırakarak aracın sol ön ve yan kısımlarıyla demir ve beton bariyerlere çarpıp 29 metre sürüklendiği, yan
yatan aracın altında kalan sigortalının vefat ettiği, araçta yolcu olarak bulunan tanıkların her ikisinin de
kolluk ifadelerinde müteveffanın kaza gerçekleşmeden hemen önce kendilerine frenlerin tutmadığını,
tutunmaları gerektiğini söylendiğini beyan ettikleri, kazadan hemen sonra düzenlenen kaza tespit
tutanağında da yolcuların frenlerin tutmadığını beyan ettiklerinden bahsedildiği, tanıklardan ...'in kolluk
ifadesinde; kendisinin telefonla konuştuğunu, o esnada aracın bir tümsekten geçtiğini ve aracın zıpladığını,
müteveffaya abi yavaş arkada malzemeler var dediğini, müteveffanın da o an “fren tutmuyor” dediğini
duyduğunu, diğer tanık ...'ın da aynı şekilde fren tutmuyor diye bağırdığını, viraja girdiklerini, müteveffanın
muhtemelen aracı yavaşlatmak için bariyerlere dokundurmak istediğini, aracın şoför tarafına yatıp
devrildiğini beyan ettiği, Kurum tarafından yapılan iş kazası tahkikatında başmüfettişe ifade veren tanık
....dan sorulduğunda frenlerin tutmadığından kesinlikle emin olduğunu, krokideki fren izine çok şaşırdığını
beyan ettiği, kazanın gündüz vaktinde meydana geldiği, hava durumunun açık olduğu, yol durumunun
bölünmüş, asfalt kaplama, kuru, yerleşim yeri içi, cadde üzeri olduğu, ... sigortalı tarafından girilen yolda
kamyon ve otobüs giremez levhasının bulunduğu, görüşe engel cisim olmadığı, hazırlık soruşturması
aşamasında aracı inceleyen makine mühendisi bilirkişi ...'nın raporunda aracın ağır hasarlı olduğu, çıplak
gözle yapılan gözlemde sistemin tekerlek bağlantısı ve hidrolik borusunda herhangi bir kopukluk, çatlak ve
benzeri hasarın ve hidrolik sızıntısına dair iz ve emarenin olmadığı, öndeki hasarın büyük olması nedeniyle
hidrolik merkezinin görülemediği, aracın yerinden Kaldırılarak teknik hidrolik boşalması varsa yeniden
hidrolik sıvısı ile testi sonucu olayın kesin olarak anlaşılabileceği, olay mahallinde ve basit krokiden ölçülmüş
20 m fren izinden aracın aldığı hasardan dolayı hidrolik sisteminin hasarlanmış olabileceği kanaatinde
olduğunu belirttiği, Kurum'un iş kazası tahkikatı sonucunda düzenlenen inceleme raporunda kazanın Yo100
oranında ... sigortalının kusurundan kaynaklandığı yönünde görüş bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas
Dairesi tarafından düzenlenen 17.03.2020 tarihli raporda ... sürücü ...'ın, sevk ve idaresindeki kamyonla
seyir halinde iken yola gereken dikkatini vermesi, mahal şartları, yol durumu, aracın teknik özelliklerini
dikkate alarak seyrini sürdürmesi gerekirken bu hususlara riayet etmediği, kontrolsüz şekilde seyir halinde
iken sevk ve idare hatası neticesi meydana gelen kazada “100 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği,
yargılamaya iş kazası nedeniyle İlk Derece Mahkemesince iki adet kusur raporu alındığı ve aynı yöndeki bu
raporlara itibar edilerek sonuca gidildiği, raporlarda müteveffanın 9030 oranında, davalı asıl işveren Med
Yapım şirketinin 9020 oranında, davalı alt işveren ... Şirketinin “050 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş
bildirildiği anlaşılmaktadır.
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri
sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat
miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının
veya hak sahiplerinin kazanç kaybının hesaplanmasında kazalı sigortalının kendi kusuru oranında tespit
olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi
tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Somut olayda, olayın meydana geliş şekli ve özellikle kaza tespit tutanağındaki krokide yer alan 20 metrelik
fren ve lastik izi, ... sigortalının sevk ve idaresindeki kamyonla yatayda tehlikeli virajlı, düşeyde tehlikeli
eğimli olduğu tespit edilen ve kamyon ve otobüs giremez işaret levhasının bulunduğu yola girmiş olması hep
birlikte değerlendirildiğinde baskın kusurun ... sigortalıya ait olduğu açık olduğuna göre aksi yöndeki bilirkişi
kusur raporlarına üstünlük tanınmak suretiyle sonuca gidilmiş olması hatalıdır.
Mahkemece yapılacak iş; trafik iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden farklı bir bilirkişi
heyetinden oluşa uygun yeni bir bilirkişi kusur raporu almak, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi
durumunda alınacak bu yeni hesap raporunda bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönemlerin
başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi, hükme esas 31.01.2020 tarihli bilirkişi hesap raporundaki
gibi olması gerektiğini gözetmek, davacının kanun yollarına başvurmadığını ve bu nedenle davalı şirketler
lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu da dikkate alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Davalılar avukatı yararına takdir edilen 17.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13491.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13491€E. , 2024/3205K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/198 E., 2022/329 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında mahkemede görülen maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan
temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalılar ... İnş. San. Yat. ve Tur. A.Ş.
ile ...yönünden davanın reddine, diğer davalı ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden ise davanın kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı, ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili özetle; davacı kazalı...in meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayacak
şekilde yaralandığı, kazanın oluşumunda davalıların kusurlu olduklarından bahisle davacı kazalı ... için
356.522,62 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, davacı eş... için 50.000,00 TL manevi, davacı çocuklar
Ahmet Emre ve Özlem için 25.000,00'er TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 07.06.2016 tarih ve 2012/110 Esas, 2016/158 Karar sayılı kararıyla; iş kazası sonucunda
davacının 669,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda dava dışı sürücü ...'un
“0100 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle tüm davalılar yönünden davacıların maddi ve manevi
tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
Anılan mahkeme kararına karşı davalılar ... İnşaat ile ... İnşaat vekilleri tarafından temyiz yoluna
başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 24.04.2018 tarih, 2016/15439 Esas,
2018/4165 Karar sayılı kararı ile sair temyiz itirazları incelenmeksizin somut olayda Yerel Mahkemenin
07.06.2016 tarihli hükmünün gerekçesinde davacıların iddialarından, davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin
savunmasından bahsedilmesine karşın diğer davalıların savunmalarından bahsedilmemesi, davalıların hangi
nedenlerle hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu tutulduklarının açıklanmaması, özellikle tarafların
anlaşamadıkları sorumluluk gibi hususlar ile diğer ihtilaflı konular hakkındaki delillerin tartışılmaması,
delillerin ret ve üstün tutulma sebeplerinin belirtilmemesi, varılan sonucun hukuki sebeplerinin
gösterilmemesinin isabetsiz olduğundan bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen 18.12.2018 tarih ve 2018/283 Esas, 2018/430 Karar sayılı kararla
davalıların asıl işveren ve alt işveren oldukları, alt işveren İmge şirketinin dava dışı sürücü ...'un kusurundan
dolayı istihdam eden, araç maliki ve işleten sıfatı ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davalılar
.. ve... şirketlerinin ise asıl işveren olmalarından dolayı alt işverenle birlikte müteselsilen sorumlu oldukları
kabulünden hareketle tüm davalılar yönünden davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne
karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemesinin yukarıda belirtilen 18.12.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar ... İnşaat ile ...
İnşaat vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
Dairemizin 25.05.2021 tarih ve 2020/7291 Esas, 2021/6860 Karar sayılı kararı ile sair temyiz itirazları
incelenmeksizin somut olayda kaza ile davalı ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin diğer davalılar ... İnş. San. Yat. ve
Tur. A.Ş. ve ...nden aldığı Bürnük Köyünde bulunan taş ocağının işletilmesi işi arasında bağlantı bulunup
bulunmadığı, dolayısıyla trafik kazasının bu ilişkinin gerektirdiği iş ve faaliyet kapsamında bir faaliyetin
yürütülmesi esnasında mı yoksa davalı ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin bu ilişki (taş ocağının işletilmesi)
dışındaki başka iş ve işyerlerindeki bir faaliyetin yürütülmesi kapsamında mı meydana geldiği, kazanın
meydana geldiği bölgede davalı ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin davacıyı çalıştırdığı başka iş ya da işyerlerinin
bulunup bulunmadığı araştırılarak, ayrıca kazanın oluş biçimi, davacı kazalının, araç sürücüsü ... ile davalı...
İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin yetkilisi... in inceleme raporundaki ve kollukta alınan ifadeleri, toplanacak tüm
delillerle birlikte değerlendirilip irdelenerek söz konusu kazanın 4857 sayılı yasa kapsamında asıl/alt
işverenlik ilişkisi içinde gerçekleşip gerçekleşmediği açık bir şekilde belirlendikten sonra oluşacak sonuca
göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece Dairemizin 25.05.2021 tarihli bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine
konu 01.11.2022 tarih, 2021/198 Esas, 2022/329 Karar sayılı kararla kazanın davalılar ... ve ... firmalarınca
İmge firması arasında yapılan sözleşmeye dayalı bir işten kaynaklanmadığı, makinenin ... firmasınca yapılan
iş alanı içinde olduğu, iş bu nedenlerle de... ve ... firmalarının sorumlu tutulamayacağı, “0100 kusurlu
bulunan dava dışı sürücü ...'un işvereni sıfatı ile davalı ... şirketinin hüküm altına alınan tazminatlardan
sorumlu olduğu kabulünden hareketle davalılar ... ve ... şirketileri yönünden davanın reddine, diğer davalı
... Şirketi yönünden davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen 25.05.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, toplanan deliller ve gerekçeli kararda yapılan tespitlere göre
davacının, başka bir şantiyede çalışmak için değil, taş ocağında çalıştırılan ve kendisin de kullandığı iş
makinesinin taş ocağına getirtilmesi sırasında, yani asıl işverenler davalılar ... ve ... firmalarınca İmge
firması arasında yapılan sözleşmeye dayalı bir işten dolayı kazalandığını, Mahkemece kazanın bu şekilde
gerçekleştiğinin göz ardı edildiğini, dar çerçeveden olaya bakılarak kazanın meydana geldiği yerin dava dışı
... firmasınca yapılan iş alanı içinde olduğu gerekçesiyle davanın reddi yoluna gidildiğini, dava konusu
olayda, davalılar ... şirketi ve ... şirketinin asıl sorumluluğun diğer davalı ... şirketinde olduğunu savunarak
sorumluluktan kurtulmaya çalıştıklarını, kendi sorumluluklarındaki şantiyelerinden bir iş makinesinin nasıl
çıkarıldığını, kendi sorumluluklarındaki şantiyelerindeki yatakhanelerden işçiyi yabancı plakalı bir aracın nasıl
alıp götürebildiğini açıklayamadıklarını, burada işçiyi gözetleme ve koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini,
davacı müvekkilinin başka bir iş için değil kendi sorumluluğundaki bir işmakinesinin yine davalıların
sorumluluğundaki işsahasına getirtilmesi sırasında işkazası geçirdiğini, söz konusu taşocağının her iki ihale
işi için de kullanıldığı da gözetildiğinde, sırf dava dışı .... firmasının iş alanında kazanın meydana gelmesinin
davalılar .... ve ... firmalarını sorumluluktan kurtarmayacağını, kabul etmemekle beraber, Mahkemece
davalılar ... şirketi ve ... şirketi yönünden davanın reddine gerekçe yapılan sebeplerin, bu davalılar açısından
husumet yokluğunu doğuracak sebepler olduğundan davacılar aleyhine hükmedilen yargılama gideri ve
vekalet ücretlerinin de fazla hesaplandığını düşündüklerini ileri sürerek mahkeme kararının bozulmasını
talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi gereğince uygulanması gereken
HUMK'nun 438/7 nci maddesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7 nci maddesinin ikinci fıkrası.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz
itirazları yerinde görülmemiştir.
Husumet Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde "hasım olmak" şeklinde, sıfat sözcüğü ise "bir kimsenin
görev, ödev, toplumsal veya hukuki bakımdan yeri ve özelliği" şeklinde tanımlanmıştır. (Türk Dil Kurumu-
Türkçe Sözlük- 11. Bası-Ankara 2011)
"Sıfat, dava konusu subjektif hak(dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve
davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleri ile ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu
subjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ile davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen
(biçimsel açısından) o davanın taraflardır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası
hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir
davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu
kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına
ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat (husumet) yokluğundan reddedilir." (Prof. Dr. Baki Kuru-Hukuk
Muhakemeleri Usulü-Altıncı Baskı-Cilt 1- İstanbul 2011-Sayfa 1157)
Davada sıfat dava şartlarından değildir, çünkü davada sıfat bir usul hukuku konusu değil, doğrudan doğruya
maddi hukuk konusudur. Sıfat bir dava şartı olmamasına rağmen, davanın her aşamasında ileri sürülebilir
veya mahkemece kendiliğinden (resen) göz önüne alınır. (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Şerhi-Genişletilmiş 2. Baskı-Ankara 2013-Sayfa 557-558) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun
04/11/1998 tarih ve 6/757 Esas 793 karar sayılı kararı da aynı yöndedir. Buna göre, "Bir kişinin belli bir
davada davalı sıfatına haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile
kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir defi de değildir. Davanın
her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde resen nazara alınması
gerekli hukuki bir durumdur."
Somut olayda her ne kadar hüküm fıkrasında açıkça yazılmamış ise de dosya kapsamından ve temyiz
incelemesine konu mahkeme kararının gerekçesinden davalılar .... ve ... şirketleri yönünden husumet
nedeniyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7 nci maddesinin ikinci fıkrası
“Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet
nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının
ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.”
hükmünü içermektedir.
Somut olayda davanın, davalılar ... İnş. San. Yat. ve Tur. A.Ş. ve ...yönünden husumet yokluğundan reddine
karar verildiğinin anlaşılmasına göre, adı geçen davalılar yararına A.A.Ü.T'nin 7/2 maddesi kapsamında tek
ve maktu red vekalet ücreti takdiri yerine yazılı şekilde hem maddi hem de manevi tazminat talepleri
açısından ayrı ayrı maktu red vekalet ücretlerine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı,
HMK'nın geçici 3 üncü maddesi delaletiyle HUMK'nun 438/7 nci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının hüküm fıkrasının 17. 18 ve 19 numaralı hentlerinin tamamen silinerek verlerine gaecmek
üzere;
"17-Davalılar ... İnş. San. Yat. ve Tur. A.Ş. ve ...lehine AAÜT'nin 7/2. Maddesi doğrultusunda takdir edilen
maktu 9.200,00 TL red vekalet ücretinin davacılardan alınarak adı geçen davalılara verilmesine,
18-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde artan gider avansının talep edene iadesine," ibarelerinin yazılması
suretiyle temyiz incelemesine konu mahkeme kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacılara iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_11813.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/11813E. , 2024/3203K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/919 E., 2022/1812 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 45. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/954 E., 2021/499 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalılardan ... Elektrik Mak. San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi
üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Elektrik Mak. San. ve Tic. A.Ş. tarafından temyiz, davacı tarafından
ise katılma yoluyla temyiz edilmek ve de davalı ... Elektrik Mak. San. ve Tic. A.Ş. tarafından duruşma talep
edilmekle, dosya incelenerek temyiz istemlerinin süresinde olduğu, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve
duruşma için 28.03.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü
duruşmalı temyiz eden davalı ... Elek. Mak. San. ve Tic. A.Ş. adına Av..... ile davacı adına Av..... geldiler.
Diğer davalı adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmişti. Dosyanın tekrar
Dairemize'e gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi..... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
1. DAVA
Davacı vekili özetle; meydana gelen iş kazasından dolayı müvekkililinin iş göremezliğe uğrayacak şekilde
yaralandığı, kazanın oluşumunda davalıların kusurlu olduklarından bahisle dava dilekçesinde hangi kalemleri
kapsadığını belirtmeden 210.282,45 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep
ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Elektrik Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde
davalı şirketin hiçbir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, kusurun davacıda olduğunu, davacının
asansör montajında kullanılacak malzemeleri taşımak için asansör boşluğuna kurulmuş bulunan ve kati
suretle kendilerinin binmemesi ve kullanmaması gereken karkas asansörün üzerinde bindiğini ve kazanın
meydana geldiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Diğer davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ... İnş. San. ve Tur. Tic. Ltd. Şti. davaya cevap vermemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasının meydana gelişinde
davalı ... şirketinin “030, davalı ... Elektrik şirketinin 9645, davacı sigortalının ise “525 oranında kusuru
olduğu, kazadan dolayı davacı sigortalının 630,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı kabulünden
hareketle 210.282,45 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat ile 35.000,00 TL manevi tazminatın
kaza tarihi olan 07.06.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve
müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, yol gideri ve tedavi masrafına ilişkin açılan davaların ayrı ayrı
reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı
... Elektrik şirketi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
.n. as ee...
... Elektrik şirketi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacının belirlenen maluliyetinin gerçeği yansıtmadığını,
maluliyetinin sürekli arttığını, müvekkiline iş güvenliği eğitimi verilmeyip koruyucu malzeme de
verilmediğini, bu nedenle verilen “625 kusurun başta verilen “610 kusurla uyuşmayıp fazla olduğunu,
tazminatın TRH 2010 tablosuna göre hesaplanmamasının hak kaybına neden olduğunu, yol ve tedavi
giderlerine ilişkin talebin reddinin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu ileri
sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı ... Elektrik şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle, ıslah tarihi itibariyle alacakların zamanaşımına
uğradığını, iş kazasının meydana gelmesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını, hesap raporunun hatalı
olduğunu, kaza tarihi ve uygulanacak faiz dikkate alındığında hüküm altına alınan manevi tazminatın fahiş
olduğunu, yol ve tedavi gideri yönünden talep reddedilmesine rağmen müvekkili lehine vekalet ücretine
hükmedilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürep ek dilekçe ile ihtiyati haciz kararı verilecek bir durum
olmaması nedeniyle ihtiyati haczinde kaldırılmasının gerektiğini istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak
ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesinin vakıa ve
hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde
görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... Elektrik
şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilin geçirdiği iş kazasına dayalı maluliyet durumu 9628,00'in
çok üzerinde olduğunu, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı belirlendiğini, müvekkilinin kusursuz olduğunu,
maddi zarar hesabında TRH 2010 tablosu kullanılması gerektiğini, hesap raporu düzenlendiğinde 2022
asgari ücretlerinin belirlenme aşamasında olduğunu, bu nedenle 2022 asgari ücretlerinin dikkate alınması
gerektiğini, müvekkilinin yol ve tedavi gidereri taleplerinin reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu,
dosya kapsamında yapılan yargılama giderlerinin tam olarak hesaplanmadığını, bir kısım bilirkişi masrafları,
harç ve giderlerin yargılama giderlerine, harçlarına katılmadığını, bu nedenle lehe hükmedilen yargılama
harç ve giderlerinin düşük olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
... Elektrik şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, ıslahın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin kazanın
meydana gelişinde bir kusuru olmadığını, hesap bilirkişi raporunun usul ve yasaya aykırı olarak
düzenlendiğini, haksız ve hatalı olduğunu, davacı lehine hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla
olduğunu, yerel mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminat bedellerinin, haksız ve son derece fahiş
olduğunu, Kurum tarafından tespit olunan 9030,20 sürekli iş göremezlik oranına itirazları bulunmasına
rağmen irdelenmediğini, yerel mahkeme kararında yol gideri ve tedavi masraflarına ilişkin açılan davanın
ayrı ayrı reddine karar verilmiş olmasına rağmen, kendileri lehine avukatlık ücretine hükmedilmediğini,
taraflar arasında iş ilişkisinden bahsedilmesine imkan bulunmadığını, bu bakımdan müvekkiline kusur
isnadının hatalı olduğunu, teselsül hükümleri gereğince karar verilmesinin doğru olmadığını, yerel mahkeme
kararında müvekkiline yüklenen haksız ve hatalı olan harç, masraf ve vekalet ücretlerini kabul etmediklerini
belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1 inci, 369uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371inci maddesi,
İİK'nun 191, 194, 219, 226 ve 235 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 492 sayılı
Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, davalılardan (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ... İnş. San. ve Tur. Tic. Ltd. Şti.'nin
iflasının dava açılmadan önce Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30.06.2011 tarih 2011/38 Esas sayılı
kararı ile açıldığı, keyfiyet Ticaret Sicil Gazetesi'nin 27.09.2011 tarih ve 7908 sayılı nühasında yayınlandığı,
tasfiyenin adi tasfiye usulüyle yapıldığı anlaşılmaktadır.
Görev konusu, kamu düzeniyle ilgili olup davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese
dahi gerek Mahkemece, gerekse Yargıtay'ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına
bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. İflasın açılması hususunun görev kurallarında meydana
getireceği değişikliği dava açılmadan önce ve sonra davalının iflası hallerine mahsus olmak üzere ayrı ayrı
incelemek gerekir.
Davanın açılmasının usul hukuku bakımından hâsıl ettiği sonuçlardan biri, davanın açılması anında görevli ve
yetkili olan mahkemenin sabit hale geleceği, sonradan ortaya çıkan değişikliklerden görev ve yetkinin
etkilenmeyeceğidir.
Dava açıldıktan sonra iflas halinde; davaya İcra İflas Kanun'un 194 üncü maddeye göre iş mahkemesinde
devam edilmesi gerekmektedir.
Ne var ki, dava tarihinden önce iflas edilmesi halinde ise; İİK'nin 191 inci maddesi gereğince, iflas
açıldıktan sonra müflisin masaya giren mal ve hakları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıntıya uğrar; müflis artık,
masa mevcudunu azaltıcı nitelikteki tasarruflarda bulunamaz. Bu mallar ve haklar topluluğunu, iflas
açıldıktan sonra, aynı Kanun'un 226 ncı maddesi gereğince, kanuni mümessil olan iflas idaresi temsil
edeceğinden, açılacak davalarda husumetin iflas idaresine yöneltilmesi ve varlığı iddia olunan alacakların,
İİK'nin 219 uncu maddesi gereğince, masaya karşı ileri sürülmesi gerekir. Bu nedenle kural olarak iflastan
sonra müflis aleyhine masaya giren mal ve haklara ilişkin olarak doğrudan dava açılamaz. İflas masasından
hak iddia eden alacaklının alacağının masaya kaydını talep etmesi, bu talebin İflas idaresince kabul
edilmemesi halinde, İİK.nun 235/2 nci maddesinde öngörüldüğü şekilde kayıt kabul ve sıra cetveline itiraz
davası açması gerekmektedir. Buna rağmen, iflâstan sonra müflise karşı bir alacak davası açılırsa, bu
davaya, iflâs idaresine karşı sıra cetveline itiraz davası (m.235,11) olarak devam edilmelidir. (Kuru Baki, İcra
ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınevi, 2013, sayfa 1235)
Sıra cetveline itiraz davasında da, görevli mahkeme İcra ve İflas Kanun'un 235/1 maddesine göre iflas
kararını veren Ticaret Mahkemesinin bulunduğu yerdeki herhangi bir Ticaret Mahkemesidir.
Somut olayda, davalılardan (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ... İnş. San. ve Tur. Tic. Ltd. Şti.'nin iflasının
dava açılmadan önce Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30.06.2011 tarih 2011/38 Esas sayılı kararı ile
açıldığı, keyfiyet Ticaret Sicil Gazetesi'nin 27.09.2011 tarih ve 7908 sayılı nühasında yayınlandığı
anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece yapılacak iş davalı (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ... İnş. San. ve Tur. Tic. Ltd. Şti.'nin
iflasının dava tarihinden açılmasına karar verildiği gözetilerek anılan davalı şirket hakkında kayıt kabul
davası olarak yargılama yapılmak üzere görevli ve yetkili Ticaret Mahkemesi'ne görevsizlik kararı
verilebilmesi için adı geçen davalı şirket yönünden davayı tefrik etmek ve sonucuna göre bir karar
vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
9 İlk Derara Mahkemesi kararının BOZUN MASINA |
an
Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Davacı avukatı yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davalı ... Elektrik Mak. San.
ve Tic. A.Ş.'ye yükletilmesine, davalı ... Elektrik Mak. San. ve Tic. A.Ş. avukatı yararına takdir edilen
17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_3517.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/3517E. , 2024/3278K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1461 E., 2021/3295 K.
KARAR : Davalılar yönünden esastan red, davacılar yönünden kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/151 €E., 2021/32K.
Taraflar arasındaki iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar vekili ile davalılardan ... Müh. Yapı Org. Ltd. Şti., ... Mad. Köm.
Ltd. Şti. ile ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf
başvurularının esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi
kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ... Müh. Yapı Org. Ltd. Şti., ... Mad. Köm.lLtd. Şti. ile... vekilleri
tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön
inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından
hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi ...'un davalılara ait iş yerinde çalışırken 03.02.2015
tarihinde geçirmiş olduğu kaza sonucunda vefat ettiğini, iş yerinin Denizli Belediye Başkanlığına ait
olduğunu, muris ...'in Denizli Belediyesinin muhtelif semtlerinde yağmur suları - kanalizasyon boru döşeme
işinde çalışırken yaklaşık 6 metre derinliğinde 5 metre eninde kazılmış yeraltına 2 metre çapında borular
döşemesi sırasında, yumuşak toprağın üzerine kayması sonucu toprak altında kalarak vefat ettiğini, yağmur
suları - kanalizasyon boru döşeme işinin ihale ile davalı ... Madencilik Kömür İnşaat Hafriyat Nakliyat San.
Tic. A.Ş. - ...'ye verildiğini, Denizli Belediyesinin asıl işveren ihale ile işi üstlenen şirketlerin alt işveren
olduğunu, davalıların işçi sağlığı ve iş güvenliği konusuda yeterli tedbirleri almadıkları için iş kazasının
meydana gelmesine sebebiyet verdiklerini, davacıların murisleri olan ...'in ölümü ile onun desteğini
kaybettiklerini, derin elem ve ızdırap çektiklerini belirterek şimdilik fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak
kaydı ile davacı eş... için 1.000,00 TL, davacı çocuklar ... için 500,00 TL, ... için 500,00 TL maddi tazminat
ile her bir davacı için ayrı ayrı 50.000,00 TL, manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizleri ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacılar vekili 04.09.2018 ıslah dilekçesi ile maddi tazminat tutarlarını eş ... için 115.457,00 TL, çocuk...
için 2.259,00 TL, çocuk ... için 823,00 TL olarak artırmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, açılan davanın yerinde olmadığını, davalı bu şirket ile iş ortağı
tarafından yapım sözleşmesi ile üstlenilen kanalizasyon ve yağmur boruları işi için ... mühendislik şirketi ile
sözleşme imzaladıklarını, bu sözleşme gereği işin anahtar teslimi şeklinde yapılacağını, ... firmasının
yapılacak kazının genişliği eğimi, derinliği ve büzlerin yerleştirilmesi işlemleri tamamen uzmanlık gerektiren
bir iş olduğu için kendi tecrübeli ekibi ile işi yapmaya başladıklarını, ... firmasına bağlı tapoğrafların verdiği
ölçümler ile kazı işlerinin ve büz borusu döşeme işinin yapıldığını, bu işin yapımı sırasında ... firmasının
deneyimli işçileri ve tapoğraflarının bulunduğunu, murisin de bu çalışanlardan olduğunu, işin yapıldığı yerde
işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin önlemlerin ... firması tarafından alınması gerektiğini, sorumluluğun bu
firmaya ait olduğunu, davacılar murisinin usta ve tecrübeli olup kendi kusuru ile kazaya sebebiyet verdiğini,
beklenmedik kaza sonucu murisin vefatının kendilerini de derinden üzdüğünü ancak yasal sorumluluk ve
kusur sorumluluğunun, kendilerinde ve iş ortaklıkları olan davalı ... Mühendislik San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde
olmadığını ... firmasının sorumlu olduğunu belirterek açılan davanın reddini istemiştir.
kusur sorumluluğunun, kendilerinde ve iş ortaklıkları olan davalı ... Mühendislik San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde
olmadığını ... firmasının sorumlu olduğunu belirterek açılan davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... vekili de açılan davanın yerinde olmadığını, görev, husumet, zamanaşımı itiraz ve defilerinin
bulunduğunu, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, idarenin kazada herhangi bir sorumluluğunun
bulunmadığını, ihale sözleşmesinin ... (Denizli Su ve Kanalizasyon İşletmesi) tarafından akdedildiğini, asıl
işverenin ... olduğunu, Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden davanın reddi gerektiğini beyan etmiştir.
İhbar olunan ... vekili de açılan davayı kabul etmediklerini, 27.03.2014 tarihinde 2014/4248 ihale kayıt
numaralı sözleşmeye göre Denizli Belediyesinin idare olarak ... Madencilik Kömür İnşaat Hafriyat Nakliyat
San. Tic. A.Ş. - ... iş ortaklığının taraf olduklarını, ...'nin işçi ve işgüvenliği açısından üzerine düşen bütün
sorumluluklarını yerine getirdiğini, idare olarak yüklenici tarafından yapılan işlerin yapı denetim
görevlilerince periyodik olarak denetlendiğini, denetimler esnasında yapı denetim görevlilerince tespit edilen
şartname ve eklerindeki hükümlerin uygun olmayan imalat ve uygulamalar sözlü ve yazılı olarak bildirildiğini
ve uygun hale getirilmesinin takibinin yapıldığını, güvenlik tedbirlerinin yetersiz olduğu dönemlerde yüklenici
firmaların uyarıldığını, kazanın oluşumunda ...'nin kusuru bulunmadığını, söz konusu ihale ile verilen işin şev
verme işlemi ölçme ve kazma işindeki ölçümlerin uzman olarak ... mühendisliğe yaptırıldığını, hata varsa
hatanın bu şirketlere ait olduğunu belirterek açılan davanın reddini istemiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Dosyadaki tüm deliller birlikte
değerlendirildiğinde; davacılar murisinin davalı işverenlerin işçisi olduğu, iş yerinde çalışırken işveren
tarafından kazı alanında toprak göçmelerinin önlenmesi amacıyla kanal kazı yüzeylerine uygun şekilde şev
yapılmadığından, iksa kullanılmadığından, mevcut iş güvenliği önlemlerinin yağan kar ve yağmurun yarattığı
iş kazası risklerine karşı yeterli düzeye çıkarılmadığından ve amirlerinin talimatı doğrultusunda çalışan bir
işçi olarak iş kazasını önleyecek tedbirleri alma yetkisi olmadığından dolayı meydana gelen iş kazasında
kusursuz olduğu, davalı işverenler ..., ... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş. ve ... Müh. Yapı
Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti'nin ise kazanın meydana gelmesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini
almadıkları, gereken eğitimleri vermedikleri, çalışma Ortamını ve çalışanları yeterince izleyip
denetlemedikleri, uygunsuzlukları gidermedikleri ve toplam olarak “5100 oranında kusurlu oldukları
anlaşılmıştır.
Yaşanan iş kazası neticesinde davacılardan ...'nin eşini, diğer davacıların babalarının ölümü sebebiyle derin
elem ve üzüntü yaşadıkları anlaşıldığından manevi tazminatın şartlarının oluştuğu düşünülmüş ve davacılar
murisinin kusur oranı, olayın oluş şekli, ağırlığı, olay tarihi, tarafların maddi ve sosyal durumları göz önünde
tutularak ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar, paranın satın alma gücü dikkate alınarak ayrıca
olayın işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı düşünülerek
takdiren davacı eş ... için 40.000,00 TL, davacı çocuklar ... ve ...'in her biri için 25.000,00 er TL manevi
tazminatın davalılar ..., ... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş. ve ... Müh. Yapı Organizasyon Tic. San.
Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili gerektiği düşünülmüştür. Davaya konu kaza sırasında ve
tarihinde asıl işveren konumunda ...'nin bulunduğu anlaşıldığından davalı olarak görünen ... yönünden açılan
davanın husumet nedeniyle reddine karar vermek gerektiği, bunun hakkaniyete daha uygun olacağı sonuç
ve kanaatine varılmıştır...." gerekçesiyle,
1.Davalı ... yönünden açılan davanın husumet yönünden reddine,
2.Davalılar...,...... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş. ve... Müh. Yapı Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti
aleyhine açılan davaların kısmen kabulü ile
Davacıların maddi tazminatın taleplerinin kabulü ile davacı eş ... için 115.457,00 TL, davacı çocuk ... için
2.259,00 TL, davacı çocuk ... için 823,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 03.02.2015 tarihinden
itibaren işleyecek işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ...,... ... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş.
ve ... Müh. Yapı Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya
verilmesine,
Davacıların manevi tazminatı taleplerinin kısmen kabulü ile davacı eş .... için 40.000,00 TL, davacı çocuk ....
İsmim YL ANN OO TI vu. Amacı eapııl İsim IC ANA NON TI mayi baamnimalım alay bapibki alam 0d n191) 'ın01C
yı. ULU IL VE. MU YVYUi YILIN ..... y.. —UUUŞUU in İPİMAVIN YA AZININ INALIr! Giz Gi Gi UÇ Yı UL
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ...., ... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş.
ve ... Müh. Yapı Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara
verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ( ...)
ile davalılar ... Mühendislik ve ... Madencilik Şirketi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; husumet yönünden ret kararı verilen Denizli Belediyesi için tek
vekalet ücreti takdiri gerekirken maddi ve manevi tazminat davaları yönünden ayrı ayrı maktu vekalet
ücretine karar verilmesinin yerinde olmadığını, hükmedilen manevi tazminatların düşük olduğunu
belirtmiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; kendilerinin meydana gelen iş kazasında hiçbir kusurlarının
bulunmadığını bu nedenle tarafları yönünden davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.
3.Davalılar ... Mühendislik ve ... Madencilik Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölenin ... Şirketi işçisi
olduğunu ve olayda kendilerinin kusurunun bulunmadığını, ... şirketi ile aralarında asıl - alt işveren ilişkisinin
bulunmadığını, manevi tazminatların fahiş olarak hüküm altına alındığını, davacı eş ... için son peşin
sermaye değeri düşülerek karar verilmesi gerektiğini, diğer davacılar için maddi tazminatın yanlış
hesaplanmış olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...
Somut uyuşmazlıkta; kaza tarihi, paranın satın alma gücü, manevi tazminatın özelliği ve özellikle de
meydana gelen iş kazasında ölen davacılar murisinin kusursuz, davalı şirketlerin tam kusurlu olduğunun
tespit edilmesi karşısında davacı eş ve çocuklar için hüküm altına alınan manevi tazminat miktarları düşük
kalmıştır. Davacıların buna yönelik istinaf sebepleri kısmen yerindedir. Yine hakkındaki dava husumet
yönünden reddedilen davalı ... Belediyesi yönünden AAÜT uyarınca tek vekalet ücreti takdiri gerekirken,
maddi ve manevi tazminatlar için ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri de doğru olmamıştır. Davacıların buna
yönelik istinafları da yerindedir.." gerekçesiyle,
1.Davalı şirketler ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan
reddine,
2.Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince İlk Derece
Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
Davalı ... yönünden açılan davanın husumet yönünden reddine,
Davalılar ..., ... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş. ve ... Müh. Yapı Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti
aleyhine açılan davaların kısmen kabulü ile
Davacıların maddi tazminatın taleplerinin kabulü ile davacı eş ... için 115.457,00 TL, davacı çocuk ... için
2.259,00 TL, davacı çocuk ... için 823,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 03.02.2015 tarihinden
itibaren işleyecek işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ...,... ... Mad. Kömür İnş. Haf. ve Nak. San. A.Ş.
ve ... Müh. Yapı Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya
verilmesine,
Davacıların manevi tazminatı taleplerinin kısmen kabulü ile; davacı eş... için 50.000,00 TL, davacı çocuk ...
için 40.000,00 TL ve davacı çocuk ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 03.02.2015
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar , ... Mad. Kömür İnş. Haf.ve Nak. San. A.Ş. ve...
Müh. Yapı Organizasyon Tic. San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan ... Müh. Yapı Org.
Ltd. Şti., ... Mad. Köm. Ltd. Şti. ile... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar ... Müh. Yapı Org. Ltd. Şti., ... Mad. Köm.Ltd. Şti. ile... vekilleri istinaf dilekçe içeriklerini tekrar
ederek kararın temyizen bozulmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri,
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun
49,50,51,52,53 ve 55 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi, 6331 sayılı Kanun'un ilgili
hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için
gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü
olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğudur. İşveren,
çalışanlarının işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede işçisinin yasal sınırları
aşar süratte araç kullanmasını önlemek için gerekli tedbirleri alması, risklerden kaçınması, kaçınılması
mümkün olmayan riskleri analiz etmesi, risk değerlendirmesi yapması ve/veya yaptırması, teknik
gelişmelere uyum göstermesi, tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmesi, mesleki
riskleri önlemesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbiri alması, gerekli araç ve gereçleri sağlaması,
sağlık ve güvenlik tedbirlerini değişen şartlara uygun hale getirmesi ve mevcut iş yerinin iyileştirilmesi için
çalışmalar yapması gerekmektedir.
2.Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; "Denizli Muhtelif semtlerde yağmur suyu ve kanalizasyon
hatları yapım işinin davalı ....'nin ... Ltd. Şti. ile ... Ltd. Şti. Ortak girişimine ihale ile 27.03.2014 tarihli
sözleşme ile işi üstlendiği, iş ortaklığının aynı kapsamlı iş ile ilgili olarak dava dışı ... Ltd. Şti. ile sözleşme
imzaladıkları, davacılar murisinin davalılar iş ortaklığından sigorta bildiriminin yapıldığı, kapsamda davacılar
murisi işçinin 03.02.2015 tarihinde Denizli Şemikler Mahallesi, Osman Gazi Caddesi - Hüseyin Çakal Caddesi
kavşağındaki çalışırken 2 metre çapında 2 metre uzunluğundaki beton boruların yerleştirilmesi sırasında
toprak kayması meydana gelmesi sonucu yaşamını yitirmiş olduğu, Mahkemece aldırılan 30.11.2016 tarihli
tek kişilik kusur bilirkişi raporunda, olayın meydana gelmesinde kazalının kusursuz, davalı ... yetkililerinin
“10, ... ve ... iş ortaklığının 9090 oranında, kusurlu olduğunun belirtildiği, yine Mahkemece aldırılan
18.12.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda ... Müh. Ltd. Şti.'nin 9030, ... Ltd. Şti.'nin 530, dava dışı... Ltd.
Şti.'nin Y030, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığının 610, kazalının kusursuz olduğunun belirlendiği, aynı
Mahkemece aldırılan 3. Kusur raporu olan 17.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda, kusur oranları
Mahkemeye bırakılarak Denizli Büyükşehir Belediyesinin sözleşme tarafı olmadığından sorumlu olmayacağı,
.., .. Ltd. Şti.,... Ltd.Şti.'nin ve dava dışı... Ltd. Şti.'nin sorumlu olması gerekeceği, kazalının ise kusrsuz
olduğundan sorumlu olamayacağının belirlendiği, aynı olaya ilişkin Denizli 6. Asliye Ceza Mahkemesinde
görülmekte olan taksirle bir kişinin ölümüne neden olma davasının E. 2015/177 Karar 2017/689 no. ile
hükme bağlandığı, hüküm gereği sanıklar ... (... Ltd. Şti.'de iş makinesi operatörü), ... (... şirketinde şantiye
şefi), ...... (... şirketi yetkilisi), ... (Denizli Büy. Bel. Bşk. Su İşleri D. Bşk'da inş. müh.) ....(Su İşleri Dar.
Dev ii / eleivari variilieiY aldığı amılam dHacwun İuaneamında alınan İvteip pamaminda / cirbatinda
—yitejg see Kese yil ALLİ ŞEN Ağ A, YY ŞAD İII II PAN AI ŞE Pİ İğ ses Kese yil ALLI,
şantiye şefi),... ... (... şirketi yetkilisi) asli kusurlu olduklarının belirlendiği,diğer sanıklar ile kazalının
kusursuz bulunduğu buna göre .... (... şirketinde şantiye şefi), .... ... (... şirketi yetkilisi) hakkında verilen
hapis cezasının daha sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, diğer sanıklar hakkında ise beraat
kararı verildiği verilen kararların kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, hükme esas alınan kusur raporunun aynı zamanda A sınıfı iş güvenliği uzmanı olan 2 makina
mühendisi ile 1 inşaat mühendisinde oluşan 18.12.2018 tarihli bilirkişi heyetince düzenlenen ve ... Müh. Ltd.
Şti.'nin 9030, ... Ltd. Şti.'nin 630, dava dışı ... Ltd. Şti.'nin 530, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığının
9010, kazalının kusursuz olduğunun belirlendiği rapor olup anılan rapor, Bölge Adliye Mahkemesinin tarihli
kaldırma kararı gereği iş kazasının niteliğine uygun bilirkişi heyetinden alınmaması nedeniyle yerinde
görülmemesi üzerine İlk Derece Mahkemesince sonrasında 17.01.2021 tarihli kusur raporu alınmış olmasına
karşın tekrar 18.12.2018 tarihli raporda belirlenen oran ve sebeplere göre hüküm kurulmuş olması
isabetsizdir.
Mahkemece meydana gelen iş kazasının niteliği ve işkolu gözetilerek belirlenecek bilirkişi heyetinden kusur
oran ve aidiyetlerin tespitine yönelik rapor alınarak sonucuna göre hükme dayanak hesap raporundaki
miktarlara davacıların itiraz etmemesi, davalı asıl işveren ... ile davalılar alt işverenler olan ... .. Ltd. Şti. ile
... Müh. İnş. Ltd. Şti.'nin de bu hususta bir temyizlerinin bulunmadığı dikkate alınarak kusur ve oran ve
aidiyetlerinin muhtemel farklılıkları karşısında bir hesap raporu alınması gereği doğduğu takdirde ise
açıklanan karşılıklı usuli kazanılmış haklar gözetilerek hesap raporu alınarak sonucuna göre bir karar
verilmelidir.
10.0 halde, Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar
verilmesi usul ve yasaya aykırı olup davalılardan ... Müh. Yapı Org. Ltd. Şti., ... Mad. Köm.ltd.şŞti.ile...
vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma kapsam ve
nedenlerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
27.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2021_26421.pdf | 4. Hukuk Dairesi 2021/26421€E., 2024/3304K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/207 E., 2021/300 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın
reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri
yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi
tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin MS hastası olup, 82 özürlü olduğunu, müvekkilinin
11.06.2013 tarihinde çağrıldığı toplu iş sözleşmesine katıldığını, burada yapılan toplu iş sözleşmesine katılan
davalı şirkette insan kaynakları yetkilisi olan dava dışı ... adlı kişinin müvekkilini işe başlatacaklarını ve
gerekli evrakları hazır etmesi için arayacaklarını söylediğini, 14.05.2015 tarihinde arayarak evraklarını hazır
etmesini istediklerini, 18.05.2015 tarihinde işyerine giden müvekkiline ... adlı yetkili tarafından işe
alınmayacağının ancak yine de işyeri doktoru ile görüşülüp kendisine haber verileceğinin söylendiğini, ancak
müvekkilinin daha sonra aranmadığını, bunun üzerine İŞKUR'a ve devamında davalı şirkete görüşmeye
giden müvekkilinin işveren tarafından görüşme talebi reddedilerek onur kırıcı bir şekilde işyerinden
gönderilmeye çalışıldığını, müvekkilinin söz konusu hastalığının davalı işverence bilindiğini, müvekkili
tarafından gizlenen bir durum olmadığını, müvekkilinden istenen belgelerin cv yahut iş başvuru formu
türünde belgeler olmadığını, işbaşı için gerekli belgeler olduğunu ileri sürerek 5.000,00 TL manevi
tazminatın fiil tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili firmanın özürlü kadrosundaki eksikliğin bir kişi olduğunu,
müvekkili firmanın ilgili mevzuat gereği İŞKUR'da onbir kişiyle toplu iş görüşmesi yaptığını, görüşmeler
neticesinde bu kişilerden davacının da içinde bulunduğu toplam dört kişinin aday olarak belirlendiğini,
içlerinden birini seçmek üzere bu dört kişiyle tekrar görüşülmesinin kararlaştırıldığını, dava dilekçesinde
anlatılanın aksine bu görüşmede olumlu bir intiba uyanmasının iş ilişkisi kurulduğu veya kurulacağı
manasına gelmediğini, görüşmenin sonunda aynı iş için davacının yanı sıra üç kişinin daha aday olarak
seçildiğini, davacının iş akdinin sözlü olarak kurulduğu yönündeki iddiasının da aynı sebepten dolayı ve fiilen
işe başlamaması nedeni ile mesnetsiz kaldığını, müvekkili şirketin özürlü kadrosu için görüşme yapıyor
olması nedeni ile davacının özürlü olduğunu bildiğini, ancak davacının diğer üç kişiyle beraber aday olarak
seçildiği ilk görüşmede özrünün MS hastalığından kaynaklandığını sakladığını, bu sayede diğer üç kişi ile
birlikte aday olarak seçildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile olayların davacının anlattığı şekilde
gerçekleşmiş olduğu düşünülse dahi, işyerine gelip işbaşı yaptırılmayan özürlü bir adaya dava dilekçesinde
anlatıldığı şekilde manevi tazminatı gerektirecek, özründen dolayı küçük düşürecek, muhatap alınmayarak
kişilik haklarına saldırılarak muamele edilmesinin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddedilmesi
gerektiğini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Bursa 10. İş Mahkemesi'nin 22.06.2016 tarihli 2015/491 Esas, 2016/444 Karar sayılı kararı ile, "Davacının,
İŞKUR aracılığı ile davalı şirketin özürlü kadrosuna başvuruda bulunduğu, şirket yetkilisi tarafından
İŞKUR'da yapılan toplu iş görüşmesinin ardından davacı ile birlikte toplam 4 kişinin 2. görüşmeye çağrıldığı,
2. görüşmeye çağrılanlar arasından seçim yapıldığı, işyeri hekiminin davacının evraklarını incelemesinin
ardından hastalığı sebebi ile davalı işyerinde çalışmasının davacının sağlığı açısından uygun olmadığını beyan
ettiği, davalı işverenin görüşme yaptığı kişilerden en uygun şartlara sahip olanı işe başlatma yetkisi olduğu
ardından hastalığı sebebi ile davalı işyerinde çalışmasının davacının sağlığı açısından uygun olmadığını beyan
ettiği, davalı işverenin görüşme yaptığı kişilerden en uygun şartlara sahip olanı işe başlatma yetkisi olduğu
kanaatine varıldığından, davacının şartları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddi gerektiği..."
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Bursa 10. İş Mahkemesi'nin 22.06.2016 tarihli 2015/491 Esas, 2016/444 Karar sayılı kararına karşı süresi
içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.10.2020 tarihli 2017/17897 Esas, 2020/13824 Karar sayılı kararı ile;
"Somut uyuşmazlıkta; davacı taraf İŞKUR'da yapılan toplu görüşme sonrası davalı şirketin insan kaynakları
yetkilisinin davacıyı işe başlatacaklarını ve gerekli evrakları hazır etmesi için arayacaklarını belirttiğini,
davacının 14.05.2015 tarihinde aranarak işe başlatmaya ilişkin evrakları hazır ederek işyerine gittiğini,
önceki çalıştığı işyerinden ayrıldığını, görüşmeye gittiğinde ise işe alınmayacağının ancak yine de işyeri
doktoru ile görüşülüp kendisine haber verileceğinin söylendiğini, bir daha aranmadığı gibi görüşme talebi
reddedilerek onur kırıcı bir şekilde işyerinden gönderilmeye çalışıldığını iddia etmiştir. Davalı taraf ise toplu
görüşme sonrası olumlu intiba uyandıran dört adayın seçildiğini ve işyerine raporları, evrakları ile
gelmelerinin söylendiğini davacıyı işe başlatılacağının bildirilmediği savunulmuştur. Yargılama sırasında
dinlenen işyeri doktorunın beyanına göre, davacının rapor ve evraklarını incelenmesi sonucu kullandığı
ilaçlardan ötürü şirketin çalışma alanının tehlikeli sanayi olması sebebiyle davalı işyerinde çalışmasının
sağlığı açısından uygun olmayacağının bildirilmesi üzerine işe başlatılmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar
arasında iş sözleşmesi henüz kurulmamıştır. Davacının sözleşme öncesi işlemlere dair sorumluluk temeline
dayanan davalarda görevli mahkeme İş mahkemesi olmayıp, Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu nedenle görev
hususu re'sen gözetilerek mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği..."
bozulmasına karar verilmiştir.
gerekçesi ile hükmün
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bursa 10. İş Mahkemesi'nin 17.03.2021 tarihli 2021/9 E., 2021/138 K. sayılı kararı ile, davanın açılış tarihi
itibariyle genel mahkemeler görevli olduğundan mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin
reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi'ne
gönderilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık olarak dinlenilen işyeri hekimi tarafından
davacının sağlığı açısından işyerinde çalışmasına onay verilmemesi nedeniyle davacı ile davalı arasında iş
sözleşmesinin kurulamadığı, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunun dosyadaki bilgi ve belgelere
göre ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalının eylemi nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığını,
davacının manevi zarara uğradığını, davalının davacıdan işbaşı evrak listesindeki belgeleri tamamlayarak
işyerine sunmasını istediğini, davalının davacıda işe kabul edildiği yönünde intiba bıraktığını, daha sonra işe
alınmadığının söylendiğini, davacının bunun üzerine davalıya ait işyerine görüşmeye gittiğini, ancak, davalı
işverenlerce görüşme reddedilerek onur kırıcı bir şekilde davacının işyerinden gönderilmeye çalışıldığını,
davacının hastalığının davalı tarafça bilindiği halde sonradan bahane üretilerek davacının işe alınmadığını,
davacının davalı tarafça işe alındığı kanısıyla mevcut iş akdini sona erdirdiğini, davanın reddine karar
verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası
atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı
Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin
ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu'nun 24 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz
dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
15.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_5403.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/5403E. , 2024/3923K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/86 E., 2022/30 K.
KARAR : Kısmen kabulüne
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hizmet tespiti
davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi
kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I.DAVA
Davacı, 01.10.2007-15.10.2009 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde eksik bildirilen çalışmalarının tespiti
istemine ilişkindir.
II.CEVAP
1.Davalı ... Eğitim Tur. İnşaat Otomotiv Yay. Mob. San. ve Tic. A.Ş. vekili davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Kurum vekili, davanın reddini istemiştir.
HI.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 08.11.2016 tarih ve 2016/431 E-2016/565 K sayılı ilamı ile kısmen kabulüne,
01.10.2007 - 15.10.2009 tarihleri arasındaki dönemde kısmi süreli hizmet akdiyle 20.06.2016 tarihli bilirkişi
raporunda gösterilen çizelgede belirtildiği üzere 2007/10 ayında 14 gün, 2007/11 ayında 14 gün, 2007/12
ayında 15 gün, 2008/01 ayında 13 gün, 2008/02 ayında 15 gün, 2008/03 ayında 14 gün, 2008/04 ayında
14 gün 2008/05 ayında 14 gün, 2008/06 ayında 14 gün, 2008/07 ayında 14 gün, 2008/08 ayında 16 gün,
2008/09 ayında 14 gün, 008/10 ayında 14 gün, 2008/1 ayında 14 gün, 2008/12 ayında 14 gün, 2009/01
ayında 12 gün, 2009/02 ayında 14 gün, 2009/03 ayında 14 gün, 2009/04 ayında 15 gün, 2009/05 ayında
14 gün, 2009/06 ayında 13 gün, 2009/07 ayında 15 gün, 2009/08 ayında 16 gün, 2009/09 ayında 14 gün
olmak üzere toplam 340 gün, bilirkişi raporundaki çizelgede belirtilen PEK tutarı üzerinden hizmet akdine
tabi olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf
yoluna başvurulmuştur.
B.İstinaf Sebepleri:
Taraf vekilleri; kararın kaldırılmasına ve talep doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2017 tarih ve 2017/786 E-2017/834 K sayılı kararı ile istinaf isteminin
esastan reddine karar vermiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
A NN
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 21.Hukuk Dairesi kararında yapılacak iş, davacının okula geliş ve ayrılış saatleri de
göz önüne alınarak davacının günlük girilen ders saati itibariyle mesaisini tam gün olarak davalı işveren
nezdinde geçirip geçirmediği, diğer bir anlatımla bir günlük çalışma mesaisinin tümünü davalı işyerine
hasredip etmediğini ortaya koymak ve bu kapsamda davacının davalıya ait anadolu ve fen lisesinde biyoloji
öğretmeni, ilköğretim okulunda fen bilgisi öğretmeni olarak görev yaptığı yönündeki iddiasını araştırmak,
ders saatleri haricinde okulda nöbet tutup tutmadığını ortaya koymak, davalı işyerinde tam zamanlı olarak
çalışan diğer öğretmenler ve biyoloji öğretmenlerinin günde kaç saat derse girdikleri tespit edilerek
davacının ders saati ile karşılaştırmak suretiyle aynı işyerinde tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı
işi yapıp yapmadığının ya da tam gün süreli çalışan emsal çalışanlara göre önemli ölçüde daha az çalışıp
çalışmadığının belirlemek, davalı işyerinde davacı adına düzenlenen ders programları, özlük dosyası, puantaj
kayıtları, tüm talep dönemini kapsar imzalı ücret ödeme belgeleri devam-devamsızlık çizelgesi ve okula geliş
ayrılış saatlerini gösterir belgelerin de getirtilerek sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu hususlarına
işaret edilerek bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, Davacının
davalı işverene ait iş yerinde 01.10.2007-30.09.2009 tarihleri arasında kısmi süreli hizmet akdi ile
20.06.2016 tarihli bilirkişi raporundaki çizelgede belirtilen (2007/10 döneminde 14 gün karşılığı 678,00 TL,
2007/11 döneminde 14 gün karşılığı 745,80 TL, 2007/12 döneminde 15 gün karşılığı 627,15 TL, 2008/1
döneminde 13 gün karşılığı 762,30 TL, 2008/2 döneminde 15 gün karşılığı 727,65 TL, 2008/3 döneminde 14
gün karşılığı 727,65 TL, 2008/4 döneminde 14 gün karşılığı 727,65 TL, 2008/5 döneminde 14 gün karşılığı
693,00 TL, 2008/6 döneminde 14 gün karşılığı 727,65 TL, 2008/7 döneminde 14 gün karşılığı 796,95 TL,
2008/8 döneminde 16 gün karşılığı 727,65 TL, 2008/9 döneminde 14 gün karşılığı 710,33 TL, 2008/10
döneminde 14 gün karşılığı 720,00 TL, 2008/11 döneminde 14 gün karşılığı 720,00 TL, 2008/12 döneminde
14 gün karşılığı 684,00 TL, 2009/1 döneminde 12 gün karşılığı 757,05 TL, 2009/2 döneminde 14 gün
karşılığı 721,00 TL, 2009/3 döneminde 14 gün karşılığı 793,10 TL, 2009/4 döneminde 15 gün karşılığı
757,05 TL, 2009/5 döneminde 14 gün karşılığı 684,95 TL, 2009/6 döneminde 13 gün karşılığı 793,10 TL,
2009/7 döneminde 15 gün karşılığı 829,15 TL, 2009/8 döneminde 16 gün karşılığı 757,05 TL, 2009/9
döneminde 14 gün karşılığı 721,00 TL) kazanç miktarı üzerinden 340 gün süreyle 5510 sayılı Kanun'a tabii
olarak çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; davacının tam zamanlı çalıştığını, kararın usul ve yasaya aykırı, davalılar lehine vekalet
ücretine hükmedilmesi yasaya aykırı olduğunu belirterek, hükmün temyizen bozulmasını istemiştir.
2.Davalı şirket vekili; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, hükmün temyizen bozulmasını
istemiştir.
3.Davalı Kurum vekili; Mahkemece gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığını, kararın usul ve yasaya
aykırı olduğunu belirterek, hükmün temyizen bozulmasını istemiştir.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri hükümleridir.
3.Değerlendirme
1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda
gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm
verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne
uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği
gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile
benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı
verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel
Kurulu'nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı).
Mahkemenin, Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli
kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli
kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki KURU, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr.
A. Recai Seçkin'e ..., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 Ankara, 1974, sayfa 395 vd.)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir.
Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar
veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak
oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
2. İnceleme konusu dava dosyasında, Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Ancak
bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmemiştir. 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı İçtihadı
Birleştirme Kararı uyarınca bozma kararına uyan Mahkeme artık bozma kararı gereğince işlem yapmak ve
hüküm vermek zorundadır.
3. Bozmada belirtilen ders programları, özlük dosyası, puantaj kayıtları, tüm talep dönemini kapsar imzalı
ücret ödeme belgeleri devam-devamsızlık çizelgesi ve okula geliş ayrılış saatlerini gösterir belgeler temin
edilemediği anlaşılmakta ise de, bu belgelerin temin edilememesinin davacı aleyhine yorumlanamayacağı,
Mahkemece kabul edilen dönemle çakışan dosyada mevcut tek belgenin davacının 15.10.2008-15.10.2009
tarihleri arasında Özel ... Lisesi'nde günde 5 saat 7,21-TL saat ücretiyle ders saat ücretli öğretmen olarak
görevlendirildiğinin belirtildiği, bu görev yazısının kapsamını aşan çalışmaların her türlü delille ispat
edilebileceği hususu gözetilmeden karar verildiği, davacının çalışma süresi ve prime esas kazancı
Mahkemece belirlenip deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar
verilmelidir.
4. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı (o şekilde hüküm kurulması usul
ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13904.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13904E. , 2024/3936K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/817 E., 2022/556 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasında görülen tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda,
(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi Betül Sönmez tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler
incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 1980 — 2000 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı
olarak başta Kulp, Çınar ve daha sonra ise Diyarbakır Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünde usta öğretici olarak
çalıştığını, bu süre içerisinde aylık maaş almasına ve tam gün çalışmasına rağmen part-time çalışmış gibi
gösterildiği ve sigorta primlerinin bu nedenle eksik yatırıldığını ileri sürerek, davacının çalıştığı dönemlerde
aylık 30'ar gün çalıştırıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II.CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının Halk Eğitim Merkezinde hizmet akdine göre değil,
valilik-kaymakamlık onayına istinaden saat üzerinden ve saat başı kabul edilen ücrete göre çalıştığını, bu
nedenle görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğunu, ayrıca davacının çalışma şeklinin part-time
olduğunu, davacının hizmetlerinin buna göre bildirildiğini ve yapılan işlemlerde hukuka aykırılık olmadığını
belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının eylemli olarak çalışıp çalışmadığının araştırılması
gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
III.MAHKEME KARARI
Mahkemenin 13.04.2011 tarih ve 2008/358 - 2011/195 E.K. sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar
verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde
bulunulması üzerine (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 28/01/2013 tarih ve 2011/7487 - 2013/1337 E.K.
sayılı ilamı ile dosyadaki kayıt ve belgelerden, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Çınar ve Kulp Halk Eğitim
Merkezinde usta öğretici olarak görev yapan davacının sigortalı çalışmalarının ücret bordrolarına uygun
olarak Kuruma kesintili ve kısmi süreli olarak bildirildiği, tanıkların beyanlarında davacının 08.00-16.30-
18.00 saatleri arasında çalışması bulunduğunu beyan etmelerine karşın ders saati karşılığında ücrete hak
kazanan davacının halı siparişi veren firmanın bir sonraki dönem iş sözleşmesinin yenilememesinden
çekinerek işi yetiştirebilmek için tam gün çalıştıklarını beyan ettikleri, dosyada bulunan ve imzalı ücret
bordrolarında yer alan çalışma süresinin Kuruma bildirilen sigortalı çalışmalar ile uyumlu olduğu, davacı ile
birlikte çalışan müdür, müdür yardımcısı ve öğretmenlerin dinlenmediği, davacının kayıtlarda gözükmeyen
çalışmalarının hangi nedenle bildirim dışı kaldığının yeterince araştırılmadığı, somut olayda, davacının davalı
birlikte çalışan müdür, müdür yardımcısı ve öğretmenlerin dinlenmediği, davacının kayıtlarda gözükmeyen
çalışmalarının hangi nedenle bildirim dışı kaldığının yeterince araştırılmadığı, somut olayda, davacının davalı
işyerinde hizmet akdine bağlı olarak çalıştığı konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın, davacının
çalışmalarının kısmi süreli ya da tam süreli olup olmadığı noktasında toplandığı, 4857 sayılı İş Kanunu'nun
13 üncü maddesine göre işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal
işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşmenin kısmi süreli iş sözleşmesi olduğu,
emsal işçinin, işyerinde aynı veya benzeri işte tam süreli çalıştırılan işçi olduğu, yukarıda anılan yasa
hükümleri doğrultusunda, usta öğreticilerin ders saati karşılığında ücrete hak kazanmaları esas olduğundan
kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalıştıklarının kabul edilmesi gerektiği, ancak, davacının ders saatleri dışında
Kurumun kendisine verdiği görev ya da işin niteliği gereği çalışmasını sürdürdüğü hallerde günlük mesaisinin
tamamını bu işe ayırdığı ve aynı işyerinde tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı işi yaptığı
belirlendiği takdirde davacının tam süreli çalıştığı kabul edilebilir ise de Mahkemenin yeterli ve gerekli bir
araştırmayla davacının çalışmasının kısmi süreli ya da tam süreli olup olmadığını aydınlığa kavuşturmadan
yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde olmadığı, yapılacak işin, işyerinden davacının işyeri özlük dosyası ile
ders programlarını, devam-devamsızlık ve puantaj kayıtlarını ve imzalı ücret ödeme belgelerinin tamamını
getirtmek, hangi tarihler arasında davalı işyerinden bildirim yapıldığını belirlemek, davacı ile birlikte çalışan
müdür, müdür yardımcısı, öğretmenleri dinlemek, davacının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi
nedenle bildirim dışı kaldığını araştırmak, davacının günlük mesaisinin tamamını bu işe ayırıp ayırmadığı ve
aynı işyerinde tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı işi yapıp yapmadığı yada tam gün süreli çalışan
emsal çalışanlara göre önemli ölçüde daha az çalışıp çalışmadığı belirlenerek davacının çalışmalarının tam
süreli mi kısmi süreli mi olduğu tüm uyuşmazlık konusu süre için ayrıntılı olarak tespit edilip dosyadaki tüm
deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu belirtilerek, eksik inceleme ve
araştırma ile verilen hüküm bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 08.03.2018 tarih ve 2013/259 - 2018/140 E.K. sayılı kararı ile usul ve yasaya uygun Yargıtay
bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, toplanan deliller, bordro tanıklarının beyanları ve 30.10.2017
tarihli bilirkişi ek bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde;
Davanın kısmen kabulü ile
Davacının davalı Bakanlığa bağlı halk eğitim merkezlerinde tam gün-tam süreli olarak 21.06.1993-
01.07.2000 tarihleri arasında hizmet akdi ile toplam 1702 gün çalıştığı, bu hizmetlerinin 1054 gününün
davalı Kuruma bildirildiği, bildirilmeyen 648 günlük hizmetin davalı kuruma bildirilmesi gerektiğinin
tespitine,
Fazlaya ilişkin istemin reddine,
30.10.2017 tarihli bilirkişi raporunun kararın eki sayılmasına karar verilmiştir.
C. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde
bulunulması üzerine (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 07.10.2019 tarih ve 2018/7023 - 2019/5826 E.K.
sayılı ilamı ile ... imzalı ücret bordrolarının davacı çalışmalarının işyerinde otuz günün altında geçtiğinin
karinesi olduğu, karinenin tersinin ise, eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği, başka bir anlatımla,
yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemeyeceği, Dairemizin, giderek Yargıtayın oturmuş
ve yerleşmiş görüşlerinin de bu doğrultuda olduğu, davalı işveren tarafından 1993-2000 yılları arasına ilişkin
bir kısım imzalı ücret bordrolarının ibraz edildiği, davalı tarafından imzalı ücret bordrosu ibraz edilen, ancak
davacı tarafından aksi yazılı delil sunulamayan bu aylardaki bildirilmeyen süreler yönünden ret kararı
vermek gerektiği, somut olayda, imzalı ücret bordroları dikkate alınmadan, kursların açık olduğu dönemler
belirlenmeden, Kulp ve Çınar Halk Eğitim Merkezlerinde nizalı dönemde çalışan bordro tanıkları veya kadrolu
çalışanlar dinlenmeden, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre infaza elverişli olmayacak şekilde
hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu, yapılacak işin; davacıya imzalı ücret bordrolarındaki imzaların
kendisine ait olup olmadığını sormak, davacının imza inkârı halinde bu bordrolardaki imzanın davacının eli
ürünü olup olmadığına dair imza incelemesi yaptırmak, eli ürünü olduğu anlaşılan dönemler yönünden imzalı
ücret bordrosunda belirtilen kadar çalıştığını kabul etmek, eli ürünü olmadığı anlaşılan dönemler ile ücret
bordrosu olmayan dönemler yönünden ise; Çınar ve Kulp çalışma dönemlerindeki bordrolardan nizalı
dönemin tamamında çalışması olan bordro tanıklarını res'en tespit edip dinlemek, gerektiğinde halk eğitim
merkezlerinde nizalı dönemde çalışan müdür veya yardımcısı gibi kadrolu personeli dinlemek, davacının
nu.
çalışmasının niteliğini Somut VE inandırıcı Diignere dayali ŞEKkilde Ortaya KOYduklan Sonra sonucuna göre
karar vermekten ibaret olduğu belirtilerek, eksik inceleme ve araştırma ile verilen hüküm bozulmuştur.
D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 24.11.2022 tarih ve 2019/817 - 2022/556 E.K. sayılı kararı ile usul ve yasaya uygun Yargıtay
bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, toplanan deliller, tanık beyanları, getirtilen Halk Eğitim Merkezi
Müdürlükleri kayıtları ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde;
Davacının davasının kısmen kabulüne,
1-Davacının davalı MEB'e bağlı 13516.21 sicil numaralı işyerinde bir hizmet akdine bağlı olarak
çalışmasından kaynaklı;
* 1997/Mayıs Ayında 17 günlük hizmetinin 8 günü,
* 1997/Kasım Ayında 16 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1997/Aralık Ayında 18 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1998/Şubat Ayında 16 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1998/Mayıs Ayında 16 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1998/Temmuz Ayında 18 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1998/Ekim Ayında 16 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1999/Şubat Ayında 21 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1999/Mart Ayında 21 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1999/Nisan Ayında 19 günlük hizmetinin 1 günü,
* 1999/Mayıs Ayında 20 günlük hizmetinin | günü,
* 1999/Haziran Ayında 23 günlük hizmetinin | günü,
* 1999/Temmuz Ayında 23 günlük hizmetinin 1 günü,
* 2000/Şubat Ayında 22 günlük hizmetinin 1 günü,
* 2000/Mart Ayında 19 günlük hizmetinin 1 günü,
* 2000/Nisan Ayında 21 günlük hizmetinin 1 günü,
* 2000/Mayıs Ayında 23 günlük hizmetinin 1 günü,
* 2000/Haziran ayında 23 günlük hizmetinin 1 günü olmak üzere;
-Toplam 25 hizmet gününün kuruma bildirilmediğinin tespiti ile eksik bildirilen hizmet günlerinin tesciline,
2-Davacının fazlaya dair isteminin reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı vekili; bozma gereklerinin yerine getirilmediğini, Mahkemece eksik inceleme ve hatalı
değerlendirme ile hüküm kurulduğunu belirterek, kararın temyizen bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmasına
devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci
maddesinin 7, 8, 9 uncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası, 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu
maddesi.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin
2 nci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk
kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf
yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân
bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek
nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı SGK Başkanlığı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun
olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_7354.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/7354E. , 2024/3967K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1596 E., 2023/302 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2011/34 E., 2019/349 K.
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen dava hizmet tespiti istemli olup yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Asıl davada; davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Ekim 1999 tarihinden Eylül 2006 tarihine
kadar davalı kat maliklerine ait apartman işyerinde apartman görevlisi olarak çalıştığını, ancak sigorta
girişinin geç yapıldığını, 2000 yılından itibaren bildirim yapılmaya başlandığını, davacının çalışmaya devam
etmesine rağmen işten çıkışının yapıldığını ve çalışma süresinin büyük kısmının sigortaya bildirilmediğini
belirterek, davacının Ekim 1999 tarihinden Eylül 2006 tarihine kadar davalılara ait apartman işyerinde 5510
sayılı Kanun'un 4/a maddesine tabi sigortalı olarak çalıştığının ve sigortaya eksik bildirilen çalışma süresinin
tespitini talep ve dava etmiştir.
2. Ankara 19. İş Mahkemesinin 2011/1273 Esas sayılı birleşen dava dosyasında ise davacının Ekim 1999
tarihinden Eylül 2006 tarihine kadar davalı kat maliklerine ait apartman işyerinde apartman görevlisi olarak
çalıştığını, ancak sigorta girişinin geç yapıldığını, 2000 yılından itibaren bildirim yapılmaya başlandığını
davacının çalışmaya devam etmesine rağmen işten çıkışının yapıldığını ve çalışma süresinin büyük kısmının
sigortaya bildirilmediğini beyanla, davacının Ekim 1999 tarihinden Eylül 2006 tarihine kadar davalılara ait
apartman işyerinde 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesine tabi sigortalı olarak çalıştığının ve sigortaya eksik
bildirilen çalışma süresinin tespitini ve bu davanın Ankara 3. İş Mahkemesinin 2011/34 Esas sayılı
dosyasında görülen dava ile birleştirilmesi istemiş, 06.07.2017 tarihli duruşmada "..Birleşen davada davalı
Yöneticiliktir biz asıl davadaki kat malikleri yönünden davamızı atiye terk ediyoruz davanın yöneticilikle
birlikte devamına karar verilmesini talep ediyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur.
II. CEVAP
1.Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle zamanaşımı (hak düşürücü süre) itirazında
bulunmuş, davacının Ankara 16. İş Mahkemesinin 2010/320 Esas sayılı dosyasında görülen dava ile alacak
isteminde bulunduğunu, o davada 01.09.1999-16.09.2016 tarihleri arasında farklı tarihlerde çalıştığını ileri
sürdüğünü, davacının 04.01.2000 tarihinde apartmanda kapıcı olarak çalışmaya başladığını, apartmanın
kombili sisteme geçmesi üzerine Apartman Kat Malikleri Kurulunun kararı ile 22.06.2001 tarihinde iş akdinin
feshedilerek hakları ödenerek ibraname düzenlenmek suretiyle işten çıkartıldığını, ancak davacının kapıcı
konutunu kiralayarak oturmak istemesi üzerine kapıcı konutunun davacıya 07.07.2001 tarihi itibarıyla kira
akdi ile kiraya verildiğini, kira sözleşmesinin yanlış yorumlanmaması için imzalı "Taahhütname"
düzenlendiğini, başka bir yerde kapıcılık yapan kişi ile kısmi zamanlı kapıcı olarak anlaşma yapılarak
apartmanın işlerinin bu kişiye yaptırıldığını, bu kişinin işleri aksatması üzerine 14.01.2004 tarihli Apartman
Kat Malikleri Kurulu kararı ile uyarıldığını, davacının kapıcı dairesini tahliye ettikten sonra 11.12.2006
apartmanın işlerinin bu kişiye yaptırıldığını, bu kişinin işleri aksatması üzerine 14.01.2004 tarihli Apartman
Kat Malikleri Kurulu kararı ile uyarıldığını, davacının kapıcı dairesini tahliye ettikten sonra 11.12.2006
vererek alacaklarının ödenmediğini iddia ederek şikayette bulunduğunu, daha sonra 15.01.2007 tarihinde
dilekçe vererek 29.06.2006 tarihinden itibaren apartmanda kiracı olarak oturduğunu, bütün alacaklarını
aldığını bildirerek şikayetinden vazgeçtiğini, davacının Ankara 16. İş Mahkemesinin 2010/320 Esas sayılı
dosyasında görülen dava ile alacak isteminde bulunduğunu, işyeri kayıtları sunulunca davayı takip
etmeyerek bu davayı açtığını, davacının çalışmalarının 04.01.2000- 22.03.2001 tarihleri arasında olduğunu
belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
2.Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle Kurum müfettişi tarafından düzenlenen 01.02.2010 tarihli 26
sayılı Durum Tespit Tutanağında davalı apartman tarafından davacının 2000/2. dönemde 120 gün, 2000/3.
dönemde 120 gün, 2001/ 2. dönemde 52 gün hizmetinin bildirildiğini, ancak davacının sigorta numarası
yanlış yazıldığı için bu çalışmaların sigorta cetvelinde görülmediğini, davacının 2002 yılında başka bir
işyerinde çalışmaya başladığını ve farklı işyerlerinden sigortalılık bildirimlerinin yapıldığını beyanla davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin çok kısa bir süreliğine davaya konu apartman
dairesinin maliki olduğunu ve akabinde de hiç oturmadan bu daireyi sattığını, bu nedenle davacıyı
tanımamakta olup, iddialarını da kabul etmediklerini, zamanaşımı itirazında bulunduklarını beyanla, davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı ve husumet itirazında bulunduklarını beyanla,
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
5.Davalı şirket vekili beyanlarında özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
6.... Apartmanı Yöneticiliğini temsilen yöneticisi cevap dilekçesinde; apartmanın 8 bağımsız bölümden daha
az bağımsız bölüme sahip olduğu için apartman yönetimi oluşturma zorunluluğu olmadığını, 01.01.2012
tarihinde kat maliklerinin toplantı yaparak yönetimin feshine karar verdiğini, davanın her kat malikine karşı
yöneltilmesi gerektiğini, hak düşürücü sürenin dolduğunu, davacının Ankara 16. İş Mahkemesinin 2010/320
Esas sayılı dosyasında görülen dava ile alacak isteminde bulunduğunu, o davada 01.09.1999-16.09.2016
tarihleri arasında farklı tarihlerde çalıştığını ileri sürdüğünü, davacının 04.01.2000 tarihinde apartmanda
kapıcı olarak çalışmaya başladığını, apartmanın kombili sisteme geçmesi üzerine Apartman Kat Malikleri
Kurulunun kararı ile 22.06.2001 tarihinde iş akdinin feshedilerek hakları ödenerek ibraname düzenlenmek
suretiyle işten çıkartıldığını, ancak davacının kapıcı konutunu kiralayarak oturmak istemesi üzerine kapıcı
konutunun davacıya 07.07.2001 tarihi itibarıyla kira akdi ile kiraya verildiğini, kira sözleşmesinin yanlış
yorumlanmaması için imzalı "Taahhütname" düzenlendiğini, başka bir yerde kapıcılık yapan kişi ile kısmi
zamanlı kapıcı olarak anlaşma yapılarak apartmanın işlerinin bu kişiye yaptırıldığını, bu kişinin işleri
aksatması üzerine 14.01.2004 tarihli Apartman Kat Malikleri Kurulu kararı ile uyarıldığını, davacının kapıcı
dairesini tahliye ettikten sonra 11.12.2006 tarihinde Çalışma Bakanlığına, 16.09.2006 tarihinde Sosyal
Güvenlik Kurumuna dilekçe vererek alacaklarının ödenmediğini iddia ederek şikayette bulunduğunu, daha
sonra 15.01.2007 tarihinde dilekçe vererek 29.06.2006 tarihinden itibaren apartmanda kiracı olarak
oturduğunu, bütün alacaklarını aldığını bildirerek şikayetinden vazgeçtiğini, davacının Ankara 16. İş
Mahkemesinin 2010/320 Esas sayılı dosyasında görülen dava ile alacak isteminde bulunduğunu, işyeri
kayıtları sunulunca davayı takip etmeyerek bu davayı açtığını, davacının çalışmalarının 04.01.2000-
22.03.2001 tarihleri arasında olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davanın davacı tarafça atiye terk
olması nedeniyle asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen Ankara 19.İş Mahkemesinin
2011/1273 Esas sayılı davasının ise kısmen kabulü ile davacının 04.01.2000-30.04.2000 tarihleri arasında
davalı apartmana ait iş yerinde tam zamanlı olarak 117 gün çalıştığının tespitine, davacının 23.06.2001-
16.09.2006 tarihleri arasında davalı apartmana ait iş yerinde kısmi sözleşmeli (günlük 2,5 saat ile) olmak
üzere toplam 629 gün çalıştığının tespitine, davacının fazlaya dair taleplerinin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı SGK vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama giderlerinin büyük çoğunluğundan davalı Kurumun
sorumlu tutulamayacağını, vekalet ücreti bakımından açılmamış sayılmasına karar verilen dosyada davalı
Kurum taraf olduğuna göre iki kere beş sayı numarası verilmek suretiyle, 5 nolu hüküm değiştirilmesi ve
açılmamış sayılmasına karar verilen dosyadan lehe vekalet ücreti takdiri gerektiğinden hüküm fıkrasının
değiştirilmesi gerektiğini, kısmen kabul kararı verilen dosyadan Kurum lehine vekalet ücreti verilmesinin
gerektiği gerekçeleri ve resen tespit edilecek gerekçelerle hüküm fıkrasının değiştirilmesine kısmen kabul
bakımından kaldırılmasına, davanın reddine aksi halde eksik inceleme nedeni ile dosyanın geri
gönderilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine
karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını
talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79 uncu maddesi ile 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86 ncı maddesidir. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal
güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin
saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi
zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının
önlenmesi, ... insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların
gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de
göz önünde bulundurulmalıdır.
2. Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 13 üncü maddesinde, işçinin normal haftalık çalışma süresinin,
tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda
sözleşmenin kısmi süreli iş sözleşmesi olduğu belirtilmiş, 63 üncü maddesinde, genel bakımdan çalışma
süresinin haftada en çok 45 saat olduğu, aksi kararlaştırılmamışsa bu sürenin, işyerlerinde haftanın çalışılan
günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı açıklanmıştır. Bu tür hizmet tespiti davalarında tam gün
üzerinden veya kısmi zamanlı olarak çalışma olgusunun ortaya konulması önem arz etmekte olup çalışmanın
kısmi zamanlı olduğu anlaşıldığı takdirde günde kaç saat hizmet verildiği ve giderek haftalık ve aylık çalışma
süreleri belirlenmeli, sonrasında değinilen 63 üncü madde kapsamında 7,5 saatlik çalışmanın 1 iş gününe
karşılık geldiğinden yola çıkılarak hüküm altına alınması gereken aylık çalışma süresi belirlenmelidir.
3. Değerlendirme
1.Somut olayda davacının hizmetlerinin tespitini talep ettiği eldeki davada, Mahkemenin davanın kısmen
kabulü yönündeki kararı yerinde görülmekle birlikte hizmet tespitine tabi asıl davanın kat maliklerine,
birleşen davanın kat maliklerini temsilen apartman yönetimine açılmak suretiyle birleştirildiğinin anlaşılması
karşısında, Mahkemece, hizmet tespiti anlamında esasen tek bir dava olduğu gözetilmeksizin, asıl davanın
atiye terk olması nedeniyle asıl dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi usul ve
yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2.Ne var ki bu konunun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı,
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesi
gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı Kurumun diğer temyiz itirazlarının reddine;
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.Davalı Kurumun temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi ilamında,
(1) no.lu bendinin birinci paragrafının silinmesine, aynı bendin ikinci paragrafında yer alan "Birleşen Ankara
19. İş Mahkemesinin 2011/1273 Esas sayılı davasının ise kısmen kabulü ile" şeklinde yer alan ibarenin
silinmesine, yerine "Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile" ibaresinin yazılmasına,
Asıl davaya yönelik (5) no.lu bendin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine "Davacı kendisini bir vekille
temsil ettirdiğinden, AAÜT gereğince davacı yararına belirlenen 2.725,00 TL vekalet ücretinin davalı ...
Apartman Yöneticiliğinden alınarak davacıya verilmesine," yazılmasına ,
Yargılama giderine ilişkin olarak mükerrer şekilde belirtilen (5) no.lu bent sayısının "(6)" olarak
düzeltilmesine, aynı bende ilişkin olarak "davalı SGK" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve davalı ...
Apartman Yöneticiliğinden" ibaresinin eklenmesine, hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_13752.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/13752E. , 2024/4665K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1514 E., 2023/1470K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Torul Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/125 E., 2023/108 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre,
temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin
kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki
belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, davacılar murisi ... ... 'ın 10.02.2015 tarihinde meydana gelen iş
kazasında vefat ettiğini iddia ederek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini
talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle davanın öncelikle husumet yokluğu nedeniyle reddine, bu
mümkün görülmezse esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın tüm taleplerinin reddi ile yargılama giderleri ve vekalet
ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacı ... için
2.639.371,74 TL maddi tazminatın, davacı ... için 603.040,36 TL maddi tazminatın, davacı ... için
355.637,43 TL maddi tazminatın 15.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan
müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı ... için 75.000 TL manevi tazminatın,
davacı ... için 50.000 TL manevi tazminatın, davacı ... için 50.000 TL manevi tazminatın, davacı ... için
15.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... için 10.000 TL manevi tazminatın, davacı ... için 10.0000 TL
manevi tazminatın, davacı ... için 10.000 TL manevi tazminatın, davacı ... için 10.000 TL manevi tazminatın,
davacı ... için 10.000 TL manevi tazminatın 15.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı Teyvik ... tarafından açılan
manevi tazminat davasına devam eden mirasçılarına, ... için hükmedilen 15.000,00 TL manevi tazminatın
her mirasçıya miras payları oranındaki kısmının 15.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin
reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalılar vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle manevi tazminat miktarının az olduğunu, kusur oranı ve
davacıların durumu göz önünde bulundurulduğunda, manevi tazminat açısından caydırıcı bir tazminata
hükmedilmediğini, SGK tarafından bağlanan ölüm gelirinin tamamının tazminattan indirilmesinin hatalı
olduğunu ayrıca dava konusu iş kazasına ... ile Devlet Su İşleri birlikte sebebiyet verdiklerinden ve iş
kazasına sebebiyet veren kişiler kamu görevlisi olduğundan SGK tarafından davacılara bağlanan ölüm
gelirinin ilk peşin sermaye değerinin destekten yoksun kalma tazminatından indirilemeyeceğini, davalılar
arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan her bir davacı lehine ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi
gerektiğini, yargılama giderinin hatalı hesaplandığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını
istemiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle diğer davalı ile idare arasında imzalanan su kullanım hakkı
anlaşmasının 13. maddesi gereğince yapılan işin sorumluluğunun davalı şirkete ait olduğunu, asıl iş veren -
alt iş veren ilişkisinin bulunmadığını, davalı idarenin olayda kusurunun olmadığını belirterek İlk Derece
Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
3.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle kusur raporlarına yönelik itirazlar dikkate alınmadan hüküm
kurulduğunu, müteveffaya gerekli eğitimlerin verildiğini, olayda ... ve DSİ'nin kusurlu olduğunu, davalının
kusurunun bulunmadığını, kazanın oluşumunda davalının kusurunun bulunmadığını, işçi ... ... 'ın kaza günü
şantiye sorumlusuna sormadan talimat almadığı halde iş makinesi ile çalışma sahasına girerek kazanın
olmasına sebebiyet verdiğini, ... ile yapılan sözleşme uyarınca dere yataklarının temizlenmesi, tıkanan
menfezlerin açılması ve buna bağlı olarak menfez ıslahlarının yapılması işinin davalı şirketin faaliyet alanında
olmadığını, elektrik üreten davalı şirketten enerji üretimi durdurmak tehdidi ile menfezin temizlenmesini
talep eden DSİ'nin sorumlu olduğunu, ihtarname ile cebren davalı şirkete temizliğin yaptırıldığını, menfez
temizleme işinin DSİ'nin görevleri arasında bulunduğunu, davacı asgari ücret ile çalışmasına rağmen net
3.000,00 TL ücret ile hesap yapılmasının hatalı olduğunu, davacının geçici işçi olup, asgari ücret ile
çalıştığını, emsal işi yapan kepçe operatörü Eşref Kutlu'nun 1.750,00 TL aylık ile çalıştığını beyan ettiğini,
kabul edilen ücretin TÜİK verisinin 2014 yılında brüt 2.048 TL olduğunu, hesap raporuna yönelik itirazların
dikkate alınmadığını, PMF 1931 tablosunun kullanılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda
sağ kalan eşin rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme şansı tespitinin hatalı olduğunu, davacılara
ödenen ilk peşin sermaye değerli gelirin güncel değerinin tazminattan düşülmesi gerektiğini, işçinin “015
kusurlu kabul edilmesinin hatalı olduğunu, davacı vekili tarafından yapılan 2. ıslahın hukuka aykırı olduğunu,
6100 sayılı Kanun'un 176 ncı maddesinde, taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen
veya tamamen ıslah edebileceği ve aynı davada tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceğinin
düzenlendiğini, davacı tarafın 09.03.2020 tarihinde davasını ıslah ettiğini, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin
2020/7981 Esas 2021/9679 Karar sayılı ilamında belirsiz alacak davasında ilk talep arttırım dilekçesi ile
arttırım yapıldıktan sonra verilen ikinci talep arttırım dilekçesinin dikkate alınamayacağının belirtildiğini, 2.
kez verilen 28.02.2023 tarihli ıslah dilekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, eş ve çocuklar yönünden
belirlenen manevi tazminatın fahiş olduğunu, kardeşler yönünden manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı
olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle 15.06.2022 tarihli kusur
raporunun olaya uygun olduğunun değerlendirildiği, DSİ'ye ait menfezin moloz yığınları ile kapanması ve
dere suyunun menfeze akmaması sebebiyle su seviyesinin yükseldiği, buna bağlı olarak santral binasının su
içerisinde kalarak enerji üretiminin durduğu, menfezin DSİ ile koordineli olarak temizlenmesi sırasında
menfezin içindeki molozların temizlenmesine bağlı olarak suyun basınç ile temizlenmemiş tortuyu patlatarak
menfez içine akışa geçmesi ile birlikte basınçlı bir şekilde akmasına bağlı olarak işletmeci ... işçisi ... ... 'ın
makine ile sürüklenerek Kürtün baraj gölüne savrulduğu ve baraj gölünde vefat ettiği anlaşılmakla her iki
davalının da olayın oluşumunda kusurunun bulunduğu, bu doğrultuda Kurum sigortalısının yapılan işin
tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen kendi güvenliğini tehlikeye atarak çalışması nedeniyle 9015, davalıların
ise gerekli tedbirler alınmadan ... işçinin çalışmasına müsaade etmesi, gerekli güvenli çalışma ortamını
sağlama yükümlülüğüne aykırı davranmaları nedeniyle müştereken ve müteselsilen olmak üzere “485
oranında kusurlu oldukları, dosyada alınan tanık beyanları, davacının yaptığı iş ve emsal ücret araştırmaları
5 — 1. se eses e m me ii a
birilikte degerendirildiğginde, En ...... ın gunluk L1UU,UU iLden aylık 5.UYU,UYU ILye çalıştığının Kabulunun
dosya kapsamına ve yaptığı işe uygun olduğu, Sosyal Güvenlik kurumu tarafından yapılan ödemelerin maddi
zarar hesabından mahsubunda hata bulunmadığı, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, 09.03.2020
tarihinde davacı tarafça HMK 107 inci madde kapsamında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle talep
arttırımı yapıldığı, Mahkemece ortadan kaldırma kararından sonra TRH 2010 tablosu dikkate alınarak hesap
bilirkişisinden yeniden rapor alındığı, yerleşik Yargıtay İçtihatları gereğince hesabın hüküm tarihine en yakın
tarihte belli olan asgari ücret esas alınarak yapılması gerektiği, davacı tarafından hesap raporu alındıktan
sonra bu kez ıslah yoluyla talebini arttırdığı, belirsiz alacak davasında davacının, alacağının tam ve kesin
olarak belirlenmesinden sonra HMK 107 nci maddesine dayalı olarak bir kez alacağını artırabileceği ayrıca
talebini HMK 176 ncı ve devamı maddelerine göre bir kez de ıslah yoluyla arttırabileceği, Mahkeme
uygulamasında hata bulunmadığının anlaşıldığı, Yargıtayın maddi tazminat taleplerinde PMF 1931 tablosu
uygulanması yönündeki içtihatında değişikliğe gidildiği, TRH 2010 tablosunun kullanılmasında hata
bulunmadığı, olay tarihi, olayın oluş şekli, paranın satın alma gücü, kusur durumu dikkate alındığında,
Mahkemece belirlenen manevi tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun olduğu, birden fazla davacının
birlikte dava açması ve tek vekille temsil edilmeleri halinde, davanın kabul edilen bölümü üzerinden
davacılar yararına maddi tazminat için tek, manevi tazminat için tek vekalet ücretine hükmedilmesinin
yerinde olduğu, yargılama giderinin belirlenmesinde hata görülmediği gerekçesiyle davacılar ve davalılar
vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalılar vekilleri
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen
bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen
bozulmasını talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen
bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının yakınlarının tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu
maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 nci maddesi, "Tazminat
miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi
delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden
sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin
alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve
13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Kararıdır.
3. Değerlendirme
1. Davacılar ve davalılar vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik
sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanunun 352 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi uvarınca temviz dilekcesinin reddine karar vermek aerekir.
2.6100 sayılı HMK'nın 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında
her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile
kesinlik sınırı olan 238.735,737 TL'nin altında bulunduğu anlaşılmakla bu kısma yönelik temyiz itirazlarının
aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
2.Davacılar ve davalılar vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacılar vekilinin tüm, davalılar
vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; olayın meydana gelmesinde ... kazalının “o 15, davalıların
“o 85 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
3.6100 sayılı HMK'nın 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi
gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da
hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye
başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında
ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanunun
281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta
içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar
hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Mahkemeden talep
edebilirler.(Ek ocümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde
hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine
bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya
mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır.
4. Bilindiği üzere HMK'nın 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Usul Ekonomisi
İlkesine göre de Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz
gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
5.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E.- 2021/111 K. sayılı ilamında da
açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden)
taraf lehine usuli kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine
yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine
olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf
lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir
(Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)"
6.Öte yandan, usuli kazanılmış hak kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak
ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş,
öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam
itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine
doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
7.Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da
Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile
taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi
gerekir.( ...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.)
Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı
Birleştirme kararı).
8.Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece aldırılan 09.03.2020 tarihli hesap raporuna davacılar vekilinin itiraz
etmediği, davacılar vekilinin bu hesap raporunu kabul ettiği ve bu hesap raporu doğrultusunda maddi
tazminat alacağı yönünden talep artırım dilekçesi sunduğu, öte yandan davacılar vekilinin İlk Derece
Mahkemesince verilen ilk kararı manevi tazminat ve SGK ödemelerinin tenzili yönünden istinaf ettiği de
gözetildiğinde, böylelikle bahse konu 09.03.2020 tarihli hesap raporundaki verilerin davalı taraflar lehine
usuli kazanılmış hak oluşturduğunun anlaşılması karşısında davalı taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak
ihlali olacak şekilde işlemiş dönemin ileri çekildiği ve bakiye ömür tespiti yönünden TRH10 tablosunun esas
alındığı 16.02.2023 tarihli hesap raporunda hesaplanan maddi zararların hükme esas alınması hatalı
olmuştur.
9. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; davalı taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış
hakların gözetilmesi suretiyle 09.03.2020 tarihli hesap raporundaki verileri dikkate alarak kusur ve
davacılara bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerlerinin rücu edilebilir kısmının tenzilatının yapıldığı yeni
bir hesap raporu almak ve oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
10. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının
esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm
bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacılar ve davalılar vekillerinin hükmedilen manevi tazminatlara yönelik temyiz istemlerinin miktardan
REDDİNE,
2.Davalılar vekillerinin hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz istemleri nedeniyle temyiz olunan, İlk
Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi
kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin davacılardan alınmasına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... veÜyeler...,... ve...'ün oyları ve oy çokluğuyla
30.04.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
1.... Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki ... uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminatı
davacının istinaf etmemesi nedeni ile davalının istinafı nedeni ile Bölge Adliye Mahkemesince geri
gönderilmesinden sonra maddi tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınarak ilk
derece mahkemesinin değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna
göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı”
noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES'inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak,
doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı
bararlanı ila bakı adildilimi aslam İİmimanl maralyir ilasli miilbkascaam bay bhıimlim marmardavean tieşili har earıımea
hakiki benemekineiiieki— bihi Aiden kekeli — halky inekten sie Hindi hanima Andnelieindetiiikkinedlin dei iiekiieteli â
her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı
kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir
uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda
da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş,
ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün ... birçok
istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli
müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin
zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY,
.../ÖZEKES, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve
savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma
kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer
verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı
gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı
değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep
hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109.
Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş
olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına
gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin
haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya
ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik
oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine
değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde
açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu
durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği”
görüşüne katılınmamıştır. Zira;
6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi
gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması
gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren
asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması
halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir.
Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur.
Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir
istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla
yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin
uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
8. Belirtmek gerekir ki Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararından sonra karar tarihine yakın veriler
alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf
istinaftan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen
ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararıisitnaf etmesi hayatın olağan
akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen
ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha
önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı
ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin
gönderme kararı ile ilk karar tamamen ortadan kalkmıştır. Yeniden yargılama yapılmıştır.
9. Diğer taraftan tazminatın hesaplanmasında yaşam tablosuna göre hesaplama farazi verilere
dayanmaktadır. Başka bir anlatımla gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup,
gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Dolayısı ile bu yönde itiraz edilmemesi de usulü kazanılmış
hak teşkil etmeyecektir.
III. Sonuç:
10. Tazminatın TRH 2010 yaşam tablosuna göre tazminatın belirlenmesi usulü kazanılmış hak oluşturacağı
yönündeki çoğunluk gerekçesi ile asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki
bozma gerekçesine katılınmamıştır. Zira Bölge Adliye gönderme kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari
ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle
hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı
davacının istinaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş
devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle
hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır.
|
2023_1213.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/1213E. , 2024/5308K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2018/2691 E., 2021/1821 K.
KARAR : Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 40. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/4 E., 2018/220K.
Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince
davalıların istinaf istemlerinin esastan reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece
Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar
verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının, davacılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, işin
duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı
gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacılar adına Av.......'nın geldiği, davalılar adına
gelen olmadığı görüldükten, duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları
dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün yapılan incelemeler neticesinde dosyada noksan
tespit edilen hususların ikmali için dosya mahalline geri çevrilmekle , noksanlar ikmal edilerek dosya
dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme
sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor
dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. DAVA
1. Davacılar vekili 26.04.2007 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin desteği sigortalı ... ... nın ...
Otel Yatırımları ve İşlet. A.Ş.'nin yüklenicisi olan ... İnşaat Tur. San ve Tic A.Ş. işçisi olarak inşaatta kalıp
ustası olarak çalıştığı sırada 16.01.2005 tarihinde meydana gelen iş kazası neticesinde vefat ettiğini,
davalıların kusurlu olduğunu, genç yaşta eş ve babalarını kaybetmiş olan davacıların maddi ve manevi
acılarının çok büyük olduğunu, belirterek, fazlaya ilişkin hakları sakla kalmak kaydıyla davacılar için
10.000,00 TL'şer maddi ve 50.000,00 TL'şer manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi
ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.
2. Davacılar vekili 31.07.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle; dava türünü ıslah ettiğini beyanla davanın belirsiz
alacak davası olarak görülerek karara bağlanmasını talep etmiştir.
3. Davacılar vekili 06.12.2017 tarihli talep artırım dilekçesiyle; fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalma üzere
eş için maddi tazminat alacağını 59.446,24 TL'ye artırırken, çocuk ...'in 3.866,83 TL, çocuk ... için 2.240,54
TL maddi tazminat hesaplanmış olduğunu beyan etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... Tur. San. Tic. A.Ş. cevap dilekçesinde olayın iş kazası olamayacağını, zira işçinin yoğun bir
çalışma sırasında değil gece dinlendikten sonra ve sabah kalktığı sırada meydana geldiğini, sağlık raporu
alınmaması ve olayın meydana gelmesi arasında illiyet bulunmadığını, şirketin sorumlu tutulamayacağını
belirtmiştir.
2.Davalı ... Otel Yatırımları ve İşletmeciliği A.Ş. ise davalılar arasında işveren alt işveren ilişkisinin
olmadığını, kendilerinin yatırımcı şirket olduğunu ve kendi elemanlarının işin hiçbir aşamasında
çalışmadığını, sonuca etki edecek hiçbir davranışları bulunmadığını belirterek şirket hakkındaki davanın
reddini talep etmiştir.
çalışmadığını, sonuca etki edecek hiçbir davranışları bulunmadığını belirterek şirket hakkındaki davanın
reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında özetle; Mahkemece, davacıların
murisi ...... 'nın davalı ... A.Ş.'nin otelin tamir ve bakım işlerini verdiği diğer davalı yanında çalışmakta iken
mesaiye başlamadan kalp krizi geçirerek vefat ettiği, SGK inceleme raporunda olayın iş kazası olduğunun
tesbit edildiği, ÇSGB iş müfettişliğinin raporuna göre 9050 oranında kaçınılmazlık faktörü olduğunun tesbit
edildiği, kusur raporunun SGK inceleme raporu ile uyumlu olduğu, davalı ... Otel Yat. Ve İşl. A.Ş.'nin 9615,
davalı ... İnş. Tur. San. Tic. A.Ş.'nin 9635 oranında kusurlu olduğunun 9050 oranında kaçınılmazlık
faktörünün bulunduğunun tesbit edildiği belirtilerek; Eş ... için 59.446,24 TL'ye, çocuk ... için 3.866,83 TL,
çocuk ... için 2.240,54 TL olarak tam kabul ederken, çocuk ...'in maddi istemini reddetmiş, manevi tazminat
olarak eş ve çocuklar lehine 20.000 TL'şer manevi tazminata hükmedilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalılar vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların malları, hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz
konulmasını talep ettiklerini, son hesap raporunda asgari ücretin esas alındığını, emsal ücret araştırması
yapılmadığını, rapora itirazlarının ve ek rapor taleplerinin dikkate alınmadığını, davacıların bu nedenle hak
kaybına uğradığını, ölenin kalıp ustası olduğunu, asgari ücret almadığını, ücret hususunun tüm dava
boyunca çekişmeli olduğunu, olay nedeniyle davacıların uzun süre psikolojik sıkıntı yaşadıklarını, manevi
tazminat miktarının düşük olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... Otel Yat. ve İşl. A.Ş. vekili, diğer davalı ile aralarında asıl-alt işveren ilişkisi olmadığını, diğer
davalının muayene yaptırmaması nedeniyle müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, yapılan iş ile olay
arasında illiyet bağı olmadığını, davacıların iki kez ıslah dilekçesi sunduğunu (belirsiz alacak davasına
dönüştürme ve miktar artırımı), ikinci ıslahın kabul edilemeyeceğini, ıslah edilen kısma ıslahtan faiz
uygulanması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını, davanın reddini talep etmiştir.
3.Davalı ... İnş. Tur. San. Tic. A.Ş. vekili, davacıların iki kez ıslah yaptığını, ikinci ıslahın geçerli olmadığını,
ıslah edilen kısma ıslahtan faiz uygulanması gerektiğini, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, murisin iki
hafta iş günü çalıştığını, ... nedeniyle çalışılmayan günün ertesi sabah işbaşı yapmadan yatağında vefat
ettiğini, genç ve şikayeti olmayan işçinin raporla kalp krizi geçirip geçirmeyeceğinin tespit edilemeyeceğini,
bunun raporda dikkate alınmadığını, ölene otopsi yapılmadığını, ölüm sebebinin belli olmadığını, müvekkiline
verilen kusur oranını kabul etmediklerini, müvekkilinin kusursuz olduğunu, iş güvenliği ve özen konusunda
müvekkilinin kusuru olmadığını, manevi tazminat bedellerinin fahiş olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını
talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davalılar arasında davalı ...
Otel Yat. ve İşl. A.Ş. ait "Grida Otel'" isimli işletmenin ilave havuz inşaatı ve tesis odalarının yenilenmesi
işleri için 09.12.2004 tarihli sözleşme ile davalı ... İnş. Tur. San. Tic. A.Ş."ne verildiği, davacılar murisi ...
...'nın kalıp ustası sıfatıyla 29.12.2004 tarihinde inşaatta çalışmaya başladığı, 16.01.2005 tarihinde sabah
saatlerinde uyandığı, ayağa kalktığında fenalaştığı ve kalp krizi geçirerek vefat ettiği, davacılar tarafından
olayın iş kazası olarak tespiti ve gelir bağlanması istemli dava neticesinde Ankara 18. İş Mahkemesinin
20.05.2014 tarih ve 2011/627 Esas, 2014/376 Karar sayılı kararla olayın iş kazası olduğunun tespitine, gelir
bağlanması talebinin atiye bırakılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 21. HD.'nin 2014/14478 Esas,
2015/10825 Karar sayılı kararıyla onanmasına karar verilerek kesinleştiği, bu kararla davalılar arasında asıl -
alt işveren ilişkisi olduğunun kesinleştiği, husumet itirazının yerinde olmadığı, dosyada ÇSGB müfettişi
tarafından düzenlenen raporda ve dosyada alınan 03.09.2015 ve 11.11.2015 tarihli bilirkişi heyeti kusur
raporlarında ... İnş. Tur. San. Tic. A.Ş.'nin 9035, ... Otel Yat. ve İşl. A.Ş.'nin 9615 oranında kusurlu olduğu,
“050 oranında kaçınılmazlık olduğunun belirtildiği, davalı ... İnş. Tur. San. Tic. A.Ş. işçisine çalıştığı işe
uygunluk yönünden sağlık raporu almaması, olayı engellemeye dönük gerekli kontrol ve denetim
mekanizmasını kurmaması nedeniyle, davalı ... Otel Yat. ve İşl. A.Ş.'nin işçilerin sağlıklı çalışmaları amacıyla
yeterli kontrol ve denetim mekanizmasını kurmaması nedeniyle kusurlu oldukları, işçinin kardiyopulmoner
yetmezlik nedeniyle vefat etmesinde 9050 oranında bünyeye bağlı faktörlerin etkili olduğu (kaçınılmazlık),
kusur oranlarının dosya kapsamına ve oluşa uygun olduğu, kusura yönelik itirazın yerinde olmadığı,
davacılar murisinin kalıp ustası olarak çalıştığı, dava dilekçesinde ölenin aldığı ücretle ilgili bilgi olmadığı,
yargılama aşamasında emsal ücret araştırması yapıldığı, tanıkların ücrete ilişkin beyanı olmadığı, ilk derece
mahkemesinde alınan hesap bilirkişisi raporunda bordroların imzalı olduğu gerekçesiyle bordrodaki ücretin
esas alındığı, emsal ücretin bordrodaki ücretten daha fazla olduğu, kalıp ustası olan davacılar murisinin
asgari ücretin 1,0129 katı ücretle çalıştığının kabulünün hayatın olağan akışına ve içtihatlara aykırı olduğu,
dolayısıyla davacıların istinaf başvurusunun yerinde olduğu, bu nedenle Dairemizce hesap raporu ve ek
rapor alınmış, ek raporun dosya kapsamına uygun olduğu, davacılar vekilinin 25.07.2014 tarihli ıslah
dilekçesinin kısmi olarak açılan maddi tazminat davasını belirsiz alacak davası olarak ıslah edildiğine ilişkin
olduğu, ıslah için harç yatırılmadığı, yine davacılar vekilinin 07.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi sunarak maddi
tazminat miktarlarını artırdığı ve harç yatırdığı, davanın 26.04.2007 tarihinde açıldığı, belirsiz alacak
davasının 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı ...da düzenlendiği, dava dilekçesi mülga 1086
sayılı HMUK.un yürürlükte bulunduğu tarihte verilmiş olduğundan eldeki davada, 6100 sayılı ...nın belirsiz
alacak davasına ilişkin 107 nci maddesinin uygulanamayacağı, nitekim ilk dilekçenin harcı da
yatırılmadığından ıslah dilekçesinden bahsedilemeyeceği, ilk dilekçenin yok hükmünde olduğu, 07.12.2017
tarihli ıslah dilekçesinin usule uygun olduğu ve esas alınması gerektiği, ıslah dilekçesinin de bir dava
niteliğinde olduğu, ıslah dilekçesi ile istenen zararın da olay tarihi itibariyle doğduğu, davacıların bu tarihte
zarar gördüğü ve aynı tarihte davalıların temerrüde düştüğü, bu nedenle ölüm tarihinden itibaren faize
hükmedilmesi gerektiği, manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de,
hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici nitelikte olması, elde
edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan miktar kadar ve zarar vereni de
dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek miktarda caydırıcı olması gerektiği gerekçeleriyle;
Davalıların istinaf istemlerinin esastan reddine, Davacıların istinaf istemlerinin kabulü ile eş ... için
59.446,24 TL'ye, çocuk ... için 3.866,83 TL, çocuk ... için 2.240,54 TL olarak tam kabul ederken, çocuk ...'in
maddi istemini reddetmiş, Manevi tazminat olarak eş ve çocuklar lehine 20.000 TL'şer manevi tazminata
hükmedilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz
başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; manevi tazminat istemlerinin tam kabul edilmesi gerektiğini,
ıslahın geçersiz sayılmasının hatalı olduğunu, son hesap raporuna göre talep artırım yapmalarına izin
verilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, çocuk ... ve ... yönünden maddi tazminat istemlerinin tam
kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabule karar verilmesinin hatalı olduğunu, maddi
tazminat nedeniyle davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını
talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalan eş ve çocuklarının
maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371
inci maddeleri ile "taraf ve dava ehliyeti" açısından aynı Kanun'un 50 ve 51 inci maddeleri "dava şartları ve
incelemecdi" arıcından awvnı Kanlın'ıın 114 ve 116 inci maddeleridir "hükmün kancamı" acısından HMK'nın
YE a gm ya yg a yn ga re e e ey e
297 nci maddesidir.
3. Değerlendirme
1.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2018 tarih ve 2018/9-584 E.-2018/1332 K. sayılı ilamında da
belirtildiği üzere; 1982 Anayasasının “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36ncı maddesi uyarınca, “Herkes, meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma
ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Ayrıca Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında usulüne göre
yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında anayasaya
aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, ... hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.
2.Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6 ncı maddesinde adil
yargılanma hakkı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olup, gerek Anayasa'da gerekse AİHS. deki düzenlemelere
karşılık gelmek üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 27 nci maddesinde hukuki
dinlenilme hakkı düzenlenmiştir.
3.HMK'nın 27 nci maddesi uyarınca;
"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki
dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak
gerekçelendirilmesini içerir",
4.Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve
savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Hakkın ... unsurları maddede tek tek
belirtilmiş, böylece uygulamada bu ... yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi
amaçlanmıştır. Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı” dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı
organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin
kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin
kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır.
Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli
bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek
anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar,
yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme
hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi"
olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) adil yargılanma hakkını
düzenleyen 6 ncı maddesinin birinci bendinin ilk cümlesinde yer alan silahların eşitliği ilkesi, yine AİHS'ye
göre, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin
bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silahların eşitliği ilkesi,
davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın
deliller de dâhil olmak üzere, iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması,
tarafların denge içinde olması demektir. Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve
savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi”dir. Bu değerlendirmenin de karar
gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın gerekçesi m. 32). Yargılama bakımından, sadece bir
tarafın dinlenip diğerinin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar
yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukuki dinlenilme hakkı doğru karar verilmesinin garantisidir; bu
nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve
eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
2.5OMMUL Olayda, davValllardan ... lhişdat IUr. san. PİC. A.Ş. Makkinda !YUrkiye |icarelt 5iCii Gazetesinin
05.08.2020 tarihli nüshasında yapılan ilana göre Kuşadası Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne 28.07.2020 tarihinde
tescille davalı şirketin dava harici ... Mühendislik İnşaat ve Turizm Ltd. Şti. tarafından devralınmak suretiyle
anılan şirket ile birleşerek terkin olduğu halde kararın önceki unvan dikkate alınarak ... İnşaat Tur. San. Tic.
A.Ş. hakkında verildiği iş bu davalı taraf yönünden taraf teşkilinin sağlandığından ve anılan şirketin usulüne
uygun temsil edildiğinden bahsedilemeyeceği açıktır.
6. O halde Mahkemece yapılacak iş davalı şirketi devralan ... Mühendislik İnşaat ve Turizm Ltd. Şti.'ni taraf
kılıp davadan usulüne uygun haberdar olması sağlandıktan sonra dosyada toplanan deliller ve usuli
kazanılmış hakları gözeterek yargılamanın esası hakkında bir karar vermekten ibarettir.
7. Öte yandan kabule göre; HMK'nın 297/1-c maddesi gereğince kararda; tarafların iddia ve savunmalarının
özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin
tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin
belirtilmesi gerektiği açıktır.
8. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince maddi tazminat alacağının tespiti noktasında dosya
kapsamında alınan hesap raporlarından hangisinin esas alındığı, giderek 16.05.2021 tarihli hesap raporunun
esas alınması halinde davacıların maddi tazminat istemlerinden fazlaya ilişkin talep hakkının saklı
tutulduğunun belirtilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma
nedenidir.
9. O halde, HMK'nın 369/1 inci maddesi kapsamında Kanun'un emredici hükmüne aykırı görülen bu hususlar
re'sen dikkate alınarak, bu aşamada davacılar vekillerinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye
Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesinin kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
3.Davacılar avukatı yararına takdir edilen 17.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara
yükletilmesine,
3.Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_10884.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/10884E. , 2024/5298K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2380 E., 2023/1592 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 14. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/366 E., 2022/323 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı TEİAŞ vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince
istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı TEİAŞ vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmek ve de davalı
... vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden
yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması
nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 14.05.2024 Salı günü tayin
edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... adına Avukat
. İle davacı adına Avukat ...... ve davalı .... adına Avukat ... geldiler. Diğer davalı adına gelen olmadı.
Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son
verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler
incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana
gelişinde davalıların kusurlu olduklarından bahisle 799.342,75 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini
talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iş kazası nedeniyle davacının “642,00
oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının kusursuz olduğundan bahisle
davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı TEİAŞ vekili ile davalı ... vekili
istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı TEİAŞ vekili istinaf dilekçesinde özetle, kazazedenin müvekkili çalışanı olmadığını, husumet
yöneltilemeyeceğini, müvekkilinin ihale makamı olduğunu, asıl işveren olmadığını, kazanın oluşumunun 3
üncü kişi olan diğer davalı ...'ın kusurundan kaynaklandığını, bu kişinin daha önce iş yerinde çalışmış
olmasından dolayı arkadaşlarını ziyaret için geldiğinden içeri alındığını, iş sağlığı ve güvenliği konusunda
sorumluluğun yükleniciye ait olduğunu, SGK inceleme raporu ve kök kusur raporunda müvekkiline kusur
verilmediğini, müvekkilinin kazayı önleme şansının olmadığını, davanın müvekkili yönünden reddi gerektiğini
istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, kararın yasanın aradığı nitelikte gerekçe taşımadığını, öncelikle bu
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, kararın yasanın aradığı nitelikte gerekçe taşımadığını, öncelikle bu
yönden kaldırılması gerektiğini, mahallinde keşif yapılıp tanıkların keşifte dinlenilerek kusur raporu alınması
gerektiğini, davalı işverenlerin iş yerinde gerekli güvenlik önlemlerini almadıklarını, bu nedenle kazadan
sorumlu olduklarını, işverenlerin ziyaretçinin üzerinde tehlikeli madde ile iş yerine girmesine engel
olmadığından kazanın meydana geldiğini, müvekkilinin davranışının şaka ve süpriz niteliğinde olduğunu,
SGK tarafından maluliyetin fahiş olarak belirlendiğini, aktüerya raporunda bakiye ömrün hatalı belirlendiğini,
hesap raporunun hatalı olduğunu, maddi zararın yanlış hesaplandığını, Ankara 16. İş Mahkemesinin
2020/145 E. sayılı dosyasında devam eden rücuan tazminat davasının dikkate alınmadığını istinaf başvuru
sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve
hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından bahisle
istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı TEİAŞ vekili ile davalı ...
vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı TEİAŞ vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacının müvekkili şirketin işçisi olmadığını, müvekkili
hakkındaki davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin ihale makamı olduğunu, kazanın diğer davalı ...'nın 90100
kusurundan kaynaklandığını, kazaya sebebiyet veren davalı ...'nın daha önce iş yerinde çalışmış ve halen
kardeşinin aynı iş yerinde çalıştığı bir kişi olduğunu, bu nedenle kendisinin girişine müsade edildiğini, olayın
meydana geldiği yerin Gölbaşı İşletme Müdürlüğü Sosyal Tesisleri olup, dışardan gelen kişilerin girişlerinin
engellenemediği, bir polis gibi üstlerinin aranamadığının ortada olduğunu, olay mahallinde keşif yapılarak
dosyanın yeniden kusur bilirkişilerine gönderilmesi hakkındaki taleplerinin İlk Derece ve İstinaf
Mahkemesince değerlendirilmediğini, öte yandan, mezkur kazanın meydana geldiği yerin iş yerinin dinlenme
bölümü olduğunu, bahse konu bölümde makina ve teçhizat bulunmamakla birlikte söz konusu yerin istirahat
ve mola yeri olarak ayrıldığından çalışma alanı olarak değerlendirilmesi ve diğer davalı ...'nın kontrolsüz
olarak iş yerine girdiğinin ifade edilmesi kanaatinin uygun olmadığını, iş sağlığı ve güvenliği konusunda
sorumluluğun yükleniciye ait olduğunu, müvekkiline kusur vermeyen raporların dikkate alınması gerektiğini,
İlk Derece Mahkemesince bütün kusurun davalı ...'ya ait olduğu düşüncesiyle, 01.11.2021 tarihli
duruşmanın ara kararında; "Dosya kapsamı toplanan deliller ışığında davalılardan ...'nın “6100 kusurlu
olduğu esas alınarak dosyanın aktüerya bilirkişisine tevdine" şeklinde karar verildiğini, bu ara karara
rağmen, hesap bilirkişisinin 14.06.2021 tarihli kusur bilirkişi raporunu göz önünde bulundurarak ve
kendilerinin 010 kusurlu olduğunu ifade ederek kendileri aleyhine hesaplama yaptığını, İlk Derece
Mahkemesince kendilerine sorumluluk yüklendiğini, bu durumun çelişki arz ettiğini, usul ve yasaya uygun
olmadığını, benzer bir dava olan işçinin müşteri tarafından biçaklanması olayında Yargıtay'ın, işverenin 6331
sayılı Kanun kapsamında alabileceği bir önlemden bahsedilemeyeceği ve iş kazasını işverene bağlayan illiyet
bağının kesiliğine hükmettiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın niteliği gereği uzman bilirkişi marifetiyle mahallinde keşif
yapılmaksızın Mahkemece hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, olaya şahit olan tanıkların dahi
ifadelerin keşif esnasında alınması gerektiğini, müvekkilinin kusursuz olduğunu, bu kapsamda davalı TEİAŞ
ve davalı Piramit şirketinin somut olaya ilişkin işveren olarak iş yerinde gerekli tedbirleri almayıp gözetim-
denetim-kontrol yükümlülüğüne aykırı davranmaları sebebiyle hukuken sorumluluklarının bulunduğunda
kuşku olmadığını, kazanın meydana geldiği yerin dosya kayıtları ile sabit olduğu üzere davalı TEİAŞ”ın
Gölbaşı Eymir Mahallesindeki sosyal tesislerindeki inşaat atölyesi olduğunu, bu iş yerine mesai saatleri
içerisinde veya dışında 3. bir kişinin kimlik ibraz etmeden ve güvenlik kontrolünden geçmeden giriş - çıkış
yapabilmesi mümkün olmaması gerektiğini, giriş - çıkış esnasında güvenlik kontrolü gereği gibi olsaydı ya da
x-ray cihazından geçerken bu madde (torpil) fark edilse idi, güvenlik tarafından bu madde bir nevi patlayıcı
madde olması nedeniyle içeri sokulmayacağını ve bu üzücü kazanın meydana gelmeyeceğini, bu kapsamda
a m a Ve VR Va a a a mı
UdvVdli IŞVCIİCİNLINi GELER YUVCİMİRK LCUYUNİCI diilddirklari IÇ doll KUSUİİU UYUR, İdiildd VE İğyiyi YUZCUNL
yükümlülüğüne aykırı hareket ettiklerinde şüphe olmadığını, kusur oranının hatalı ve fahiş olması, tazminat
hesabının da fahiş ve hatalı olması sonucunu doğurduğunu, hesaplama yapılırken bilirkişinin Ankara
Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürlüğünce dosyaya gönderilen cevabi yazıda davacı asilin
sürekli iş göremezlik oranının 42,00 olduğu, yardıma muhtaç olmadığı ve yeniden kontrolü gerekmediğini
belirttiğini, her ne kadar SGK tarafından davacı asilin sürekli iş göremezlik oranı fahiş olarak 042,00 olarak
belirlenmiş ve kendileri tarafından bu orana itiraz edilmiş olmakla, kesinlikle kabul anlamına gelmemek
kaydıyla bir an için doğru belirlendiği düşünülse dahi, davacı asilin yardıma muhtaç olmadığı tespit
edildiğinden davacı asilin sürekli kısmi iş göremez olduğunun düşünülmesi ve hesaplamanın da bu esaslar
dahilinde yapılması gerektiğini, hesap raporunda davacının bakiye ömrünün TRH tablosuna göre fazla tespit
edildiğini, bilirkişi tarafından geçici iş göremezlik zararı hesabı yapılırken davacının 23 gün süre ile 06100
malul kaldığına dair değerlendirmeyi kesinlikle kabul etmediklerini, ayrıca bilirkişi tarafından davacı asilin
aktif ve pasif dönem aylık ve yıllık gelirinin de hatalı ve fahiş hesaplandığını, bilirkişi tarafından pasif dönem
hesabı yapılmasının da hukuka ve yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, yıllık yüzde beş oranıyla yapılan
artışta bulunan gelir farklarının daha makul düzeyde olup ülkemiz koşullarına daha uygun olduğunu, bu
kadar yüksek tazminat miktarından müvekkilinin sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun düşmeyeceğini,
müvekkilinin ödeme gücü ve maddi durumu göz ardı edilerek hesaplanan fahiş zarar miktarına itiraz
ettiklerini, rücuan tazminat dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını
talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci
maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, temyiz eden davalılar TEİAŞ vekili ile ... vekilinin aşağıdaki bent
kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından alınması gereken karar ve ilam harcının hatalı hesaplandığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması
gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının karar ve ilam harcına ilişkin 3 numaralı bendinin
tamamen silinerek yerine geçmek üzere "3)-Alınması gereken 54.603,10 TL harçtan dava açılırken yatırılan
35,90 TL peşin harç ile ıslah dilekçesi ile yatırılan 2.697,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 2.732,90 TL
harcın mahsubu ile bakiye 51.870,20 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye
gelir kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK
ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Davalılardan ... ve TEİAŞ avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya
yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... veÜyeler...,...ve...'ün oyları ve oy çokluğuyla,
14.05.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dava iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası olup; tazminata konu olay davalı TEİAŞ
ait Gölbaşı İşletme Müdürlüğü Sosyal Tesisler iş yerinde meydana gelmiştir. Davalı TEİAŞ'ın bu tesislerdeki
bakım, onarım, bahçe bakımı, çevre temizliği, iletişim gibi işlerin görülmesi için diğer davalı Piramit Makine
İnş. Tic. Ltd. Şti. ile sözleşme imzaladığı, davalı ...'ın daha önce bu iş yerinde çalışıp emekli olduğu, olay
günü de bu sosyal tesislere çalışma arkadaşlarını ziyaret amacıyla geldiği, işçilerin bulunduğu bölümede
şaka amaçlı olarak yanında getirdiği maytap olarak bilinen patlayıcının fitilini yakarak attığı, çıkan kargaşa
sırasında ne olduğunu anlamaya çalışan davacının eğilip masa altına baktığı sırada maytabın patlaması
neticesinde gözünden yaralandığı, iş göremez hale geldiği anlaşılmıştır. Sayın çoğunluk tarafından işverenleri
kusurlu kabul eden bilirkişi raporu doğrultusundaki Mahkeme kararı isabetli bulunmuş ve karar onanmış ise
de aşağıdaki gerekçelerle onama kararına katılınmamıştır.
Yapılan yargılama sırasında alınan 22.02.2020 tarihli kusur bilirkişi raporunda işverenlerin kusurunun
olmadığı tüm kusurun davalı Erkanda olduğu belirtilmiş, ikinci ve üçüncü raporlarda davalılara da
ziyaretçilerin çalışma alanına girmelerini önlemediği, ziyaretçi ve güvenlik prosedürü içeren bir iş
organizasyonu oluşturmadığı gerekçesi ile kusur verilmiş ise de kusur raporu oluşa uygun değildir. Öncelikle
davalı ... yabancı birisi değil bu iş yerinin eski çalışanı olup, diğer çalışanlar da eski mesai arkadaşlarıdır.
Davacının çalıştığı iş yeri de çatı altında yapılan bir üretim işi olmayıp insanların belli kontrolle girdiği bir
sosyal tesistir. Sosyal tesisten yararlanma hakkı bulunan herkesin girebildiği, ziyaretçilerin de girebildiği
güvenlik düzeyi düşük çalışanların ihtiyaçlarını gidermek maksadıyla kurulmuş bir yerdir. Sosyal tesisi işleten
TEİAŞ sosyal tesisten yararlanma hakkı bulunan veye ziyaretçi olarak gelen eski çalışanını tesise almamak
gibi bir yetkisi ve gerekçesi bulunmamaktadır. Sosyal tesise girişte üst araması da yapılmamaktadır,
yapılmasını gerektiren bir durumun varlığı da ortaya konulmamıştır. İşverenin davalı Erkanı iş yerine
almakta ihmali bir davranışı bulunmamaktadır. Maytap tabir edilen çocukların eğlenmek için patlattıkları
patlayıcı maddeyi emekli olmuş aklı başında bir insanın şaka amacıyla iş yerinde patlatmasını işverenin
öngörmesini beklemek mümkün olmadığı gibi; yapılan iş ile ilgili alınması gereken iş güvenliği tedbirleri
arasında risk faktörü olarak değerlendirilebilecek bir durum da değildir. İş kazası tamamen davalı Erkanın
öngörülemez ve sorumsuz davranışından kaynaklanmış olup, işverenlere yüklenecek bir kusur
bulunmadığından işverenler aleyhindeki davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden aksi yöndeki
Mahkeme kararının bu nedenle bozulması kanaatinde olduğumdan onama kararına katılmıyorum.
Üye...
|
2023_4453.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/4453E. , 2024/8979K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/277 E., 2023/117 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bergama 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2016/367 E., 2021/579 K.
Taraflar arasındaki iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurularının esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede;
1.Davaya konu iş kazası nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından davalı şirkete karşı Aliağa
1. İş Mahkemesinin E. 2027/363 esasa kayden açılan rücu dosyasının aslı yada onaylı suretinin celbinin
gerektiği anlaşılmıştır.
Yukarıda anılan eksiklik, dosyaya alınacak bilgi ve belgelerle giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak
üzere dosyanın Daireye gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE,
25.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_5283.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/5283E. , 2024/8974K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1792 E., 2023/136K.
KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/125 E., 2021/443K.
Taraflar arasındaki iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan
reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacılar vekili, dava dilekçesinde, davacılardan ...'ın oğlu, ...'ın ise kardeşi olan ...'ın, davalı şirketin işçisi
olduğunu, diğer davalıya ait iş yerinde 08.11.2017 tarihinde meydana gelen patlama sonucu vefat ettiğini
belirtmek sureti ile baba ... için 100.000 TL maddi,150.0000 TL manevi, kardeş ... için 100.000 TL maddi,
150.0000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte tahsilini talep
etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde, müteveffanın olay günü mesai saatleri içerisinde fabrika bahçesinde
sigara içerken meydana gelen patlama sonucu vefat ettiğini, patlamanın meydana geldiği anda fabrika
içerisinde çalışması gereken müteveffanın mola saati olmamasına rağmen iş yeri kurallarına aykırı olarak
fabrika bahçesinde bulduğunu, müteveffanın müterafik kusurunun meydana gelen olaydaki varlığı nazara
alınarak tazminat miktarında tenkis yapılması gerektiğini belirtmek sureti ile davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... Tekstil San ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde, davalı şirketin işletmesine komşu olan
diğer davalıya ait tekstil boyama fabrikasında 08.11.2017 günü meydana gelen patlama sonucu etrafa
yayılan parçalardan bir kısmının davalı şirketin işçisi olan ve o sırada mola sebebiyle işletmenin dışında
bulunan ... ... 'a isabet ederek vefatına yol açtığını, olayın meydana gelmesinde davalı şirketin veya
çalışanlarının hiç bir kusuru bulunmadığını, manevi tazminat taleplerinin de haksız olduğunu savunarak
davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iş kazasının meydana gelmesinde; ölen
sigortalı ...'ın kusursuz, davalı işvereninin “ 70, dava dışı işçi ...'in Yo 30 oranında kusurlu bulundukları
kabul edilerek davanın kısmen kabulü ile
1- Davacı ... yönünden taleple bağlı kalınarak 100.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile davalı ...'den tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ... yönünden 100.000,00 TL
manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...'den tahsili ile davacıya
verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine,
2- Davacı... yönünden açılan maddi tazminat talebinin reddine,
Davacı ... yönünden 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı
a NY O a a YY a a a YY a
2- Davacı... yönünden açılan maddi tazminat talebinin reddine,
Davacı ... yönünden 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı
...'den tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine,
3- Davalı ... Tekstil Ltd. Şti. bakımından davanın husumet yokluğu sebebi ile reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde, İlk Derece Mahkemesinin davalı şirket yönünden husumet yokluğu
sebebiyle davanın reddine karar vermesinin yerinde olmadığını, adı geçen davalının tehlike esasına dayalı
kusursuz sorumluluğu bulunduğunu, ağabeyinin vefatı ile maddi destekten yoksun kalan kardeş adına
tazminat verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı kardeş ... yararına hükmedilen 20.000,00 TL
manevi tazminatın çok az olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda; sigortalının ölümüne
neden olan kazanın, sigortalının işvereni olan davalı şirkete komşu davalı ...'e ait iş yerinde 08.11.2017
tarihinde buhar kazanının patlaması sonucu meydana gelmesi, iş kazasının meydana geldiği alandan seçilen
ve aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bilirkişiler tarafından ilgili mevzuat hükümlerine uygun
olarak düzenlenen, gerekçeli, hüküm tesisine elverişli ve yeterli bulunan, kusur aidiyet ve oranlarının
dayanakları açıkça belirtilen 25.11.2019 tarihli raporda da iş kazasının meydana gelmesinde; davalı ...'in
“070, kazan operatörü olan dava dışı ...'in 630 oranında kusurlu olduklarının, ölen sigortalı ile onun işvereni
olan davalı şirketin ise kusurları bulunmadığının mütalaa edilmesi hep birlikte değerlendirildiğinde; kazanın
meydana gelmesinde kusursuz olduğu anlaşılan davalı şirket hakkında pasif husumet ehliyeti yokluğu
nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği, her ne kadar 01.01.2016 doğumlu
olan ve kaza tarihinde henüz 2 yaşını da doldurmayan küçük davacı ... ile ölen sigortalı arasında kardeşlik
ilişkisi bulunmakta ise de; ölen sigortalının hak sahibi olarak sadece ...'a gelir bağlanması, mirasçılarının ise
sadece ...ile... olması, küçük davacı ... ile ölen sigortalının baba aynı, anne ayrı kardeş olmaları, ana/baba
ile çocuk arasında olduğu gibi kardeşler arasında da varsayımsal bir destek ilişkisinin kabul edilmesinin
mümkün bulunmaması, küçük davacı ile ölen sigortalı arasında eylemli ve düzenli bir destek ilişkisi
olduğunun da ispatlanamaması karşısında davacı ...'ın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde
de bir isabetsizlik olmadığı, Mahkemece benimsenen kusur aidiyet ve oranları, ülkenin ekonomik koşulları,
tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın oluş şekli ve tarihi, küçük davacı
...'in kaza tarihindeki yaşı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ... lehine takdir edilen manevi tazminat
miktarının dosya kapsamına uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine
kesin olarak karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili, iş kazası nedeniyle istinaf dilekçe içeriğini tekrarla davalı şirket yönünden husumet
yokluğu sebebiyle davanın reddine karar vermesinin yerinde olmadığını, adı geçen davalının tehlike esasına
dayalı kusursuz sorumluluğu bulunduğunu, ağabeyinin vefatı ile maddi destekten yoksun kalan kardeş adına
tazminat verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı kardeş ... yararına hükmedilen 20.000,00 TL
manevi tazminatın çok az olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri,
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 18 inci maddeleri ile
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4 üncü maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik
sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Dosya içeriğine göre davacılar lehine hükmolunan her bir tazminat hükmünün Bölge Adliye Mahkemesi
karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730 TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından davacıların temyiz
itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_3440.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/3440E. , 2024/8793K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1752 E., 2022/1737K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 34. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/238 E., 2020/54 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalı ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi
üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin
istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında
davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekili
tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön
inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından
hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı ... İnşaat şirketinin asıl ve işveren konumunda
bulunduğu altyapı inşaatında kaynak ustası olarak çalıştığı sırada 23.01.2017 tarihinde üzerine toprak
kütlesi düşmesi neticesi ile göçük altında kaldığını, bu olay sonrası vücudunda kırıklar oluştuğunu, kırıkların
büyük kısmının omurgada olması sebebi ile hayati riskinin ortaya çıktığını, iş kazasının meydana gelmesinde
kusurun davalı işverenlerde olduğunu belirterek 496.651,24 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi
tazminatın ve 500,00 TL tedavi giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... İnş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı şirketin çalışanı olmadığını, bu nedenle
husumet yönünden davanın reddini, iş yerinde iş ve işçi güvenliğine dair tüm tedbirlerin alındığını belirterek
davanın reddini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davalı
... İnşaat-... şirketinin “o 70, diğer davalı ... İnş .A.Ş.'nin “o 30 oranında kusurlu olduğu, davacının ise
kusurunun bulunmadığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının ise W 35,2 olduğu kabulünden hareketle; "
davanın kısmen kabulü ile;
a-) 496.651,24 TL maddi tazminatın 23.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
b-) 15.000,00 TL manevi tazminatın 23.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye talebin reddine,
c-)140,00 TL tedavi giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye
talebin reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin vukarıda tarih ve savısı belirtilen kararına karsı süresi icinde davacı vekili ile davalı
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı
... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf sebepleri olarak özetle;
Davacının 9035,2 maluliyeti sağlık kurulu kararı ile tespit edildiğini hükmedilen manevi tazminat miktarının
yetersiz kaldığını talepleri gibi 50.000- TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek Mahkeme
kararının kaldırılarak manevi tazminatı taleplerini tamamının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... İnş. vekili istinaf sebepleri olarak özetle;
Davacının kendilerinin işçisi olmaması nedeniyle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, olayın meydana
gelmesinde kusurlarının bulunmadığını, meydana gelen iş kazasında kusurun davacıda olduğunu, talep
edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu ve hesap raporunun hatalı olduğunu ve faize hükmedilmesinin
yanlış olduğunu belirterek Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile"... dosya kapsamı birlikte
değerlendirildiğinde davalı ...'un asıl işveren davalı ...'in alt işveren olmakla işçilik alacaklarından müteselsil
sorumludur. Bu nedenle davalı vekilinin husumete yönelik istinaf istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, iş kazasında davacının kusursuz, davalı ... inşaatın “630 diğer davalı ...'in 670 oranında
kusurlu oldukları ve davacının sürekli maluliyet oranının 9635,2 olduğu kabulüyle davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
Davalı vekilince kazanın oluşumunda davalının kusurunun bulunmadığı tüm kusurun davacı işçide olduğu
alınan kusur raporlarının yeterli olmadığı ileri sürülmüştür. Dosya kapsamında kusura yönelik alınan bilirkişi
raporu incelendiğinde davacının kusursuz davalı ... inşaatın Yo030 diğer davalı ...'in 670 oranında kusurlu
oldukları yönünde belirlemeler yapıldığı somut olay değerlendirilirken olayın gelişimi tarafların iş güvenliği
mevzuatı karşısındaki yükümlülükleri alınması gerekli önlemlerin neler oldukları hangi eylemleri ile
taraflarına kusur izafe edildiğinin denetime elverişli şekilde tespit edilmiş olduğu, söz konusu tespitlerin SGK
tarafından yapılan tahkikat raporundaki tespitlerle uyumlu olduğu görülmekle davalı vekilinin kusur oranına
yönelik istinaf talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Davalı vekili, hesap raporunun hatalı olduğunu davacı ücretinin hatalı belirlendiğini ileri sürmüştür.
Taraf iddia ve savunmaları, davacının yaptığı iş ve ünvanı, işyerinin özellikleri, ve emsal ücret araştırma
müzekkere cevapları birlikte değerlendirildiğinde davacı ücretinin net 3.950,00 - TL olarak tespit edilmesin
hatalı olduğu anlaşılmış buna göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve diğer emsal araştırma müzekkereleri
ortalamasına göre belirlenen 20.06.2022 tarihli ek raporda belirtildiği gibi davacı ücretinin net 3.195,63- TL
olarak belirlenmesinin dosya kapsamına usul ve yasaya uygun olduğu bu ücret kabulüne göre yapılan
20.06.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre yapılan hesaplama doğrultusunda karar verilmesi gerektiği, bu
yöndeki davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Davalı vekili, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının hakkaniyet ilkelerine göre yüksek olduğunu, davacı
vekili ise düşük olduğunu ileri sürmüştür.
Türk Borçlar Kanunu 56 ncı madde hükmü gereğince, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar
adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek
bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan
özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç
edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar,
mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi
tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre
değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde
obhioltif Alet'illara afra icahotli hir hirimdea nfectormeoalidir
İmei" İhan - kesinin — bsizikieninzellntilllndi- kökene iiineikikikünekkiyetki
Hakim bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları,
paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli iş görmezlik oranı, işçinin
yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında
caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği gibi, yine 22.06.1996 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararının gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun
manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu açıklamalar sonrasında somut uyuşmazlıkta, davacının söz konusu olay nedeni ile duyduğu manevi
ızdırap, tedavi aşamasında yaşadığı bedensel acılar, ruhsal sıkıntılar nedeni ile Mahkemece manevi
tazminata hükmedilmesi doğru olsa da, tarafların kusur durumları, olayın oluş şekli, ekonomik durumları,
olay tarihinden bu yana işleyecek faiz oranları dikkate alındığında Mahkemece bu ilkeler göz önünde
bulundurularak takdir edilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu ve hükmedilen manevi tazminat
miktarının arttırılması gerektiği kanaati ile davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının yerinde olduğu, davalı
vekilinin manevi tazminatın fahiş olduğu yönündeki istinaf talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla davacı
lehine 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilerek manevi tazminat talebi yönünden
Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Davalı vekilince davacının dilekçesinde ileri sürmediği ve sonradan ıslah yoluyla talep ettiği faiz istemi
neticesinden dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğu ileri sürülmüştür. Dava dilekçesi
incelendiğinde davanın maddi tazminat yönünden belirsiz alacak davası olduğu talep edilen maddi ve
manevi tazminat yönünden faiz talep edilmediği, daha sonra müddebihin belirlenmesi ve faiz talebi
yönünden davanın ıslah edildiği ve faiz miktarlarının harçlarının de hesaplanarak yatırıldığı görülmüştür.
Haksız eylemden doğan tazminat ve bunun faiz borcu herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden
doğar ve istenebilir hale gelir. Davacı vekilinin dava dilekçesinde faiz talep etmemekle birlikte 17.09.2019
tarihli ıslah dilekçesiyle dava konusu tazminatlara kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebi karşısında
Mahkemece dava konusu işçilik alacaklarına kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesinde
usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin yerinde olmadığı
anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen, davacı vekilinin istinaf başvurusunun
ise yerinde olduğu, buna göre İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kısmen usul ve yasaya aykırı olduğu
ve dosyada delillerin toplanmış olmasına göre karardaki hata ve eksikliğin Mahkemesine gönderilmeksizin
dosya üzerinden Dairemizce değerlendirilebileceği sonucuna varıldığından, davacının tespit edilen ücrete
göre maddi tazminata hükmedilmesine ve hükmedilen manevi tazminat miktarının arttırılması gerektiği
kanaati ile davacıya 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilerek maddi ve manevi tazminat
talebi yönünden Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi şeklinde hüküm kurulması, taleplerin
kabul veya red durumuna göre harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin yeniden hesaplanarak
hükümde gösterilmesinin doğru olacağına dair kanaate varıldığından..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf
başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek İlk Derece
Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında :"davanın kısmen kabul, kısmen reddine,
A-) 377.708,69 TL maddi tazminatın 23.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
b-)50.000,00 TL manevi tazminatın 23.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
c-)140,00 TL tedavi giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye
talebin reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A Tamvi3s Yoalıımna Bacutıranlar
“ZN MMM “MYOM
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... İnşaat
Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye
Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep
etmiştir.
Davalı ... firması vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 77 nci maddesi
3. Değerlendirme
1.Mahkeme kararında yazılacak hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesinde
belirtilmiştir. Maddeye göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin,
isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası
altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
2.Öte yandan, kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık,
anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir
uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi
sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm
arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
3.Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp
değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun
şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren,
ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu
hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
4.Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 298/2 nci maddesinde de “Gerekçeli karar, tefhim
edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” şeklinde özellikle düzenlenmiştir.
5.Gerekçe - hüküm çelişkisi, 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararına aykırı olup, salt bu aykırılık bozma sebebidir.
6.Eldeki davada, Bölge Adliye Mahkemesince karar ilamının gerekçesinde davalı ... firması vekilinin istinaf
sebeplerinin kısmen uygun görüldüğü, itirazları doğrultusunda 20.06.2022 tarihli ek hesap raporu aldırıldığı,
anılan hesap raporunda ise davacının maddi zararının İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan
17.06.2019 tarihli kök hesap raporunda hesaplanan maddi zarar miktarı olan 496.651,24 TL'den daha az
hesaplandığı ve alınan 20.06.2022 tarihli hesap raporu doğrultusunda davacının maddi zararının 377.708,69
TL olarak belirlendiği ve anılan raporun İstinaf Mahkemesince dosya kapsamına uygun görülerek İlk Derece
Mahkemesi hükmünün kaldırılması suretiyle davacı lehine 377.708,69 TL maddi tazminata hükmolunduğu
ancak ne var ki karar ilamının hüküm fıkrasında davalı ... firmasının istinaf başvurusunun esastan reddine
karar verildiğinin yazıldığı anlaşılmakla bu suretle de; hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratıldığı ve bu
cekilde infazı kahil hüküm tecic edilmediği acık oldıığıımdan verilen karar icahetciz hilliimmiietiir.
IN ON ON YA Şİ NN A ON NN ON NN IS
7.Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya
aykırı olup bozma nedenidir.
8. O halde, davacı vekili ile davalı ... İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekilinin bu yönleri amaçlayan
temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri
incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekili ve davalı ... nşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz edenlerin sair temyiz
itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_181.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/181€E. , 2024/5658K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2899 E., 2022/2559 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Orhangazi 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/125 E., 2022/443K.
Taraflar arasında iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
başvurularının esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz
şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne
karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler
incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın davalı işçisi iken 11.11.2011 tarihinde iş yeri
çelikhane bölümünde ingot kalıbının üzerine düşmesi sonucu sol bacağından yaralandığını, kaza neticesinde
SGK tarafından 9622 oranında çalışma gücünü kaybettiğinin belirlendiğini, kazanın meydana gelmesinde
işveren davalının kusurlu olduğunu iddia ederek fazlaya ilişkin haklarını saklı kalmak kaydıyla 100,00-TL
maddi, 200.000,00-TL manevi tazminat toplamının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini
215.520,88 TL'ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazada davalı işverenin kusuru bulunmadığını, kaza nedeniyle maddi
kaybının kaza sonrası kendisine daha hafif iş verilerek giderildiğini, davacının maddi kaybının SGK tarafından
yapılan geçici iş göremezlik ödemeleri ile bağlanan maluliyet aylığının peşin sermaye değeri ile
karşılandığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiş ve davanın
Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketine ihbarı talebinde bulumuştur.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında; tüm dosya kapsamı, tarafların
yazılı ve sözlü beyanları, alınan kusura ilişkin 07.11.2017 tarihli bilirkişi raporu ve 28.03.2018 tarihli ek
rapor, 08.07.2019 tarihli hesap bilirkişi raporu, istinaf ilamı sonrasında alınan 06.11.2021 tarihli kök ve
02.04.2022 tarihli ek raporları, maluliyete ilişkin SGK tarafından tanzim edilen rapor bir bütün halinde
değerlendirildiğinde; davacının davalı iş yerinde çalıştığı sırada 11.11.2011 tarihinde iş yerinde ingot
kalıplarına sıcak başlık yerleştirirken bir kalıbın devrilmesi sonucu sol bacağının kalıp altında kalması ve
kırılması suretiyle geçirdiği iş kazası sonucu yaralandığı, bunun sonucunda 928,2 oranında malul kaldığı
anlaşılmıştır. Davacının sürekli iş göremezlik derecesinin “028,2 olduğu, bunun sonucunda hesap
bilirkişisince verilen 02.04.2022 tarihli ek rapora göre, davacının geçirmiş olduğu kazaya ilişkin olarak
737.325,85 TL maddi zararının olduğu anlaşılmış ve davacının asıl davada 215.520,88 TL maddi tazminat
talebine birleşen davada ise talebe bağlı kalınarak 350.000,00 TL maddi tazminat talebinin kabulüne karar
vermek gerekmiştir. Ayrıca olayın oluş şekli, iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin tam kusurlu
olması, davacının çektiği acı, maluliyet oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik
durumları, paranın satın alma gücü, 22.06.1966 tarih 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, MK.'nın
4 üncü mülga 808 sayılı Kanun'un 47 nci maddesi ile 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı
durumları, paranın satın alma gücü, 22.06.1966 tarih 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, MK.'nın
4 üncü mülga 808 sayılı Kanun'un 47 nci maddesi ile 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı
Kanun'un 56 ncı maddesindeki özel haller maddeleri nazara alınarak davacının geçirmiş olduğu kazaya
istinaden 50.000,00TL manevi tazminata hükmedilerek davacının açmış olduğu asıl davanın kısmen
kabulüne dair asıl davada açılan davanın kısmen kabulü ile 215.520,88 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi
tazminatın tazminatın kaza tarihi olan 11.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, birleşen davada taleple bağlı kalınarak 350.000,00 TL maddi
tazminatın kaza tarihi olan 11.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile
davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının düşük
olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davalı şirkete kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu,
bilirkişi raporunda davacının pasif devre kazancının hesaplanması ve TRH 2010 tablosunun baz alınarak
hesaplama yapılmasını kabul etmediklerini, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri
sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacı vekilinin istinaf
başvurusu yönünden yapılan incelemede; tarafların kabul edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları,
tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın oluş şekli, işgöremezlik oranı, olay
tarihi dikkate alındığında Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarı dosya kapsamına uygun
olduğundan davacının buna ilişkin istinaf nedeni de yerinde görülmediğini, davalı vekilinin istinaf başvurusu
yönünden yapılan incelemede; Mahkemece hükme esas alınan 07.11.2017 tarihli asıl, 28.03.2018 tarihli ek
kusur raporlarının, iş kazasının meydana geldiği alandan seçilen ve aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği
uzmanı olan bilirkişiler tarafından ve kaza tarihi itibarıyla uygulanması gerekli 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77
inci maddesi ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenlendikleri, gerekçeli, hüküm tesisine elverişli
ve yeterli oldukları, kusur oranlarının dayanakları belirtilmek suretiyle tespit edildiği anlaşıldığından
Mahkemece kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin “5100 oranında kusurlu bulunduklarının
kabulünde isabetsizlik görülmediğini, somut olayda, maddi tazminat miktarının tespiti için alınan 06.11.2021
tarihli asıl, 02.04.2022 tarihli ek bilirkişi raporunun, yasal düzenlemeler ile yerleşik yargısal kararlara uygun,
gerekçeli ve hüküm kurmaya yeterli olduğu anlaşıldığından davalının maddi tazminatın hesaplanmasına
yönelik istinaf nedenleri de yerinde görülmediğini, tarafların kabul edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik
koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın oluş şekli, işgöremezlik
oranı, olay tarihi dikkate alındığında Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarı dosya kapsamına
uygun olduğundan davalının buna ilişkin istinaf nedeni de yerinde görülmediği gerekçeleriyle tarafların
istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-1 b maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz
başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararda fazlaya ilişkin talep hakkının saklı tutulduğunun
belirtilmemesinin hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının da çok az olduğunu beyanla
kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili vekili temyiz dilekçesinde özetle; birleşen davanın derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini,
olayda müvekkiline atfedilecek bir kusur olmadığı gibi olayda kaçınılmazlığın değerlendirilmemesinin de
hatalı olduğunu, davacının yapacağı işle ilgili eğitim almış olduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği kapsamında her
türlü tedbir ve eğitimin de iş yerinde alındığını, sürekli iş göremezlik oranı 960 altında olduğundan pasif
devrenin hesaptan dışlanması gerektiğini, davacı vekilinin bakiye ömrü tablosu kapsamında herhangi bir
itirazı ve istemi olmadığı gibi Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararında da bu yönde bir gerekçeye işaret
edilmemesine karşın TRH 2010 tablosu üzerinden hesap yapılmasının taleple bağlılık ve usuli kazanılmış
hakka aykırı olduğunu, pasif devrede asgari ücretin dikkate alınmadığını ve asgari geçi indiriminin hesaba
eklenmemesi gerektiğini, manevi tazminat fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi
tazminat istemine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu
maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi,
"Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri ile
giderek aynı Kanun'un 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun
2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 ve 420
inci maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı
Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından
iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi ile İş Sağlığı ve Güvenliği
Tüzüğü maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
A)Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik
sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 08.11.2022 karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kesinlik sınırının
107.090,00 TL olup manevi tazminat hükmünün maddi tazminat hükmünden bağımsız bir dava olarak
değerlendirildiğinde, hükmedilen 50.000 TL tutarındaki tazminatın kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla,
davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek
gerekmiştir.
B) Davacı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle sürekli iş göremezlik oranı ile olayın
gerçekleşmesindeki kusur durumuna göre manevi tazminat miktarının dosya kapsamı ile dairemizce
benimsenen ilkelere uygun olmasına göre Bölge Adliye Mahkemesi kararı gerekçesinde açıklanan sebeplerin
de bu kapsamda yerinde olduğu dikkate alınarak, davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü
nedenlerin, manevi tazminat hükmüyle ilgili kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş olması
gözetilerek,manevi tazminat hükmüne yönelik davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün
OllanıMasılla Kaldi VEİİMEK Ger eKiTişLir,
C) Davacı ve davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle kusur oran ve aidiyetinin dosya içeriği ile dairemizce
benimsenen ilkelere uygun olmasına göre davacı ve davalı vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı
dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.6100 sayılı HMK'nın 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi
gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da
hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye
başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında
ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun'un
281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta
içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar
hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Mahkemeden talep
edebilirler.(Ek ocümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde
hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine
bu süre içinde Mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya
mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır.
3.Bilindiği üzere HMK'nın 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Usul Ekonomisi
İlkesine göre de Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz
gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
4.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E.-2021/111 K. sayılı ilamında da
açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden)
taraf lehine usuli kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine
yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine
olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf
lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan, Mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir.
(Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)"
5.Somut olayda, sigortalının tazminini talep ettiği maddi zararın hesap bilirkişi marifetiyle hesaplanmasının
bir yönüyle teknik hesap ilkelerini gerektirici bir konu olduğu ve Mahkemece de bu kapsamda hesap
bilirkişiden rapor alınması yoluna gidildiği, bu kapsamda tazminat alacaklarının tespitine yönelik 08.07.2019
alınan PMF 1931 tablosuna yönelik itirazının olmadığı, Mahkemece verilen 23.10.2019 tarihli ilk kararı
istinafında da bakiye ömür tablosuna yönelik bir itirazının olmadığı, Bölge Adliye Mahkemesi kararından
sonra alınan ve davacı itirazının bulunduğu 06.11.2021 tarihli hesap raporuyla hükme esas alınan
02.04.2022 tarihli hesap raporunda ise davacının itiraz sebepleri aşılmak suretiyle bakiye ömür tablosu
olarak TRH 2010 tablosunun dikkate alınmış olduğu, davalı vekilinin anılan raporun dikkate alınmasının
lehlerine oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı olduğunu ileri sürerek itiraz ettiği anlaşılmaktadır.
6.Bu açıklamalar doğrultusunda Dairemizce maddi tazminat hesabında bakiye ömür tespitinde "TRH 2010"
tablosu esas alınmakta ise de, iş bu dava dosyası kapsamında ilkin PMF 1931 tablosunun esas alındığı ve
davacı vekilinin anılan bakiye ömür tablosuna itirazının bulunmadığı anlaşılmakla, davalı taraf lehine oluşan
usuli kazanılmış hak okapsamında, hükme esas alınan 02.04.2022 tarihli hesap raporuna PMF 1931
tablosuna göre tespit edilmiş olan bakiye ömür süresi uygulanarak (ve bozmadan sonra yürürlüğe giren
asgari ücret değişiklikleri rapora yansıtılmadan) davacının hak edeceği maddi tazminat alacağının
hesaplanması gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
7.Öte yandan kabule göre de Mahkemece verilen kararda davacının bakiye maddi tazminat alacağının
hulunmnduğu kararın aerekrcecinde aöscterilmekle heraher kararın hiülkülm kısmında fazlava iliskin talan hakkının
e İİ” a 1” www neye yn eyw
saklı tutulduğunun belirtilmemiş olması da hatalı olmuştur.
8.0 halde, davacı ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve maddi
tazminat hükmü ile ilgili istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan
kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2. Davacı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının reddiyle 6100 sayılı Kanun'un 370
inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları nedeniyle İlk Derece
Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
4. İlk Derece Mahkemesi kararının maddi tazminat hükmü yönünden BOZULMASINA,
5. Manevi tazminat hükmünün onanması nedeniyle davacı tarafından yatırılan peşin temyiz karar ve ilam
harcının mahsubu ile aşağıda dökümü yapılan bakiye temyiz karar ve ilam harcının davacıdan tahsiline,
6. Maddi tazminat hükmünün bozulması nedeniyle davalı tarafça yatırılan peşin temyiz karar ve ilam
harcının istem halinde kendisine iadesine,
7. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_947.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/947E. , 2024/5662K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/255 E., 2022/1731kK.
KARAR : Davalı yönünden red, davacı yönünden kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. İş Mahkemesi
SAYISI : 2009/800 E., 2018/471 K.
Taraflar arasında, iş kazasından tazminat istemine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkında kısmen
kabule dair verdiği kararın Dairemizce bozulması üzerine bozma ilamına uyularak Bölge Adliye
Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine davacının istinaf başvurusunun kabulü
ile yeniden esas hakkında kısmen kabul ve kısmen redde dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği, davacı
vekili tarafından cevapla katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ...
tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar
tespit edildi.
I. DAVA
Davacı vekili, 01.10.2009 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 07.12.2006 tarihinde iş kazası
geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı olmak üzere 1.000 TL maddi ve 70.000 TL manevi
tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş,
05.12.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle; maddi tazminat istemini 146.000 TL olarak artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; kazada kusurun davacıya ait olduğunu, müvekkilinin kusuru
bulunmamasına rağmen davacıyı hastaneye götürerek tüm tedavi masraflarını karşıladığını, maddi ve
manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar
verilmesini talep etmiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.11.2018 tarih ve 2009/800 Esas - 2018/471 Karar sayılı ilamıyla; davacının,
olay günü, işi olan plastik enjeksiyon makinesinde çalışırken, makine içine sıkışmış olan malzemeyi sağ eline
aldığı pense ile çıkardığı, akabinde sol eline almaya çalışırken makinenin çalıştırma düğmesine dokunduğu,
harekete geçen makinenin kalıbının çalışarak kapandığı, bu şekilde davacının kalıplar arasında kalan Sol eli
işaret parmağını yaralandığı, bilirkişi raporuna göre davalı işverenin Y670, davacının Y630 kusurlu olduğunun
tespit edildiği, sürekli iş göremezlik oranının “529,2 olarak kesinleştiği, maddi tazminat alacağının bilirkişi
marifetiyle hesaplatıldığı, manevi tazminat miktarının da hakkaniyete göre belirlendiği belirtilerek; davacının
maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 123.678,70 TL maddi ve 45.000,00 TL manevi tazminatın kaza
tarihi olan 07.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine
karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından
istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 30.06.2020 tarih ve 2019/956 E- 2020/1116 K sayılı ilamında özetle; kusur
raporundaki değerlendirmelerin oluşa, dosya kapsamına ve iş güvenliği mevzuatına uygun olduğu kanaatine
varıldığından, taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf başvurularının reddine karar verildiği, davacı tarafça
“629,2 oranındaki sürekli iş göremezlik oranına itiraz edilmediğinden bu oranın davalı yönünden usulü
varıldığından, taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf başvurularının reddine karar verildiği, davacı tarafça
“629,2 oranındaki sürekli iş göremezlik oranına itiraz edilmediğinden bu oranın davalı yönünden usulü
kazanılmış hak oluşturduğu açık olup Mahkemece sürekli iş göremezlik oranın “629,2 olarak kabul
edilmesinde herhangi bir isabetsizlik olmadığı, manevi tazminat miktarının yerinde olduğunu, davacı vekili,
müvekkili evli ve çocuklu olduğu halde maddi tazminat hesabında bekar çalışanlar için geçerli olan asgari
geçim indirimi miktarının hesaplamaya esas alınmasının hatalı olduğunu ileri sürdüğü, UYAP üzerinden
davacının aile nüfus kayıt tablosu dosya içerisi alınmış olup anılan kayıtlara göre davacının evli ve 1 çocuklu
olduğunun anlaşıldığı, davacı evli ve 1 çocuklu olmasına rağmen bekar çalışan işçiler için geçerli olan asgari
geçim indirimi ücreti eklenerek maddi tazminat hesabı yapılması hatalı olduğundan davacı vekilinin bu
husustaki istinafının yerinde olduğu sonuç ve kanaatine varılarak bilirkişiden ek rapor alındığı, alınan
27.03.2020 tarihli ek bilirkişi raporundaki maddi tazminat hesabı dosya kapsamına uygun olduğundan
Dairece benimsenerek; davalı tarafın ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden reddine, davacı
tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kısmen kabulü ile 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına;
davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 126.182,96 TL 'nin kaza tarihi olan 07.12.2006
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin
reddine, Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 45.000,00 TL 'nin kaza tarihi olan
07.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya
ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI VE BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
A. Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuş, Dairemizin 02.11.2021 tarih ve 2020/9713 E- 2021/13292 K sayılı ilamında özetle; "Somut
olayda, davacı sigortalının davalıya ait işyerinde enjeksiyon preste çalışırken iş kazası geçirdiği, tek iş
güvenliği uzmanından alınan her iki raporda da davalı işverene 970 ve davacı sigortalıya 9630 oranında
kusur verilmiş ise de; kusur raporlarında olayın tam olarak ne şekilde meydana geldiğinin ortaya
konulmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan davacı işçinin imzasını taşıyan iş kazası tutanağında da “işçinin
makineyi otomatiğe aldığını, makine otomatikteyken içinde ürün var mı diye operasyon bölgesini açtığını,
manivela kullanmayı unuttuğunu ve operasyon bölgesini eliyle kontrol ederken kazanın gerçekleştiğini”
beyan eder şekilde tespitin yer aldığı gözetilerek, iş bu tutanak altında imzaları bulunan davacı ve
tanıklardan tutanağa karşı diyecekleri sorulmak bu surette kazanın ne şekilde meydana geldiğini açıklığa
kavuşturduktan sonra, işverenin işyerinde hangi önlemleri aldığı hangi önlemleri almadığı noktasında somut
tespitlere yer verecek şekilde A sınıf iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak üçlü heyetten kusur
raporu almak, davacının iş bu kararı temyiz etmemesi nedeniyle davalı lehine davacının 30 düzeyindeki
kusur oranı üzerinden oluşan usuli kazanılmış hakkı da gözeterek kusur oranlarının aidiyetini belirlemek
suretiyle sonucuna göre tazminat miktarları noktasında davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek
sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir." gerekçeleriyle davalı vekilinin sair temyiz itirazları
incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Son Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.11.2022 tarih ve 2022/255 E- 2022/1731 K sayılı ilamıyla; işverence kazanın
önlenmesine yönelik olarak enjeksiyon preste mekanik koruyucu (mekanik durdurucu) yapılmadığı,
herhangi bir nedenle elle müdahale ile sürgülü koruyucu kapağı açmak gerektiğinde veya svicleri temas
veya arıza vs. kalıp hareket ettiğinde, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 180 inci maddesinde belirtildiği
şekilde kalıpların her durumda kapanmasına imkan vermeyen mekanik durdurucu tertibatı konulmadığı veya
teknolojik gelişmelerin gereği olarak mekanik durdurucu olan makinelerin kullandırılmadığı, koruyucu kapak
açıkken kalıbın hareketine izin vermeyecek şekilde, kazalının el, kol ve gövdesi ile devrede olan fotoselli
durdurucu konularak kazanın önlenebilmesi mümkün iken işverence bu yönde herhangi bir tedbir
alınmadığı, sürgülü kapağın ön tarafında ve arka tarafında kapağın hareketi ile devreye giren iki ayrı svic
yer alması halinde sürgülü kapak ön svicten kurtulduğunda makinenin kapanmayacağı, sürgülü kapak arka
svicten kurtulup ön svice temas edince hareketli kalıp kapanışı gerçekleşecek durumda olması gerektiği,
makinenin ön tarafına konulan svicin kaza ile dokunulamayacak şekilde en uygun yerde konumlandırılmış
olması gerektiği, işverence kazanın önlenmesine yönelik bu hususlardaki yeterli tedbirlerin alınmadığı, yine
ilave durdurucuların olmadığı durumda , makine şalterinden kapatılıp sıkışan malzemenin alınması gerektiği
Hemel Si semiensa mama Üzel Şemle sopilksili; aa meekinin sz smmm senn Semimi sl, Üsun oamisismmenlsidel mi Ürenmeekne inn selin sen nmün ene sl ei
MI İLİ Lİ yy Yİ İİ OY e YERLİ VALİ İLANA AAA DAN AA ği DA PALA DALİN A ADA a anına
kusurlu olduğu, davacı işçinin ise, olay tarihinde 35 yaşında olup mesleki tecrübesi itibariyle, koruyucu
kapak açıkken kalıbın kapanma durumunda elinin arada kalabileceğini öngörmesi ve kalıbın hareketini
sağlayan svice temas etmemek için dikkatli ve özenli davranması, kapanış başladığında hızla elini çekip sol
el parmağını kurtarması gerektiği halde davacı işçinin bu hususlarda tedbirsiz davrandığı, bu nedenle
kazanın oluşumunda kusurunun bulunduğu, olay tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı Kanun'un 77 nci
maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde
uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin,
işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan
önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyetini ve
oranını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptadığından kusur raporundaki davacı
işçinin 9030 oranında, davalı işveren ise 9070 oranında kusurlu olduğuna yönelik değerlendirmelerin oluşa,
dosya kapsamına ve iş güvenliği mevzuatına uygun olduğu kanaatine varılmış ve taraf vekillerinin bu
yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, diğer istinaf sebepleri ile ilgili olarak önceki Bölge
Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelerle; davalı tarafın ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde
görülmediğinden reddine, davacı tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kısmen kabulü
ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi
kararının kaldırılmasına; davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 126.182,96 TL'nin kaza tarihi
olan 07.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 45.000,00 TL'nin kaza
tarihi olan 07.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
fazlaya ilişkin talebin reddine; istinaf karar harcı bakımından Harçlar Kanunu'nun Mahkeme harçlarını
düzenleyen I. Tarife, A-3-e bendi gereği alınması gerekli 80,70 TL harçtan peşin alınan 44,40 TL harcın
mahsubu ile 36,30 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcı bakımından
Harçlar Kanunu'nun Mahkeme harçlarını düzenleyen I. Tarife, A-3-e bendi gereği alınması gerekli 11.693,51
TL harçtan peşin alınan 2.880,90 TL harcın mahsubu ile 8.812,61 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir
kaydına, istinaf yargılaması duruşmalı olarak yapıldığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısım
ikinci bölüm 17/c maddesi gereğince istinafa başvuran davacı vekili için hesap olunan 11.000,00 TL vekalet
ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, istinaf yargılaması duruşmalı olarak yapıldığından
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısım ikinci bölüm 17/c maddesi gereğince istinafa başvuran davacı
vekilinin istinaf başvurusu kısmen reddedildiğinden davalı vekili için hesap olunan 11.000,00 TL vekalet
ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile katılma yoluyla
davacı vekilinin temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmıştır.
B.Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili temyiz sebepleri olarak özetle; davacının uzun süreden beri makinede çalıştığını beyan etmesi
nedeniyle usta olarak işe alındığını, tanık ... ve ... beyanlarına göre davacının makinenin bozuk olduğunu
bildiği halde çalıştırdığını ve bu hususu beyanlarında da dile getirdiği, bu durum müvekkillin bu kazanın
meydana gelmesinde kusurunun olmadığını izah ettiği, ayrıca davacı beyanlarında kendi hatasından dolayı
kazanın meydan geldiğini beyan etmiş tanık ustabaşı ... da, bu beyanı imzaladığını, müvekkilinin yardımda
bulunduğunu kazadan sonra 13.09.2011 tarihine kadar işyerinde çalıştığını, davacının ise ikinci bir iş kazası
geçirdiğini iddia ederek işi terk ettiğini, tedavi masraflarının müvekkilince karşılandığını, maddi ve manevi
tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, rücu davasında müvekkilinden tahsil edilen miktar gözetildiğinde
davacının davacının zararının giderildiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddedilmiş
olmasına karşın Bölge Adliye Mahkemesi yargılamasına katılmayan davalı vekili nedeniyle lehine istinaf
vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğunu, kusurun tamamının davalıya ait olduğunu, tutanağın geçersiz
olduğunun tanık beyanları ile ortaya konulduğunu, ilk karardan sonra değişen asgari ücretlerin dikkate
alınarak hesap raporu düzenlenmesi gerektiğini, bilmeyen dönemde gerçekleşen bu değişiklik yönünden
davalı lehine usuli kazanılmış hakkın doğmayacağını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat
istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371
inci maddeleri, "Tazminat sorumluluğu ve miktarının tespiti" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de
gözetilerek yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun'un 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı
Kanun'un 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci
maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 ve 420 nci maddesi
hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile iş kazasının SGK
yönünden sonuçları" açısından 506 sayılı Kanun maddeleri ile Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel
Kurulunun 28.06.1976 gün, 1976/6-4 sayılı Kararı, "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler"
açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci
maddesi ile 04.12.1973 tarih ve 7/7583 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlükte bulunan İşçi Sağlığı ve İş
Güvenliği Tüzüğü maddeleri, "usuli kazanılmış hak" açısından 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı ve 09.05.1960
gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarıdır.
3. Değerlendirme
A) Manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik
sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Somut olayda davacı vekilinin müvekkili lehine 70.000,00 TL'lik manevi tazminatın hüküm altına
alınmasını talep ettiği, Bölge Adiye Mahkemesinin bozma ilamına uyarak vermiş olduğu son kararda 45.000
TL'lik manevi tazminatın kabulüne karar verildiği, karar tarihi itibariyle kesinlik sınırının 107.090,00 TL olup
hüküm altına alınan ve reddolan manevi tazminatın maddi tazminat hükmünden bağımsız olarak kesinlik
sınırı altında kaldığı anlaşılmakla temyiz itirazlarının kesinlikten reddine karar verilmiştir.
B) Maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelerle uyulmasına karar verilen bozma kararı kapsamında usuli kazanılmış
hak teşkil eden yönlerin yeniden incelenerek bozma sebebi yapılamayacak olmasına göre davalı vekilinin
tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde
görülmemiştir
2. 6100 sayılı HMK'nın 326 ncı maddesinde;Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine
hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa,
mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı, aleyhine hüküm verilenler
birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu
tutulmalarına da karar verebileceği düzenleme altına alınmıştır.
3. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusu maddi tazminatın hesabı
noktasından kısmen de olsa kabul edilmekle davacının istinaf başvurusunda haklı olduğunun anlaşılması
nedeniyle istinaf başvurusuna ilişkin yatırdığı peşin harcın iadesi, ayrıca davalının istinaf başvurusunun
esastan reddedilmiş olması nedeniyle davalı lehine istinaf vekalet ücreti takdir edilmemesi gerekirken, hatalı
değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Oo © balda LLM mm 240 sima —adeaci İyameamımımda İyamıımıım ammasaşilai İkiiiymatlima asliye aReriilam İhiientelan ila
ır. KA ep IM EK LİMIi JÇ LZ MANIYMA İİİ. )İ Myo Mİİ Ni iii İİİ AŞINI PİLAFNSININAIIN. aynı! gın İM İdi NİN
davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar
bozulmalıdır.
10. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi
kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı ve davalı vekillerinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2.Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise sair temyiz itirazları reddedilerek maddi tazminat hükmü
yönünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin 15.11.2022 tarih ve 2022/255 E-1731 K
sayılı kararının hüküm fıkrasında;
a) 11 nolu bendin silinerek yerine; "11-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü nedeniyle
davacı tarafça yatırılan peşin istinaf karar ve ilam harcının istem halinde davacıya verilmesine" ibaresinin
yazılmasına,
b) 14 nolu bendin silinerek hükümden çıkartılmasına takip eden numaraların bu numaradan devamla
teselsül ettirilmesine hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3.Aşağıda dökümü yapılan harcın davalıdan tahsiline,
4.Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_10121.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/10121€E. , 2024/5783K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1474 E., 2022/729 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 28. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/82 E., 2020/407 K.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön
incelemede; davaya konu olayla ilgili Ankara 1. İş Mahkemesinin 2013/681 Esas sayılı dava dosyasının (tüm
safahati ile birlikte), dava dışı kurumda bulunan davacının şahsi sigortalılık sicil dosyasının, davaya konu
kazanın meydana geldiği işle alakalı davalı şirket, ihbar olunan şirket ve dava dışı Roketsan ... A.Ş arasında
imzalanan tüm sözleşmelerin ve adı geçen şirketlere ait kurumda bulunan işveren dosyalarının
incelenmesinin gerektiği görülmüştür.
Bu itibarla sözü geçen eksiklikler (anılan dosyaların -içindeki tüm kayıtlar ile birlikte- tamamının eksiksiz
olarak UYAP ortamından gönderilmesi) giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın
Daireye gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ
ÇEVRİLMESİNE,
23.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2022_9408.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/9408E., 2024/5975K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2743 Esas, 2020/3144 Karar
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red, Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/134 Esas, 2020/318 Karar
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili ile davalı ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge
Adliye Mahkemesince davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti.'nin
istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz
edilmek ve de temyiz eden taraf vekilleri tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya
tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma taleplerinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için
05.04.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz
eden davacılar adına Av. ... Baysal ve duruşmalı temyiz eden davalı ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti. adına Av....
geldiler. Diğer davalı adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları
dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar
verilmişti. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor
dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili özetle; müvekkillerinin murisinin iş kazasında vefat ettiğini, kazanın oluşumunda davalı
işveren ... Petrol şirketinin kusurlu olduğunu ileri sürerek işveren ve sigorta şirketine karşı açtığı asıl dava
dosyasında eş Makbule için 35.000,00 TL maddi, çocuk ... için 8.000,00 TL maddi, çocuk ... için 12.000,00
TL maddi, çocuk Busenur için 25.000,00 TL maddi tazminat, sadece davalı işveren ... Petrol şirketine karşı
açtığı birleşen dava dosyasında eş için 15.000,00 TL manevi, çocuk ... için 10.000,00 TL manevi, çocuk ...
için 10.000,00 TL manevi, çocuk Busenur için 15.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava
etmiştir.
Davacılar vekili 10.12.2013 tarihli ıslah dilekçesinde eşin maddi tazminat istemini davalı ... şirketi yönünden
88.619.28 TL'ye, davalı işveren şirket yönünden 66.464,46 TL'ye, çocuk Busenur'un maddi tazminat istemini
davalı ... şirketi yönünden 29.541,62 TL'ye arttırdığı, davalı işveren şirket yönünden 22.156,22 TL'ye
daralttığı, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra mahkemece yeni bir hesap raporu
alınmasından sonra davacılar vekili 23.08.2020 tarihli ikinci ıslah dilekçesi ile davacı eşin maddi tazminat
istemini her iki davalı yönünden 125.413,92 TL'ye, çocuk Busenur'un maddi tazminat istemini 37.143,72
TL'ye arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalılar özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 03.05.2018 tarih, 2010/286 Esas, 2018/136 karar sayılı kararıyla asıl dava
dosyasında çocuk ...'in maddi tazminat isteminin reddine, eş lehine 35.591,96 TL maddi, çocuk Busenur
lehine 11.831,26 TL maddi, çocuk ... lehine 1.247,80 TL maddi tazminat ödenmesine, birleşen dava
dosyasında eş ve çocuk Busenur lehine 10.000,00'er TL manevi, çocuklar ... ve ... lehine 6.000,00'er TL
lehine 11.831,26 TL maddi, çocuk ... lehine 1.247,80 TL maddi tazminat ödenmesine, birleşen dava
dosyasında eş ve çocuk Busenur lehine 10.000,00'er TL manevi, çocuklar ... ve ... lehine 6.000,00'er TL
manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin 03.05.2018 tarihli bu ilk kararına karşı taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge
Adliye Mahkemesinin 30.01.2020 tarih, 2018/3405 Esas, 2020/109 Karar sayılı kararı ile 01.02.2018 tarihli
adli tıp genişletilmiş uzmanlar komisyonu tarafından düzenlenen raporda davacıların murisi ... sürücü ...'in
“625 oranında kusurlu olduğu, aracın lastiğinin patlamış olmasının sürücü ve davalı işveren tarafından
önceden öngörüsü olmayan teknik arıza mahiyetinde bir husus olup olayın oluşu üzerinde “075 oranında
etken olduğu, davalı firmanın kusursuz olduğunun belirtildiği, gerekçeli ve denetime elverişli şekilde
düzenlenen bu raporun dosya içeriğine uygun bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi tarafından dosyada alınan
05.10.2013 tarihli hesap raporuna göre davacılar lehine maddi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğu,
dosyanın iş kazalarında uzman aktüerya hesap bilirkişisine tevdii edilerek maddi tazminat konusunda güncel
hesap raporu alınması gerektiğinden bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı
veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 01.10.2020 tarih, 2020/134 Esas, 2020/318 Karar sayılı kararı ile asıl dava
dosyasında eş lehine 125.413,92 TL maddi, çocuk ... lehine 5.619,90 TL maddi, çocuk Busenur lehine
37.143,72 TL maddi, çocuk ... lehine 1.878,41 TL maddi tazminat ile birleşen dava dosyasında eş ve çocuk
Busenur lehine 10.000,00'er TL manevi, çocuklar ... ve ... lehine 6.000,00'er TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin 01.10.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı ... Petrol ve
Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken
kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacı tarafça 10.12.2013 tarihli dilekçe ile
ıslah hakkını kullandığını, ikinci ıslah dilekçesinin yasal olarak kabulünün mümkün olmadığını, maddi
tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, mahkemenin kaçınılmazlık ve kusura yönelik tespitlerinin hatalı
olduğunu, davacılar murisinin ağır ve bağışlanamaz kusuru sonucu kazanın meydana geldiğini, mahkeme
tespitinin aksine kazanın meydana gelmesine araç lastiğinin patlamasının sebebiyet vermediğini, aksine
aracın lastiğinin kaza sonucunda ve kaza nedeniyle patladığını, kazanın asıl ve tek nedeninin davacılar
murisinin yasal düzenlemelere aykırı olarak, dikkatsiz, özensiz ve talimatlara aykırı araç kullanması ve hız
limitlerini ihlali neticesinde direksiyon hakimiyetini kaybetmesi olduğunu, mahkeme tespitlerinin dosya
kapsamına uygun olmadığını ve maddi gerçekliğe uygun olarak İstanbul Teknik Üniversitesinden yeni bir
bilirkişi raporu alınmak suretiyle hüküm tesis edilmesi gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi hesap
raporunda davacı eş ...in evlenme ihtimaline dair yapılan tespitin hatalı olduğunu, tazminat hesabı
yapılırken anne ve baba payının da hesaba dahil edilmesi ve payların dolayısıyla tazminat miktarlarının buna
göre belirlenmesinin zaruri olduğunu, davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu,
hüküm altına alınan tutarın fahiş olup faiz yürütülmesinin de mümkün olmadığını ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz incelemesine konu 28.12.2020 tarih, 2020/2743 Esas, 2020/3144 Karar
sayılı kararı ile davacıların istinaf başvurularının esastan reddine, davalı ... Petrol şirketinin istinaf
başvurusunun aynı davada ancak bir kez ıslah işlemi yapılabileceği, davacılar vekilinin verdiği ikinci ıslah
dilekçesinin sonuç doğurmayacağından bahisle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl
dava dosyasında davacı eşin maddi zararının 125.413,92 TL olduğunun tespiti ile taleple bağlı kalınarak eş
lehine 88.619.28 TL maddi, çocuk Busenur'un maddi zararının 37.143,72 TL olduğunun tespiti ile taleple
bağlı kalınarak adı geçen davacı çocuk lehine 29.541,62 TL maddi, çocuk ... lehine 5.619,90 TL maddi,
çocuk ... lehine 1.878,41 TL maddi tazminat ödenmesine, birleşen dava dosyasında eş ve çocuk Busenur
lehine 10.000,00'er TL manevi, çocuklar ... ve... lehine 6.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı ... Petrol
ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesinin ikinci ıslah yapılamayacağından
bahisle İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırmasının hatalı olduğunu, davalı ... şirketinin İlk Derece
Mahkemesinin ikinci kararını istinaf etmediğinden adı geçen davalının da BAM kaldırmasından
yararlandırılmasının hatalı olduğunu, karar verilen tazminatlar yönünden her bir müvekkili için ayrı ayrı
vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken tek vekalet ücreti takdir edilmesi yasaya aykırı olduğunu ileri
sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle, yerel mahkemenin ve istinaf
mahkemesinin kaçınılmazlık ve kusura yönelik tespitlerinin hatalı olduğunu, bir olayın kaçınılmazlık olarak
değerlendirilebilmesi için bilimsel ve teknik anlamda gerekli tüm önlemler alınmış olmasına rağmen olayın
önlenmesinin mümkün olmaması gerektiğini, oysa davaya konu kazanın davacılar murisinin ağır ve
bağışlanamaz kusuru sonucu meydana geldiğini, bu durumun müvekkili şirketin sorumluluğuna gidilmesi
anlamında illiyet bağını kestiğini, dosyada mevcut 01.02.2018 tarihli ATK raporunda açıkça meydana gelen
kazada müvekkili işverene atfedilebilecek bir kusurun mevcut olmadığının ifade edildiğini, müvekkilinin
üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğinin dosya kapsamı ile de sabit olduğunu, davacılar
murisinin trafik kurallarını ihlal ederek aracın hızını mevzuatta belirtilen hız limitlerinin üzerinde seyrettirmiş
ve hakimiyetini kaybederek söz konusu kazanın meydana gelmesine neden olduğunu, bu anlamda kazanın
işverenin herhangi bir şekilde sorumluluğuna delalet edecek bir illiyet olmaksızın gerçekleştiğinin sabit
olduğunu, Yerel Mahkemenin ve bölge adliye mahkemesinin tespitlerinin aksine kazanın meydana gelmesine
kesinlikle araç lastiğinin patlamasının sebebiyet vermediğini, aksine aracın lastiğinin kaza sonucunda ve
kaza nedeniyle patladığını, davacılar murisinin kullanmakta olduğu aracın müvekkili şirket tarafından uydu
cihazları ile takip edildiğini, dosyaya müvekkili tarafından da ibraz edilen bu kayıtlardan, davacılar murisinin
kaza anında 112 km. hızla seyrettiğinin tespit edildiğini, bu hıza da birden bire çıktığını, ölen sürücünün
vitesi boşa alarak seyretmek istediğini, vites boşta olduğu için aracın ani hızlandığını ve sürücünün kontrolü
kaybettiğinin bu kayıtlardan da anlaşıldığını, araç sürücüsünün yüklü olarak bu hızla seyredebilmesi için araç
vitesini boşa almış olmasının gerektiğini, aksi halde aracın bu hıza ulaşamayacağını, aracın vitesinin boşa
alınması ve birden hızlanması neticesi direksiyon hakimiyetinin zorlaşacağını, sürücünün yapmaması
gerektiği halde vitesi boşa alarak aracın birden hızlanmasına, araç hakimiyetinin zorlaşmasına neden olarak
kazaya sebebiyet verdiğini, dosyaya ibraz edilen bakım belgelerinden, davacılar murisinin kullandığı aracın
seferi öncesinde tüm bakımlarının yapılıp şoföre teslim edildiğinin, lastiğin yeni bir lastik olup, evsafının
uygun olduğunun da belirgin olduğunu, bu hususun bilirkişi kurulu ve istinaf mahkemesi tarafından da kabul
edilmediğini, müvekkili şirkete ait 06 GRN 52 plakalı çekici aracındaki patlayan sağ ön lastiğin Hankook
marka olup Nisan 2008 de değiştirilen lastiklerin 2 yıl garanti süresi bulunduğunu, garanti belgesinde
lastiğin diş kalınlığının 1.6 mm düşünceye kadar ömrü olduğunun belirtildiğini, olay sonrasında yapılan
ölçümlerde diş kalınlığın 12 mm olduğu, kaza tarihinin 10.10.2008 olduğu ve 5-6 aylık zaman diliminde
lastik ömrünün menfi, olumsuz yönde etkisinin olamayacağını, araçtaki sağ ön teker patlamasının olay
öncesi kendiliğinden patlamadığı aksine sürücü ...'in dalgın, hatalı araç kullanımı ile sağ ön tekeri ile yol
korkuluklarına çarpması ve aldığı darbe sonucu sağ ön lastikte enine doğru yarılmış olması, lastik ve
zemindeki S şekilindeki fren izleri, korkuluklarda oluşan hasarın lastiğin önceden değil korkuluklara çarpma
sonucu patladığının raporda açıkça tespit edildiğini, kazaya ilişkin olarak araç bakımından sorumlu usta ...
Söğütözünün ceza dava dosyasında kusursuz bulunarak beraat ettiğini, müvekkili şirketin kusursuz
olduğunu ve bakım yükümlülüğünü ihlal etmediğini, buna karşılık davacılar murisinin hız limitleri üzerinde
seyrettiğinin Yargıtay 12. Ceza Dairesi Bozma ilamı ve Nizip 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile de sabit
olduğunu, Yargıtay 12. Ceza Dairesi bozma ilamında kaza anında davacılar murisinin hız limitlerinin üzerinde
seyrettiği ve kazanın meydana gelmesinin asli unsurunun hız limitlerinin aşılması olduğunun kesin olarak
tespit edildiğini, buna rağmen bilirkişi kurulu tarafından sadece trafik kazası tespit tutanağı ve tanık
havsamnlam aaaa alımanni, İyasamın aeali marlamimin auaaın İmabilimimn mablamımanaı alanmai, İyaiaıl adilmacinin habalı
he) baakikkhekikilllkk den dilkekikkikhekikekilllkbekerikiikendiiilkkieeeviiiöiiiilkeikeineiöilkkendei— kekilli ahhetikhendillinhekikeiilllendetilllkretiiikiendeiiiiüiiliiieteiri
olduğunu, mübrez kazaya konu araca ait "Hız-Zaman Grafiği" incelendiğinde davacılar murisinin kısa
zamanda defalarca Rölanti süresini (vitesi boşa alması) ve hız sınırını ihlal ettiği ve sistem tarafından bu
nedenle uyarı verildiğinin görüleceğini, hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda davacı eş Makbule'nin
evlenme ihtimaline dair yapılan tespitin hatalı olduğunu, davacıların pay oranı belirlenirken müteveffanın
anne ve babasının payının hesaplanmadığını, davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı
olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğunu, manevi tazminatlara faiz işletilmesinin
doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, davacılar murisinin davalı ... Petrol şirketine ait iş yerinde şöför olarak çalışmakta iken
olay günü saat 10:24 sıralarında kendi sevk ve idaresindeki adı geçen davalı işverene ait çekici ve buna
takılı yüklü römorkla Gaziantep istikametinden Şanlıurfa ili yönüne doğru seyrederken çekicinin sağ ön
lastiğinin patlamasıyla direksiyon hakimiyetini kaybettiği, aracın yolun sağından çıkarak devrildiği, kaza
mahallinin 11 m genişliğinde, tek yönlü, orta refüjle iki platforma ayrılmış asfalt kaplama otoyol olduğu,
havanın açık, zeminin kuru, vaktin gündüz ve mahallin yerleşim yeri dışı olduğu, olay mahallinde kazaya
karışan araca ait olduğu anlaşılan sağ şeritten başlayıp orta şeride doğru yönelen takibinde tekrara sağa
doğru yay çizerek vasıtanın yoldan çıktığı noktaya kadar devam eden 70 metre uzunluğunda fren izi mevcut
olduğu, kaza yapan aracın bakımından sorumlu ustabaşı olarak davalı ... Petrol şirketinin işçisi ...
Söğütözü'nün sanık olarak yargılandığı ceza dava dosyasının yargılamasını yapan Asliye Ceza Mahkemesince
ilk olarak sanığın cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12 Ceza
Dairesinin 2013/14201 Esas sayılı kararı ile ceza mahkemesi kararının “...Olay günü gündüz saat 10:24
sularında açık havada, meskun mahal dışında, bölünmüş, tek yönlü, 11 metre genişliğindeki yüzeyi kuru,
asfalt kaplama, hafif eğimli düz yolda idaresindeki çekici ve buna takılı yüklü römorkla otoyolda seyir
halinde bulunan ölenin, aracının sağ ön lastiğinin patlaması üzerine direksiyon hakimiyetini kaybedip yol
üzerinde fren izleri de bırakarak seyir yönüne göre yolun sağındaki su kanalını aşarak devrilmesi şeklinde
gelişen ve sürücünün olay mahallinde yaşamını kaybetmesiyle sonuçlanan olayda; Şirket adına kayıtlı aracın
bakımından sorumlu ustabaşı olarak çalışan sanığın, suça konu aracın lastiklerini 2008 yılı Nisan ayı
içerisinde değiştirdiklerini ve aracın bakımını da 04.09.2008 tarihinde yaptıklarını ifade ederek buna ilişkin
faturaları ibraz etmesi, ölenin kaza anında hız limitleri üzerinde seyrettiğinin dosyadaki bilgi ve belgelerle
sabit olması karşısında meydana gelen kazada sanığa atfı kabil kusur bulunmadığı gözetilmeden beraat
yerine, yazılı şekilde mahkumiyete karar verilmesi...” nin hatalı olduğu gerekçesi ile bozulmasına karar
verildiği, ceza mahkemesince bozmaya uyularak sanığın CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine
karar verildiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2015/15786 Esas sayılı kararı ile ceza mahkemesi kararını
onadığı, temyiz incelemesine konu dava dosyası arasında mevcut olan davalı işveren tarafından ibraz edilmiş
araç takip cihazı kayıtlarına göre davacılar murisinin kaza anındaki sürati 112 km olduğu, 2008 yılı Nisan
ayında diğer bir deyişle kazadan yaklaşık 6 ay önce değiştirilen lastiklerin Hankook marka olup 2 yıllık
garanti süresi bulunduğu, eldeki temyiz incelemesine konu dosyada hükme dayanak kılınan Adli Tıp Kurumu
Trafik İhtisas Dairesi'nin 01.02.2018 tarihli raporunda davacıların murisi ... sürücü ... yönetimindeki yüklü
yarı römork takılı çekici ile seyrini sürdürürken aracının teknik yapısı, yük durumunu ve yolun geometrik
özelliklerini dikkate alarak uygun hızla gitmesi gerekirken belirtilen bu kurallara riayet etmediği, olay
yerindeki iz ve emareler ile dosyadaki verilerden anlaşıldığı üzere hızını yük durumu, aracın teknik
özelliklerine göre ayarlamadığı, bu haliyle hızına bağlı olarak olarak lastiği patlayan aracın kontrolünü
kaybettiği, mevcut şartlarda meydana gelen olayda tali kusurlu (9025) olduğu, vasıtanın kazadan önce
lastiğinin patladığı, bu patlamadan mütevellit aracın sürücü kontrolünden çıktığı, lastik patlamasının sürücü
tarafından önceden öngörüsü olmayan teknik arıza mahiyetinde bir husus olduğu, bunun olayın oluşu
üzerinde asli derecede /9675) etken olduğu, patlayan araç lastiğinin bakımsız ve eski olmadığı, kazadan bir
süre önce değiştirildiği, lastiğin patlamış olmasının sürücü ve davalı şirket tarafından ön görülemeyeceği,
davalı firmaya kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği, Kurum tarafından yapılan iş kazası
tahkikatı sonrasında düzenlenen inceleme raporunda kazanın tamamen ... sigortalının kusurundan
kaynaklandığı, işverenin veya üçüncü kişinin bir kusuru olmadığı yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri
sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat
miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının
veya hak sahiplerinin kazanç kaybının hesaplanmasında kazalı sigortalının kendi kusuru oranında tespit
olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi
tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Olay günü gündüz saat 10:24 sularında açık havada, meskun mahal dışında, bölünmüş, tek yönlü, 11 metre
genişliğindeki yüzeyi kuru, asfalt kaplama, hafif eğimli düz yolda idaresindeki çekici ve buna takılı yüklü
römorkla otoyolda dosya kapsamına göre 112 km/s hızla seyir halinde bulunan davacılar murisinin kullandığı
araçta takılı standartlara uygun, yeterli diş derinliğine sahip sağ ön lastiğinin bilinmeyen bir nedenle
patlaması üzerine direksiyon hakimiyetini kaybedip yol üzerinde yaklaşık 70m fren izleri de bırakarak seyir
yönüne göre yolun sağındaki su kanalını aşarak devrilmesi şeklinde gelişen ve sigortalının olay mahallinde
yaşamını kaybetmesiyle sonuçlanan tek taraflı trafik iş kazası niteliğindeki olay nedeniyle alınan ve hükme
dayanak kılınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporunda kazanın oluşumunda lastik patlaması teknik
arıza ve kazanın asıl sebebi olarak değerlendirilmiş ise de raporun hatalı değerlendirmeler içerdiği dikkate
alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Kabul ve uygulamaya göre de davacılar vekilinin 10.12.2013 tarihli ıslah dilekçesinde davacı eşin maddi
tazminat istemini davalı ... şirketi yönünden 88.619.28 TL'ye, davalı işveren şirket yönünden 66.464,46
TL'ye arttırdığı, davacı çocuk Busenur'un maddi tazminat istemini davalı ... şirketi yönünden 29.541,62 TL'ye
arttırdığı, davalı işveren şirket yönünden 22.156,22 TL'ye daralttığı gözden kaçırılarak davalı işveren şirket
yönünden talep aşımı sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Yine davacıların destekten
yoksun kalma zararları belirlenirken müteveffanın anne ve babasının davacı konumda olup olmadıklarına
bakılmaksızın destek süresi içerisinde sağ oldukları dönemlerin tespit edilerek ilgili dönemlerde onlara da
pay ayrılması gerektiğinin dikkate alınmaması hatalı olduğu gibi İlk Derece Mahkemesinin 01.10.2020 tarihli
kararına karşı davalı ... şirketi tarafından istinaf yoluna başvurulmadığı dikkate alınmadan adı geçen davalı
yönünden de hüküm altına alınan maddi tazminatların azaltılması davacılar lehine oluşan usuli kazanılmış
hakkı ihlal etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş trafik iş güvenliği uzmanlarından oluşacak bilirkişi heyetinden daha
önce aynı olay nedeniyle alınan tüm raporları irdeleyen, özellikle davacılar murisinin kullandığı araçla
kazanın meydana geldiği mahaldeki bölünmüş yolda kaç km hızla seyretmesi gerektiğini tespit eden, ...
sigortalı lastik patladığı anda seyretmesi gereken yasal hız sınırları içerisinde seyretmiş olsaydı bu durumda
dahi kazanın meydana gelip gelmeyeceğini teknik olarak belirleyen, kusur oranlarını bu belirlemeler
kapsamında taksim eden yeni bir kusur raporu almak, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde
davacıların hesap raporuna yönelik bir itirazları olmadığını dikkate alarak hükme dayanak kılınan 20.03.2020
tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş
tarihlerinin değiştirilmemesi ve ... sigortalının anne ve babasının destek süresi içerisinde sağ olduklarının
anlaşılması halinde onlara da müteveffanın gelirinden pay verilmesi gerektiğini göz önünde bulundurmak,
davacıların davalı işveren şirkete yönelik ıslahı ile davalı ... şirketine yönelik ıslahının farklı maddi tazminat
tutarlarını içerdiğini, yine davalı ... şirketi tarafından İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna
başvurulmadığını gözetmek, usuli kazanılmış hakları da dikkate alarak çıkacak sonuca göre bir karar
vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
4. Davacılar avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılardan ... Petrol
ve Tic. Ltd. Şti.'ye yükletilmesine, davalılardan ... Petrol ve Tic. Ltd. Şti. avukatı yararına takdir edilen
17.100,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_7630.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/7630E. , 2024/6057K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2659 E., 2022/2426K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/116 E., 2020/617 K.
Taraflar arasındaki sigorta başlangıcının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının ilk kez 506 sayılı Kanun'a tabi olarak 19.06.1986 tarihinde Düzce
Özel Mercedes servisi ... Usta isimli işyerinde çalışmaya başladığını, davacının çalışmasının hizmet cetvelinde
gözükmediğini, bu konuda 09.03.2018 tarihinde Kuruma başvurduğunu ve sigorta başlangıç tarihinin
düzeltilmesini istediğini ancak talebinin reddedildiğini, Kurumun davacının talebini işe girişinin olmaması
nedeniyle reddettiğini, ancak işyerinin dönem bordrolarında davacının isminin yer aldığını, Kurum'un haksız
işleminin davacının mağduriyetine neden olduğunu beyanla davacının 19.06.1986 tarihinden itibaren en az 1
gün ...-Mercedes Benz isimli işyerinde çalıştığının ve işe başladığı tarihin 19.06.1986 olduğunun tespiti ile
kurum kayıtlarının düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı SGK cevap dilekçesinde, davacının talebinin hak düşürücü süreye uğradığını, davacının çalıştığı
işyerinin Bolu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden nakil geldiğini, Düzce Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde
tescilli dosyasının 01.02.1981 tarihinde kanun kapsamına alınıp 28.02.1981 tarihinde kanun kapsamından
çıkartılmış olduğunu, davacının çalıştığını iddia ettiği tarihte işyerinin faal olmadığını, davacının Kurum'a
1401199602901 sigorta sicil numarası ile tescilli olduğunu ve ilk çalışmasının 08.07.1996 tarihine ait
olduğunu, ... unvanlı işyerinde 1986-1987 yıllarına ait işe giriş bildirgesine ve başkaca tescil kaydına
rastlanmadığını, Kurum kayıtlarının resmi belge sıfatında olduğunu ve çalışma olgusunun geçerli ve kesin
delillerle ispatlanması gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
11. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının
10.04.1987 tarihinde işveren ...'e ait 16424.14 sicil sayılı işyerinde en az 1 gün çalıştığının, 10.04.1987
tarihinde 1 gün çalışmaya yönelik ödenecek sigorta priminin, prim gün sayısının hesabına dahil edilmesi
gerektiğinin, 506 sayılı Kanun'un 60/ g maddesi gereğince sigorta başlangıç tarihinin davacının 18 yaşını
ikmal ettiği tarih olan 20.04.1987 tarihi olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
B. İstinaf Sebepleri
Davalı SGK vekili istinaf dilekçesinde, Kurum kayıtlarının incelenmesi sonucunda davacının çalıştığını iddia
ettiği döneme ilişkin olarak söz konusu iş yerinde fiilen çalıştığına dair müvekkil Kuruma verilmiş işe giriş
bildirgesi ve başkaca tescil kaydına rastlanmadığı tespit edildiğini, yargılama esnasında dinlenen tanıklardan
bir kısmı davacının söz konusu iş yerinde işe başladığı tarih hakkında bilgi sahibi olmadığını, bir kısmı ise her
nasılsa davacının işe başlama tarihi ile çalışma sürelerini net olarak söyleyebilmiş olup; uzun yıllar öncesine
dayanan bu bilgiyi tanıkların nasıl hafızasında taşıyabildiği hususu sorgulanası bir durum olduğunu, çalışma
olgusu somut ve inandırıcı belgeler ile ispat edilemediğini, yine, Bolu Valiliği İzzet Baysal Mesleki Eğitim
Merkezi Müdürlüğünden gönderilen Kalfalık Belgesinin belge tarihinin 13.02.1989 olduğu görünmekte olup;
resmi kurum belgeleri karşısında tanık beyanlarına itibar edilmesi mümkün olmadığını, davacının 18 yaşını
doldurduğu 20.04.1987 tarihinde dava dışı işyerinde çalıştığı hususu geçerli delillerle ispat edilemediğini,
dolayısıyla davacının 18 yaşını doldurduğu 20.04.1987 tarihinde çalışmaya başladığının tespiti mümkün
olmadığını, yalnızca tanık beyanlarına itibar edilerek karar verilmesi hatalı olduğunu, yazılı delil niteliğini
taşıyan resmi Kurum kayıtları karşısında, davacının iddialarına dayanak olarak yazılı belge sunamamasına
rağmen, yalnızca tanık beyanları ile yetinilerek davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olduğunu belirterek
davanın reddini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı SGK vekilinin istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK vekili istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık 19.06.1986 tarihinin sigorta başlangıcı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri.
2. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 2 nci, 3/11-B, 6 ncı, 108 inci, 2089 sayılı Çırak Kalfa ve Ustalık
Kanunu'nun 4 üncü, 5 inci,16 ncı maddesi, 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu'nun 10 uncu
maddesi, 14 üncü maddesi, Geçici 4 üncü maddesi hükümleridir.
506 sayılı Kanun'un 108 inci maddesi gereğince sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin açılan
her dava, sigortalılığın saptanması istemini de içerdiğinden, aynı Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu
fıkrası kapsamında bir günlük çalışmanın belirlenmesi davasıdır. Bu nedenle hizmet tespiti davalarındaki
kanıtlama yöntem ve ilkeleri benimsenip uygulanmalı, başka bir anlatımla, sigortalılıktan söz edilebilmesi
için, çalışmanın varlığı, hizmet tespiti davaları yönünden kabul edilen yöntem ve ilkelere uygun biçimde
saptanmalıdır.
506 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6 ncı madde
gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/11-B maddesinde; “Özel
kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.
Öte yandan aynı Kanun'un 3/11-B maddesinde, özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında,
çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35 inci
maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda; sigortalı ile işveren arasındaki hukuki
m ve o a aş Ni vu .
MŞKIMM MLENYI VE SiYElLalMnin Çirak OlUp Oliadiği LDENMEMTKEN ÇallşiMa MIŞKİISİ İTUCİCMMEN, ÇIrakıik
sözleşmesinde akdi ilişkinin üstün niteliğinin çalışma yerine sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesi
olduğu hususu gözetilmeli, sigortalının iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara eylemli olarak katılması ve
meslek ve sanat eğitiminin ikinci plânda tutulması, bir başka anlatımla sigortalının emeğiyle iş yeri ve
işverene katkıda bulunması durumlarında çıraklık ilişkisinin söz konusu olamayacağı benimsenmelidir.
05.07.1977 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 2089 sayılı Çırak Kalfa ve Ustalık Kanunu'nun 4 üncü
maddesi çırağı, “Bu Kanuna tabi bir sanatı, o sanat için düzenlenen teorik ve pratik öğrenim programına
göre o iş yerinde öğrenmek amacı ile bir çıraklık sözleşmesi ile bir işyeri sahibinin hizmetine giren kimse...”
olarak tanımlamıştır. Kanunu'nun 5 inci maddesine göre çırak olabilmek için 12 yaşından küçük, 18 yaşından
büyük olmamak gerekir. Kanun'un 16 ncı maddesinde ise, işyeri sahibi veya temsilcisinin çırak adayını
çalıştırmağa başlamadan önce velisi veya Kanuni mümessili ile üç örnek yazılı bir çıraklık sözleşmesi
yapmaya mecbur olduğu, 20 maddesinde, sözleşmenin bir örneğinin Mahalli Çıraklık Eğitim Komitesine,
derneğe kayıtlı ise ilgili derneğe veya odaya vermek ve sicil numarasını alarak sözleşmeye yazmak zorunda
olduğu öngörülmüştür.
Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan ve 19.06.1986 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3308
sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu'nun 10 uncu maddesinde, çırak olabilmek için 13 yaşını doldurmuş,
19 yaşından gün almamış olmak, en az ilkokul mezunu olmak, bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin
gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak koşullarına yer verilip, 14 üncü maddesinde, çıraklık süresinin 3-4
yıl olduğu ve bu sürenin mesleklerin özelliğine göre ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça
belirleneceği kesintisiz olarak devam edeceği, geçici 4 üncü maddesinde ise Kanun'un 25 inci maddesine
göre sigorta primlerinin ödenmesine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden mali yıl başından
itibaren başlanacağı, bu tarihe kadar olan sürede primlerin işyeri sahiplerince ödenmesine devam edileceği
düzenlemesi yer almaktadır.
Çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın
öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka
planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri
öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı
işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu
bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık
niteliği edinme hali de söz konusu değildir (... Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; Ankara, 1977
Baskı, s;130).
3. Değerlendirme
1.Bu açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, 20.04.1969 doğumlu davacının
dava konusu ettiği dönemde 17 yaşında olduğu, davacı adına dava dışı ... unvanlı işveren tarafından verilmiş
bir işe giriş bildirgesinin Kurum kayıtlarında mevcut olmadığı ancak anılan işverenin 424 sicil no.lu
işyerinden verilen 1987/1-3 arası dönem bordrolarında davacının adının mevcut olduğu, ancak yanında
sigorta sicil no.su olmayan bu döneme ait sigortalılığın davacıya mal edilmediğinin Kurumdan bildirildiği, öte
yandan işyerinden dava konusu 1986 yılına ilişkin bir dönem bordrosunun da mevcut olmadığının bildirildiği,
oto tamiri mahiyetli işyerinin 01.02.1981-24.07.1999 tarihleri arasında kanun kapsamında olduğu, öte
yandan davacının İzzet Baysal Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğünden oto-kaporta tamirciliği konusunda
aldığı 13.02.1989 tarihli kalfalık belgesi bulunduğu, dava konusu dönemden önceki ve sonraki yıllarda aynı
işyerinde çalışanların dinlendiği, emniyet vasıtasıyla yapılan araştırmada komşu iş yerinin tespit
edilemediğinin bildirildiği, davacının 13.02.1989 tarihli kalfalık belgesi öncesi özellikle dava konusu dönemde
çırak olarak çalışıp çalışmadığı hususu tam olarak açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik incelemeye
dayalı şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre Mahkemece, davacının çalıştığı işyerinde yapılan iş ile uyumlu şekilde oto kaporta tamirciliği
konusunda 13.02.1989 tarihli kalfalık belgesinin olduğu anlaşıldığından bu tarihten öncesi dönem için
özellikle dava konusu dönemde çırak olarak çalışıp çalışmadığı, bu kapsamda çıraklık sözleşmesi olup
olmadığı, bu dönemde teorik eğitiminin meslek eğitim merkezinde, pratiğine yönelik çalışmasının dava
konusu işyerinde yapıp yapmadığı araştırılmalı, dava konusu dönemde işyerinden bordro verilmemiş olduğu
da gözetilerek dava dışı işyerine dava konusu dönemde komşu işyerleri sahipleri ile kayıtlı çalışanları SGK,
vergi, belediye nezdinde de yapılacak araştırma ile belirlenmeli, bu kişilerin sigortalık vergi kayıtları da
getirtilerek davacının işyerindeki çalışma ilişkisi aydınlatılarak, iş yerinde davacının tam olarak hangi işleri
yaptığı, davacının yaptığı işlerin üretimin bir parçası mı yoksa meslek ve sanat öğrenimine yönelik mi
olduğu, iş yerinde işlerin davacının talep konusu dönemde yaşı itibariyle yapabileceği işlerden olup olmadığı,
bu işleri yapma hususunda fiziksel ve psikolojik yetkinliğinin olup olmadığı, bu işi yapmayı bu yaşta öğrenip
öğrenemeyeceği, yaptığı işi ne kadarlık süre içinde öğrenebileceği belirlenmeli, komşu işyerinin tespit
edilememesi halinde işyerinde dava konusu dönem öncesi ve sonrası çalışanlar yukarıdaki hususları
aydınlatacak şekilde yeniden dinlenmeli, dinlenen tanık beyanları arasında varsa çelişkiler giderilmeli,
böylelikle varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı
olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
29.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_11541.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/11541€E. , 2024/6470K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/274 E., 2023/123K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyizi nedeniyle kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak
yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu kararın da bozulması üzerine
verilen kısmen kabul kararının davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyizi neticesinde bozulması
üzerine Mahkemece davanın kısmen kabulü, kısmen reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı ... ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
1. DAVA
Davacı vekili 23.08.2010 dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 07.04.2003 tarihleri ile Mayıs 2010 tarihleri
arasında sigortasız, davalılardan ... Konfeksiyon ve Ayakkabıcılık San. ve Tic. Ltd. Şti. iş yerinde Şubat 2010
tarihinden itibaren 17.06.2010 tarihine kadar şirket sahibi ...'ın iş yerini kardeşine devretmesi sebebiyle
aynı iş yerinde faaliyete başlayan kardeşi ...... 'a ait diğer davalı iş yerinde işçi sıfatı ile sigortasız olarak
çalıştığını bu durumun müvekkilinin mağduriyetine sebep olduğunu belirterek müvekkilinin davalılar yanında
07.04.2003 tarihleri ile 17.06.2010 tarihleri arasında davalı ... Konfeksiyon ve Ayakkabıcılık San. ve Tic. Ltd.
Şti.ve...... Hırdavat Oto Tekstil Koz. ve Sağ. Hiz. İth. İhr. Ltd. Şti.'de belirtilen tarihler arasında çalıştığının
ve sigorta başlangıç tarihinin 07.04.2003 tarihi olarak tespiti ile müvekkilinin bu hizmetlerinin diğer
hizmetleriyle birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı 13.01.2011 tarihli dilekçesi ile de dava dilekçesinde sehven yazılan işe giriş tarihinin düzeltilerek
müvekkilinin işe giriş tarihi olarak 07.04.2004 tarihinin esas alınması gerektiğini beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; bu tür davalara Yargıtay uygulamalarının ışık tuttuğunu, işe
giriş bildirgesinin çalışmanın varlığı açısından yeterli olmadığını, Yargıtayın kabul ettiği ilkelere göre iş yeri
dosyaları ile Kurumdaki belgeler araştırılarak eylemli ve gerçek biçimde çalışmanın yöntemince saptanmasını
beyanla davanın reddini savunmuştur.
Davalı ...... Hırdavat Oto Teks. Kozm. ve Sağl. Hizm. İth. İhr. Ltd. Şti. temsilcisi ... ... 15.012.2010 tarihli
duruşmada; kendisinin şirketin ortağı ve temsilcisi olduğunu, limited şirket olduğunu, ... Konfeksiyon
Şirketinin kardeşi ...'a ait olduğunu, bu şirketle ortaklığının bulunmadığını kardeşinin iflas edip iş yerini
kapattığını, buna rağmen davacıya tüm hakların ödendiğini buna ilişkin ibranamenin olduğunu, kendi
şirketine ilişkin davayı takip edeceğini davacının kendisinin sahibi olduğu şirkette çalışmasının olmadığını,
tekstil ve hırdavat toptancılığı yaptığını, geçici olarak 3 ay ayakkabıcılık yaptığını, kardeşi ...'ın ise ayakkabı
satış işi yaptığını, iflas ettiğini, bu nedenle iş yerini kapattığını beyan etmiştir.
Davalı ... Konfeksiyon ve Ayakkabıcılık San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye dava dilekçesi tebliğ edildiği halde şirket
adına duruşmalara katılan olmadığı gibi yazılı bir beyanda da bulunulmamıştır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 13.06.2012 tarihli ve 2010/853 E., 2012/442 K. sayılı kararı ile "... Tüm deliller ve dosya
kapsamı bu şekilde değerlendirilerek; davacının davalı şirketler nezdinde davalı iş yerinde belirtilen tarihler
Mahkemenin 13.06.2012 tarihli ve 2010/853 E., 2012/442 K. sayılı kararı ile "... Tüm deliller ve dosya
kapsamı bu şekilde değerlendirilerek; davacının davalı şirketler nezdinde davalı iş yerinde belirtilen tarihler
arasında gün ve ücretle fiilen ücret karşılığında çalıştığı, işyerlerinin yasa kapsamında faal olduğu Kurum
kayıtları, iş yeri kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından
Mahkemece benimsenen 21.05.2011 tarihli ek raporun sonuç ve kanaat bölümünün b- bendinde belirtilen
Ticaret Odası tarafından bildirilen emsal ücrete göre yapılan tespit ve hesaplama dikkate alınarak belirtilen
tarihler arası gün ve ücretle davacının davalı şirketler nezdinde sigortalı çalışmalarının tespitine karar
verildiği" gerekçesiyle;
"Davacının, davalı ... Konfeksiyon ve Ayakkabıcılık San. ve Tic. Ltd. Şti. nezdinde davalı iş yerinde sigorta
kapsamına girecek şekilde;
07.04.2004-30.06.2004 arası 83 gün, günlük 18,32 TL,
01.07.2004-31.12.2004 arası 180 gün, günlük 16,28 TL,
01.01.2005-31.12.2005 arası 360 gün, günlük 17,91 TL,
01.01.2006-31.12.2006 arası 360 gün, günlük 19,47 TL,
01.01.2007-31.06.2007 arası 180 gün, günlük 20,62 TL,
01.07.2007-23.09.2007 arası 83 gün, günlük 21,45 TL,
02.04.2008-29.05.2008 arası 57 gün, günlük 22,30 TL gün ve ücretle sigortalı çalışmalarının tespitine,
Davacının davalı ... ... Hırdavat Oto Teks. Kozm. ve Sağl. Hizm. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. nezdinde
davalı iş yerinde sigorta kapsamına girecek şekilde;
19.02.2010-17.06.2010 arası 148 gün, günlük 26,73 TL gün ve ücretle sigortalı çalışmalarının tespitine,
Bu çalışmalarının diğer sigortalı hizmetlerine eklenmesine" karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
Dairenin 28.06.2013 tarih ve E.2012/20882, K.2013/14732 sayılı kararında; "... Mahkemece; kısa kararda,
"Bilirkişi tarafından düzenlenen 21.05.2011 tarihli raporun sonuç ve kanaat bölümünün b-) bendinde
belirtilen ticaret odası tarafından bildirilen emsal ücrete göre yapılan tespit ve hesaplama dikkate alınarak,
belirtilen tarihler arası gün ve ücretle davacının davalı şirketler nezdinde davalı işyerlerinde sigortalı
çalışmalarının tespitine" denilerek, usul ve yasaya uygun kısa karar oluşturulmaksızın gerekçeli karar
yazılmıştır. Ortada hukuki varlık kazanmış bir karar mevcut değildir. Kamu düzeni amacıyla konulmuş,
emredici hükümlerden olan yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olarak davanın yürütülüp
sonuçlandırılması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair yönleri
incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır." gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 01.03.2016 tarih ve E. 2013/562, K.2016/153 sayılı kararı ile "... Yapılan yargılama sonunda
tüm dosya kapsamı ve itibar edilen bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının davalı iş yerinden bildirilen
çalışması bulunmadığı, dava tarihinin 23.08.2010 olduğu göz önüne alındığında hak düşürücü süreden söz
edilemeyeceği, davacı lehine bozmadan önceki tanık beyanları ve davalı iş yerine ürün satan Polaris firması
tarafından gönderilen davalı iş yerinde yapılan 20.05.2010 tarihli ürün envanteri stok sayım tutanağında
davacı ...'nun imzası olan belgeye itibar edilerek, davacının tespiti mümkün hizmet süreleri ve prime esas
kazancı hesaplanması gerektiği, dava konusu dönemin 19.02.2010-17.06.2010 arasında olduğu dikkate
alındığında senetle ispat zorunluluğu açısından bu döneme ait bir kaydın dosya kapsamında olmadığını, bu
durumda davacının tespiti gereken hizmetleri olduğu yönünde kanaate varılarak, prime esas kazancının
Kurum taban ücretleri altında kalmamak kaydı ile asgari ücret üzerinden hesaplanarak davacının
19.02.2010-17.06.2010 döneminde davalı iş yerinden,
19.02.2010-17.06.2010 tarihleri arasında117 gün ve günlük 24,30 TLkazançla,olmak üzere toplam 117 gün
sigortalılığının tespiti ile davacının davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair karar vermek gerektiği"
gerekçesiyle;
"1-Davacının davasının kabulüne, kısmen reddine,
A-Davacının davalı ... ... Hırdavat Oto Tekstil Koz. Sa. Hizmetleri İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'de 19.02.2010-
17.06.2010 döneminde 117 gün ve günlük 24,30 TL kazançla olmak üzere toplam 117 gün daha sigortalı
çalıştığının tespitine,
Davacının ücret ile ilgili fazlaya ilişkin talebinin reddine" karar verilmiştir.
C. 2 nci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
Dairenin 11.05.2017 tarih ve E.2017/806, K.2017/4028 sayılı kararında; "... Mahkemece, bozma ilamından
sonra yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olmadığı gibi ... Konf. yönünden
dosyanın tefriki hatalıdır. Davalı ... ... Hırdavat sahibi ... ... duruşmada alınan beyanında ... Konfeksiyon
ortaklarından ... ile kardeş olduklarını, kendisinin 3 ay gibi bir süre ile ayakkabıcılık yaptığını beyan etmiştir.
Dosya kapsamında, davalı ...... 'e ait ayakkabı mağazasına teslim edilen ürünlere ilişkin Polaris Firmasına ait
irsaliye faturalarında ve davacının imzasının bulunduğu 20.05.2010 tarihli Mağaza Emvanter Sayım
tutanağında, mağazanın Tayahatun Mah. Mahmutpaşa No:103 'de bulunan mağaza olduğu ve bu adreste
bulunan mağazada daha önce ... Konfesiyona ait 1055455 Kurum sicil nolu ayakkabı mağazasının faaliyet
gösterdiğinin vergi müdürlüğünden gelen yazı cevabı ile belirgin olduğu gözetildiğinde her iki davalı şirket
arasında organik bağ ve devir olgusunun varlığı yöntemince araştırılmaksızın tefrik kararı verilmesi yerinde
değildir.
20.05.2010 tarihli Mağaza Emvanter Sayım tutanağında davacının imzasının yanı sıra mağaza müdürü
olarak ...'nın imzası bulunmaktadır. ... hakkında ... Konf.'a ait 1055455 Kurum sicil nolu iş yerinden 2007/9
ve 2007/10 dönem bordrosu ile bildirimde bulunulduğu dosya kapsamındaki bordrolar ile sabittir. Dosya
kapsamında bordro tanığı olarak dinlenen ...1n ... Konf.'a ait 105545 sicil no.lu iş yerinden 2004/5-2006/4
arası bildirimi yapıldığı, yine komşu iş yeri tanığı olarak ...'n dinlenildiği başkaca çalışan bordro tanığı
dinlenmediği, alacak dosyasında dinlenen tanıklara ilişkin duruşma zabtı örneğinin dosya arasına alındığı
anlaşılmaktadır. Mahkemece, yapılacak iş tefrik kararından dönülerek dosyalar birleştirildikten sonra ...... 'e
ait ayakkabı mağazası ve ... Konf.'a ait iş yerinde çalışmaları olan ... ile birlikte her iki davalıya ait iş
yerlerinde çalışan ve dava edilen dönemde çalışmaları kayda geçen bordro tanıkları resen tespit edilerek
dinlenilmeli, dinlenen tanıkların hizmet cetvelleri getirtilmeli, devir olgusunun ve organik bağın ve
çalışmanın varlığı yöntemince araştırılmalı, tanık beyanları ile devir olgusunun ve çalışmanın varlığı ortaya
konulmalı, davacı tarafından açılan işçi alacakları dosya aslı yada onaylı örneği getirtilmeli ve bu dosya
kapsamındaki deliller de irdelenmeli, davacının 24.09.2007-01.04.2008 tarihleri arasında dava dışı ... Delen
adına kayıtlı 1003390 Kurum sicil no.lu iş yerinden yapılan bildirimleri de gözetilerek, çalışmanın varlığı ve
kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalı, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde
edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar
vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve
yasaya aykırı olup, bozma nedeni yapılmış, karar başlığında dava tarihin ve davalı ... ... Hırdavat'ın Ticaret
Sicil Ünvanının eksik gösterilmesi Mahkemece düzeltilecek maddi hata olduğundan bozma nedeni
yapılmamıştır." gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur.
D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 01.03.2016 tarih ve E. 2014/602, K.2016/154 sayılı kararı ile "... Yapılan yargılama sonunda
tüm dosya kapsamı ve itibar edilen bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının prime esas kazancı yönünden
davacı vekilinin 12.05.2011 tarihli dilekcesinde davacının en son net ücretinin 1.600.000 TL olduğunu
belirttiği, davalı işveren tarafından davacının kredi çekmesi için Finansbank A.Ş.'ye verilen ve celbedilen
14.12.2009 tarihli maaş yazısında davacının 7 yıldır çalışmakta olduğu ve maaşının net 1.400,00 TL
olduğunun belirtildiği, ancak bu tür davalarda senetle kanıtlama zorunluluğu yönünden brüt ücretin esas
alınması gerektiği, davaların tefrik edilmesi ile dava konusu dönemin 07.04.2004-18.02.2010 arasında
olduğu dikkate alındığında senetle ispat zorunluluğu açısından bu döneme ait bir kaydın dosya kapsamında
olmadığı, bu durumda davacının tespiti gereken hizmetleri olduğu yönünden prime esas kazancının Kurum
taban ücretleri altında kalmamak kaydı ile asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiği, davacının
29.08.2008-18.02.2010 döneminde davalı iş yerinden Kuruma bildirilen çalışmalarının tespitinden hukuki
yararı olmadığı, davacının 07.04.2004-18.02.2010 döneminde davalı iş yerinde bir hizmet akdi ile çalıştığı,
1075586 34.05 sigorta sicil numaralı davalı iş yerinden Kuruma bildirilenler dışında 1491 gün daha sigortalı
olarak çalıştığının tespiti ile davacının davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair karar vermek
gerektiği" gerekçesiyle;
"1-Davacının davasının kabulüne, kısmen reddine,
A-Davacının 29.08.2008-18.02.2010 döneminde davalı iş yerinden Kuruma bildirilen çalışmalarının
tespitinde hukuki yarar olmadığından reddine,
B-Davacının 07.04.2004-18.02.2010 döneminde davalı ... Konfeksiyon ve ayakkabıcılık San. Tic. Ltd. Şti.'de
davalı iş yeri tarafından Kuruma bildirilenler dışında;
07.04.2004-30.06.2004 tarihleri arasında 84 gün günlük 18,321,000,00 TL kazançla,
01.07.2004-31.12.2004 tarihleri arasınad 180 gün günlük 14,805,000,00 TL kazançla,
01.01.2005-31.12.2005 tarihleri arasında 360 gün günlük 16,29 TL kazançla,
01.01.2006-31.12.2006 tarihleri arasında 360 gün günlük 17,70 TL kazançla,
01.01.2007-30.06.2007 tarihleri arasında 180 gün günlük 18.75 TL kazançla,
01.07.2007-31.12.2007 tarihleri arasında 180 gün günlük 19,50 TL kazançla,
01.01.2008-28.05.2008 tarihleri arasında 147 gün günlük 20,28 TL kazançla,
Olmak üzere toplam 1491 gün daha sigortalı olarak çalıştığının tespitine,
Davacının ücret ile ilgili ve fazlaya ilişkin isteminin reddine" karar verilmiştir.
E. 3 üncü Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ile davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
Dairenin 14.01.2019 tarih ve E.2018/3042, K.2019/7 sayılı kararında; "1-Dosyadaki yazılara, toplanan
delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran davacının tüm,
davalılardan Kurumun sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-... Davacı, 07.04.2004 - 01.05.2008 arasında sigortasız olarak, 01.05.2008'den itibaren ise sigortalı
olarak ... Konfeksiyon ve .... San. ve Tic. Ltd. Şti.'de çalıştığını, iş yerinin ... ... Hırdavat San. ve Tic. Ltd.
Şti.'ye devredildiğini ancak kendisinin 17.06.2010 tarihine kadar da... ... Hırdavat Ltd. Şti. tarafından
işletilen aynı iş yerinde çalıştığını ve sigorta başlangıcının 07.04.2004 olarak tespitine ve belirttiği tarihler
arasında hizmet akdine bağlı olarak çalıştığının hüküm altına alınmasını istemiştir. Mahkemece, ticaret sicil
kayıtları esas alınarak davalılar hakkındaki dava tefrik edilmiş, davalı ... Kon.ve .... San. ve Tic. Ltd. Şti.
yönünden davanın kısmen kabulüyle, A-Davacının 29.08.2008 - 18.02.2010 döneminde davalı iş yerinden
Kuruma bildirilen çalışmalarının tespitinde hukuki yarar olmadığından reddine,
B-Davacının 07.04.2004 - 18.02.2010 döneminde davalı ... Konfeksiyon ve Ayakkabıcılık San. Tic. Ltd.
Şti.'nde davalı iş yeri tarafından Kuruma bildirilenler dışında; ...olmak üzere toplam 1491 gün daha sigortalı
olarak çalıştığının tespitine, karar verilmiş, tefrik edilen ve İstanbul 19. İş Mahkemesinin 2013/562 Esasına
kaydedilen dosyada davalı ...... Hırdavat yönünden ise davacının 19.02.2010 - 17.06.2010 arası 117 gün
asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilerek istem kısmen hüküm altına alınmıştır.
un Hırdavat ... Ltd. Şti. yönünden verilen karar, Dairemizin 11.05.2017 tarih, 2017/806 E. - 2017/4028
K. sayılı ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamında belirtilen gerekçelerle ... ... Hırdavat ... Ltd. Şti. yönünden
dosyanın tefriki hatalıdır. Zira her iki davalı şirket arasında organik bağ ve devir olgusunun varlığı
yöntemince araştırılmaksızın tefrik kararı verilmesi yerinde değildir. Dairemizin sözü edilen bozma kararında
belirtilen açıklamalar ışığında, araştırma yapılarak, elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken,
eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup,
bozma nedenidir." gerekçesiyle söz konusu kararın bozulmasına karar verilmiştir.
F. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 16.02.2023 tarih ve E. 2017/274, K.2023/123 sayılı kararı ile "... Dinlenen tanıkların
anlatımları, dosya kapsamında bulunan sevk irsaliyeleri, envanter sayım tutanakları ile dava konusu istemin
ispat olunduğu, dava dilekçesi ile talep edilen ancak bildirim yapıldığı için vazgeçilen süre yönünden istemin
reddi gerektiği değerlendirildiği" gerekçesiyle;
"1-Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine,
a-Davacının ... Konf. ve Ayakkabıcılık San. Tic. Ltd. Şti. nezdinde, Kurum taban ücretleri altında kalmamak
kaydıyla her bir dönem yönünden karşılarında gösterilen prime esas kazançla ve ayda 30 gün esasına dayalı
olmak üzere,
07.04.2004 - 30.06.2004 — tarihleri arasında 83 gün, günlük 18,32-TL kazançla;
01.07.2004 - 31.12.2004 — tarihleri arasında 180 gün, günlük 16,28-TL kazançla;
01.01.2005 - 31.12.2005 — tarihleri arasında 360 gün, günlük 17,91-TL kazançla;
01.01.2006 - 31.12.2006 — tarihleri arasında 360 gün, günlük 19,47-TL kazançla;
01.01.2007 - 31.06.2007 — tarihleri arasında 180 gün, günlük 20,62-TL kazançla;
01.07.2007 - 23.09.2007 — tarihleri arasırkla 83 gün, günlük 21,45-TL kazançla;
02.04.2008 - 29.05.2008 — tarihleri arasında 57 gün, günlük 22,30-TL kazançla;
olmak üzere toplam 1303 gün süre ile çalıştığının tespitine,
b-Davacının ... .... Hırd. Oto. Teks. Koz. ve Sağ, Hizm. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. nezdinde, Kurum taban
ücretleri altında kalmamak kaydıyla her bir dönem yönünden karşılarında gösterilen prime esas kazançla ve
ayda 30 gün esasına dayalı olmak üzere,
19.02.2010 - 17.06.2010 — tarihleri arasında 148 gün, günlük 26,73-TL kazançla;
olmak üzere toplam 148 gün süre ile çalıştığının tespitine,
c-Davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine" karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içindedavalı......... Ltd. Şti. ve davalı Kurum vekilleri
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ......... Ltd. Şti. vekili, verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını
talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili, verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
Dava, 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu (5510 sayılı Kanun'un m. 86/9 uncu) maddesi uyarınca açılmış
hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen
veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan
başlayarak 5 yıl içerisinde Mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların Mahkeme
UararındeAa halirtilan aylık Lasana tanlamları ila nrim Adama alin csayyıları na9-a2r93 9lınır”
bnekiheikkikebelindinititöndeilizeli hhietnetii- Hdi ekber dikine — beklet #keniklkkiıetnetizeillizeteikdeki
Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar,
kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede
hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, ... insan haklarından
olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla
yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde
bulundurulmalıdır.
6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası
altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde
somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için
gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı
zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması
gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia
somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut
iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi
aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin
uygulandığı davalarda da geçerlidir.
HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki
açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil
gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e
gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların
belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra
yargılamaya devam etmelidir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet
akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, iş
yeri özlük dosyası temin edilip iş yerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup
bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi
iş yerinde ne iş yapıldığı, iş yerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu,
çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl
vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, iş yeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında
yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re'sen araştırma
kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça o iş yerinde çalışan öteki kişiler ile o iş
yerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı
denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde
belirlenmelidir.
3. Değerlendirme
1.Eldeki davada verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Somut olayda, davacı 07.04.2003-17.06.2010 tarihleri arasında davalı şirketlerde çalıştığı iddiasıyla dava
açmış olup gelen ticari sicil kayıtlarına göre ... Konfeksiyon şirketinin 18.02.2010 tarihinde kapanıp davacı
tarafından ibraname imzalandığı, bu tarihe kadar olan çalışma dönemi içerisinde de 1003390 sicil numaralı
dava dışı ... Derlen iş yerinden 24.09.2007-01.04.2008 tarihleri arasında sigorta bildirimlerinin bulunduğu,
Mahkemece yalnızca ... Konfeksiyon iş yerinin (1055455 sicil nolu) bir şubesinde çalışan tanıkların
dinlenildiği, bu tanıkların yetersiz beyanına göre hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece öncelikle şirketlerin ticari sicil kayıtları getirtilerek şirketlerin kuruluş tarihleri, varsa ...
şirketinin şubelerinin kuruluş ve adresleri belirlenmeli, davacıdan davasını somutlaştırması yükümlülüğü
kapsamında hangi tarihlerde, hangi iş yerinin, hangi şubesinde işe başladığı, çalıştığı işyerlerinin dönem ve
adresleri, kimlerle çalıştığı sorulmalı, tespit edilen şubelerden verilen dönem bordroları celbedilmeli, bordro
tanıklarının adresleri tespit edilerek dinlenilmeli, davacıdan dava dışı iş yerindeki çalışmaları hakkında bilgi
alınmalı, bu çalışmanın gerçek olup olmadığı sorulmalı, ... ... iş yerine ait şahsi sicil dosyası, tescil bilgileri
ve dönem bordroları getirtilmeli, bu iş yerinden de bordro tanıkları dinlenilmeli ve sonucuna göre karar
verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile
yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_2931.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/2931€E. , 2024/6655K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2018/1720 E., 2021/366 K.
KARAR : Davalı yönünden esastan ret, davacılar vekili yönünden kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2011/16 E., 2017/629 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk
Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar verilmiştir.
Kararın davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı
vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk
Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar
verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmesi üzerine,
dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmakla duruşma için 04.10.2022 Salı günü tayin
edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ve davacılar
adlarına gelen olmadığı görülmüştür. Yapılan ilk inceleme kapsamında tespit edilen noksanların ikmali için
dosya mahalline geri çevrildikten, dosyadaki noksanlar ikmal edilerek Dairemize gelmekle; süre, temyiz
şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
1. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin desteği sigortalı ... ... 'in davalı şirketin otel işyerinde
teknik servis görevlisi olarak çalışırken 19.08.2010 günü geçirdiği iş kazasında asansör boşluğuna düşerek
hayatını kaybettiğini beyanla destekten yoksun kalan eş... ve oğlu ... için 70.000 TL'şer manevi, annesi
Şükriye ve Babası ... ile kardeşi ... ve ... için 25.000'er TL manevi tazminatın ve davacılar için 5.000 TL
maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan
tahsilini talep ve dava etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini eş ... için 162.314,58 TL'ye
çocuk ... için 14.512,20 TL'ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacıların murisi ... ... in müvekkili şirkette teknik servis görevlisi
olarak çalıştığını, 19.08.2010 tarihinde iftar yemeği sonrasında asansöre binmek isterken bozuk olduğunu
gördüğünü, tamir edebilmek için teknik servis odasına gidip aletleri aldığını, asansöre bindiğini, bu sırada
personel asansörünün teras katındaki makine dairesine çıkarken ani elektrik kesintisi nedeniyle asansörün
durduğunu, arkadaşı İ.G. ile birlikte asansörde masur kaldıklarını, jeneratörün veya elektriklerin devreye
girmesine fırsat tanımadan asansör kapısını zorlayarak açmaya çalışması sırasında düşerek hayatını
kaybetmesi şeklinde meydana gelen kazada kusurları bulunmadığın ve iddiaların doğru olmadığını beyanla
davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında özetle; Mahkemece alınan kusur
raporları arasında çelişki olduğu görülmekle, iş güvenliği uzmanlarından oluşturulan 3 kişilik bilirkişiler
kurulundan rapor alınmış ve 01.09.2016 tarihli bu raporda davalı şirket “o 65 ve kazalı işçi Yo 35 oranında
kusurlu bulunmuş, davalı şirketin kusurunun “o 10'unun otel müdürü ...'e ait olduğunun bildirildiği, ceza
dosyasında alınan kusur bilirkişi raporunda şirketin asli kusurlu kabul edilmiş olması ve Mahkememizce
alınan son iki raporda totalde yine işverenin asli kusurlu olduğu anlamına gelecek şekilde kusur dağılımı
yapılmış olması nedeniyle 01.09.2016 tarihli kusur raporunun ve kusur oranlarının oluşa uygun ve hükme
alınan son iki raporda totalde yine işverenin asli kusurlu olduğu anlamına gelecek şekilde kusur dağılımı
yapılmış olması nedeniyle 01.09.2016 tarihli kusur raporunun ve kusur oranlarının oluşa uygun ve hükme
esas alınabilecek nitelikte olduğu görülmekle itirazlara itibar edilmemiş ve davacıların uğradığı zararın
belirlenmesi için re'sen seçilen bilirkişiden hesap raporu alınması yoluna gidildiğini, hesap uzmanı bilirkişi
Mahkememiz görüş ve kabulüne uygun 04.04.2017 tarihli raporunda kazalı işçinin ücreti ile ilgili herhangi
bir iddia bulunmadığından işyeri kayıtlarına göre aldığı tespit edilen AGİ hariç aylık net 547,66 TL ücretin
güncellenmesi suretiyle bulunan hesaba esas ücretine göre ve kusur açısından heyet raporunda belirlenen
kusur oranlarına göre yaptığı hesapta davacının eşi ...'ın maddi zararı 162.314,58 TL, oğlu ... için 14.512,20
TL olarak hesaplanmakla, bu miktarlardan iş bu davacılara bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin
mahsubu yapıldıktan sonra ... lehine 98.843,23 TL ve davacı ...'un maddi tazminat istemi karşılandığından
davanın reddine karar verilmiş, diğer davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat
olarak Eş... lehine 40.000 TL, Çocuk ... lehine 30.000 TL, Ana... ve Baba ...ile 2 Kardeş... ve ... lehlerine
15.000 TL'şer Manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline
karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur oranlarının hatalı tespit edildiğini, ölenin kusurunun “525
olduğunu, karşı tarafın kusurunun “65 değil, 9075 olduğunu, ölenin eşi ve çocuğu için hesaplanan maddi
tazminatın hatalı olduğunu, neye göre indirim yapıldığının açık olmadığını, davacılar için hükmedilen manevi
tazminatın çok az olduğunu, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;bilirkişi raporlarındaki kusur oranlarındaki çelişkilerin açık ve
gerekçeli olarak giderilmediğini, olaya en doğru raporun 05.10.2015 tarihli kusur raporu olduğunu,
müvekkilinin kusuru olmadığını, hesap raporunun usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının tekrardan
evlenme veya işe girme olasılığının hesaplamada dikkate alınmamış olmasının eksiklik olduğunu, davacının
ıslah dilekçesinde yargılama gideri ve faiz talep etmediğini, talep aşılarak bu hususta karar verildiğini, ıslaha
karşı zamanaşımı itirazında bulunduklarını davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hem davalı vekili hem de davacılar
vekili kusur raporunun hatalı olduğunu, çelişkinin giderilmediğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüşler ise de
hükme dayanak yapılan 01.09.2016 tarihli kusur bilirkişisi heyet raporunda çelişkinin giderildiği, raporun
dosyadaki delil durumuna ve oluşa uygun olduğu, hüküm kurmaya elverişli olduğu, taraf vekillerinin kusur
raporuna ve kusur oranlarına yönelik istinaf sebep ve gerekçelerinin haklı olmadığı kanaatine varıldığı, İlk
Derece Mahkemesince aldırılan hesap bilirkişisi ... ...'n raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu
dosyadaki delil durumuna uygun hesaplamalar içerdiği kanaatine varılmış, SGK gelirlerinin rücu edilebilecek
bölümü ile karşılanmamış maddi zararların tazmini ilkesi kapsamında, ...'in maddi zararı 162.314,58 TL
olarak hesaplanmış olup, SGK gelirlerinin rücu edilebilecek bölümü 41.256,38 TL olmakla bu miktarın
mahsubu ile davacı ...'in sgk gelirleri ile karşılanmamış maddi tazminat alacağının 121.058,20 TL olduğu,
davacı ...'in maddi zararı 14.512,20 TL olarak hesaplanmış olup, SGK gelirlerinin rücu edilebilecek bölümü
10.603,28 TL olmakla bu miktarın mahsubu ile davacı ...'in SGK gelirleri ile karşılanmamış maddi tazminat
alacağının 3.908,92 TL olduğu, davalı vekili ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dikkate
alınmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de, ıslah tarihi itibariyle de zamanaşımına uğrayan alacak
bulunmadığı, dolayısıyla bu istinaf sebebinin haklı olmadığı, davacılar ..., ..., ... ve ... için hükmedilen
manevi tazminat miktarlarının takdirinde isabetsizlik bulunmadığı, ancak davacılar ... ve ... için hükmedilen
manevi tazminat miktarlarının az olduğu kanaatine varılmış olup; davalı istinaf isteminin esastan reddine,
davacı istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm
kurmak suretiyle Eş ... lehine 121.058, Çocuk ... lehine 3.908,92 TL maddi tazminat ile Eş ... lehine 60.000
TL ,Cocuk... lehine 40.000 TL, davacı anne, baba ve kardeşlerin maddi tazminat istemlerinin reddiyle ana,
baba ve kardeşler lehine 15.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden yasal faiziyle tahsiline karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz
başvurusunda bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; karara dayanak bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu, kusur
raporları arasında çelişikilerin giderilmediğini, rücu dava dosyası sonucu beklenmesi gerektiğini, kararda ilk
kusur raporuna itibar edilmeme sebebi gösterilmediğini, müvekkiline atfedilecek kusur olmadığını, Otelin
otomatik jeneratörleri bile devreye giremeden saniyeler süren ani elektrik kesintisinin sona erdiğini,
asansörün kurtarma devresinin devreye girmesini beklemeyen kazazedenin, yanındaki arkadaşının tüm
muhalefetine rağmen, asansörü eliyle zorlayarak açmak istemesi nedeniyle kazaya sebebiyet verdiğini
sigortalının asansör arızalarında müdahale yetkisi olmadığını ve arıza anında asansör yetkili bakım servisini
aramakla görevli olduğunu, asansörlerin düzenli olarak bakım ve denetiminin yapıldığının da dava
dosyasındaki servis kayıtlarıyla sabit olduğunu, davacı eşin evlenme veya işe girme olasılığının hesaplamada
dikkate alınmadığını, evlenme ihtimalinde Türkiye İstatistik Kurumunun dikkate alınmadığını, manevi
tazminatın fahiş olduğunu, ıslahın zamanaşımına uğradığını, yargılama gideri ve vekalet ücretine
hükmedilmesi talep edilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalan eş, çocuk, anne ve
babası ile kardeşlerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu
maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden
sonuçları" açısından 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleridir. "Tazminat miktarının tayin
ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 818 sayılı Borçlar
Kanunun 332 ve 98.maddeleri ile giderek aynı kanunun 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan
6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı
Türk Borçlar Kanun'un 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler"
açısından olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77
nci maddesi ile iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü
olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu
doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık
(sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi,
işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak,
buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar
görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının
gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan
kaçınmakla yükümlüdür.
3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki
makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden
olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini
ortaya çıkarmıştır.
4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak,
onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler
dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne
dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı
güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da
işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile
koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti
noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı
tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet
etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi
neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara
karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere
tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.
7.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe
giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.
8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi
almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü
önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve
bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin
özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet
ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen;
deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri
almakla yükümlüdür.
9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar
başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre
"İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve
gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme
uymakla yükümlüdürler."
10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli
kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden
alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme
düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve
ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine
girer.
11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik
gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği
önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen
kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği
açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza
olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
12. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı
olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci
fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç
ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme
uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü
fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin
ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye
aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden
kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan
kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların
tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
13. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, ... ile meydana
gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur
sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle
kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün
değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
14. Somut olayda; Sigortalı... ... in davalı şirket tarafından işletilen otel işyerinde teknisyen olarak istihdam
edildiği, olay günü personel asansörünün arızalı olması nedeniyle, asansörün elektiriğini kapatıp açmak için
işarkadaşı ......... ile beraber oteldeki diğer asansöre bindikleri, bu asansörün yukarı doğru hareketi
esnasında iddiaya göre kısa süreli elektirik kesintisi nedeniyle asansör kabinin 4 ila 5. katlar arasında
durduğu, sigortalı ...in asansörün iç kapısını açtığı ve açık vaziyette kalması için ...'den tutmasını istediği,
öncelikle 5. katın asansör dış kapısını açmaya çalıştığı ama açamadığı yakın vaziyette olan 4. katın asansör
dış kapısının mandalını kaldırıp açarak buradan kata atlamak için asansör zemininden tutunarak kata
atlamaya çalıştığı sırada asansör kova boşluğuna düşerek ağır yaralandığı ve kaldırıldığı hastanede vefat
ettiği anlaşılmaktadır.
15. Dosya kapsamında alınan 01.09.2016 tarihli kusur raporunda davalı işverenin "asansörün arızalanması
haline ilişkin bakım onarım prosedürünün belirlenmemesi, asansörün dosya içerisindeki bilgilere göre
haftada 1-2 kez arızalandığı, bu tarz arızalar için teknik servis çağrılmadığı, teras katındaki panoda her
asansörün kensine ait sigortasının açılıp kapatılması şeklinde işyeri uygulaması haline getirildiği, sigortalının
ve teknik müdür olarak görev yapan ...... 'in teknik yeterliliğe sahip olduklarını gösterir belge bulunmaması,
sigortalının asıl işinin otelde ampul priz değişimi, atan sigortanın kaldırılması ve musluk değişiminden ibaret
olduğu halde işçinin asansöre müdahale ile görevlendirildiği, asansör bakım sözleşmesine göre bakım
hizmetinin mesai saatlerinde verildiği, bu nedenle mesai saatlerinde gerçekleşecek arızalara müdahale
prosedürünün belirlenmediği, böyle durumlarda asansör dairesinden elle müdahale edilerek kabinin kata
gelmesinin sağlanması gerektiği halde İSG eğitiminin verilmediği için, İSG tedbirlerinin işçi insiyatifine
bırakıldığı" gerekçeleriyle (iş bu kusurun 9010'unun davalı şirket yetkilisi ceza davasında hakkında kamu
davası açılan ...'e ait olmak üzere) W65 oranında kusurlu bulunurken, ... sigortalının "Asansör kabini katlar
arasında kaldığında yanında bulunan telefon veya telsizle bu durumu otel çalışanlarına bildirmesi ve kabinde
kurtarılmayı beklemesi, kabin kapısını açarak kendi güvenliğini tehlikeye atması" gerekçeleriyle 9035
oranında kusurlu kabul edilmişisede;tanık......... 'ın SGK müfettişine verdiği beyan kapsamında "Asansör
içerisinde telefon ve imdat butonu bulunduğunu, ama sigortalının bu butonlardan hiç birisine basmadığını,
sigortalı yanında telsiz telefon, kendi yanında da telsiz olduğu halde kimseyi aramadıklarını" beyan ettiği
dikkate alındığında, ... sigortalının öncelikle kişisel güvenliğini korumaya özen göstererek, asansör
içerisindeki telefon ve imdat butonunu kullanması akabinde, yanlarında bulunan telsiz ve telefonlarla yardım
istemesi gerekirken kabinden bir alt kata atlamaya çalışması akabinde düşmesi şeklinde gerçekleşen olayda
davalı işverene oranla ağır kusurlu hareket ettiği kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde
kusur oranlarına itibarla karar verilmesi hatalı olmuştur.
16. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, açıklanan bu olgulara göre kusur oran ve
aidiyetinin tespiti için, dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine
tevdi edilmesi, sonucuna göre tespit edilecek kusur oranların da (kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş
olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış haklara göre) maddi tazminat hesabında hükme
esas alınan 04.04.2017 tarihli hesap raporuna uygulanması suretiyle davacıların maddi tazminat alacağının
belirlenmesi, giderek davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında usule uygun bir karar
verilmesinden ibarettir.
17. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma
sebebidir.
18. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, bozma sebeplerine göre sair
temyiz itirazları bu aşamada incelelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk
Derece Mahkemesi kararını ortadan kaldırarak esas hakkında hüküm veren Bölge Adliye Mahkemesi
kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilince temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazları
bu aşamada incelenmeksizin kararın BOZULMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
3. Dairemizde icra edilen duruşmaya katılan olmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4. Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ...ileÜyeler...,... ve ....'nın oyları ve oyçokluğuyla,
11.06.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
1... Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki ... uyuşmazlık “iş kazası nedeni ile maddi tazminat isteminde kusurlarının
belirlenmesi" yönünde davalının temyizi üzerine bozulması nedeni ile ilk derece mahkemesinin bozmadan
sonra hesaplanacak ve hüküm altına alınacak tazminatı, bilinen/iskonolu, bilinmeyen/iskontosuz dönem
başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı,
buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı”
noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES'inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak,
doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı
kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda,
her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı
kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir
uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda
da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş,
ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün ... birçok
istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli
müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin
zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY,
../ÖZEKES, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve
savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma
kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer
verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı
gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı
değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep
hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109.
Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş
olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına
gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin
haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya
ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik
oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine
değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
5. Dairemizin 2021/6264 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı
üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum
usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne
katılınmamıştır. Zira;
6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi
gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması
gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren
asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması
halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir.
Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur.
Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir
istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla
yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin
uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
8. Bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, bilinen/iskontolu, bilinmeyen dönem
değişeceğinden ve bu kapsamda hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir.
Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar
onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan
sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü
kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir.
III. Sonuç:
9. Yukarda açıklanan nedenlerle bozma sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler
nedeni ile tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu husus usulü
kazanılmış hak oluşturmadığından, usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi
görüşüne katılınmamıştır.
|
2023_8982.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/8982E. , 2024/6812K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/755 E., 2023/883 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 37. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/34 E., 2023/14K.
Taraflar arasındaki aidiyetin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince
davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; kayıtlarda 02.01.1963 tarihli ... oğlu Bozkır doğumlu gerçek doğum tarihi
02.01.1960 olan davacının Söğüt köylü ... ... "ın organizesinde Manavgat Orman İşletme Müdürlüğünde
ağaçlandırma sahalarında 15070 sicilli iş yerinde 1976-1977 döneminde işçi olarak çalıştığını, 18 yaşından
küçük olması sebebi ile bildirge düzenlenirken akrabası olan davalı ...'in kimliğini kullandığını 06.12.1976 -
01.02.1977 dönemi 10077776 sicil numarası ile 58 günlük bildiriminin bu nedenle davalı ... adına
yapıldığını, çalışmaların davacıya ait olduğunu, davalı ... 03.03.1960 doğumlu ... ve ...'tan olma olup,
Almanya'da çalıştığını Türkiye'de çalışması bulunmadığını, Kuruma yapılan 24.12.2015 tarihli ve 04.02.2016
tarihli taleplerin reddedildiğini, Manavgat Orman İşletme Müdürlüğü tarafından da isteklerinin reddedildiğini,
bu hizmetlerin kimseye mal edilmediğini belirterek söz konusu hizmetlerin davacıya ait olduğunun tespiti ile
aksine Kurum ve işveren işlemlerinin iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; yetki, husumet, zamanaşımı itirazında bulunarak davanın reddini
istemiştir.
2. Davalı... vekili cevap dilekçesinde; yetki ve hak düşürücü süre itirazında bulunmuş, su baskını sebebi ile
geçmiş yıllara ait özlük dosyası ve hizmet cetvelinin bulunmadığını davacı çalışması ile ilgili bir kayıt
olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
3. Davalı... tarafından davaya cevap verilmemiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kabulü ile
56584188252 TC kimlik numaralı 0701011007766 sicil no.lu ... adına davalı ... Müdürlüğüne (Manavgat
Orman İşletme Müdürlüğü işyeri) ait 150070 sicilli iş yeri üzerinden düzenlenmiş 06.12.1976 tarihli işe giriş
bildirgesi ile bu bildirge üzerinden ... adına yapılan 06.12.1976 - 01.02.1977 dönemine ait Aralık ayı için 25
gün, 1977 yılı Ocak ayı için 30 gün olmak üzere toplam 55 günlük hizmetin 54091271368 TC kimlik
numaralı 4201200605499 sicilli ... Coşkun'a ait olduğunun tespitine, bu hizmetlerin davacı hizmetlerine
aktarılmasına ve hizmetlerin birleştirilmesine, aksine Kurum işleminin iptaline, Orman Genel Müdürlüğünün
işleminin iptali ile ilgili hizmet tespiti ile ilgili değerlendirme ve yetkinin işverene ait olmaması sebebi ile bu
konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
"., amina
konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf
başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,
davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği ya da çalıştıklarının Kurumca
tespit edilip edilmediği hususlarının yöntemince araştırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
2. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarının çelişkili olduğunu,
Mahkemece verilen kararın hatalı ve eksik olduğunu, davacı tanıklarından bazıları her ne kadar davacının
beyanlarını doğrular nitelikte beyanda bulunmuşlarsa da aradan geçen 47 sene göz önünde
bulundurulduğunda tanıkların kısa bir çalışma dönemini net hatırlayabilmelerinin hayatın olağan akışına
aykırı olduğunu, müvekkili adına yapılmış olan SGK bildirimlerinin yazılı delil niteliğinde olduğunu ileri
sürmüştür.
3. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; davanın hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi gerektiğini,
davacının çalışma ilişkisini somut olaylara dayalı inandırıcı delillerle ortaya koyması gerektiğini, Mahkemece
verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, davalılar SGK ve ...
vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan
reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde
bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri, istinaf dilekçeleri ile benzer nedenlerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını
istemişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 10077776 sicil numaralı işyerinden 06.12.1976-01.02.1977 tarihleri arasında bildirilen
çalışmanın davacıya aidiyeti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 69 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 344 üncü maddesi, 370
ve 371 inci maddeleri, mülga 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi
ve belgelerin incelenmesinde davalılar vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın
bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_5575.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/5575E. , 2024/7230K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/461 E., 2022/791 K.
KARAR : Ret
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından
kaynaklanan tazminat istemli davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece,
Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 01.05.2015 tarihinde davalı şirkette elektrik ve mekanik bakım
ustası olarak işe başladığını, 14.02.2017 tarihinde emekli olduğunu, bu şirketin ... plaka sayılı Renault
Symbol marka beyaz renkli aracı ile anılan iş yerinin müşterisine, iş yerine ait belirtilen araç ile verilen görev
ile mal götürmekte olduğu sırada ...... 'ın sevk ve idaresindeki siyah renkli ... plaka sayılı transporter araç ile
çarpışması sonrasında yoğun bakımda kalacak şekilde ağır bir trafik kazası geçirdiğini, geçirdiği kaza sonucu
meslek kazanma gücünün toplamında 9017'sini kaybeden ve hayat tehlikesi düşen müvekkiline 220.000,00
TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 9020 nin üzerinde iş kaybının gerçekleştiği iddiasının gerçeği
yansıtmadığını, davacının iş yerine ait araç ile mal götürürken kaza geçirdiği ve bu nedenle yaşanan kazanın
iş kazası olduğu beyanının gerçekçi olmadığını, davalı iş yerine ait araç ile mal götürürken kaza yapmadığını,
iş kazası olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, şirketin kusurunun bulunmadığını, şirketin araç ve
işçi ile ilgili olarak gerekli tüm tedbirleri aldığını ve tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini, davacının
emeklilik tarihinden sonra da 04.04.2017 tarihinde müvekkili şirkette sigortalı olarak çalışmaya devam
ettiğini, 16.08.2017 tarihinde iş akdinin haklı olarak feshedildiğini, iddiaların soyut iddialardan ibaret
olduğunu beyanla, davanın reddini savunmuştur.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi 10.10.2019 tarih, 2018/360 Esas 2019/272 Karar sayılı ilamı ile davaya konu iş
kazasının meydana gelmesinde işverenin kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği
anlaşılmıştır.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi 03.03.2020 tarih 2020/525 Esas 2020/552 Karar sayılı ilamı ile dosya kapsamı,
mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile re'sen bakılacak kamu düzenini ilgilendiren hususlar
dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden
mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile re'sen bakılacak kamu düzenini ilgilendiren hususlar
dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden
yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Dairemiz 07.10.2021 tarih ve 2020/7086 Esas - 2021/11808 Karar sayılı ilamında özetle;
"Dosya kapsamından, davacı kazalı sigortalının davalı iş yerinde bakım ustası olarak çalıştığı, olay günü
kazalının, davalı iş yerine ait ... plakalı araç ile davalı iş yeri müşterisine mal götürürken dava dışı ... ... ın
kullandığı ... plakalı araç ile çarpışması sonucu yaralandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece itibar edilen tek
trafik bilirkişi uzmanı tarafından düzenlenen 17.5.2019 havale tarihli kusur bilirkişi raporunda; dava dışı ...
...In 6100 kusurlu olduğu, işverenin ise bakım ustası olan davacının araç şöförü olmaması gerektiği manevi
tazminat yönünden “o 100 kusurlu olduğu, kazalının ise kusursuz olduğunun tespit edildiği, ancak bahse
konu raporda olayın meydana gelmesini önleme yönünden işverenin alması gerekli veya alabileceği
önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup
uymadığı gibi hususların ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hususlarının
duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmadığı, Mahkemece, kendi içerisinde çelişkili birkişi raporuna
göre karar verdiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca dosya kapsamında hükme esas alınan bilirkişi raporu
hüküm kurmaya elverişli değildir.
İş kazalarında olay, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik İlkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır.
İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla
belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş akdinden doğan işçiyi gözetme (koruma) borcuna
aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin
işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve
araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğudur.
İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin öngördüğü
koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işverenin niteliğine göre, iş yerinde uygulanması gereken İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin iş yerinde alması gerekli
önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup
uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve
duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2004 gün ve
2004/21-365 E. -369 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir.) Bu açıklamadan, şüphesiz ki tarafların kusur durumu
irdelenirken konusunda ehil bilirkişilere olayı inceletmek kadar olaya neden olan tüm saiklerin bir bütün
olarak ele alınması ve bu kapsamda da taraflarca ortaya konulan iddia ve savunmalar ile tüm delillerin
titizlikle değerlendirilerek kusurun aidiyeti ve oranına dair raporun oluşa uygun olup olmadığının tespiti
gerekir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıda belirtilen eksiklikler tamamlanarak, hüküm altına alınacak tazminat
miktarlarına etkisi bakımından, aynı olaya ilişkin varsa ceza dosyası ile rücu dava dosyasındaki kusur
raporlarının da dosya kapsamına getirtilerek verilen kararların kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek, A
sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine konuyu yukarıda açıklandığı biçimde
incelettirmek, tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını tarafların dosyada mevcut kusur
raporlarına itirazları da göz önünde tutulmak suretiyle her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek ve
6098 sayılı TBK'nın 56 ncı maddesi de gözetilmek suretiyle bir karar vermekten ibaret olduğuna " işaretle
karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile " ...Dava konusu kazaya ilişkin
yürütülmüş Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesine ait 2017/402 Esas sayılı dosya UYAP sistemi üzerinden
dosyamız arasına alınmıştır.
Dosya bozma ilamı doğrultusunda A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi
edilmiş, düzenlenen 22.09.2022 tarihli raporda; davalı işverene herhangi bir kusur atfedilemediği, davacı
...'ın kusursuz olduğu, ... plaka sayılı otomobil sürücüsü dava dışı ... ... 'ın Y100 oranında tam kusurlu
olduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Dosya kapsamında alınmış 22.09.2022 tarihli bilirkişi raporunun oluşa, olaya, dosya kapsamına uygun
olduğu değerlendirilmiş, dava konusu kazaya ilişkin davalı işverenin kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla ..."
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz sebepleri:
1. Davacı vekili dilekçesinde özetle; iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün “o17'sini kaybeden davacı
lehine manevi tazminata hükmedilmemiş olması, karar gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında açık bir çelişki -
tezat oluşturduğunu, meydana gelen kazada trafik kuralları uyarınca müvekkili kusurlu olsa bile, davalı
işverenin sorumluluğunun ortadan kalkmayacağını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin
2 nci fıkrası hükmüne göre davalı işverenin yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemeyeceğini,
manevi tazminatın şartlarının oluştuğunu, bilirkişi raporunda davalının “100 kusurlu olduğunun
belirtildiğini, meydana gelen iş kazasında davacının hiçbir kusurunun olmadığını, kaza sonucunda “617
oranında meslekte kazanma gücü kaybına uğradığını, davacının hayati tehlike atlatmış olması, ailesinin, yani
eşinin de derin üzüntü yaşamasına sebebiyet verdiğini, manevi yönden yıkıma uğradıklarını büyük endişe ve
üzüntü yaşamalarına sebebiyet verdiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazasında yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin yerinde
olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci
maddeleri ile aynı Kanun'un 110, 323, 326 ve 332 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci
maddeleri, 818 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanun'un 41, 42, 43,
44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri gereğince
uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, 4857 sayılı
İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun'un 85 ve 91 inci maddeleri ile Avukatlık
Asgari Ücret Tarifesinin 3/2, 7 ve 10 uncu maddeleridir.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davaya konu kazanın meydana gelmesinde kusur takdir ve
tayininde gerek uyulan bozma kararı içeriğine, gerek ise de Dairemizce kabul edilen ilkelere uygun olduğu
anlaşılmakla temyiz eden davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın
bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,
27.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_12976.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/12976E. , 2024/7256K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1542 E., 2023/246K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 37. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/62 E., 2021/190 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali, tespit ve alacak talebine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama
sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili davacının 2330 sayılı Kanun'a tabi tutulduğunu, 11.10.2018'de vazife malulü sayıldığını,
jandarma üstteğmen olan davacının Kuruma 23.11.2020 de 3713 sayılı Kanun'a göre işlem yapılması için
başvurduğunu, 23.01.2021'de talebin reddedildiğini, 27.08.2015 de saat 21.00 civarında Diyarbakır Bingöl
Karayolunda Abalı Jandarma Komutanlığı önünde yol emniyet ve kontrol devriye görevi icrası sırasında ...
plakalı aracın park halindeki kobra araca çarpması sonucu bu aracın da savrularak bu aracın da davacıya
çarpması sonucu yaralandığı, sürücünün alkollü olduğu olay sırasında yapılan görevin terör ile mücadele
sırasında icra edildiği davacının malul kaldığı, GATA 21.03.2018 tarihli rapora göre sınıfı görev yapamaz
raporu verildiği, olayın 3713 sayılı Kanun kapsamına girdiği, karayolunda yol kesme adam kaçırma
olaylarının engellenmesi amacı ile görev yapılırken meydana geldiği, davacıya gazilik unvanı verildiği emsal
kararlar bulunduğu belirtilerek Kurum işleminin iptali, 3713 sayılı Kanun'a tabi olduğunun tespiti ve
alacaklar için şimdilik 1,000 TL'nin 11.10.2018'den itibaren tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Kurum vekili yetki süre husumet itirazında bulunmakla olayın 3713 sayılı Kanun'a girmediğini belirterek
davanın reddini istemiştir.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Dava, davacının 27.08.2015'de
meydana gelen kaza sebebiyle hakkında 3713 sayılı Kanun'a tabi sayılıp sayılmayacağı ve bu kanundan
kaynaklı mali haklardan yararlandırılıp yararlandırılmayacağına ilişkindir.
3713 sayılı Kanun terör eylemleri sebebiyle ya da bu eylemlere müdahale sırasında yaralanan ya da ölenler
için ilave haklar da getiren düzenlemeleri içeren bir yasadır. 4 üncü maddede terör amacı ile işlenen suçlar
sıralanmış, 7 nci maddede terör örgütlerinin tarifi yapılmış, 21 inci maddede kamu görevlilerinin yurt içi ve
yurt dışında görevlerini yaparken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör
eylemlerine muhatap olarak yaralanan engelli hale gelen, ölen ve öldürülenler hakkında 2330 sayılı
Kanun'un uygulanacağı ayrıca malul olanlara ya da ölenlerin yakınlarına ilave ödemeler yapılacağı
belirtilmiştir. Maddenin kalan kısımlarında da yapılacak yardımlar geniş olarak anlatılmış j bendinde terör
eyleminin ortaya çıkarılması, etkisinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı olanlar
ile ilgili 2330 sayılı Kanun'un uygulanacağının belirtildiği maddenin 2 nci fıkrasında ise aynen, "kamu
görevlileri....her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi takibi ya da etkisiz hale getirilmesi
amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar
sonucunda yaralanan engelli hale gelen hastalanan veye hayatını kaybedenlerin birinci fıkranın durumlarına
0 ga eps AL AM ALL WA. pe gep. e ae A. a a 00 ağ se şi
amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar
sonucunda yaralanan engelli hale gelen hastalanan veya hayatını kaybedenlerin birinci fıkranın durumlarına
uygun hükümlerden yararlandırılacağı belirtilmiştir. Yasada ilgili haklardan yararlanmak için dava konusu
olay özelinde kamu görevlisi olmak görevlerini yapmak ve bu sebeple terör eylemlerine muhatap olarak
yaralanmak koşulları aranmakta 21.maddede de yargılanacakları haklar ile yetinilmektedir. Maddenin bu
yazış şekline göre Kurum yaralanmanın mutlaka bir terör eylemi sonucu olması, eldeki olayda ise trafik
kazası şeklinde gerçekleşmesi sebebiyle talebi kabul etmemiştir. Oysa yasada terör eylemlerinin ortaya
çıkarılmasını o engellenmesini sağlayan siviller için dahi haklar verildiği gözetildiğinde davacının
görevlendirildiği mesaj emri içeriğine göre terör eylemlerinin yoğun olduğu ve sıkça pkk tarafından yol
kesme eylemi ile araçların yakıldığı, vatandaşların kaçırıldığı, ya da öldürüldüğü kamuoyunda karayollarında
güvenliğin bulunmadığı, örgütün güçlü olduğu izlenimini yaratıcı kamuoyunda bilinen pek çok
gerçekleşmiş olmakla devletin bu eylemleri önlemek , gerçekleşmesi halinde müdahale etmek şeklinde
üstlendiği görev kapsamında terör olaylarının önlenmesi amacı ile TSK'nın görev icra ettiği, davacının bu
kapsamda görevlendirildiği yaralanmasının mutlaka terör amaçlı araç çarpması ya da silahlı ateş sonucu
meydana gelmesinin aranamayacağı, önleme amaçlı faaliyet sırasında meydana gelmiş olmasının yeterli
sayılması gerektiği, davacının ... sonucu yaralandığı da sabit olmakla 3713 sayılı Kanun kapsamında
maluliyetine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından davanın kabulü gerekmiş, Kurumun aksi işlemi iptal
edilmiş, faiz başlangıç tarihi bakımından talep reddedilmiş ise de bu husus davalı yararına vekalet ücretini
gerektirmediğinden buna dair karar verildiği gerekçesiyle;
"Davacının davasının kısmen kabulüne,
Davacının 27.08.2015'de vazife malulü olmasına neden olan olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında kaldığının
tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline
Davacıya maluliyet aylığı bağlanma tarihi 15.02.2019'dan itibaren 3713 sayılı Kanun kapsamındaki ücret ve
mali hakların ödenmesi gerektiğinin tespitine,
Her bir ödemenin tahakkuk tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine,
alacaklara 11.10.2018'den itibaren faiz uygulanması isteğinin reddine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,
toplanan delillerin anılan karar açısından yeterli olmadığını, yeterli inceleme yapılmadan ve dava sübut
bulmadan dosyanın karara bağlandığını, dosyanın tekemmül etmediğini belirterek, kararın kaldırılmasını
istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Somut olayda; 27.08.2015 de yol
emniyet ve kontrol bölgesi görevini yaparken jandarma üsteğmen olan Lice 1.Jandarma komando alay
komutanlığı Abalı jandarma komutanı olan davacının yol kontrolü sırasında alkollü vaziyette araç kullanan
başka bir şahsın kullandığı aracın TSK'ya ait araca çarpması, bu aracın da davacıya çarpması sonucu
yaralandığı, davacı hakkında yol emniyeti sağlama görevi yapılırken olay meydana geldiğinden bahisle 2330
sayılı Kanun'un uygulandığı ancak 3713 sayılı Kanun'dan faydalanma talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanun'un 21 inci maddesi; “Kamu
görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu
görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya
öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Başlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
Ayrıca; a)Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstahak dul ve yetimlerine başlanacak aylığın toplam tutarı,
bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise,
dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli
aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine
muhtaç olacak derecede malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı
üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu
bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik
kuruluşlarınca Hâzineden tahsil edilir... ” hükmünü içermektedir.
Söz konusu hükümden anlaşılacağı üzere; Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (i) bentleri kapsamına
girenlerin, terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar
sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi
amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar
sonucunda yaralanması. engelli hâle gelmesi, hastalanması veya hayatını kaybetmesi halinde 3713 sayılı
Kanun'un malullük aylığına ilişkin hükümlerinden yararlandırılması gerekmektedir.
Davacının, terör eylemlerinin yoğun olduğu bölgede terör olaylarının önlenmesi amacı ile görev yapmakta
iken yaralandığı, yaralanmasının mutlaka terör eylemi sonucu meydana gelmesinin aranamayacağı, önleme
amaçlı faaliyet sırasında meydana gelmiş olmasının yeterli sayılması ve davacı hakkında 3713 sayılı
Kanun'un hükümleri uygulanması gerektiği, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf
sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden
yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle kararın bozulması ile davanın reddine
karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 3713 sayılı Kanun hükümleri uyarınca vazife malülü olduğunun tespiti, aksi yöndeki Kurum
işleminin iptali ve alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1)5510 sayılı Kanun'un "Vazife Malüllüğü" başlıklı 47'nci maddesinde; "bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlar için
aşağıdaki hallerde vazife malüllüğü hükümleri uygulanır. 25 inci maddede belirtilen malüllük; sigortalıların
vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu
idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş
yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana
gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malüllüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malülü denir"
tanımının yapıldığı, aynı hükmün 4'üncü fıkrasında ise; "süresi içerisinde bildirimde bulunulan vazife
malüllüğü aylıkları, sigortalının ölüm ya da malüliyeti sebebiyle göreviyle ilişiğinin kesildiği tarihi takip eden
aybaşından itibaren bağlanır. Ancak harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara
göre veya 5434 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesine göre vazife malulü olduğuna karar verilenlerden, sınıf
veya görev değiştirerek çalışmaya devam edenlere ise görevden ayrılmalarına ve başkaca bir müracaata
gerek kalmaksızın sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ay başından itibaren
aylık bağlanacağı" hükmü yer almaktadır.
2) 3713 sayılı Kanunun "Terör Tanımı" başlıklı 1 inci maddesinde ise
"Madde 1- (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı,
korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin
niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa
ilâratmak veva vikmak veva ela nerirmek O hak ve hürrivetleri unk etmek Devletin ic ve Hic aiivenliğini
Ma a ağ e a ayr İş e İm a en e in m A e e A na a e.
kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek
her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." hükmü yer almaktadır.
3. Değerlendirme
Eldeki dava, davacının somut olayda; 27.08.2015 de yol emniyet ve kontrol bölgesi görevini yaparken
jandarma üsteğmen olan Lice 1. Jandarma komando alay komutanlığı Abalı jandarma komutanı olan
davacının yol kontrolü sırasında alkollü vaziyette araç kullanan başka bir şahsın kullandığı aracın TSK'ya ait
araca çarpması, bu aracın da davacıya çarpması sonucu yaralandığı, davacı hakkında yol emniyeti sağlama
görevi yapılırken olay meydana geldiğinden bahisle 2330 sayılı Kanun'un uygulandığı ancak 3713 sayılı
Kanun'dan faydalanma talebinin reddedilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmakta olup davanın
kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Mahkemece verilen hükmün eksik inceleme ve yanılgılı
değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacının yaralanmasına konu eylemin 3713 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinde sayılan
durumlardan hiçbirine girmediği, davacının asayiş yol denetimi sırasında 3. kişinin aracının kontrolünü
kaybedip araca çarpması neticesinde yaralandığı olayın Komisyon kararında belirtildiği üzerer görev
sırasında trafik kazası sonucu olduğu, terör kapsamında olmadığı, bu bakımdan 3713 sayılı Kanun
kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gözetildiğinde davanın reddine karar verilmesi
gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile
yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
27.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_1935.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/1935E. , 2024/7228K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2383 E., 2022/2427 K.
KARAR : Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2017/432 E., 2021/364 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili, davalılar ... vekili, ... Söke Çimento San. A.Ş. ve ... vekili ve davalı ... tarafından
istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekili ile davalı ... vekilinin istinaf
başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında
hüküm verilmesi ile davanın kısmen kabulüne, diğer davalıların istinaf başvurularının ise esastan reddine
karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ..., davalılar ... Söke Çimento San. A.Ş. vekili ve davalı ...
tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön
inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından
hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı taraf asıl dava dilekçesinde özetle; 08.04.2016 tarihinde davalı işverenlere ait işletmede iş kazası
meydana geldiği, iş kazası sonucu ...'ın korkuluklardan düşerek hayatını kaybettiğini, bu nedenle annesi ...
ve babası ... için ayrı ayrı 75.000-TL 250.000-TL manevi tazminata, kardeş ... için 150.000-TL manevi
tazminat olmak üzere toplamda 800.000-TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren
davalılardan alınarak davacılara verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacılar vekili 01.06.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile anne ... için talep etmiş olduğu maddi tazminatı
91.323,13 TL olarak, baba ... için maddi tazminatı 132.552,21 TL olarak 08.04.2016 tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep
etmişlerdir.
Birleşen dava dosyasında Davacılar vekili vermiş olduğu dava dilekçesi ile özetle; müvekkillerinden ...'ın
kardeşi ve diğer müvekkillerinin oğlu olan ...'ın iş yerinde çalışırken kıdemli personelin ve iş verenin ağır
ihmali sonucu korkuluklardan düşerek hayatını kaybettiğini, kazaya uğrayan işçinin kusuru bulunmadığını,
işverenin gerekli tüm tedbirleri almadığını bu nedenle meydana gelen iş kazası neticesinde davacıların
maddi destekten yoksun kaldıklarını, ... ... 'ın ölmeden önce anne ve babasının tek geçim kaynağının oğulları
. olduğunu, ... ... 'ın şirketten kazandığının haricinde boş vakitlerinde de düğünlerde çalgıcılık yaptığını
beyanla, ölüm nedeni ile maddi sıkıntıya düştüklerini ayrıca ...'ın ölüm şeklinin çok trajik olduğunu, iş
kazasında vefat eden ...'ın ölürken vücut bütünlüğünün bozulduğundan bahisle müvekkillerinin manevi
çöküntüye uğradıklarını bu nedenle maddi manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
II. CEVAP
Davalı ... Söke Çimento A.Ş. vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kaza olayında
müvekkil şirketinin hiçbir kusurunun bulunmadığını, müvekkili yönünden taraf sıfatı yokluğunda davanın
usulden reddine, aksi halde haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın esastan reddine karar verilmesini
talep ettiği anlaşıldı.
Davalı ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kaza olayında müvekkilinin hukuki
sorumluluğu ve yükümlülüğün bulunmadığını, müvekkili yönünden taraf sıfatı yokluğunda davanın usulden
Davalı ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kaza olayında müvekkilinin hukuki
sorumluluğu ve yükümlülüğün bulunmadığını, müvekkili yönünden taraf sıfatı yokluğunda davanın usulden
reddine, aksi halde haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın esastan reddine karar verilmesini talep
ettiği anlaşıldı.
Davalı ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kaza olayında müvekkilinin hukuki
sorumluluğu ve yükümlülüğün bulunmadığını, müvekkili yönünden taraf sıfatı yokluğunda davanın usulden
reddine, aksi halde haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın esastan reddine karar verilmesini talep
ettiği anlaşıldı.
Davalı ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kaza olayında müvekkilinin hukuki
sorumluluğu ve yükümlülüğün bulunmadığını, haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın esastan reddine
karar verilmesini talep ettiği anlaşıldı.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davalı
... Söke Çimento San. Türk A.Ş.'nin olayın vukuunda 9625 (Yüzde Yirmi Beş) nispetinde kusurlu olduğu, ...
Söke Çimento San. Türk A.Ş.'nin üretim mühendisi davalı ...'in olayın vukuunda Yo5 (Yüzde Beş) nispetinde
kusurlu olduğu, ... Söke Çimento San. Türk A.Ş.'de usta olarak görev yapan davalı ...'nin olayın vukuunda
“05 (Yüzde Beş) nispetinde kusurlu olduğu, dava dışı HB Dekorasyon Mimarlık İnşaat San. ve Tic. Ltd.
Şti.nin olayın vukuunda 9025 (Yüzde Yirmi Beş) nispetinde kusurlu olduğu, dava dışı HB Dekorasyon
Mimarlık İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin yetkilisi davalı ...'nun olayın vukuunda “010 (Yüzde On) nispetinde
kusurlu olduğu, dava dışı TÜV... Türk Ltd. Şti.'nin olayın vukuunda 9615 (Yüzde On Beş) nispetinde kusurlu
olduğu, TÜV... Türk Ltd. Şti.'nin sorumlusu davalı ...'in olayın vukuunda 905 (Yüzde Beş) nispetinde kusurlu
olduğu, kazalı işçi ...1n olayın vukuunda Yo10 (yüzde On) oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle ;"
Asıl davada:
Davanın Kısmen Kabulü ile
1- 90.323,13-TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine,
2-25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair istemin
reddine,
3-131.552,21-T1 maddi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine,
4-25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair istemin
reddine,
5-10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,
Birleşen 2017/515 Esas Sayılı Dosyada:
Davanın Kısmen Kabulü ile
1-1.000,00-TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine,
2-25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,
3-1.000,00-TL TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
hirlikta HavalıHan alımaralk Hawarı la yorilmecine
kg gg gm gg
4-25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,
5-10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair istemin reddine," şeklinde karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili,
davalılar ... vekili, ... Söke Çimento San. A.Ş. ve ... vekili ve davalı ... tarafından istinaf başvurusunda
bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ... Söke Çimento A.Ş.'nin sadece 2.000,00 TL'lik maddi
tazminattan sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının az
olduğunu bildirerek kararı istinaf etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... Söke A.Ş.'nin birleşen dava ile davalı olduğunu, bu sebeple
ıslah dilekçesinin ... Söke A.Ş.'yi bağladığını, buna rağmen bu davanın sadece 2.000,00-TL maddi
tazminattan sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, maddi tazminatın tamamından müştereken
ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini, müvekkillerine yüklenebilecek herhangi bir kusur ve
sorumluluğun bulunmadığını, destek tazminatı tutarının fahiş olduğunu, müteveffanın düğünlerde
müzisyenlik yaptığının varsayılamayacağını, bilirkişi hesap raporundaki yapılan hesaplamanın fahiş ve hatalı
olduğunu, çalışılan düğün salonlarının dahi bildirilmediğini, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu, pandemi
döneminde bir çok müzisyenin işsiz kaldığı dönemin dahi hesaplamadan düşülmediğini, ıslah edilen tutar
yönünden kaza tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminatın zenginleşmeye
yol açtığını bildirerek kararı istinaf etmiştir.
Davalı ... Söke Çimento San. A.Ş. ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki talep sonucuna
göre davacı ... yönünden bir alacak ya da tazminat talebi bulunmadığını, müvekkilinin hiç bir kusurunun
bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda illiyet bağının hatalı kurulduğunu, ceza dosyasında
belirtildiği üzere asli sorumluluğun kaynak işini yapan HB Dekorasyon Ltd. Şti. ile bunu denetlemekle
görevlendirilmiş olan TÜV ... Ltd. Şti. olduğunu, kusur raporları arasında çelişki bulunduğunu, salt tanık
beyanlarına göre gelirin tespitinin hatalı olduğunu, gelir konusundaki beyanlarının da çelişkili olduğunu, aylık
gelirin hatalı tespit edildiğini, hesap raporunda belirtilen rakamın son derece fahiş ve gerçek dışı olduğunu,
hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu bildirerek kararı istinaf etmiştir.
Davalı ... istinaf dilekçesinde özetle; kusur raporunu kabul etmediklerini, eksik ve hatalı incelemeyle karar
verildiğini, Mahkemece keşif yapılmadığını, derdest dava dosyasında düzenlenen bilirkişi raporu ile bu
dosyadaki rapor arasında kusur oranlarını ve sorumluluğu değiştirecek farklılıklar bulunduğunu, temizlik
işinin yapımına ilişkin her türlü talimatın asıl işveren ... Söke Çimento şirketi tarafından verildiğini, maddi
gerçeklikle bağdaşmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin ağır şekilde hukuka aykırı olduğunu,
müteveffanın gelirinin hatalı tespit edildiğini, müteveffanın çalgıcı olarak kabul edilmesinin mümkün
olmadığını, hesap raporunda belirtilen tutarın son derece fahiş ve gerçek dışı olduğunu, manevi tazminat
miktarının fahiş olduğunu bildirerek kararı istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ",. Dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve
belgelere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin
toplanmasında, değerlendirilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmamasına, kararın
dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere göre davalı ... Söke Çimento Fabrikası iş yerinde çalışan ...
işçinin üretim bölümü kül silosunda 3. katta bulunan merdivende tadilat atıkları ile dolu çuvalı aşağı atarken
dayandığı merdiven korkuluğunun kaynakla puntalandığı yerden kopması sonucunda zemine düşerek vefat
ettiği, meydana gelen kazanın iş kazası olduğu, hükme esas alınan 25.08.2020 tarihli kusur raporunun İş
Kanununu, İşçi Sağlığı ve İş Sağlığı Tüzüğü'ne uygun olduğu, kusura ve sorumluluğa yönelik itirazların
yerinde olmadığı, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması sonucuna göre ücret miktarının tespitinde ve
hesap raporunda hata bulunmadığı, ıslahla arttırılan maddi tazminat miktarı yönünden de eylemin haksız fiil
teşkil etmesi nedeniyle kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesinin yerinde olduğu anlaşıldığından, aksi
yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminatlardan
davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, davalı ... Söke Çimento A.Ş.'nin
sadece 2.000,00-TL ile sorumlu tutulması hatalı olup bu yöne ilişkin davacılar ve davalı ... vekilinin istinaf
itirazları yerindedir. Manevi tazminata yönelik istinaf itirazlarının değerlendirilmesinde ise hüküm altına
alınan manevi tazminat miktarının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 tarih, 13/291-370
kararındaki ilkelere göre fahiş olduğu anlaşıldığından TMK 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile
işverene atfedilen kusurun ağırlığı, iş güvenliği kurallarının ağır ihlali nedeniyle ... işçinin genç yaşta vefat
ettiği, paranın alım gücü gözetildiğinde davacılar anne ve baba yönünden ayrı ayrı 100.000,00-TL, davacı
kardeş yönünden ise 75.000,00-TL (dava dilekçesinin neticeyi talep kısmındaki yazımın maddi hataya dayalı
olduğu anlaşıldığından) manevi tazminatın hüküm altına alınmasının dosya kapsamındaki delil durumuna
uygun olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacılar vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik istinaf
itirazı yerindedir..." gerekçesiyle davacılar vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk
Derece Mahkeme hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm verilmesine dair asıl ve birleşen
davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, diğer davalıların istinaf başvurularının esastan reddine karar
vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., davalılar ... Söke
Çimento San. A.Ş. vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu, Bölge
Adliye Mahkemesince hükmedilen manevi tazminat tutarının az olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Söke Çimento San. A.Ş. vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü
itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar
verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 77 nci maddesi
3. Değerlendirme
A) Davalılar vekillerinin manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden ;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
hirleagmesi) kansamında her hir taleahin avrı hir dava olduğu ve avri avrı hüküm ve sonuc doğuracağı acıktır.
İM EĞ, Vİ. İL... LL
Dosya içeriğine göre davacı vekilince dava dilekçesinde anne ... için 250.000,00 TL manevi, baba ... için
250.000,00 TL manevi, kardeş ... için 150.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunulduğu, İlk Derece
Mahkemesince davalılar aleyhine anne ve baba için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminat ile kardeş için
10.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu, davacılar vekilince karara karşı istinaf başvurusu üzerine
Bölge Adliye Mahkemesi'nce İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak davalılar aleyhine davacı anne ve
baba için ayrı ayrı 100.000,00 TL, davacı kardeş için ise 75.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu,
kabulüne karar verilen tazminat miktarlarının ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik
sınırı olan 107.090,00 TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının
miktardan reddine karar verilmiştir.
B) Davalılar vekillerinin davacı ... için hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacı vekilince davacı anne ... için 90.323,13-TL maddi tazminat talebinde
bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince davalılar aleyhine asıl dosya yönünden 90.323,13 TL maddi
tazminata, birleşen dosya yönünden 1.000,00 TL maddi tazminata hükmolunduğu, taraf vekillerinin karara
karşı istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü
ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak davalılar aleyhine davacı ... yönünden 90.323,13 TL maddi
tazminata asıl ve birleşen dosya davalıları müştereken ve müteselsilen sorumlu olacak şekilde hüküm
kurulduğu görülmekle kabulüne karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari
ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin temyiz
itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
C)Davalılar vekillerinin davacı ... için hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı ... Söke Çimento San. A.Ş. vekilinin tüm, davalı ... ile
davalı ... vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; davacılar vekilince dava dilekçesinde ... işçi ...1n çalıştığı iş dışında düğünlerde org
çalıp şarkı söylediği, düğün mevsimi haftada üç kez düğüne gidip düğün başına 1000,00-TL. ücret aldığının
beyan edildiği, kazazede ... işçinin Türkiye İş Kurumu bünyesinde uygulanmakta olan işbaşı eğitim programı
kapsamında davalı şirket bünyesinde çalıştığı bu nedenle bordrosunun bulunmadığı ancak dosya
kapsamındaki belgelere göre müteveffanın bu program dahilinde asgari ücretle çalıştığı, Mahkemece hükme
esas alınan 18.02.2021 tarihli hesap raporunda ise davacılar murisinin düğünlere giderek müzisyenlik
yaptığı düğün mevsiminde yaklaşık 6 ay çalıştığı ortalama aylık kazancının 2.000,00-TL olduğu gerekçesiyle
müteveffanın kaza tarihindeki ücretinin asgari ücretin 2,54 katı tespiti ile hesaplama yapıldığı ,anılan rapora
karşı süresi içerisinde davalı ... vekili tarafından ücret tespiti noktasında itiraz edildiği, davalı ...'in davada
vekil ile temsil edilmesine rağmen bilirkişi raporunun asile tebliği suretiyle usulsüz tebliğ edildiği anılan
davalı vekilinin ücret tespitine itirazını istinaf ve temyiz aşamasında ileri sürdüğü, davalı ... Söke vekilince
raporun tebliği üzerine sunulan 16.03.2021 tarihli itiraz dilekçesinde ise kusur oranlarına itirazlarını
yinelediği ,ücret tespiti noktasında rapora itiraz etmediği bu yönden davacılar lehine usuli kazanılmış hak
oluştuğu, davacılar vekilince hükme esas alınan 18.02.2021 tarihli hesap raporunda belirtilen miktarlar
üzerinden ıslah dilekçesi sunduğu, Mahkemece ıslah edilen miktar üzerinden karar verildiği anlaşılmaktadır.
İş kazasına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde desteği altında bulunanların maddi zararlarının
hesabında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye
bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara
alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı,
kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak
belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda, davacılar murisinin ücretinin yapılan iş ile ilgili olmayan gelirlerin eklenmesi suretiyle tespiti
hatalı olmuştur.
Davalılar ... ve ...'in ücret tespitine yönelik temyiz itirazları yönünden Mahkemece yapılacak iş; yöntemine
uygun olarak kazaya konu iş nedeniyle elde edilecek kazancın ne kadar olduğunu araştırmak ve bu suretle
davacılar murisinin ücretini tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek, yeniden hesap raporu
alınmasının gerekmesi halinde davacının temyiz isteminin bulunmaması nedeniyle 18.02.2021 tarihli bilirkişi
hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri
değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak suretiyle taraflar lehine oluşan
usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davalılar vekillerinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2.Davalılar vekillerinin davacı ... için hükmedilen maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin
miktardan REDDİNE,
3.Davalılar ... ve ... vekillerinin davacı ... için hükmedilen maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesi
yönünden ;
Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_1996.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/1996E. , 2024/7229K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3665 E., 2022/4012 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/173 E., 2022/253K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı ... San. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye
Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... San. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle;
kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz
dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra
dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 23.12.2012 tarihinde davalı işyerinde çalışmakta iken iş
kazası geçirdiğini bahse konu bu kaza sebebi ile malul kaldığını kazanın meydana gelişinde işverenin kusurlu
olduğunu beyanla fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 740.294,70 TL maddi tazminatın
ve 80.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zamanaşımı definde bulunduklarını, kazanın
davacının tamamen kendi kusurundan dolayı meydana geldiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun
davanın öncelikle usulden, daha sonra esastan reddine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek davanın
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı TBMM vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkil Kurumun çalışanı ya da herhangi bir
konuda işvereni olduğu bir firmanın işçisi olarak bulunmadığını, müvekkil Kurum ile aralarında herhangi bir
iş akdinin veya başka bir sözleşmenin bulunmadığını, davacının talepleri yönünden hiçbir şekilde taraf
olmadıklarını, öncelikle davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı ile Kurum arasında hizmet akdinin
zorunlu unsurlarının gerçekleşmediğini beyan ederek yine davanın esastan reddine karar verilmesini talep
etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda
davacının 9630 davalı işverenin Vw 70 oranında kusurlu olduğu, davacının davaya konu kaza nedeniyle
640,2 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği, davalılar arasındaki sözleşmenin anahtar teslimi niteliğindeki
eser sözleşmesi olduğu ve aynı zamanda davalı TBMM'nin de kusurunun bulunmadığı kabulünden hareketle;
"1-Davalı TBMM aleyhine açılan davanın husumetten reddine,
2-Davalı ... Ltd. Şti. aleyhine açılan maddi tazminat davasının kabulü ile 740.294,70 TL maddi tazminatın
olay tarihi olan 23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd. Şti'den alınarak
davacıya verilmesine,
3-Davalı ... Ltd. Şti. aleyhine açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi
tazminatın olay tarihi olan 23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd.
3-Davalı ... Ltd. Şti. aleyhine açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi
tazminatın olay tarihi olan 23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd.
Şti'den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin ise reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı
... San. Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının iş kazası sonucu gözünden yaralandığını ve
görme kaybı yaşadığını, Yüksek Sağlık Kurulundan alınan davacının sürekli engel oranını/maluliyet oranı
gösterir raporda engel oranının 640,2 olarak tespit edildiğini, 40.000,00-TL manevi tazminatın tatmin
duygusu oluşturmayacağını ve caydırıcılık uyandırmayacağının açık olduğunu, bu sebeple kararın manevi
tazminat yönünden hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda yapılan ücret tespitinin hatalı olduğunu, iş
kazasında TBMM'nin de kusurunun bulunduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını
talep etmiştir.
Davalı ... firma vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının
kusurunun hatalı belirlendiğini, bilirkişi heyetinin, şirketin “davacıya yeterli eğitimi vermediği ve verilmesini
sağlamadığı” iddiasının asılsız ve dayanaksız olduğunu, davacının ücretinin yanlış tespit edildiğini, güncel
olarak hesaplanan alacaklara kaza tarihinden itibaren faiz uygulanmasının hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk
Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk
Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden Kanun'a aykırılık
bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine
karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... San. Ltd.
Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek
suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... firma vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını
yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının
bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 77 inci maddesi
3. Değerlendirme
A) Davacı vekilinin manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre davacı vekilince dava dilekçesinde 80.000,00 TL manevi tazminat talebinde
bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince davalı şirket aleyhine 40.000,00 TL manevi tazminata karar
verildiği, bakiye kısmın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf başvurusunun istinaf mahkemesince
esastan reddine karar verildiği, reddine karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi
karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekilinin
temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
A) Taraf vekillerinin maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden ;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı
dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; Mahkemece aldırılan hesaba dair 03.09.2019 tarihli 1. kök rapor, aynı bilirkişiden
aldırılan 30.12.2019 tarihli 1. ek rapor, 10.11.2020 tarihli 2. ek rapor, 21.01.2021 tarihli 3. ek raporda
davacı kazalının bakiye ömür süresinin tespitinde PMF-1931 tablosunun esas alındığı, davacı vekilince anılan
raporlara bakiye ömür süresi tespiti yönünden itiraz edilmediği, Mahkemece farklı bir bilirkişiden aldırılan ve
hükme esas alınan 05.01.2022 tarihli 1. ek raporda ise davacının maddi zararının bakiye ömür süresinin
tespitinde PMF -1931 ile TRH-2010 tablosunun esas alınması suretiyle 2 seçenekli hesaplama yapmak
suretiyle belirlendiği , raporda PMF tablosunun esas alınması halinde 1. seçeneğe göre zararın 641.988,76
TL olarak, TRH-2010 tablosunun esas alınması halinde 2. seçeneğe göre 740.294,70 TL olarak hesaplandığı,
davacı vekilince maddi tazminata ilişkin talebin 2. seçeneğe göre arttırıldığı ve Mahkemenin talep gibi
740.294,70 TL maddi tazminata hükmettiği anlaşılmıştır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel
güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul
hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir
davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve
uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü
kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü
kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında
kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında
yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf
yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış
hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2 nci maddesinde açıklanan
“Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı,
hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi
yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından
sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir
kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça
değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay
tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri
lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nın 12.07.2006
T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak
ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda, davacının aldırılan 1. kök ve aynı bilirkişiden aldırılan 3 adet ek hesap raporlarına davacı
kazalının bakiye ömür süresinin tespitinde PMF-1931 tablosunun esas alınmasına herhangi bir itirazı
bulunmadığı gözden kaçırılarak, 05.01.2022 tarihli 1.ek raporda yer alan TRH -2010 tablosunun esas
alınması suretiyle hesaplanan 2. seçeneğin hükme dayanak kılınması suretiyle karar verilmesi ve bu suretle
davalı lehine bu yönden oluşan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması
gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davacı vekilinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2.Davalı vekilinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesi yönünden;
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi
kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
A. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe kısmında yer alan "Hesap bilirkişisi ...'un TRH tablosuna göre
yaptığı hesaba göre, davacının maddi tazminat alacağının 740.294,70 TL olduğu anlaşılmakla, davalı ... Ltd.
Şti aleyhine açılan maddi tazminat davasının kabulü ile 740.294,70 TL maddi tazminatın olay tarihi olan
23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd. Şti'den alınarak davacıya
verilmesine karar vermek gerekmiştir. " ibarelerinin silinerek yerine "Hesap bilirkişisi ... tarafından
düzenlenen 05.01.2022 tarihli ek raporda PMF-1931 tablosunun esas alınmasına dair 1.seçeneğe, davacı
vekilince Mahkememizce aldırılan hesaba dair 03.09.2019 tarihli 1.kök rapor, aynı bilirkişiden aldırılan
30.12.2019 tarihli 1. ek rapor, 10.11.2020 tarihli 2. ek rapor, 21.01.2021 tarihli 3. ek raporda davacı
kazalının bakiye ömür süresinin tespitinde PMF-1931 tablosunun esas alınmasına itiraz edilmediği
görüldüğünden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak korunarak itibar edilmiş, davacının maddi tazminat
alacağının 641.988,76 TL olduğu anlaşılmakla, davalı ... Ltd. Şti aleyhine açılan maddi tazminat davasının
kabulü ile 641.988,76 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizi ile birlikte davalı ... Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. " ibarelerinin
yazılması,
B. İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere;
"1-Davalı TBMM aleyhine açılan davanın husumetten reddine,
2-Davalı ... Ltd. Şti aleyhine açılan maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile 641.988,76 TL maddi
tazminatın olay tarihi olan 23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd.
Şti'den alınarak davacıya verilmesine,
3-Davalı ... Ltd. Şti aleyhine açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi
tazminatın olay tarihi olan 23.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Ltd.
Şti'den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin ise reddine,
4-Alınması gereken 43.854,25 TL harçtan dava açılırken yatırılan peşin harç ile yargılama aşamasında
yapılan ıslah harçları toplamı olan 12.901,97 TL harcın mahsubu ile bakiye 30.952,28 TL harcın davalı ...
Ltd. Şti'den tahsili ile Hazineye irad kaydına,
5- Davacı vekilince yatırılan 31,40 TL başvurma harcı, 276,66 TL peşin harç ile 12.625,31 TL ıslah harcı
olmak üzere toplam 12.933,37 TL harcın davalı ... Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine,
6-Maddi tazminat davasında davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan
A.A.Ü.T'ye göre 49.149,44 TL vekalet ücretinin davalı ... Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine,
7-Maddi tazminat davasında davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan
A.A.Ü.T'ye göre 13.289,06 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Ltd. Şti'ne verilmesine,
8-Manevi tazminat davasında davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte
bulunan A.A.Ü.T'ye göre 6.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ... Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine,
9-Davalı TBMM kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre
5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
10-Manevi tazminat davasında davalı ... Ltd. Şti kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde
yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 6.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya
verilmesine,
11-Davacının yaptığı 1.750,00 TL bilirkişi ücreti ile 484,00 TL tanık, tebligat ve posta gideri olmak üzere
toplam 2.284,50 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre 1.896,13 TL'nin davalı ... Ltd. Şti'den
alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
13-Davalı ... Ltd. Şti'nin yaptığı 1.018,58 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre 173,15 TL'nin
davacıdan alınarak davalı ... Ltd. Şti'ne verilmesine , bakiye kısmın işbu davalı üzerinde bırakılmasına,
14-Davalı TBMM'nin yaptığı 60,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
15-Artan gider avansının karar kesinleştiği takdirde yatırana iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde Bölge Adliye
Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen
anlatıldı. 31.05.2022 Gerekçeli Karar (Gerekçe, Vekalet Ücreti, Yargılama Gideri, Harç ve Gider Avansı ile
İlgili Kısımların) Yazım Tarihi: 27.06.2022 "ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK
ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliye yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan ... veÜyeler...,... ve....'ün oyları ve oy çokluğuyla
27.06.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Anayasa Mahkemesi 21.12.2023 tarihli 2020/21347 başvuru numaralı kararında; usule ilişkin kazanılmış
hak ilkesinin usul hukukuna ilk olarak Yargıtayın içtihatı birleştirme kararlarıyla girdiği, içtihatı birleştirme
kararlarıyla çizilen çerçeveye göre bu ilkenin ilk derece mahkemeleri bakımından bozma kararına uyması
halinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca
bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini, temyiz merci
yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan
kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade ettiği,
Anılan ilkenin iwatllama alanının zaman icinde vine ictihat volımla aenicletildiği sadere hozma ve hozmava
miami ei m m” ww m e VA İİ
uyma kararları ekseninde uygulanan bir usul kuralı olmaktan çıkarılarak, yargılama sürecinde taraflar,
mahkeme ya da Yargıtay tarafından yapılan herhangi bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve
kendisine uyulması zorunlu olan böyle bir hakkın oluştuğundan söz edilebileceği yönünde bir yaklaşımın
benimsendiği bu kapsamda yargılama sürecinde taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin,
itiraz eden taraf lehine usulü kazanılmış hak oluşturmasının da Yargıtay içtihatıyla kabul edildiği,
Medeni yargılama usulüyle ilgili yürürlükteki mevzuatta usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin bu lafzıyla ya
da içtihat yoluyla geliştirilen uygulama biçimleri itibariyle bir usul kuralı olarak açıkça düzenleyen herhangi
bir kanun hükmünün bulunmadığı,
Mahkemenin usuli kazanılmış hak ilkesini başvurucuların maddi hukuka ilişkin bir takım haklarının ortadan
kalkmasına yol açacak biçimde uyguladığı, anılan uygulamanın dayanağını teşkil eden yargısal içtihatın bu
kapsam ve mahiyette bir uygulamaya hukuksal dayanak teşkil edemeyeceği, aksi yöndeki kabulün
Anayasa'nın ... hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören 13. maddesiyle
bağdaşmayacağı,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesine göre, taraflardan bilirkişi raporunun kendilerine tebliği
tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye
tamamlattırlmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme haklarının bulunduğu,
mahkemenin de resen bilirkişiden ek rapor isteme ya da gerçeğin ortaya çıkması için yeni bir bilirkişi
görevlendirerek tekrar inceleme yaptırabileceği, anılan maddenin gerekçesinde, “Burada rapora itiraz için
taraflara tanınmış bulunan on beş günlük süre, kesin süredir, hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla
taraflar, bu süre içerisinde itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir yani
taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler. Ancak anılan hal, mahkemenin ihtiyaç duyuyorsa bu
maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re'sen ek rapor
talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz.”
ifadelerine yer verildiği,
Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz
etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkanını yitireceğinin öngörüldüğü, anılan hükmün usule ilişkin bir
işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi haline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir
hakkını sona erdirecek ya da diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç
bağladığının söylenemeyeceği, bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan
kaldırılabileceği tek hakkın, yine usuli bir hak olan rapora itiraz etme hakkı olduğu, aksi yöndeki kabulün
Kanun'un 281. maddesinin 3. fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeri
görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve
işlevsiz kılacağı gibi, Kanun'un kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacağı,
Bu itibarla Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesiyle ilgili söz konusu hükmünün, bilirkişi raporuna
itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluşturma sonucuna bağladığı biçimindeki
bir yorumun, anılan hükme yönelik öngörülebilir bir yorum olmadığı, yargılama sırasında alınan ilk bilirkişi
raporuna itiraz edilmediği için, talep miktarının bu raporda hesaplanandan fazla olan kısmının davalı lehine
usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle reddedilmesinin Kanuni bir dayanağının bulunmadığı,
Bilirkişi raporunda eksiklik, hata ya da açıklığa kavuşturulması gereken hususların olduğunun düşünülmesi
üzerine, yeniden bilirkişi raporu alınmasını istemenin sadece davanın taraflarına sağlanmış usuli bir
güvenceden ibaret olmayıp, aynı zamanda uyuşmazlığı çözmekle, maddi gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlü
olan mahkemeye verilmiş yargısal bir görev ve yetki olduğu, mahkemenin gördüğü lüzum üzerine resen
yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gitmesi ihtimalinin de gözetilmesi gerektiği, uyuşmazlıkların
çözümü için öncelikle maddi vaklanın/gerçekliğin aydınlatılmasının Devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve
koruma yükümlülüğünün bir gereği olduğu, kanuna dayalı haklı nedeni gösterilemediği takdirde,
uyuşmazlığın esası ile ilgili olarak mahkemenin vakıayı aydınlatarak ulaştığı sonuçtan tarafların veya
onlardan birinin yararlanamayacağının ileri sürülemeyeceği,
Hakimin uyuşmazlığa çözümü için başvurduğu bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporu değerlendirme
konusundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve bu suretle dava yoluyla hak ve menfaatlerini korumak isteyen
kişilerin bu haklarının yargı kararıyla hüküm altına alınmasına engel olunmasının mahkemeye erişim hakkını
ihlal edebileceği.
Hakimin taraflardan birinin talebi ya da resen gördüğü lüzum üzerine aldığı bir bilirkişi raporunun daha
önceki bilirkişi raporuyla ilgili olarak karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesi ile hükmü
esas alamayacağını kabul etmek hakimin uyuşmazlığın çözümü için gerekli delilleri değerlendirmesi
hususundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve onun aslında bu deliller sayesinde tespit ettiği maddi bir
gerçeği ve buna bağlı olarak oluşması gereken hukuksal durumu hüküm altına almasının engellenmesi
sonucunu doğuracağı, böyle bir durumda bireyin hakkın varlığı dava sürecinde olgusal bir gerçeklik olarak
da tespit edilmesine rağmen, bu gerçekliğin bizzat o hakka teslimi amacıyla başvurulan yargı mercii
tarafından yok sayılmış ve görmezden gelinmiş olacağı, kişinin maddi hukuka göre sahip olduğu bir hakkın
dava vasıtasıyla elde edilmesi bir yana, salt usuli gerekçelerle yargı kararıyla ortadan kaldırılması dava açma
kavramının ... mantığıyla bağdaşmadığı gibi dava açılmasını anlamsız hale getireceği, karşı tarafın gerçekte
sahibi olmadığı bir hakkı, usuli uygulamalar sayesinde elde etmesi gibi hakkaniyetsiz bir sonuca yol açacağı,
Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılama hakkı
kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Aynı ilkeler ve benzer açıklamalara 21.12.2023 tarihli 2019/8609 başvuru numaralı kararda da yer
verilmiştir.
Bireysel başvuru kararlarının genel bağlayıcı niteliğe sahip olmasına, benzer konu ve olaylara
uygulanmasına objektif etki denilmektedir.
... Akçil (Danıştay 10. Daire Başkanı, halen AYM üyesi) Haziran 2022 tarihinde yayımlanan bir araştırma
makalesinde; bireysel başvuru kararlarının objektif etkisinin pozitif dayanağının olmamasının ihlal
kararlarının benzer konularda dikkate alınmayacağı anlamına gelmediği,
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının benzer olaylara etkisi bakımından açıklayıcı, yol
gösterici, ışık tutucu olduğu, ihlal kararlarının diğer yargı makamları tarafından benzer uyuşmazlıklarda
dikkate alınmasının, en başta ... hak ve özgürlüklerin korunması, başvuruların makul surede karara
bağlanması açısından önemli olduğu, idari yargı uygulamasında Anayasa Mahkemesi kararlarının takip
edildiği ve objektif etki kapsamında benzer uyuşmazlıklara dikkatli bir biçimde uygulandığının belirtildiği,
Aynı makalede Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 14.09.2015 tarihli ısrar kararında, Anayasa Mahkemesince
verilen ihlal kararlarının aynı konuda derdest durumda bulunan dosyalar için emsal alınması gerektiği aksi
yaklaşımda Anayasa'nın üstünlüğü, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkelerinin bir anlam ifade
etmeyeceği, ihlal kararlarının dikkate alınmaması halinde, aynı konuda yeni başvuruların olacağı ve benzer
ihlal kararlarının verileceği, ilk ve üst derece yargı yerlerinin Anayasa Mahkemesine verilen ihlal kararlarını
tanımaması ve uygulamaya esas almamasının, AİHM'in bireysel başvuru yoluna “etkisiz iç hukuk yolu”
olarak kabul etmesine neden olabileceği belirtilmiş, ısrar kararının temyizi üzerine Danıştay Vergi Dava
Daireleri Kurulu 20.01.2016 tarihli kararında, Anayasa'da güvence altına alınan ... hak ve özgürlüklerden
birinin ihlal edildiğini tespit eden hak ihlali kararlarının tarafları, konusu ve sebepleri aynı olan diğer
davalarda göz önünde bulundurulmamasının, Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı kuralını da içeren
Anayasa'nın 2 nci maddesinde yer verilen hukuk devleti ilkesi ile evrensel hukuk kurallarına aykırılık teşkil
edeceği ihlal kararının dikkate alınması gerektiğinin belirtildiği,
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu yakın tarihte verdiği başka bir kararında; bireysel başvuru kararlarının
objektif etkisinin aynı ya da benzer uyuşmazlıklarda ihmal edilmesinin, yeni ihlal kararlarına neden olacağı,
bu durumun ... hak ve özgürlükleri koruma konusunda öncelikle görev yapan yargı mercilerinin göreviyle
bağdaşmadığı gibi, bireysel başvuru yolundan önce tüketilmesi gereken hukuk yollarında yargısal görev icra
eden mercilerin itibarının ve güvenilirliğinin sarsılmasına neden olabileceği, bu tutumun hukuk güvenliği ve
hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmayacağı, derece mahkemelerinin bireysel başvuru kararlarının objektif
etkisi uyarınca ve bu kararlarda değinilen ilkeler ışığında aynı ya da benzer maddi sebeplere dayalı
uyuşmazlıklarda uygulanan usul kurallarını ... hak özgürlüklerin korunması amacına hizmet eder şekilde
geniş yorumlayarak, bu uyuşmazlıkların sonuçlandırılması gerektiği belirtilmiştir.
1957/13E. 1959/5K. sayılı 04.02.1959 tarihli İçtihatı Birleştirme Kararında;
Bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin
kapsamı dışında kalan kısımlarının kesinleşmiş sayılacağı, bozma kararına mahkemece uyulmuş olmasının,
taraflardan birisinin lehine usuli bir müktesep hak meydana getireceği, bu kuralın görev konusunda
uygulanmayacağı,
09.05.1960 tarihli 1960/21 E, 1960/9 K. sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında ise, sonradan çıkan içtihatı
birleştirme kararının bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hakkın istinası olduğu,
yargılama veya temyiz aşamasında bulunan bütün işlere uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
İçtihatı Birleştirme kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, gerekçesiyle açıklayacı olduğu
tartışmasız kabul edilmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın kaynağı ve dayanağı olarak kabul edilen 04.02.1959 ve 09.05.1960 tarihli İçtihadı
Birleştirme Kararları bozma ve bozmaya uyma kararları çerçevesinda uygulanan bir usul kuralına ilişkin
olduğu halde, gelinen noktada uygulanma alanı ve konusu çok genişletilmiştir.
Yargıtay kararlarında usuli kazanılmış hakkın usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri olduğu
belirtilmekle birlikte, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'da usuli kazanılmış hakka ilişkin herhangi
bir hükme yer verilmediği gibi, yargılamaya hakim olan ilkeler içinde sayılmamıştır. Aksine 6100 sayılı
HMK'ya 17.04.2013 tarihli 6460 sayılı Kanun ile eklenen altıncı fıkranın, “Davanın esastan reddi veya
kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden
bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her halde Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunca yapılır” hükmü karşısında, 09.05.1960 tarihli İBK'nın mahkemenin bozma kararına uygun karar
vermesine rağmen Temyiz Dairesinin ilk bozmasıyla benimsenmiş olan kanuna veya usule ait hükümlere
aykırı şekilde ikinci bir bozma kararı veremeyeceğine ilişkin kısmı işlevsiz ve uygulanamaz hak gelmiş ve
ortadan kalkmıştır.
Prof. ... Atalı, Temmuz 2018'de Yargıtay Dergisi'nde yayımlanan makalesinde; medeni usul hukukunun
mahiyetine yabancı ve mukayeseli hukukta karşılığı bulunmayan usuli kazanılmış hak kavramının uygulama
tarafından benimsenmesinin ve öğretide kısmen kabul görmesinin özellikle kesin hüküm müessesesinin
mahiyetine atfedilen anlamın sınırlı tutulmasından kaynaklandığı, sınırlı anlam verişin ortaya çıkardığı
boşluğun, sihirli bir kavram haline getirilen usuli kazanılmış hak ile doldurulmaya çalışıldığı, kavramın
kullanım alanının sadece söz konusu ihtiyacın karşılanması amacıyla sınırlı tutulmadığı, kendisinin anlam ve
sınırları konusundaki belirsizliğin onu çok kullanışlı hale getirdiği, kesin sürenin yaptırımının yerine dahi
ikame edildiği, oysa böyle bir kavramın medeni usul hukukuna yabancı olduğu, medeni usul hukukunun
konusunu oluşturan usul işlemlerinin ne bir hak kaynağı olabileceği ne de davanın taraflarından biri aleyhine
(maddi hukuk anlamında) borç doğurabileceği, hak, borç, kazanılmış hak kavramlarının maddi hukuka ait
olduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporu kesin delil niteliği taşımaz Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe
değerlendirir. Mahkeme, bilirkişi raporunda eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa
kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği, gerçeğin
ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği
HMK'nın 280 ve 281. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararının, objektif etkisi
kapsamında aynı ya da benzer olaylarda dikkate alınması ve gözetilmesi gerektiği, aksi uygulamaların hukuk
devleti ilkesi ile evrensel hukuk kurallarına aykırılık teşkil edeceği, hukuki güvenliği zedeleyebileceği, usuli
kazanılmış hakkın dayanağını teşkil eden İçtihatı Birleştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçları ile
bağlayıcı, gerekçeleri ile açıklayıcı oldukları, İBK'nın konuları sınırlı olduğu halde uygulamada kapsamının
çok genişletilmesinin yasal hiçbir dayanağının bulunmadığı, yasal hiçbir dayanağı bulunmayan uygulamada
ıı v v ıı Uv
genişletilen Dir iikeye dayali Olarak Nakkın Varııgı ya da yokluğu Konusunda sonuca gidilmesinin doğru
olmayacağı, hakimin bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebileceği, hakimin gerekli
görürse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırabileceği PMF-1931 tablosu ya da TRH-2010 tablosunun tazminat
hesabında gözetilen yaşam sürelerine ilişkin olduğu, son dönemde Yargıtayın TRH-2010 tablosuna göre
hesaplama yapılması gerektiğine yönelik kararlarının istikrar kazandığı, Mahkemenin TRH-2010 tablosuna
göre yapılan tazminat hesabına göre karar vermesinde, açıkladığım nedenler ve özellikle Anayasa
Mahkemesinin hak ihlali kararının objektif etkisi gözetildiğinde bir yanlışlık bulunmadığı kanatinde
olduğundan, düzelterek onama kararına belirttiğim nedenlerle katılmıyorum.
|
2022_10785.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2022/10785E. , 2024/7838K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/506 E., 2022/195 K.
KARAR : Asıl dava kabul, birleşen dava kısmen kabul
Taraflar arasında rücuan alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda,
Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kabulüne, birleşen
davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya
üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra
dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. DAVA
Asıl davada davacı Kurum vekili, 04.02.2009 tarihli iş kazasında vefat eden sigortalıya ödenen gelir ve
tedavi giderinden 9.466.19 TL'nin tahsilini talep etmiştir.
Birleşen davada davacı Kurum vekili, aynı kaza nedeniyle yapılan ödemelerden 4.959.83 TI nin tahsilini talep
etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Nak. Pet. San. Tic. A.Ş. vekili, maktül ...'nın deneyimli bir forklift operatörü olduğunu, kendi
hatasıyla iş kazasına sebep olduğunun Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/4711 Hazırlık Sayılı
dosyasında ...'nın “6100 kusurlu bulunduğunun, ...'nın eşi ve cocukları tarafından Mersin 2. İş
Mahkemesinin 2009/453 esas sayılı dosyasında dava açıldığını ayrıca davacının ölümüne tedaviyi uygun
yapmayan Doktor ...'un sebep olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2015 tarihli ve 2012/111 E. 2015/2 K. sayılı kararıyla; davanın kısmen
kabulüne, 5.717,26 TL den gelirin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, masrafların ise
sarf ve tediye tarihlerinden (21.05.2009 tarihinden önceye tekabül etmemek üzere) itibaren işleyecek yasal
faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 05.06.2017 tarihli ve 2017/936 E.,2017/4748 K. sayılı kararında; iş kazası sonucunda
sigortalıda meydana gelen mevcut yaralanmanın sigortalının ölümüne sebep olup olmayacağı, ceza
dosyasında belirlenen doktor hatasının mevcut yaralanma ile ölüm arasındaki illiyet bağını kesip kesmediği
hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınması, akabinde içinde doktor bilirkişisinin de bulunduğu bilirkişi
heyetinden doktorun hatası illiyet bağını kesmiş ise mevcut yaralanmaya göre sürekli iş göremezlik oranını
tespit eden, illiyet bağı kesilmemiş ise ölüm olayı nedeniyle meydana gelen Kurum zararının artmasında
doktora atfedilebilecek kusur oran ve aidiyetini belirleyen kusur raporu alınması, bu durumda ilgili Kanun'un
21/5 inci maddesi de göz önünde bulundurulması gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Asıl dava yönünden; davanın kabülü ile 9.466,19 TL Kurum zararının 14.11.2009 tahsis tarihinden itibaren
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Asıl dava yönünden; davanın kabülü ile 9.466,19 TL Kurum zararının 14.11.2009 tahsis tarihinden itibaren
yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Mahkeme dosyası ile birleşen Mersin 6. İş
Mahkemesinin 2019/194 Esas sayılı dosyası yönünden; davanın kısmen kabulü ile 2.942,47-TL Kurum
zararının 14.11.2009 tahsis tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz
isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep
etmişlerdir.
Davalı vekili, kaza olayında kusurlarının bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen davada uyuşmazlık, 04.02.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle sigortalıya
ödenen gelir ve tedavi giderinin tahsili istemine ilişkindir.
2. Ilgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmasına
devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci
maddesinin 7, 8, 9 uncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası ve 5510 sayılı Kanun'un 21 inci
maddeleridir.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara toplanan delillere göre, davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar
vermek gerekmiştir.
İnceleme konusu dosyada; davacı Kurum 04.02.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle
sigortalıya ödenen gelir ve tedavi giderinin tahsilini talep etmiştir. Dosyada bozmadan sonra ATK 3. Üst
Kuruldan alınan raporda kişinin ölümü ile 04.02.2009 tarihindeki iş kazası na bağlı yaralanması arasında
illiyet bağı bulunduğu, tıbbi uygulanma hatasının yaralanma ile kişinin ölümü arasında illiyet bağını
kesmeyeceği, tıbbi uygulama hatasının ölü üzerinde etkisinin 2/8 oranında olduğu mütalaa edilmiş ve kusur
raporunda davalı işveren “045, genel cerrahi uzmanı doktor 9025, sigortalı “530 kusurlu bulunmuş olup,
davada teselsüle dayanılmadığından davalı işverenin W45 kusurdan sorumlu olması gerekirken 3 üncü
kişinin kusurunun da dahil edilmesi yerinde değildir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve
Kanun'a aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
2. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
3. Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,
08.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_7896.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/7896E. , 2024/7837K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/708 E., 2022/1336K.
KARAR : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/218 E., 2019/284 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin
kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yargı yolu uyuşmazlığı nedeniyle dava
şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili, davacının harp/terör malulü olduğunu, 5510 sayılı Kanun'un 5/c maddesine göre genel sağlık
sigortası priminden muaf olduğunun tespiti ve alınan primlerin iadesi ile 22.11.2010-Şubat 2015 tarihleri
arasında hatalı olarak Ola üzerinden alınan primlerin iptal edilerek 23a kısa vadeli sigorta kolları üzerinden
işlem yapılmasına dair Kurum işleminin iptali ile 22.11.2010-Şubat 2015 tarihine kadar 24a Harp Malulleri
kodu üzerinden uzun vadeli sigorta kollarına tabi olduğuna dair tashih yapılması ile haksız olarak kesilen
Genel Sağlık Sigortası primlerinden şimdilik 1.000 TL'nin 22.10.2010 tarihinden işleyecek yasal faizi ile
birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile "davanın kabulüne, davacıdan 2010/Aralık - 2015/
Şubat ayları arası asıl ve ek bildirgelerle kesilen toplam 21.050,20 TL genel sağlık sigortası priminin talep
tarihi olan 29.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan
tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının statüsü gereği 22.11.2010 - 2015/Şubat tarihleri arasında hatalı
olarak Ola üzerinden alınan primlerin iptal edilerek 23a kısa vadeli sigorta kolları üzerinden işlem
yapılmasına dair davalı Kurumun işleminin hatalı olduğu, 24a Harp Malülleri kodunda uzun vadeli sigortalı
kollarına tabi olduğunun tespitine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf
başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili, Kurum işleminde bir hata olmadığını beyanla usul ve yasalara aykırı verilen kararının
reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5510 sayılı Kanun'un 5/c maddesine
göre genel sağlık sigortası priminden muaf olduğunun tespiti ve bu primlerin iadesi ile 22.11.2010
tarihinden 2015/2 nci aya kadar hatalı olarak Ola üzerinden alınan primlerin iptal edilerek 23a kısa vadeli
sigorta kolları üzerinden işlem yapılmasına dair Kurum işleminin iptali ile 24a olarak işlem yapılmasına,
tarihinden 2015/2 nci aya kadar hatalı olarak Ola üzerinden alınan primlerin iptal edilerek 23a kısa vadeli
sigorta kolları üzerinden işlem yapılmasına dair Kurum işleminin iptali ile 24a olarak işlem yapılmasına,
haksız kesilen genel sağlık sigortası primlerinin yasal faiziyle tahsili istemine ilişkin eldeki uyuşmazlığın
çözümünde; 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanacak olup, 506 veya 5510 sayılı Kanunların uygulama yeri
bulunmadığından, sözü edilen 134 ve 101 inci madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş
mahkemeleri görevli olmayıp, bu tür davaların idari yargının görev alanı içerisinde olduğu gerekçesiyle
HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yargı yolu
uyuşmazlığı nedeni ile dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, kararın yerinde olmadığı, adli yargının görevli olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının uzun vadeli sigorta kolları üzerinden alınan primlerin iptal edilerek kısa vadeli sigorta
kolları üzerinden işlem yapılmasına dair Kurum işleminin iptalini, haksız olarak kesilen genel sağlık sigortası
primlerinin Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370
ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 5, 101 inci maddeleridir.
3. Değerlendirme
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Bazı Sigorta Kollarının Uygulanacağı
Sigortalar" başlıklı 5 inci maddesinin c bendinde; "Harp malülleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun'a veya 2330 sayılı Kanun hükümleri veya 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanun'un 56 ncı maddesi uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren Kanunlara göre vazife malullüğü aylığı
bağlanmış malullerden 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak
çalışmaya başlayanların aylıkları kesilmez. Aylıkları kesilmeksizin 4 üncü maddenin 1 inci fıkrasının (c) bendi
kapsamında çalışanlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları, 4 üncü maddenin 1 inci fıkrasının (a) ve (b)
bentleri kapsamında çalışanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. İş
kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulananların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmayı
istemeleri halinde, bu isteklerini Kuruma bildirdikleri tarihi takip eden ay başından itibaren, haklarında uzun
vadeli sigorta kolları da uygulanır. Bu fıkra kapsamına girenlerden ayrıca Genel Sağlık sigortası primi
alınmaz" hükmü yer almaktadır.
İnceleme konusu dosyada; davacının Kara Kuvvetleri Komutanlığı nezdinde uzman çavuş olarak görevli iken
08.01.2010 tarihinde vazife malulü olarak emekliğe sevk edildiği ve 15.01.2010 tarihinden itibaren 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu'na göre malulen emekli olup aylık bağlandığı anlaşılmaktadır. Davacının
emekli olduktan sonra 22.11.2010-30.09.2022 tarihleri arasında 4/1-a kapsamında sigortalı olarak veteriner
Kontrol Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünde çalışması bulunmaktadır. Davacının 19.02.2015 tarihli dilekçesi
ile uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmayı talep etmesi üzerine 01.04.2015 tarihinden itibaren uzun vadeli
sigortalı kollarına tabi tutulduğu, 19.02.2015 tarihli dilekçesi üzerine 2015 yılı Şubat itibariyle maaşından
genel sağlık sigortası primi kesildiği görülmektedir.
Somut dosyada uyuşmazlık; vazife malullüğü aylığı almakta olan davacının uzun vade sigorta kollarına tabi
olup olmayacağı ve maaşından genel sağlık sigortası primi kesilmesi gerekip gerekmediğine ilişkin olup 5510
sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği
101 nci madde de düzenlenmiş olduğunda ve uyuşmazlık anılan yasanın 5/c bendinden kaynaklandığından
adli yargı ( iş mahkemeleri) görevli olup davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve
yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_3008.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/3008 E. , 2024/7885K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2086 E., 2022/1777 K.
KARAR : Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 35. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/565 E., 2020/360 K.
Taraflar arasındaki iş kazasında iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemi davasından dolayı
yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar
verilmiştir.
Mahkemece verilen karara karşı davalı vekilinin istinafa başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince
istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında kısmen kabul
ve kısmen redde dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.08.2012 tarihinden 24.08.2015 tarihine kadar davalı
şirket bünyesinde uluslararası tır şoförü olarak çalıştığını, Almanya'nın Füldenburg şehrinde iş kazası
geçirdiğini, iş kazası sonucu davacının “620 engelli kaldığının 11.01.2016 tarihli Bayrampaşa Devlet
Hastanesi engelli sağlık kurulu raporu ile tespit edildiğini, davacının davalı firmada en son yurtdışı şoförü
iken asgari ücret*prim usulü çalıştığını, ayda ortalama 2,5 sefer yaptığını, davacının yaptığı bu seferler
karşılığında sefer başına 575 Euro prim kazandığını, davacının aylık gelirinin iş akdinin sonlandığı
24.08.2015 tarihinde en az 6.000 TL olduğunu, davalı işverenin kaza nedeniyle tazmin yükümlülüğü
bulunduğunu belirterek, belirsiz alacak davası niteliğinde sigortalı Mehmet lehine şimdilik 2.000,00 TL maddi
ve 75.000,00 TL manevi tazminat ile sigortalının eşi ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte
davalıdan tahsilini istemiş yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 427.597,90 TL'ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davanın
hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, meydana gelen iş kazasında müvekkili firmaya atfedilecek
bir kusur olmadığını, kazanın tamamen davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, davacının tüm
tedavileri ve SGK bildirimlerinin müvekkili firma tarafından yapıldığını, yaşanan kazanın davacının yükünü
boşalttıktan sonra aracın brandasını kapatmak için forkliftin bıçaklarına basarak kapatmaya çalışması sonucu
dengesini kaybederek düşmesi sonucu gerçekleştiğini, iş kazalarında işverenin sorumluluğuna ancak
işverenin kastı, işçilerin sağlığını koruma ve İş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veya
suç sayılabilir bir davranışı söz konusu olduğunda gidilebildiğini, davacının tüm iş sağlığı ve güvenliği eğitim
seminerlerine katıldığını, 2012-2015 yılları arasında uluslararası tır şoförü olarak müvekkilleri şirket
bünyesinde çalıştığını, olayda kaçınılmazlık unsurunun kapsamlı bir şekilde araştırılması gerektiğini, kabul
anlamına gelmemekle beraber sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet vermeyecek nitelikteki maddi ve manevi
taleplerinin reddi gerektiğini beyan etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamı incelendiğinde
davacının 12.06.2015 tarihinde Almanya da araç boşaltması sırasında düşerek yaralandığı, olayın iş kazası
olduğu, denetime ve hüküm kurmaya elverişli kusur raporlarına göre davalı işverenin kazada “o100
oranında kusurlu olduğu kabulü gerektiği, her ne kadar davalı işverenlikçe davacının ücretinin asgari ücret
m m e NA e a ii am ğe e a e a 0 ii a am
olduğu, denetime ve hüküm kurmaya elverişli kusur raporlarına göre davalı işverenin kazada “o100
oranında kusurlu olduğu kabulü gerektiği, her ne kadar davalı işverenlikçe davacının ücretinin asgari ücret
olduğu iddia edilmiş ise de davacının uluslararası tır şoförü olduğu dikkate alındığında asgari ücretle
çalışması hayatın olağan akışına aykırı bulunmuştur. Emsal yazı cevabından da anlaşılacağı üzere
uluslararası tır şoförlerinin sabit ücrett sefer primi sistemi ile çalıştığı kabul edilmiş olup, hesap bilirkişisi
tarafından buna göre yapılan 1.seçenek hesaplama Mahkememiz tarafından uygun bulunmuştur. Bu nedenle
maddi tazminata ilişkin davanın tam kabulü ile 427.597,90-TL maddi tazminatın kaza tarihinden yasal
faiziyle davalıdan tahsiline karar verildiği, manevi tazminatlar yönünden ise davacı ... uluslararası tır şoförü
olup 1980 doğumludur. Kaza sonrasında “612,1 oranında işgörmezlik oranı oluşmuştur. Davalı işverenin
kusuru 90100 olup kaza nedeni ile yaşamış olduğu acı ve ızdırap ve maluliyeti de dikkate alınarak 50.000,00
TL manevi tazminatın davalıdan alınarak bu davacıya verilmesine, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 56 ncı
maddesine göre ağır bedensel zarar halinde zarar görenlerin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir
miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği, gerçekleşen kaza neticesinde kazalının eşi de yaşanan olay
nedeniyle manevi tazminat talep edebilecekleri, bu nedenle kusur durumu, maluliyet durumu, kazanın oluş
tarihi de dikkate alınarak 35.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve
manevi tazminat alacaklarına da kaza tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, davanın belirsiz
alacak davasına konu edilemeyeceğini, Mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu, maluliyet oranı
kesinleştirilmeden karar verildiğini, müvekkili şirkete izafe edilen kusur oranının hatalı olduğunu, kazanın
meydana gelmesinde her hangi bir kusuru bulunmadığını, üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine
getirdiğini, Müfettiş raporunda dahi Şirkete 970, davacı işçiye 30 kusur atfedildiğini, hiç bir maddi
dayanak içermeyen 95100 kusur oranını kabul etmediklerini, Davacı tanıklarının beyanlarının varsayımsal ve
duyuma dayalı olduğunu, İşçinin kusuru, kaza ile işveren arasındaki illiyet bağını keseceğinden, işverenin
sorumlu olmayacağını, kazanın davacının kusurlu davranışı sonucunda meydana geldiğini, sigortalının iş
kazasına maruz kalmasında kaçınılmazlık ilkesi gereği davalı işverenin sorumluluğunun bulunmadığını, kabul
manasına gelmemek kaydıyla davacının ücretinin hatalı belirlendiğini, dosyaya davacının yurtdışı giriş çıkış
kayıtları celp edilmeden afaki beyanlar doğrultusunda ücretin belirlendiğini, davacının 575,00 Euro sefer
primi aldığı kabulüyle hesap yapıldığını ancak şirkette sefer primi uygulaması bulunmadığını, temel ücret
dışında ödeme yapılmadığını, şirket tarafından sadece seferlerde şoförün ve aracın ihtiyaçlarının
karşılandığını, yolluk/ harcırahın temel ücrete eklenemeyeceğini, tüm ücretlerin banka kanalıyla ödendiğini,
davacı tarafından ihtirazi kayıt konulmaksızın tahsil edildiğini, dava konusu kazada şirketin sorumlu olduğu
anlamına gelmemek kaydı ile davacının tedavi sürecindeki tüm masraflarının şirket tarafından karşılandığını,
dekontların dosya kapsamında yer aldığını, maddi tazminat hesaplamalarında ödenen tutarın mahsubu
gerektiğini, davacının maluliyet oranı “012,1 olup, 12.06.2015- 15.10.2015 tarihleri arasında davacının
geçici işgöremezlik zararının 90100 malul gibi hesaplanmasının hatalı olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından
manevi tazminatın fahiş tutarda belirlendiğini ileri sürmüş, kararın kaldırılmasını, davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının maddi tazminat talebinin
hesaplanmasına esas ücreti uyuşmazlık konusu olduğundan, maddi tazminat davasının belirsiz alacak davası
olarak açılmasında hukuki yararı olduğu, kaza tarihi, dava tarihi/ ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımına
uğramış alacak olduğu, dosya kapsamına nazaran, Mahkemece; davacının sürekli iş göremezlik oranının
SGK İl Müdürlüğü Sağlık Kurulu Kararına göre “12,1 olduğu kabul edilerek karar verilmesi dosya
kapsamına uygun bulunduğu, Kurum tahkikat raporunda, kazanın meydana gelmesinde davalının “070,
sigortalının “530 oranında kusurlu olduğu tespit edilip, Kurumun açtığı rücuan tazminat talepli davada da
mahkeme tarafından alınan heyet kusur raporuna göre davalının 070, sigortalının “630 oranında kusurlu
olduğu tespit edilerek karar verilmiş ise de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 33. Hukuk Dairesi' nin
yukarıda anılan kararı ile İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan kusur raporu ile işcinin actığı
tazminat davasında aldırılan bilirkişi heyet raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiğinden bahisle
kaldırılmış olması da dikkate alınarak, somut olayda, Mahkemece alınan kusur bilirkişi raporu ve kusur heyet
bilirkişi raporu uyumlu olup, denetlenmesinde, tarafların beyan ve itirazlarının, dosyada mevcut delillerin,
kazanın meydana geldiği yer ve oluş şeklinin, mevzuat ve içtihadın tartışılıp değerlendirildiği, dosya kapsamı
ile oluşa uygun olduğu, somut olayda, davacının uluslararası tır şoförü olarak çalıştığı sabit olup, bordroda
yazılı ücretle çalışması olağan akışa aykırı olduğu, yine bilinen sektörel koşullardan ve tanık beyanı ile dosya
kapsamından, davacının sabit ücrettprim (sefere göre) çalıştığının sabit olduğu davacı vekili, davacının
yurtdışı giriş çıkış kayıtlarını (polnet) dosya kapsamına sunduğu, davacı sigortalının yaptığı iş, yaşı, kıdemi,
emsal işçi ücreti, tanık anlatımı, polnet kayıtları, bilinen çalışma koşulları birlikte değerlendirildiğinde,
davacının kabul edilen ücreti, eklenen prim ve miktarı dosya kapsamı ve oluşa uygun bulunduğu, bundan
başka, davalı vekili, davacının tedavi sürecindeki tüm masraflarının şirket tarafından karşılandığını,
dekontların dosya kapsamında yer aldığını, maddi tazminat hesaplamalarında ödenen tutarın mahsubu
gerektiğini ve davacının maluliyet oranı 012,1 olup, 12.06.2015- 15.10.2015 tarihleri arasında davacının
geçici işgöremezlik zararının 6100 malul gibi hesaplanmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de hükme
dayanak bilirkişi raporuna hesaplama yönteminin dosya kapsamı ve oluşa uygun olduğu, manevi tazminata
dair ilkeler ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; kaza tarihi, kazanın meydana geliş şekli, kabul
edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma
gücü, davacının sürekli işgöremezlik derecesi, davacının yaşı, mevcut deliller dikkate alındığında, davacı ...
için 25.000,00TL manevi tazminat dosya kapsamına uygun olacağı Bundan başka davacının kabul edilen
işgöremezlik derecesi de dikkate alındığında, davacı ...' nin manevi tazminat talep koşullarının somut olayda
bulunmadığı, manevi tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçeleriyle
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK 353/1-b-2 bendi uyarınca İlk Derece
mahkemesi kararının kaldırılmasına,
11-1-Maddi tazminat talebine ilişkin davanın kabulü ile 427.597,90 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan
12.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine,
2-Manevi tazminat talebine ilişkin davada;
A-Davacı ... için 25.000 TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 12.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin Reddine,
B-Davacı ... yönünden, koşulları bulunmadığından, manevi tazminat talebinin Reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Gerekçeli Kararda hatalı raporun karara esas alındığının
anlaşıldığını, maluliyet oranın kesinleştirilmediğini, davacının forklift operatörüne yardım etmesi konusunda
müvekkilince verilmiş bir talimat olmadığını, forklift operatörünün bu şekilde yardım istediğini geri çevirmesi
gerektiğini, kabul anlamına gelememekle beraber SGK müfettişi raporuyla bu dosyadaki raporlar arasında
çelişkinin giderilmesi gerektiğini, tanık beyanlarının duyuma dayalı olduğunu, davacının kusurlu eylemi ile
illiyet bağının kesildiğini, sefer priminin ücrete eklenerek yapılarak hesabın hatalı olduğunu, müvekkili
nezdinde sefer primi uygulaması olmadığını, sadece şoförlere seferlerde kendi ve aracın ihtiyaçlarını
karşılamak üzere yolluk aldığını, sefer dönüşünde bu yolluğuna arta kalanları ile harcama belgelerinin
şoförlerce işverene teslim edildiğini, ödemesi yapılan tedavi masraflarının maddi tazminat hesabından tenzili
gerektiğini, geçici iş göremezlik devresi hesabının 100 iş göremez olarak kabul edilerek yapılan hesabın
hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep
etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi, eşinin ise yansıma
niteliğinde manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371
inci maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti"
açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55
ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un
13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin
nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
a) Kusur yönünden yapılan incelemede;
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü
olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu
doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık
(sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi,
işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak,
buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar
görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının
gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan
kaçınmakla yükümlüdür.
3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki
makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden
olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini
ortaya çıkarmıştır.
4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak,
onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler
dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne
dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı
güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da
işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile
koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti
noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı
tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet
etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi
neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara
karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere
tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.
7.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe
giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.
8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi
almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü
önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve
bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin
özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet
ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen;
deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri
almakla yükümlüdür.
9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar
başlıklı 77 nci maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre
"İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve
gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme
uymakla yükümlüdürler."
10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli
kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden
alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme
düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve
ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine
girer.
11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik
gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği
önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen
kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği
açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza
olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
12.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli
görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini
sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla
yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve
devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde
düzenlemiştir.
13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı
Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi;
Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir.
14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı
olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci
fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç
ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme
uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü
fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin
ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye
aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden
kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan
kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların
tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların
yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun
sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
16.6331 sayılı Kanunu'nun 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği
yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu
sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul
edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı
önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu
kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun
varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri
objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
18.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile
meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi
kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru
nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi
mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
19. Kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla,
işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün
bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu biraz açmak gerekirse; buradaki
önlenemezliğin olayla ilgisi yoktur. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili
olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir
borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına yada sözleşmeden
doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur.
20. HMK'nın 266 ncı maddesi kapsamında Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi
gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da
hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye
başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında
ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanunun 282
nci maddesinde Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
21. Somut olayda, davacı sigortalı ...'in davalı şirkette tır sürücüsü olarak Almanya'ya yük götürdüğü, yükü
indirdikten sonra, olay günü olan 12.06.2015 Almanya'da Ti Otomotiv isimli firmadan yük aldığı, yüklemenin
bir kısmı bittikten sonra dorse kapaklarını sabitlemek için kullanılan ve ştanga adı verilen malzemenin
yerleştirilmesinin gerektiği, davacının bu işi yapmak için, yükleme yapan forklift çatalları üzerine çıktığı, bu
esnada forklift operatörünün çatalları dorse kapağına sürtmesi ile forklift çatalları üzerinde bulunan
davacının dengesinin bozularak 2,5 -3 metre yüksekten düşmesi ile “512,1 oranında iş göremezliğe uğradığı
anlaşılmıştır.
22. SGK Müfettişi tarafından düzenlenen rapor ile SGK tarafından açılan rücu davasında alınan bilirkişi
raporunda davalı işverenin 9070, davacı sigortalının ise W30 oranında kusurlu olduğu kabul edilmişken, bu
dava dosyası kapsamında tek bilirkişiden alınan 02.07.2017 ve heyetten alınan 26.11.2018 tarihli raporlarda
davalı işverenin 90100 kusurlu olduğunun kabul edildiği, mahkemece bu kusur raporlarına itibar edilerek
karar verildiği anlaşılmakta ise de hükme esas alınan kusur raporundaki tespitlerin oluşa uygun olmadığı
anlaşılmaktadır. Zira dosya kapsamında toplanan bilgilere göre ştanga'nın yükü yükleyen firma tarafından
mı yoksa taşımayı yapacak olan davalı firma çalışanı davacı tarafından mı takılacağı konusunda uyuşmazlık
çıktığı, davacının uyuşmazlığın çözümü için forklift çatalları üzerine çıktıktan sonra anılan iş kazasının
gerçekleştiği olayda, davacının tehlikeli çalışma şeklinden kaçınmadığı için, dava harici yükleme yapan firma
ve forklift operatörünün de insan taşımada kullanılması uygun olmayan aracı insan kaldırmada
kullanılmasına izin verip, forklift operatörünün de aracı uygun olmayan şekilde kullanması ve kullanım
sırasında da dikkatli olmaması nedeniyle kusurlu oldukları anlaşılmakla davacı ve dava harici firma ve forklift
operatörlerinin de kusurlarının bulunduğu anlaşılmaktadır
23. O halde açıklana bu olgular kapsamında kusur oran ve aidiyetinin belirlenmesi açısından dosyanın iş
kazasının gerçekleştiği aladan uzman A sınıf iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak heyete inceletilerek
tespit Edilecek KUSUT Oran VE aldıyetini Nukme €Sas alarak Sonucuna gore Dir Karar Vermekten Ibaretlir,
b) Ücret yönünden yapılan incelemede;
1.Davaya konu olay açısından tır şoförleri sefer primleri ile ilgili Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel
Kurulunun 04.10.2019 tarih ve 2018/1 E.- 2019/5 K.'da: Yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her
sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya ücret/prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem
tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı konusunda içtihatların birleştirilmesi
talep edilmiş ise de; işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından
kaynaklanan davalarda ise resen araştırma ilkesinin geçerli olması nedeniyle her dava dosyasında somut
olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret ya da harcırah/yolluk olarak
kabulünün mümkün olabileceği, bu nedenle aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli, soyut ve genel
nitelikte kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme
kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşmeyeceği
gerekçeleriyle içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
2.Somut olayda, sigortalının uluslararası taşımacılıkta çalışan tır şoförü olduğu ve yurda giriş çıkış
kayıtlarına göre tespit edilen ortalama sefer sayısı dikkate alınmak suretiyle Tüm Taşıma İşçileri
Sendikasından gelen emsal sefer ödeneklerine göre davacının iddiası olan 575 Euro tutarındaki sefer
ödeneğinin ispatlandığı değerlendirilerek bu ödeneğin tamamı asgari ücret tutarındaki davacı ücretine
eklenerek asgari ücretin 5,15 katı düzeyindeki ücretten hesap yapılmış ise de varılan sonuç hatalı olmuştur.
3. Bu kapsamda, öncelikle davacının sendikalı işçi olup olmadığı açıklığa kavuşturulduktan sonra, sendikalı
olmadığının anlaşılması halinde sendikadan bildirilen ücretin dikkate alınamayacağını gözeterek, sefer primi
için bu alanda hizmet gören meslek odalarından araştırma yapılarak sefer primi ücretinin belirlenmesi ayrıca
SGK müfettişi tarafından düzenlenen tahkikat evrakı içerisinde yer alan 03.06.2015 tarihli "Kara Nakliye
Masraf Formunu"nda dikkate alınması ve davacıya sefer primi olarak ödenen miktar içerisinde sefer için
yapılması zorunlu olan yol ücretleri ile araca bağlı zorunlu masraflar bulunup bulunmadığının belirlenmesi
var ise bu kısmı dışlayarak ücrete eklemek suretiyle davacının olay tarihinde aldığı ücretin belirlenmesi, öte
yandan kararın davacı tarafça temyiz edilmediği dikkate alınarak hükme esas alınan 06.01.2020 tarihli
hesap raporundaki (kusur ve ücret katı haricindeki) unsurlar yönünden davalı taraf lehine usuli kazanılmış
hak oluştuğu gözetilerek tespit edilecek ücret katı ile kusur oranının bu rapora uygulanması ve bu raporda
esas alınan işlemiş devre sonu tarihi olan 06.01.2020 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücret
değişikliklerini rapora yansıtmadan düzenlenecek hesap raporunu hükme esas alarak davacının tazminat
istemleri hakkında usuli kazanılmış haklara uygun bir karar verilmesi gerekmektedir.
4. Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı
şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
5. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve davalı vekilinin istinaf
itirazlarını kabul ederek İlk Derece Mahkemesi kararını ortadan kaldıran Bölge Adliye Mahkemesi
bozulmalıdır
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı vekilinin temyiz başvurusu nedeniyle; davalı vekilinin sair temyiz itirazları bu aşamada
incelenmeksizin esas hakkında karar veren Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davalıya iadesine,
3. Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_11361.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/11361€E., 2024/7954K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3129 E., 2023/2041 K.
KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 6. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/386 E., 2022/190 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının iptal edilen fiili çalışmalarının gerçek olduğunun tespiti ile
Kurumun 01.09.2015 tarihli işlemin iptali ve davacının Kuruma borçlu olmadığının, yaşlılık aylığı almaya hak
kazandığının ve devam etmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı adına iddia edilen tarihte işe giriş bildirgesinin ve
bordroların verilmediğini, verilmemiş olmasının da işyerinde fiilen çalışmadığına karine teşkil ettiğini,
davanın sadece tanık beyanları ile ispatlanamayacağını, tanık dinlenmesi halinde ise bordroda adı geçen
veya komşu işyeri tanığı olması gerektiğini ve Kurum kayıtlarının aksini ispatlar nitelikte yazılı deliller ibraz
etmek zorunda olduklarını, davanın 5 yıllık zamanaşımı bakımından reddi gerektiğini, davacının iddia ettiği
tarihte eylemli olarak çalışıp çalışmadığının, ne iş yaptığının, ne kadar ücret aldığının ve o tarihte kaç
yaşında olduğunun resen araştırılması gerektiğini, ayrıca hizmetlerinin tespitini istediği dönemde hizmet
akdi ve fiili çalışmanın varlığının hangi kanıtlara dayandığı üzerinde durulması gerektiğini, hizmet akdi ve
çalışmayı; işe giriş bildirgesi, sigortalı çalışma gün sayısı, kazanç durumu belgesi çalışma tarihleri aylık
sigorta gün bilgileri ve dört aylık prim bordrolarının olması durumunda ispatlayacağını, aksi halde
sigortalılıktan söz edilemeyeceğini, öncelikle işyerinde tutulması gereken dosya, puantaj kayıtları, ücret
bordroları, müfettiş raporları, davacının vergi kaydı olup olmadığının araştırılması gerektiğini, tüm bu
açıklanan nedenlerden dolayı, yasal dayanaktan yoksun davanın reddini istemiştir.
HI.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna
başvurmuştur.
B.İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkeme tarafından daha önce dinlenen tanıkların beyanları
tamamen göz ardı edilerek karar verildiği, verilen kararın tamamen varsayıma dayanmakta olduğu, zira
davalı iş yerinin metrekare olarak küçük olması ve dinlenen bordro tanığı ...'ın müvekkili tanımıyor olması
nedeniyle dosya kapsamında dinlenen diğer tüm tanıkların beyanlarının göz ardı edildiği ve verilen kararın
davalı iş yerinin metrekare olarak küçük olması ve dinlenen bordro tanığı ...'ın müvekkili tanımıyor olması
nedeniyle dosya kapsamında dinlenen diğer tüm tanıkların beyanlarının göz ardı edildiği ve verilen kararın
hatalı olduğu gerekçesi ile kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamı ile mevcut delil
durumu ve davacının çalıştığını iddia ettiği iş yerinin bitişiğinde 2000 yılından bu yana faaliyet gösteren
komşu iş yeri sahibi ...'ın tanık olarak verdiği beyanında; kendi dükkanının yanında ... şirketine ait tekel
bayisi olduğunu, bu dükkanın halen bulunduğunu, buranın sahibinin ... olduğunu, 30 m2'lik bir tekel büfesi
olduğunu, ...'in dükkanı işlettiğini, yanında bazen eşinin, bazen kardeşinin olduğunu, başka birinin
çalıştığına şahit olmadığına dair ifadesi, Zabıta Müdürlüğü tarafından yapılan araştırma ve komşu tanık
beyanına göre davacının çalıştığını iddia ettiği tarihte çalıştığını iddia ettiği iş yeri 15 m2'lik bir iş yeri
olduğu, hali hazırda iki dükkanın birleşmesi sonucu aynı yerde faaliyet gösteren 30 metrekarelik bir tekel
büfesi olduğu anlaşılan iş yerinde ...'in ailesi ile birlikte çalıştığının tanığın beyanı ile anlaşıldığı, dükkanın
kapasitesi ve yapılan işin mahiyeti itibariyle daha fazla kişinin çalışmasını mümkün ve gerekli kılan koşulların
bulunmadığı, 2000 yılından bu yana davacının çalıştığını iddia ettiği dükkanın bitişiğinde çalışan komşu iş
yeri tanığı da, dükkanda ... ve aile fertleri dışında kimsenin çalıştığını görmediğini beyan ettiği, kaldırma
kararı öncesi bordro tanığı olarak dinlenen ... Tanırğan da davacıyı tanımadığını, kendisinin de ... Şirketinde
çalışıp çalışmadığını hatırlamadığını beyan etmiş olmakla, belirtilen deliller birlikte değerlendirildiğinde,
davacının çalışmasının fiili bir çalışmaya dayandığının ispat edilemediği değerlendirilmekle, davanın reddine
dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin
istinaf başvurusunun esasdan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar ile temyiz talebinde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, Kurum işleminin iptali ile iptal edilen hizmetlerinin gerçek ve fiili olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri ile
2. 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin 9 uncu fıkrası, 59 uncu maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından
temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
|
2023_10423.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/10423E. , 2024/7969K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2381 E., 2023/1296 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 25. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/270 E., 2021/290 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;dava konusu olayın 2330 sayılı Kanun kapsamına girdiğini tespit eden
davalı Kurum işlemini iptal eden ve istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiş olan idari yargı kararının
dikkate alınarak davacı polis memurunun vazife malullüğünün 2330 sayılı Kanun kapsamına alınması için
davalı Kurum işleminin iptaline, davacının parasal özlük haklarının idareye müracaat edilen 01.08.2017
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum davaya cevap vermemiş aşamalarda davanın reddini istemiştir.
HI.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davacının görev gereği Muş
il'ne gitmek için uçağa binmek üzere Kayseri'den Ankara'ya giderken diğer görevli personellerin de
bulunduğu resmi araçla kaza geçirmiş olması nedeniyle vazife malulü sayıldığı, bu halde oluşan maluliyetinin
göreviyle alakalı olduğu sonucuna varılmış ve kesinleşen emsal İdare Mahkemesi kararları dikkate alınarak
meydana gelen kazanın 2330 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Kurum tarafından aksi
yönde tesis edilen Kurum işlemin hukuka aykırı olduğu, davacıya ait parasal ve özlük haklarının da Kuruma
başvuru tarihi olan 01.08.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi
gerektiği kanısına varılarak; davanın kabulü ile davacının vazife mallulüğünün 2330 sayılı Kanun kapsamına
alınması talebinin Kurum tarafından reddine dair Kurum işleminin iptaline, davacının parasal-özlük haklarının
01.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Kurumca davacıya ödenmesi
gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna
başvurmuştur.
B.İstinaf Sebepleri:
Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının murisinin Başbakanın Muş ilinde yapacağı ziyaret
sebebiyle alınacak güvenlik tedbirlerine yardımcı olmak maksadiyle Muş ilinde görevlendirildiğini, görev
mahalline gidiş için Kayseri'den seyir halinde iken meydana gelen kazada ölmesi olayının 2330 sayılı Kanun
Me yas e İT ii 0 js» mim NN iş aş İİ İİ Yİ. >» iş
sebebiyle alınacak güvenlik tedbirlerine yardımcı olmak maksadiyle Muş ilinde görevlendirildiğini, görev
mahalline gidiş için Kayseri'den seyir halinde iken meydana gelen kazada ölmesi olayının 2330 sayılı Kanun
kapsamında kalmadığı için 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi kapsamında aylık bağlanmasına dair Kurum
işleminin yerinde olduğunu ileri sürmüş ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve dosya kapsamına
göre; davacının murisi ...' ın Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda polis memuru olarak görev
yapmakta iken Başbakanın Muş iline ziyaretinde gerekli emniyet tedbirlerinin alınmasıyla görevlendirilen
ekipte bulunduğu, görevi yerine getirmek için Ankara'dan uçakla Muş'a gitmek üzere Kayseri İl Emniyet
Müdürlüğüne ait 38 LV 0375 plakalı araç ile Kayseri'den Ankara 'ya giderken meydana gelen trafik kazasında
yaralandığı, davacının terör olaylarının sıkça yaşandığı Muş ilinde başbakanın ziyaretinde güvenlik
önlemlerinin alınması ve terör olaylarının önlenmesinde görevlendirildiği, göreve gidiş sırasında içinde
bulunduğu resmi araçta iken meydana gelen trafik kazasında yaralanan davacıya 2330 sayılı Kanun uyarınca
aylık bağlanması gerektiğinden davanın kabulüne dair Mahkemenin maddi vakıa ve hukuki
değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin istinaf başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar ile temyiz talebinde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile
370 ve 371 inci maddeleri ile
2. 5510 sayılı Kanun ile 2330 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Kurum vekili
tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte
görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_2904.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/2904E. , 2024/8023K.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1492 E., 2022/1779 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Van 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2011/23 E., 2019/161 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulü ile birleşen davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile asıl dosya davalısı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye
Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün
kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl davanın reddi ile birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer
usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve
Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:
1. DAVA
Davacılar vekili asıl ve birleşen davalarda özetle; müvekkilinin davalı işveren bünyesinde çalışmakta iken
27.02.2010 tarihinde meydana gelen kazada yaralandığını, davacının fiziksel ve ruhsal olarak büyük zarar
gördüğünü, davalıların iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı yönünden yeterli önlemi almadığını, davalıların
meydana gelen kazada kusurlu olduklarını, oluşan zarardan sorumlu olduklarını, davacının işgöremezliği
nedeniyle 176.192,12 TL maddi tazminat ile 250.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve
müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı ve yetki itirazında bulunarak davacının müvekkili
şirketin Vedaş'tan aldığı ihalenin son işlerini yapmak üzere dava dışı Abdullah Kaval isimli şahıs ile
anlaştığını, davacının da anılan işte 1 gün süre ile çalıştığını, davacının kendi kusuru ile iş kazası geçirdiğini,
müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı yönünden herhangi bir eksikliğinin bulunmadığını belirterek
davanın reddini savunmuştur.
HI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; Mahkemece davaya konu iş
kazasının meydana gelmesinde davalı işveren şirketin 70 kusurlu olduğu, davacı işçinin 9030 oranında
kusurlu olduğu, davacının kaza nedeniyle 9028 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı kabulünden
hareketle; 1-Davanın kabulü ile
176.192,12 TL geçici ve tam iş göremezlikten kaynaklı maddi tazminatın olay tarihinden (27.02.2010)
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya
verilmesine,
Birleşen dava yönünden davanın kısmen kabulü ile
1-22.000TL manevi tazminatın 27.02.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak
davacıya verilmesine,
2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili
istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; iş kazasının meydana gelmesinde davalı ... Enerji Ltd. Şti'nin
kusurlu olmasına rağmen bu davalı yönünden maddi tazminat talebinin reddedildiğini, manevi tazminat
miktarının çok az olduğunu, davalı ... Enerji ve ... yönünden ayrı ayrı tazminat hükmü verilmesi gerektiğini
ifade etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; açılan ilk dava 2011/23 sayılı asıl dava dosyasında davalı ...
olduğu halde müştereken ve müteselsilen her iki davalı aleyhine hüküm kurulduğunu, müvekkilinin davacıyı
tanımadığını işveren olmadığını husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, müvekkiline kusur verilmediğini,
Mahkemenin kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu ifade etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İstinaf sebebi olup incelenmesi
gereken ilk husus davalı ...'ın iş kazasında sorumluluğu ve taraf sıfatıdır. Davalının kaza tarihinde işyerindeki
sıfatı kusur bilirkişi heyeti ve SGK denetmeni tarafından inceleme konusu yapılmamış ise de 5510 sayılı
Kanun'un 21 inci maddesi, 4857 sayılı Kanun'un 77 nci maddesi kapsamında davalı ...'in kaza tarihinde
şirkette işçi işveren ilişkisi içinde çalışan olduğu, iş kazasından dolayı kusurun işveren konumunda olan tüzel
kişi şirket ve kazaya eylemleri ile sebep olan 3 üncü kişiler hakkında araştırılması gerektiği ve kusur
raporunda ...'ın şahsi kusuruna rastlanmadığı anlaşıldığından ... hakkında açılan asıl davanın husumetten
reddine karar verilmesi, birleşen davada davalı şirket hakkında maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi
gerekirken, ... hakkında açılan asıl davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Manevi tazminatın miktarı
uyuşmazlık konusu husustur. Gerek mülga 818 sayılı BK'nın 47 nci ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı
TBK'nın 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın
özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine
karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para
tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı
gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi,
mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun
amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun
etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar
da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını
kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan
manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken,
ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur
durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi
sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki
yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir
edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Somut olayda davalı şirketin iş kazasındaki kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi dikkate alınarak
Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının tatmin duygusunu sağlamaktan uzak caydırıcı
olmadığı değerlendirilerek manevi tazminat miktarı hatalı bulunmuştur.
Yukarıda anılan hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden manevi tazminat
miktarı 50.000,00-TL olarak takdir edilerek ve davalı ... yönünden dava reddedilerek davaya ilişkin olarak
veniden hüküm kurularak o" agerekrcesivle davacı vekili ile davalı (vekilinin istinaf basvurusunun kahulü
,.,.,.,.,.. . ll MM m a şan dr Mi Aş —şçşş
ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında ;
"1-Asıl dava olan Van 1. İş Mahkemesi 2011/23 Esas sayılı dosyadaki davanın davalı ...'ın işveren taraf sıfatı
bulunmadığından husumet dava şartı yokluğundan reddine,
2-Alınması gereken 80,70 TL karar ve ilam harcından peşin alınanın mahsubu ile bakiye 62,30 TL'nin
davacıdan tahsiline hazineye irat kaydına, davalı ...'dan İlk Derece Mahkemesince 2019/323 harç sayılı
02.06.2019 tarihli müzekkere ile harç ve yargılama gideri tahsil edilmiş ise talebi halinde tahsil edilen
tutarların iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderleri ve vekalet ücretinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekille temsil ettiğinden AAÜT gereğince 9.200,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak
davalı ...'a verilmesine,
5-Davalı ...'in adli yardım talebi kabul edildiğinden dosyada yargılama giderlerinin davacı istinafı nedeniyle
yapıldığı anlaşıldığından yargılama giderleri konusunda asıl dava üstünden karar verilmesine yer olmadığına,
111-1-Birleşen davanın kısmen kabulüne;
176.192,12-T1 geçici ve sürekli işgöremezlikten kaynaklanan maddi tazminatının 27.02.2010 kaza
tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı ... Enerji Elektrik İnşaat Temizlik İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret
Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine,
50.000,00-TL manevi tazminatın 27.02.2010 kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı ... Enerji Elektrik
İnşaat Temizlik İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'den alınarak davacıya verilmesine, " şeklinde karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek ve
Bölge Adliye Mahkemesince davanın asıl dosya davalısı yönünden reddinin hatalı olduğunu ekleyerek Bölge
Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini
talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 77 nci maddesi,
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer
alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa
uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve
ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekcelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından
temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın
ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_2768.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/2768E. , 2024/8021kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/838 E., 2022/1528 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 5. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/516 E., 2021/427 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulü ile karşı davanın reddine karar
verilmiştir.
Kararın davacı karşı davalı ... ve davacı ... vekili ile davalı ... Sigorta Anonim Şirketi tarafından istinaf
edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar
verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı ... ve davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle;
kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz
dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra
dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın davalı ...'a ait... Ticaret iş yerinde çalıştığı sırada iş
yeri sahibine ait ... plakalı kamyondan basınçlı sanayi gaz tüplerini indirip bindirdiği sırada davalı ...'ın ...
plakalı araç ile seyir halinde iken yolda aracı stop ettirip aracını geri kaydırması nedeniyle ... plakalı araçtan
yük indiren davacının iki araç arasına sıkışarak iş kazası geçirdiğini, davalı ... şirketinin davalı ...'ın kullandığı
aracın sigorta şirketi olduğunu, davacının kaza sonucu ayağını kaybetme riski olduğundan bu konudaki
yetkin Doç. Dr. ... tarafından ameliyat edilmiş olduğunu, bunun karşılığı olarak 18.000 TL ödediğini, bunun
dışındaki tedaviler için de 345 TL ödediğini toplam ödemenin 18.345 TL olduğunu, tedavi süreci boyunca
taksi kullandığını, bu ücretlerin davalı tarafından ödenmesini, ve ... için 230.532,09 TL maddi tazminat ve
60.000,00 TL manevi tazminatın, davacı eş ... için 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan olay
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline (sigorta şirketinden
sadece maddi tazminat olmak üzere) ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine
karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili davaya cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; davacının geçirdiği kazanın iş kazası
olmadığını, davacının iş yeri önünde oturduğu sırada üçüncü kişinin dikkatsiz ve tedbirsizce kullandığı araç
ile geri gelerek çarpması sonucu kazanın meydana geldiğini, bu yönüyle görev ve husumet itirazında
bulunduklarını, davacının 01.06.2013-31.05.2015 arası çalışma dönemi için tüm sigorta bildirimlerinin
yapıldığını, davaya konu edilen ameliyat parasının davacı hesabına havale edilerek ödendiğini, bunun dışında
davacının kazadan sonra tüm taşınma tıbbi yardım ve tedavi giderlerinin de ödendiğini, işverence iş yerinde
tüm tedbirlerin alındığını, davacının öncelikle SGK nezdinde başvuruda bulunması gerektiğini, çalışamadığı
günler için ücret alacağı bulunmadığını, işgücü kaybına dayalı tazminat talebinin yersiz olduğunu, kazada
sorumluluğu bulunmayan işverene karşı manevi tazminat talebinde bulunulamayacağını beyanla davanın
reddine, karşı dava olarak talep edilen 18.000,00 TL'lik ameliyat ücretinin müvekkili tarafından ödenmesi,
350,00 TL ve 95,00 TL poliklinik ücretlerinin de ödenmesi nedeniyle şimdilik 18.000,00 TL'nin davacı ...'dan
tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe
limiti ile sınırlı olduğunu, kazaya karışan ... plaka sayılı aracın 02.02.2013-02.02.2014 başlangıç ve bitiş
tarihli 204317911/0 no.lu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı olduğunu,
poliçedeki kişi başı sakatlık ve ölüm teminatının kaza tarihi itibariyle kişi başına 250.000,00 TL olduğunu,
A A İY A A YA NS LV ea... ge MANA» Y 0 ş
tarihli 204317911/0 no.lu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı olduğunu,
poliçedeki kişi başı sakatlık ve ölüm teminatının kaza tarihi itibariyle kişi başına 250.000,00 TL olduğunu,
manevi tazminat taleplerinin poliçe teminatına dahil olmadığını, işletene düşen hukuki sorumluluğun zorunlu
sigorta limitlerine göre temin edildiğini, davadan önce davacı tarafın müvekkil şirkete vaki başvurusu
üzerine 3/272547 no'lu hasar dosyası açılıp iş bu hasar dosyası kapsamında, aktüerler siciline kayıtlı
aktüerden alınan rapor doğrultusunda belirlenen, 50.141,00 TL ödeme tutarının 08.08.2014 tarihinde
davacıya ödendiğini, bununla birlikte işbu dava konusu kaza kapsamında müvekkil şirkete ayrıca Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından başvuru yapılmış olup müvekkil şirket tarafından Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığına 26.03.2015 tarihinde 3.630,55 TL ve 12.05.2015 tarihinde 4.288,09 TL tazminat
ödendiğini, bu meyanda davaya konu talepler bakımından müvekkil şirket sorumluluğunu yerine getirmiş
olup müvekkil şirket açısından davanın reddi gerektiğinin tartışmasız olduğunu, müvekkili şirket
sigortalısının dava konusu kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunmadığını, kazaya ilişkin ifade
tutanakları, olayın oluş şekli, Savcılık bilirkişi raporları vb. kusura ilişkin her belge ve bilgiye dair cevap ve
savunma haklarımız saklı olduğunu, müvekkili şirketin sigortalısının kazanın meydana gelmesinde
kusurunun bulunduğunun ispat edilmesi halinde, sigortalısı araç sürücünün kusuru oranında poliçe limitleri
ile sınırlı olduğunu, Mahkemece Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden kusur raporu alınmasını talep
etiklerini, poliçede sadece davacının maluliyet hallerinin teminat altına alındığını, bu nedenle müvekkil
şirketin sorumluluğundan bahsedilmesi için davacının maluliyet durumu ve sürekli sakatlık oranının Adli Tıp
Kurumu 3. İhtisas Dairesinden alınacak rapor ile tespit edilmesi gerektiğini, yukarıda izah edilen sebeplerle,
sayın Mahkemece müvekkile sigortalı araç sürücüsüne izafe edilecek kusurun varlığı halinde, zarar hesabının
ancak aktüer sıfatın haiz bilirkişilerden seçilecek uzmana yaptırılmasını talep ettiklerini Sosyal Güvenlik
Kurumuna müzekkere yazılarak davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının ve yapılmış ise hangi koldan ödeme
yapıldığının araştırılmasını talep ettiklerini, söz konusu ödemelerin tazminat hesabı yapılması halinde bu
hesaplamadan düşürülmesi gerektiğini, tedavi masrafları ve bu kapsamda değerlendirilen geçici iş
göremezlik tazminatı ve kazanma gücü kaybı bakımından müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu
kalmadığını, 6111 sayılı Kanun ve sonraki yasal düzenlemeler gereğince tedavi gideri talepleri yönünden
davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının kazadaki kusurundan başka zararın meydana
gelmesinde ve artmasında kusurunun bulunup bulunmadığının anlaşılması ve tespit edilen kusur oranında
eğer bir tazminat hesaplanırsa bu kusur oranında indirim yapılması gerektiğini, manevi tazminat taleplerine
karşı sorumluluğu bulunmayan sigorta şirketi bakımından bu taleplerin reddine karar verilmesini, olay
tarihinden itibaren faiz talebinde bulunulmasının hatalı olduğunu, dava öncesi müvekkil şirkete usulüne
uygun herhangi bir müracaat bulunmadığından dava tarihinden itibaren faizden sorumlu olabileceğini,
açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, asıl dava yönünden iş kazasının
oluşumunda davalı işveren ... ile davacı kazalının kusurunun bulunmadığı, davalı 3. kişi ...'ın “6100 oranında
kusurlu olduğu, davacının davaya konu kaza nedeniyle 9622 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği, karşı
dava yönünden ise karşı davacı işveren tarafından kaza nedeniyle yardım amaçlı yapılan ameliyat giderine
ilişkin ödemenin davacı sigortalıdan istenemeyeceği kabulünden hareketle;
" A-) Davalı - karşı davacı ...'a karşı açılan davanın reddine,
B-)Davalılar ... ve... Sigorta A.Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulü ile
1-Davacı ... yönünden sürekli iş göremezlik zararından oluşan 171.224,54 TL maddi tazminatın davalı ...
yönünden dava tarihinden, davalı ... yönünden kaza tarihi olan 03/10/2013 tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalı ... bakımından poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski
Ünvan ... Sigorta A.Ş.) ve davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Davacı ... yönünden geçici iş göremezlik zararından oluşan 2.329,66 TL maddi tazminatın davalı ...
yönünden dava tarihinden, davalı ... yönünden kaza tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte davalı ... bakımından poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski
Ünvan ... Sigorta A.Ş.) ve davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya
ilişkin istemin reddine,
3-Davacı ... yönünden tedavi gideri zararından oluşan 95,00 TL'nin davalı ... yönünden dava tarihinden,
davalı ... yönünden kaza tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...
bakımından poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş.) ve
davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
4-Davacı ... yönünde manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza
tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'tan tahsili ile davacıya
ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
5-Davacı ... yönünde manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın kaza
tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'tan tahsili ile davacıya
ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
C-) Karşı davanın reddine," şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve
davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı karşı davalı ... ve davacı ... vekili tarafından istinaf dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası
olarak açıldığını talep arttırım taleplerinin, ıslah niteliğinde olmadığını, bu nedenle 01.11.2021 tarihli talep
artırım dilekçesine uygun karar verilmemesinin hatalı olduğunu, Yargıtay HGK'nın 2019/467 Esas 2021/775
Karar sayılı kararında iki kez yapılan artırımın geçerli olacağının vurgulandığını, davacının ...' ın işçisi
olduğunu, kazanın 45 KS 304 plakalı aracın kamyonda boşaltma yapılırken meydana geldiğini, davalı ...'nin
işveren olarak sorumluluklarını yerine getirmediğini, davacı ... için hükmedilen manevi tazminatın yetersiz
olduğunu, davacı ... için hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğunu, hükmedilen manevi tazminat
miktarlarının düşük olduğunu, davacının ağır ve tehlikeli bir iş yaptığını, asgari ücretin üzerinde bir ücret
aldığını, çalışılmayan günler için ücret hesaplaması yapılmadığını belirterek, hükmün ortadan kaldırılması
istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı ... Sigorta (... Sigorta A.Ş.) vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun
hatalı olduğunu, 31.08.2021 tarihli rapor ile TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,8 teknik faiz hesabı yapıldığını,
halbuki Yargıtay kararları doğrultusunda PMF 1934 yaşam tablosunun kullanılması gerektiğini, TRH 2010
yaşam tablosunun ancak 01.06.2015 tarihinden sonra düzenlenen poliçelere uygulanabileceğini, dava
açılmadan önce davacıya 08.08.2014 tarihinde 50.141,00 TL ödeme yapıldığını, davacının şirketi ibra
ettiğini, davalı yönünden ret kararı verilmesi gerektiğini, davacı ... yönünden geçici iş göremezlik ve tedavi
masrafı gideri tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, geçici iş görmezlik tazminatının tedavi
masrafı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, davacının geçici iş görmezlik tazminat talebinin muhatabının
SGK olduğunu belirterek, hükmün ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davanın kısmen kabulü ile karşı
davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden
yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı ... ve davacı ...
vekili ile davalı ... Sigorta A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı karşı davalı ... ve davacı ... vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü
itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu'nun 77 nci maddesi
3. Değerlendirme
A) Davacı karşı davalı ... ve davacı ... vekili tarafından manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi
yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının
altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava
birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacılar vekilince dava dilekçesinde davacı kazalı ... yönünden 60.000,00 TL, davacı
eş ... yönünden ise 30.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince
davalılar aleyhine davacı ... için 25.000,00 TL, davacı ... için 15.000,00 TL manevi tazminata
hükmolunduğu, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun istinaf mahkemesince esastan reddine karar
verildiği, reddine karar verilen manevi tazminat miktarının ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi
itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından davacılar vekilinin temyiz
itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
B) Davacı karşı davalı ... vekilinin davacı karşı davalı ... için hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin
temyiz istemi yönünden;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması
gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz
olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz
itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı öncesinde
hükme esas alınan 03.09.2018 tarihli 1. kök hesap raporunda davacının maddi zararının 171.224,54 TL
olarak hesaplandığı, davacı vekilince anılan rapora süresi içerisinde itiraz edildiği, devamında davacının itiraz
ve fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 08.10.2018 tarihli dilekçesi ile 171.224,54 TL maddi tazminat
talebinde bulunduğu, Mahkemece 31.12.2018 tarihli 1. kararı ile davacı lehine 76.877,82 TL maddi
tazminata hükmolunduğu, hükmün gerekçesinde davacının iş kazası nedeniyle zararının 171.224,54 TL
olduğunu ancak davalı ... tarafından yapılan ödeme ile Kurumca davacı sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin
sermaye değerli gelirinin rücuya tabi kısmının resen mahsubu sonucu hükmolunan maddi tazminat
miktarına ulaşıldığının açıklandığı, davacı vekilince yargılama aşamasında ileri sürdüğü itirazları yineler
biçimde kararı istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosyada yeterli araştırma yapılmadığı
gerekçesiyle esasın incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği,
Mahkemece kaldırma kararı sonrası yargılamaya devam olunduğu, maddi zararın tespitine yönelik
02.09.2021 tarihli 2. kök raporun alındığı ve raporda davacının maddi zararının bu kez 230.532,09 TL olarak
hesaplandığı, davacı vekilince raporda belirlenen tutar üzerinden 01.11.2021 tarihli dilekçe ile maddi
tazminat talebinin arttırıldığı, Mahkemece 21.12.2021 tarihli temyize konu kararında davanın kısmen kabulü
ile davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 08.10.2018 tarihli talep gibi 171.224,54 TL maddi
tazminata hükmolunduğu, 2. kararının gerekçesinde ise davacının maddi zararının 230.532,09 TL olduğu
ancak önceki aktüer hesap raporu doğrultusunda maddi zarar yönünden talebini belirlediğini, Bölge Adliye
.»2.**! 00 ei is gi şa 0 şi a a ar a m m ww
ManKkerlesi Kaldirima Kararından Sonra alnan rapor GOYMUILUSUNda DEGCİ artLliriM La ebinde bulunmasının,
aynı yargılama içerisinde ikinci kez ibraz edilen dilekçeye itibar edilemeyeceği gerekçesiyle talebin reddine
karar verildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü
kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve
kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde,
alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi
itibari ile kesilmesidir. Kanun'un ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte
bulunacağı hukuki ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgari olarak bilmesine ve
tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan
belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle
bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin
hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir
alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının
olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün
olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak
aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir
yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve
gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi,
mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta
gerekse Türk hukukunda artık salt hukuki korumanın ötesine geçilerek "etkin hukuki koruma"nın gündeme
gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması
gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara
yol açarak, usül ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri
bilinmeyen bir alacak için klasik kısmi davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya
kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ
hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit
kabulü mevcuttur”
Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının
miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı
biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı
gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının
hukuki yararından söz edilemez.
Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı
talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi
sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın
genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi
ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Öte yandan HMK'nın 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir
davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime âittir." Bu nedenle
tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen
hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat
alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek
olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak
belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu
hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK'nın 107 nci maddesine dayalı "belirsiz alacak davası"
olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre
yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım
talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K
sayılı ilamı da bu yöndedir)
Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi
veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün
olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın
genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep
sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.
Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da
uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın
ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile
177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin
kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin
tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma
kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına
alınmıştır.
Somut olayda davacı vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması
nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak
belirleyemediğinin açık olmasına göre maddi tazminat istemi yönünden davanın Mahkemece "belirsiz alacak
davası" olarak kabul edilmesi gerekir. Belirsiz alacak davasında yukarıda açıklandığı üzere talep arttırım
dilekçesi verilmesinden sonra usulü kazanılmış haklara riayet etmek koşulu ile davanın ıslahı mümkündür.
Buna göre Mahkemece davacı tarafça 08.10.2018 tarihli talep artırım dilekçesinin verilmesinden sonra,
davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması üzerine
kaldırma kararı doğrultusunda yargılamaya devam olunarak maddi zararın alınan 02.09.2021 tarihli 2. kök
raporla daha yüksek belirlenmesi üzerine davacı vekilince sunulan 01.11.2021 tarihli talep arttırım
dilekçesinin, ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmesi ve 01.11.2021 tarihli talep gibi karar verilmesi yerine
yargılamada 2. kez talebin arttırılamayacağından bahisle 01.11.2021 tarihli talebin reddine karar verilmesi
isabetsizdir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun 370'inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması
gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davacı karşı davalı ... ve davacı ... vekilinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin
miktardan REDDİNE,
Davacı karşı davalı ... vekilinin davacı ... için hükmedilen maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesi
yönünden ;
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi
kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
A. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe kısmında yer alan "somut olayda davacı vekili tarafından
öncelikle 08.10.2018 tarihli bedel artırım dilekçesi ibraz edilmiş, sürekli iş göremezlikten kaynaklanan
tazminat miktarı 171.224,54 TL tutarında arttırılmıştır. Akabinde istinaf incelemesi sonrasında 01.11.2021
tarihli bedel artırım dilekçesi ile aynı talep 230.532,09 TL'ye çıkarılmış, aynı yargılama içerisinde ikinci kez
ibraz edilen dilekçeye itibar edilmemiştir." ibarelerinin silinerek yerine "somut olayda davacı vekili tarafından
öncelikle 08.10.2018 tarihli itiraz ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bedel artırım dilekçesi ibraz
edilmiş, sürekli iş göremezlikten kaynaklanan tazminat miktarı 171.224,54 TL tutarında arttırılmıştır.
Akabinde istinaf incelemesi sonrasında 01.11.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile aynı talep 230.532,09
TL'ye çıkarılmış, sunulan 01.11.2021 tarihli dilekçenin hukuki nitelendirmenin hakime ait olacağına dair
HMK'nın 33 üncü maddesine göre ıslah dilekçesi niteliğinde olduğunun kabulü ile davacının 230.532,09 TL
maddi tazminata hak kazandığı kabulü yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir." ibarelerinin
yazılması,
B. İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere;
"A-) Davalı-Karşı davacı ...'a karşı açılan davanın reddine,
B-)Davalılar ... ve... Sigorta A.Ş'ye karşı açılan davanın kısmen kabulü ile
1-Davacı ... yönünden 230.532,09 TL maddi tazminatın davalı ... yönünden dava tarihinden, davalı ...
yönünden kaza tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...
bakımından poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla davalı ... Sigorta A.Ş (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş) ve
davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Davacı ... yönünden tedavi gideri zararından oluşan 95,00 TL'nin davalı ... yönünden dava tarihinden,
davalı ... yönünden kaza tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...
bakımından poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş.) ve
davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
3-Davacı ... yönünde manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza
tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'tan tahsili ile davacıya
ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
4-Davacı ... yönünde manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın kaza
tarihi olan 03.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'tan tahsili ile davacıya
ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
C-) Karşı davanın reddine,
D-) Yargılama giderleri yönünden
1-Davacı tarafça yatırılan 27,70 TL başvurma harcı, 530,59 TL peşin harç, 441,37 TL ıslah harcı ve 202,57
tamamlama harcı toplamı olan 1.202,23 TL harcın davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş.) ve
davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine
2-Alınması gereken 15.747,64 TL harçtan 530,59 TL peşin harç ve toplam 643,94 TL tamamlama harcı
toplamı 1.174,53 TL'nin mahsubu ile bakiye 14.573,11 TL harcın davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ...
Sigorta A.Ş.) yönünden 11.816,97 TL ile sınırlı kalmak kaydıyla davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ...
Sigorta A.Ş.) ve davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan 2.335,80 TL yargılama giderinden ret kabul oranına göre hesaplanan 2.084,70 TL
nin davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş.) ve davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili
ile davacıya ödenmesine,
4-Davalı-Karşı davacı ... tarafından yapılan 567,00 TL yargılama giderin iş bu davalı yönünden davanın
reddine karar verilmesi gözetilerek davacıdan tahsili ile iş bu davalı-karşı davacıya ödenmesine,
5-Davacı taraf kendisini maddi tazminat yönünden vekil ile temsil ettirdiğinden avukatlık asgari ücret
tarifesine göre hesaplanan 24.587,25 TL ücreti vekaletin davalı ... Sigorta A.Ş. (Eski Ünvan ... Sigorta A.Ş.)
ve davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
6-Davacı taraf kendisini manevi tazminat yönünden vekil ile temsil ettirdiğinden avukatlık asgari ücret
tarifesine göre hesaplanan 6.000,00 TL ücreti vekaletin davalı ...'tan tahsili ile davacıya ödenmesine,
7-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplanan 5.100,00
TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalı ... şirketine ödenmesine,
8-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4 maddesi uyarınca
5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile iş bu davalıya ödenmesine,
9-Karşı dava yönünden davacı tarafça yatırılan 307,40 TL peşin harçtan alınması gereken 59,30 TL'nin
mahsubu ile 248,10 TL bakiye harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı karşı davacı ...'a iadesine,
10-HMK 333 üncü maddesi gereğince karar kesinleştiğinde gider avansının kullanılmayan kısmının iadesine,
Dair verilen karar tebliğden itibaren 2 hafta içinde 6100 sayılı HMK 341 v.d. maddesi gereğince istinaf yolu
açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup usulen anlatıldı. 21.12.2021" ibarelerinin
yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
Pasısmamın Tİ, Rasmnasa Ölahisamacnina İşmen İlle Sumnmalimnin Bilem Aditsn BMinhirnmasnima almelannmilmnnaminea
YK DAA Pi e ONA İİ eg A i NI e İDE Ye VE EE O e İİ İİİ ig
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|
2023_2317.pdf | 10. Hukuk Dairesi 2023/2317E. , 2024/8016kK.
o
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1259 E., 2022/2427 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/149 E., 2022/160 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun
esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
1. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi ...'ın (TCKN:...) 10 yıla yakın bir süredir ...
Belediyesinde temizlik işlerinde belediye personeli olarak çalıştığını, davacılardan ...'ın murisin kardeşi, ...'ın
ise eşi olduğunu, 27.03.2019 tarihinde saat 07:30 sıralarında iş saatinde Belediyeye ait temizlik aracını
kullanarak çevre temizliği yaptığı esnada ve davalı işverenin ... Belediyesine ait aracın içinde iken
Belediyenin temizlik işlerinde çalışan bir diğer personel ... tarafından silahla vurulması sonucu vefat ettiğini,
olay anında temizlik aracının içerisinde bulunan müteveffanın olay yerinde vefat ettiğini, 4510 sayılı
Kanun'un 13 üncü maddesi gereğince; müteveffanın Belediyeye ait temizlik aracında görevi başında olduğu
sırada iş arkadaşı tarafından vurularak öldürüldüğü göz önüne alındığında iş kazası geçirmiş olduğundan
şüphe bulunmadığını, işbu davayı açmadan önce taraflarınca iş kazasının tespiti ile müvekkile gelir
bağlanması ve gerekli ödemelerin yapılması istemli ve 04.10.2019 tarihli dilekçe ile SGK Başkanlığı ...
Sosyal Güvenlik İlçe Müdürlüğüne başvurulduğunu, sonrasında müteveffanın ölümüyle sonuçlanan
mevzubahis olayın SGK tarafından iş kazası olduğuna karar verildiğini, işverenin meydana gelen olayda asli
ve tam kusurlu olduğunu, olayla ilgili Kdz.Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/76 Esas ve 2020/61 Karar
Nolu ve 12/03/2020 tarihli karar ile sanık ... hakkında üzerine atılı kasten öldürme suçundan
cezalandırılmasına hüküm verildiğini, sanık müdafinin istinaf yoluna başvurduğunu ve başvurusunun esastan
reddedildiğini, sonrasında yine sanık müdafisince hükmün temyiz edildiğini dosya hala Yargıtay
incelemesinde olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da temyiz başvurusunun reddi ve hükmün onanmasını
talep ettiğini, dosya içerisindeki beyanlar ve deliller ile de sabit olduğu üzere ... ile İsmail arasında geçmişe
dayalı husumet bulunduğunu, taraflar arasında sürekli olarak karşılıklı münakaşalar yaşandığını, bu
hususların büyük bir kısmının da Emniyete sirayet ettiğini, çok küçük olan ilçede bu durumun hemen hemen
herkesçe bilindiğini, ... sanık ile olan husumetini belediye yetkililerine bildirdiğini, hatta Belediye Başkanı ve
Başkan yardımcısı da dahil olmak üzere Belediye yetkililerine işyerinin değiştirilmesi konusunda taleplerini
ilettiğini, ne var ki işveren Belediyenin taraflar arasındaki husumeti adeta görmezden geldiğini ve neredeyse
tüm ilçede bilinen böyle bir husumetin doğurabileceği talihsiz sonuçlar için gerekli hiçbir önlem almadığını,
hatta böyle bir girişimi dahi olmadığını, işverenin işyerinde gerekli disiplini sağlamayıp kendisine düşen
yükümlülükleri yerine getirmeyerek mütevaffanın ölümüne ağır kusuruyla sebep olduğunu, 27.03.2019
tarihinde geçirdiği iş kazasında ölen sigortalı işçi 27.04.1975 doğumlu ...'ın evli olduğunu ve ölümüyle
birlikte kardeşi ... ve eşi ...'ın maddi desteğinden yoksun kaldığını, müteveffanın vakitsiz ölümüyle eşinin
rahat ve sorunsuz yaşam olanağından yoksun kaldığını, açıklanan nedenlerle 6100 sayılı Kanun'un 107 nci
maddesi uyarınca, yargılama sırasında toplanacak ve incelenecek delillere, davacıların yukarda açıklanan
durumlarına ve desteğin yüksek kazanç düzeyine göre hesaplanacak destek tazminatı tutarından, SGK'nın
bağladığı gelirlerin 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi 1 inci fıkrasına göre rücua tabi “ilk peşin değeri”nin
> w
durumlarına ve desteğin yüksek kazanç düzeyine göre hesaplanacak destek tazminatı tutarından, SGK'nın
bağladığı gelirlerin 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi 1 inci fıkrasına göre rücua tabi “ilk peşin değeri”nin
indirilmesinden sonra, kalan zarar tutarı üzerinden tazminata hükmedilmesi talebinde bulunduklarını,
fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile ve 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesi uyarınca
toplanacak delillere göre ileride artırmak şartı ile müvekkili ... için 100,00 TL maddi tazminatın iş kazası
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, müvekkili ...
için 100,00 TL maddi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili
ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacılar tarafından açılan davanın haksız ve hukuki mesnetten yoksun
olup reddi gerektiğini, iş bu olayda müvekkil işverenin atfı kabil hiçbir kusuru bulunmadığını, zira dava
konusu olayın işçinin yaptığı işten işverende mevcut bir işin faaliyeti sırasında gerçekleşmediğini, 3. şahıs
olan ...''n muris ...'ı kasıtla öldürmesi şeklinde vuku bulduğunu, tarafların aralarındaki işyeri ile ilgisi
olmayan husumeti neticesinde olayın meydana geldiğini, bu hususun davacıların delillerinde yer alan
Kdz.Ereğli Ağır Ceza Mah. 2019/76 E. sayılı dosyasında sabit olduğunu, kişinin kastının zaten işçi ile işveren
arasındaki illiyeti de kestiğini, bu hususa ilişkin sayısız yargı kararı mevcut olduğunu, atfı kabil kusur
bulunmayan müvekkil yönünden davanın reddi gerektiğini, esasen SGK idari tahkikat raporu da bu
beyanlarını açıkça orta koyduğunu, bu nedenlerle haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar
verilmesini talep ve beyan etmiştir.
111. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"...... ... ile dava dışı ...'ın
davalı ... Belediyesi'nde farklı iş kollarında çalıştığı, çalışma saatlerinin birbirinden farklı olduğu, ... ... 'ın
06:00-13:30 saatleri arasında, ...'ın ise 08:00-16:00 arasında çalıştığı, olayın ise 27/03/2019 tarihinde saat
07:20 civarında meydana geldiği, ... ... ile diğer belediye personeli arasında husumet bulunduğu,
aralarındaki illiyet bağının çalışan işçiler tarafından kesildiği, işverenin kusurunun bulunmadığı, hem SGK
müfettişi tarafından tanzim edilen rapor hem rücuen alacak dosyasında alınan bilirkişi heyet raporu hem de
Mahkemece işbu dosyada alınan bilirkişi heyet raporu olmak üzere üç raporda da işverene atfı kabil kusur
yüklenmediği, ceza dava dosyasından da anlaşılacağı üzere sanık ...'ın kasten insan öldürme suçundan
müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, sanık hakkında haksız tahrik hükümleri
uygulanarak sanığın 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanık ... hakkında haksız tahrik
hükümlerinin uygulandığı, sanık ... ile muris arasında önceden süregelen bir husumetin bulunduğu, sanık ile
muris arasındaki şahsi olarak yaşanan olayın işyerinde vuku bulması mevzuat gereği iş kazası olsa da söz
konusu olayda illiyet bağının dava dışı sanık tarafından kesildiği, bu sebeple davalı işverenin kusurunun
bulunmadığı hususları hem ceza dosyası, hem rücuan alacak dosyası hem de işbu dava dosyasındaki bilirkişi
raporu ve müfettiş raporundaki beyanlar ve müfettiş raporu ile sabit olduğu anlaşılmakla... " gerekçesiyle
davanın reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri özetle;
-Mahkemenin kararının usul ve yasaya dosya kapsamına uygun düşmediğini,
-Mahkemece hükme esas alınan rapor hüküm kurmaya elverişli olmadığını,
-Rapora karşı itirazlarının Mahkemeye sunulduğunu, ancak tekrar bilirkişi raporu esas alınması yönündeki
taleplerinin değerlendirilmeksizin mahkemece karar verildiğini,
-Huzurdaki tazminat davasının ise yalnızca bu beyanlar ile aydınlatılmayacağının açık olduğunu,
-Alınan kusur raporunun olayının niteliğine iş ve sosyal güvenlik hukuki uygulamalarına ilişkin olmadığı
ortada iken bu rapor doğrultusunda karar verilmesinin doğru olmadığını,
-Davalı işverence müzekkereye verilen cevap yerinde olmadığını, yalnızca soyut beyanlardan ibaret
olduğunu,
-Kararın bu yönleri ile hatalı olduğunu,
-İşveren belediye iş yerinde alınması gereken önlemleri almadığını,
-Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini belirterek istinaf talebinde
bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine dair İlk Derece
Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı
anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek
suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına
karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098
sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı, 116 ncı ve 417 inci maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi
3. Değerlendirme
Dosya kapsamından, olayın bir kasten öldürme fiilinden kaynaklandığı, failin aynı davalı işverenin diğer bir
işçisi olan dava dışı ... olduğu, davaya konu iş kazasına ilişkin yapılan incelemede davacının murisi ... ... ile
...'ın ... Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü Park ve Bahçeler birimine bağlı olarak farklı iş kollarında çalıştığı, ...
..ın ... Belediyesinde daimi işçi kadrosunda şoför olarak çalıştığı, Belediyenin küçük süpürme aracını
kullandığı, ölümüne sebep olan ...'ın ise belediyeye bağlı umumi tuvaletlerde temizlik görevlisi olarak görev
yaptığı, ... ... ile ...'ın çalışma saatlerinin farklı olduğu, ... ... 'ın 06:00-13:30 saatleri arasında, ...'ın ise
08:00-16:00 arasında çalıştığı, ... ... 'ın 27/03/2019 tarihinde saat 07:20 civarında ... Mollabey dolmuş
durağında süpürme işlemi yaparken belediyeye ait temizlik aracının içinde belediye çalışanlarından ...
tarafından öldürüldüğü, Kurum tarafından yapılan tahkikat neticesinde olayın bir iş kazası olarak kabul
edildiği, düzenlenen inceleme raporunda aynı işverenin işçisi fail İsmail 'in “0100 oranında kusurlu
olduğunun belirlendiği, Mahkemece bir adet bilirkişi kusur raporu alındığı raporda ceza dosyasında fail lehine
haksız tahrik indirimi uygulanması ile işbu dosyada alınan beyanlara göre tarafların daha önceden husumetli
bulunmasına göre fail İsmail 'in 75 “o oranında, ölen sigortalının ise 25 oranında kusurlu olduğu yönünde
görüş bildirildiği, İlk Derece Mahkemesince alınan kusura ilişkin heyet raporu dosya kapsamı ile uyumlu
olduğundan hükme elverişli bulunduğu, davalı işveren ... Belediye Başkanlığının alınan heyet raporlarında
kusursuz olduğunun görülmesi, dava dışı fail İsmail'in eylemi ile nedensellik bağının kesildiği gerekçeleriyle
davalı işverenin sorumluluğu bulunmadığından davanın reddine karar verildiği, davacı ... vekili tarafından
istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar
verildiği anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda davacı murisi sigortalının ve dava dışı fail 3.kişinin davalı işveren Belediye personeli olması
nedeniyle aşağıdaki yasal düzenlemelerin açıklanmasında fayda vardır .
Şöyle ki;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre adam çalıştıran, çalışanın,
kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Kanunda yapılmış bir tanımı bulunmamakla birlikte "adam çalıştıran; bir kimseyi kendisine ait bir işte, emir
ve talimatları doğrultusunda çalıştırmak suretiyle, onun hizmetinden kendi menfaati için yararlanan kişidir."
(Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 647).
Adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmadığı için sorumluluk, kendisinin veya emrinde
çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır.
Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlâliyle meydana gelen zarar arasında, uygun
illiyet bağının bulunması yeterlidir (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 643).
Bütün bunlar yanında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk başlıklı
116 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın
kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette
bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıranın sorumluluğunun düzenlendiği 66 ncı madde ile yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğu
düzenleyen 116 ncı madde arasında bir kimsenin, kendi kusuru aranmaksızın, üçüncü bir kişinin fiili
sonucunda sorumlu olması bakımından benzerlik bulunsa da bu iki sorumluluk hali birbirlerinden oldukça
farklı kurumlardır.
Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğuna ilişkin 66 ncı maddenin uygulama alanı bulabilmesi için çalışanın
üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar vermesi gerekmektedir. Başka bir deyişle zarar
gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişki
bulunmamalıdır.
Somut olayda, zararlandırıcı olay nedeniyle vefat eden ... sigortalının davalı işveren yönünden 66 ncı
maddede belirtilen "başkaları" terimi kapsamında olmadığı, bilakis müteveffanın davalı işverenle
sözleşmesel bir ilişki içerisinde olduğu açık olduğuna göre davalının 66 ncı madde kapsamında kusursuz
sorumluluğuna gidilemeyeceği anlaşılmakla, TBK madde 116 hükümlerinin somut olayda irdelenmesi
gerektiği açıktır .
Mahkemece yapılacak iş, davalının diğer işçisi olan ...'ın yargılamaya konu iş kazasının meydana gelişinde
“675 oranında kusurlu olduğunu dikkate alarak davalı işverenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun
yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk başlıklı 116 ncı maddesi kapsamında bir sorumluluğu bulunup
bulunmadığını irdeleyip değerlendirmek ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı temyiz edenin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
|